Allah İçin Birbirini Sevenler, Kuran İlmi, Abid ve Alim, İbadet

Allah İçin Birbirini Sevenler, Kuran İlmi, Abid ve Alim, İbadet
Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehû kâl;
İnne fi’l-cenneti. “Tahkik, cennette vardır.” Le-amûden min zehebin. “Altından bir yüksek yer.” Aleyhi medâinü. “Onun üzerinde birçok şehirler vardır.”
Yüksek, altından, kendisi altından yapılmış yüksek bir yer var, amûd tâbir etmişler. Bunun üzerinde birçok şehirler ama şehirlerde öyle kerpiçten merpiçten, taştan topraktan değil de;
Min zebercedin. “Zeberced denilen bir cevahir.”
Şehirler de bu cevahirden yapılmış. Bu şimdi camlara güneş vurduğu vakit nasıl ziyası başka tarafa akis yapıyor, bu da;
Tudîü li-ehli’l-cenneti. “Bu zeberced denilen cevher ehli cennete aydınlık veriyor.” Kemâ yudîü’l-kevkebü’d-dürriyyü fî cevvi’s-semâi. “Gökteki yıldızlar yere nasıl, yani gökyüzü dediği parlak yıldızlar, nasıl yere ışık veriyor aydınlık veriyorlar bu da, cennetteki cennetlere ışık veriyor.”
Çünkü cennette güneş, gece gündüz yok, hep bir şey üzerinde. Bu cennet bu kadar güzel yani altından yapılmış. Binaları zebercedden, ehli cenneti de ışıklandırıyor aydınlatıyor.
Bunu Cenâb-ı Hak kime verecek acaba?
Li’l-mütehâbbîne fillâhi azze ve celle. “Bu Allah için dar-ı dünyada birbirlerini sevenlere.”
Dünyada iken Allah için birbirlerini sevenlerin yarın kıyamet günündeki yerleri bu cennet evleri olacak.
Müslümanlığı bilen, Müslümanlığa yakışan, müslüman olarak yaşamayı seven insanlar kuzu gibidirler. İşte şurada bak ne kadar tatlı, ses yok seda yok, bağırış yok çağırış yok. Allah affetsin kusurlarımızı da.
“Ne güzel bak! Milyonlarca hacı etrafı civardan gelmiş. Fakat kimse kimseye ilişmez, herkes birbirini kucaklar, sever. Hiç kimse kimseyi incitmekten ödü kopar.
Niçin?
Hep müslüman. Müslümanların birbirlerine karşı sevgisi bu, saygısı bu, hürmeti bu hep.
El-Müslimü men selime’l-müslimûne. “Bütün müslümanlar senden selametli olacak, kimseyi incitmeyeceğiz, kimseyi darıltmayacağız.”
Yunus'un şiirlerini okuyordu. Yunus'un şiirlerini okuyordu, ezberleyemedim tabi ama siz daha iyi bilirsiniz belki. Yunus, aşk, muhabbet-i ilahi kendisini istila etmiş. Muhabbet-i ilahinin artığına aşk diyorlar. Işk aslında. Hep bütün insanları bilâfark kendi kucağına almak istiyor, hepsi Allah’ın kulları diyor.
E biz müslüman bir memlekette doğmuşuz, bir memlekette büyümüşüz. Bir ananın bir babanın evlatları, bir Peygamberin evladı, bir kitabın sahibiyiz, bir milletiz.
Müslümanlık ne kadar güzeldir!
Allah cümlemize cümle insanlara da bu Müslümanlığı tattırsın yani.
Belki ufak tefek kusurlarımız hepimizin oluyordur. Bu ufak tefek kusurlarla İslâmiyet küçülmez.
Bu kabahat bizlerin ama kitabın emri nedir?
Ne diyor kitabımız, ne kadar güzel yollar gösteriyor. Âhirette böyle bir cennet verecek bize Allah celle ve alâ ki, herkes ona hayran olacak.
Herkes ona hayran olacak, bu cennet kolaycacık kazanılır mı acaba?
Kusurdan hâlî değiliz ama Allahu Teâlâ erhamürrahimin. Onun rahmeti her şeyin üstünde. Günahımız çok onun da rahmeti bol. Bizim gibi değil ki!
İslam demek ilim demektir. İslam ilimle yaşar. İlmin olmadığı yerde İslam yoktur. Müslümanlık ancak ilim sayesinde olur. İlim nerede varsa orada Müslümanlık vardır. Bilgi dedin mi Allahü Teâlâ'nın kelamından ve Resûlullah'ın kelamından nur alabilmek, ışık alabilmek, faydalanabilmek. Biz asıl Allahu Teâlâ'nın kelamından müstefit olmak isteriz. Resûlullah'ın kelamlarından müstefit olmak isteriz ki işte böyle kuzu yapar bizi. Koyun kuzu gibi severiz öperiz çeşitli insanlar yaratmış işte.
Onun için Cenâb-ı Hak hepimizi affetsin.
Bakın şimdi yarın rûz u kıyamet kopacak hep bir toplanacağız mahşer âleminde. Bu mahşer âleminde Cenâb-ı Hak ulemasına diyecek ki, yani burada ilim tahsil etmiş, Kur’an'ı öğrenmiş, Kur'an bilgisine vâkıf, Peygamberin sözlerini öğrenmiş, bu bilgiye vâkıf. Kur'an bilgisine, hadis bilgisine vâkıf insanlara, “Siz burada durun.” diyecek. “Siz durun, bekleyin azıcık.”
“Siz burada tanıdığınız dost ahbap, size yardım eden şu kimler varsa, şefaat hakkını verdim size. Şefaat ediniz onlara, onları da kurtarınız. Sizin şefaatiniz indimde de makbul.” diyecek Cenâb-ı Hak.
Yüb’asü’l-âlimi ve’l-âbidü.
Âbid ile alim ba’s olunduğu vakit âbide diyecekler ki;
“Hadi sen cennete. İbadet ettin güzel. Hadi git cenette rahatına bak!”
Alime;
“Sen dur. Buradan geçecek Ümmet-i Muhammed'den istediklerine şefaat et. Şefaatin ind-i ilahide makbul!”
Ne büyük devlet bu! Ne devlet bu!
Onun için her kardeşten şimdi ben rica ederim ki, din bilgisini elde etmek lazım.
Ama başka bilgi de lazım?
Onları da yapabildiğin kadar yap. Ne kadar bilgi varsa hepsini yap, mani değildir ama dinini bil. Dinine hakim ol, dinine sahip ol, dinini belle, dinini bellet başkalarına da.
Cenâb-ı Hakk’ın bu hususta;
Yekûlullâhu teâlâ li’l-ulemâi. “İlim tahsil etmiş, ilmi ile yaşamış, ilmi âhirete göçen bir insana.”
İlmi tahsil etmiş, ilmi ile de yapabildiği kadar yapmış ve âhirete göçmüş. Bu âhirete göçen muhterem zâta Cenâb-ı Hak kıyamet gününde buyuruyor ki;
Alâ kürsiyyihi li-kadâi ibâdihi. “O gün kullarının hakkında hükmedecek herkese, cennetlik cehennemlik diye ayıracağı bir günde, o gün bu ulemasına diyor ki.”
İnnî lem ec’al ilmî ve hılmî fîküm. “Ey kulum Ahmet Mehmet! Sana bu dünyada ben ilim verdim. İlmi öğrendin, elinden geldiği kadar onu da öğretmeye çalıştın. Bir de hilm de verdim, yumuşaktın da yani sert değildin. Mizacın da öyle sert değildi.”
Şimdi sana ben bu ilimle hilmi verdim de şimdi seni bugün cezaya mı atacağım?
Cehenneme mi atacağım?
Seni sıkıştıracağım mı zorlayacağım mı?
Hayır!
İllâ ve ene ürîdü en ağfira leküm. “Ancak ben sana o ilmi verdim. O ilmi verdim seni bugün mağfiret etmek için.”
Bugün sen benim mağfiretime mazharsın. Korkma, üzülme!
Aziz kardeş!
Onun için sen bu hadisi şeriften dersimizi alalım da Kur'an ilmini öğrenmeye başlayalım.
Onun için şimdi burada Cenâb-ı Hak diyor ki;
İllâ ve ene ürîdü en ağfira leküm. “Benim gönderdiğim kitabı öğrenen benim Resûlümün sözlerini öğrenen.”
Bir de şu var ki, Resûlullah'ın sözlerinden 40 tane sözü ezberleyen, 40 tane sözü, Cenâb-ı Resûlullah’ın hadislerinden yani 40 tane sahih hadis ezberleyen yarın Resûlullah ile beraber haşrolunacak, alim olarak haşrolunacak.
Kırk tane çok değil. Günde insan, haftada bir tane öğrense senede 50 tane yapar. Haftada bir tanesini ezberlediyse bir senede.
Genç insan niçin yapmasın bunları?
Alâ mâ kâne minküm ve lâ übâlî. “Birtakım kabahatleriniz vardı ya, kusurlarınız da var. Fakat onlarla sizi muâheze etmiyorum ben bugün.” Ve lâ übâlî. “Hiç o yaptığınız hatalara.
Beşersiniz çünkü. Bir de şehvet ve nefis var sizde. Bazen mağlup olduğunuz taraflar da olmuştur ama ben affettim sizi. Cenâb-ı Hak, ulemasına olan sevgisinin alameti olarak, “Mağfiret ediyorum.” diyor.
Allah hepimizi affetsin de bu ilme can u gönülden bağlanan kullarından etsin hepimizi inşallah.
Yüb’asü’l-âlimi ve’l-âbidü
Alim bilen kimse, âbid de ibadetle meşgul. Bilgisi yok ama ibadeti var yani. Geceleri ibadet eder, oruç tutar gündüzleri, cihatlara gider, hayırlara iştirak eder, âbid bir adam.
Yüb’asü’l-âlimi ve’l-âbidü. “Kıyamet gününde bu ikisi ba’s olunur.” Fe-yükâlü li’l-âbidi. “Âbide derler ki.”
İbadetle meşgul olmuş ya âbid.
Üdhuli’l-cennete. “Eh maşallah! Sözümü dinledin ibadetler yaptın, hayırlar işledin sevaplarla dolu defterlerin.” Üdhuli’l-cennete. “Hadi git cennete gir.”
Götürürler cennete koyarlar onu.
Ve yükâlü li’l-âlimi. “Alime de derler ki.” Üsbüt. “Dur.” Hattâ teşfea li’n-nâsi. “İnsanlara şefaat edeceksin, onun için burada bekle sen, dur.”
Peygamberler gibi yani. Peygamberler nasıl şefaat edecekler ümmetlerine, Cenâb-ı Hak böyle bizim için birçok şefaatçiler halketmiştir.
Ramazan şefaatçidir, Kur'an da şefaatçidir.
Kur'an da şefaat edecek;
“Yâ Rabbi! Bu geceleri uyumadı, beni okudu durdu. Bunun hatalarını, kusurlarını affet!” diyecek Kur'an.
Oruç diyecek ki;
“Yâ Rabbi! Bu da gündüzleri aç durdu. Boyna oruç tuttu. Bunu da sen affet!” diyecek bu da şefaat edecek.
Ve bir de ulemaya veriyor şefaat hakkını Cenâb-ı Hak.
O yavru sabi çocuklar ölüyor ya hani bir yaşında, iki yaşında, üç yaşında buluğa ermeden ufacık çocuklar. Onlar da anne babalarına şefaat edecek. Onun için alime de şefaat hakkı vermiş, şehide de şefaat hakkı var. Hâfız-ı Kelam olan kimsenin de kabrinin etrafındaki 70 kabre şefaati var.
Allah kusurlarımızı affetsin.
Alime de Cenâb-ı Hak böyle bir lütuf da bulunuyor. Diyor ki;
Üsbüt hattâ teşfea li’n-nâsi bimâ ahsente edebehüm.
Bunların ravileri İbn Adî ve Beyhakî Câbir radıyallahu anh’ten.
Bunlar bunun için bir “zayıf” lafzı koymuşlarsa da bunlar birbirlerini tekit ederler bu surette de kuvvet hasıl olur.
Binaenaleyh hepimiz bu dünyanın misafiriyiz. Misafiriz burada hepimiz, burası bizim mülkümüz değil. Burada emanethanedeyiz, emanethane. Şimdi hacıya gidiyoruz ya. Gayemiz ilerisi Mekke. Oraya gideceğiz.
Şimdi buraya gelen insanların da gayesi Allah yani âhiret. Âhirete gidiş. Onun için burada bir misafirin durduğu gibi işte o kadar duracağız.
Ha biz öldük, ne olur?
Bak;
Yetbeu’l-meyyite selâsetün. “Üç kişi arkamızda takılır.” Ehlühû. “Birisi ehli.”
İşte çocukların gelir, akrabaların gelir, dostların gelir cenazeyi götürüyorlar.
Ve mâlühû. “Bir de malı.” demiş, “O da arkasından geliyor.”
İşte kefeni bağlarlar, şunu yaparlar bunu yaparlar.
Ve amelühû. “Bir de amelidir.” Fe-yerciu’s-nâni. “Ehli bırakır mezara evine döner.”
Eh üzerinde neler varsa onları da alırlar, onları da götürürler.
Ve amelühû. “Ameli kalır kendiyle beraber.”
Fe-yerciu ehlühu ve mâlühu ve yebkâ amelühu.
Neseî, Ahmed b. Hanbel, Buhari, Müslim ve Tirmizi'nin Enes radıyallahu anh'ten rivayet ettiği bir hadis-i şerif.
Binâenaleyh bu misafirhaneden giderken götüreceğimiz şey amelimizdir. Amelimiz iyi ise ne mutlu bize!
Allah celle ve alâ hepimizi affetsin. Tevfikatı samadaniyesine mazhar etsin. Sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına kabul etsin cümlemizi.
Onun için o cennete girecek insanlar Allahü Teâlâ'nın rızasını kazanmak için birbirlerini seven müslümanlar.
O sevişi Cenâb-ı Hak cümlemize lütfetsin.
İnsan birisini sever: Malı vardır sever, güzelliği vardır sever, kuvveti vardır kuvvetinden dolayı onun himayesine girmek için onu sever. Bunlar masal, bunların kıymeti yok. Sevgi Allah için olacak. Bu Allah'ın kuludur, bak yaratmış ne güzel. Yaşlı genç ne olursa olsun onu sever insan. Bir ihtiyacı olursa kendi ihtiyacından daha fazlasıyla ona yardım etmeye kalkar.
İşte bu gibi insanlara da Cenâb-ı Hak cennetteki o güzel cennet evine idhal edecek.
Kusurlarımızı affetsin de Cenâb-ı Hak cümlemizi bu güzel cennet evine idhal olan kullarından etsin inşallah.
Camilerin Önemi,
Gönlü Allaha Vermek
