Cennet Ehli, Akıl, Namaz, Ahlak, Hayırlı Evlat

Cennet Ehli, Akıl, Namaz, Ahlak, Hayırlı Evlat
el-Hamdülillahi sümme el-Hamdülillah, el-Hamdülillahî hedânâ li-hâzâ ve mâ künnâ li-nehtediye levlâ en hedânallâh.Ve mâ tevfîkî illâ billâh. Aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb.
Neşhedü en lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh. Ve neşhedü enne Muhammeden abduhû ve habîbuhû ve resûluh.
Allahümme fe-salli ve sellim ve bârik alâ hâze’n-nebiyyi’l-kerîmu ve’r-resulu’s-seyyidi’s- senedi’l-azîm fi’l-kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İnne’r-racule min ehli illiyyîne li-yüşrifü alâ ehli’l-cenneti fe-tüdîü’l-cennetü li-vechihî ke-ennehâ kevkebün dürriyyün.
Ehl-i illiyyinden, yüksek tabakanın insanlarından bir adam yani Allah’a dönebilmiş ve O’nun nurunu iktisab edebilmiş kâmil ve mükemmil olan insanlar li-yüşrifü alâ ehli’l-cenneti. Cennette birçok insanlar var da onlara şöyle bir kendini gösteriveriyor. Cennette onlara kendini bir gösteriveriyor.
Fe-tüdîü’l-cennetü li-vechihî. Cennet onun yüzünden ayın değil güneşin değil daha fazlası gibi parıl parıl oluveriyor.
Cennet o bahtiyarın yüzünden aldığı nur ile kendi ziyasının üstü bir ziya ile ziyalanıveriyor. Çünkü Allah bizi öyle bir kul yaratmış ki işte şu et kemik ama içi cevher dolu, kevkebün dürriyy gibi.
Bu cennete girdiğimiz vakitte, ehl-i cennette, hâcetü ehadihim arakun. Yiyecek içecek, def-i hacet denilen şey yok. Orada def-i hacet olan şey ter ile çıkıp gidecek bedenden.
Fe-iza’l-batnu kad damur. Bu kadar yediğine göre karnı da şişmeyecek.
Bu yeme içme dünyada bile mezmum. Hocalar söylüyor çok yemeyin çok içmeyin diye. Bu dünyada bile mezmum, cennette neden medholunuyor bu yeme içme bu kadar diyerekten bir itiraz vermiş. Diyor ki burada yeme içme mezmum çünkü bu yeme içme insanı gaflete düşürür, Allah’a olan ibadetten alıkoyar onu. Bundan dolayı mezmum bu. Ahirette ise bu yok, zahmet vermeyecek sana yemen içmen. Külfet olmayacak, ağırlık vermeyecek, zevk için yalnız bu kadar.
Çok çok hoşuma gitti, Avârifü’l-Meârif kitabının oruç kısmında [diyor ki], insan yemeğe içmeye müptela oldu mu daima istiyor çeşitli yağlı ballı, kaymaklı yemekler yemeyi. İptila olmuş, alışmış gayri bedeni, daima zevkleniyor hoşlanıyor. Bunun bu haline melekler ağlar diyor. Sen bunun için mi yaratıldın ey insan? Sen bu yemenin içmenin, zevk ü sefanın içinde mi yaratıldın, senin insanlık kabiliyetlerin nerede? diyerekten melekler ağlar diyor.
Allah’a bizi affetsin.
Oradan getirmiş, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatından bahsediyor. Bunu söylüyor arkasından da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatını söylüyor.
Hazreti Aişe’nin şu sözünü söylemiş:
Ay olurdu evimizde ateş yanmazdı ışık da yanmazdı. Bazen nısıf ay da olurdu bir buçuk ay, ateş yüzü görmezdik.
Ne yapardınız?
Hurmayla suyla geçinirdik. Hurma ve su idi gıdamız.
Hani üç gün birbiri üzerine Resulullah arpa ekmeğinden bile karnını doyurmamıştır diyor. Üç gün birbiri üzerine arpa ekmeğinden karnını doyurmamıştır Resulullah. Binaenaleyh bu böyleyken, bunun peygamberi böyleyken senin yemeklere dalıp da artık şu da tatlısı bu da tatlısı, şu da yağlısı bu da kaymaklısı diyerekten kendini böyle beslemeye ne lüzum var. Çünkü vücut beslenince şehvet artar günahlara dalar. Nefis kabarır, vesveseden kendini kurtaramazsın.
Allahu Teâlâ hazretlerine çok yalvaralım bu içimizi nurlandırsın, nurunu iktibas edebilecek bir kabiliyet versin. Fakat şimdi bir şeytan giriyor orda. Ay alıyor ziyayı, fakat biz demiri tutsak da güneşe, güneşten bir şey alır da bize bir şey verir mi? Vermez ama bir tartarsız aynası diyorlar, o aynayı tuttuğun vakitte güneşe hem altındakini yakıyor hem ışığını başka tarafa da veriyor. Demek ki insan da böyle tartarsızlık derecesine incelmek lazım, şeffaflık lazım. Şeffaflık ancak o safa ile oluyor ki oruçlarla olur. İbadetlerle olur.
إِنَّ الرَّجُلَ لَيَنْطَلِقُ إِلَى الْـمَسْجِدِ فَيُصَلِّي، وَصَلَاتُهُ لَا تَعْدِلُ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ، وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَأْتِي الْـمَسْجِدَ فَيُصَلِّي، وَصَلَاتُهُ تَعْدِلُ جَبَلَ أُحُدٍ إِذَا كَانَ أَحْسَنَهُمَا عَقْلًا. قِيلَ: وَكَيْفَ يَكُونُ أَحْسَنَهُمَا عَقْلًا؟ قَالَ: أَوْرَعُهُمَا عَنْ مَحَارِمِ اللهِ، وَأَحْرَصُهُمَا عَلَى أَسْبَابِ الْخَيْرِ، وَإِنْ كَانَ دُونَهُمَا فِي الْعَمَلِ وَالتَّطَوُّعِ. الْحَكِيمُ عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيُّ
İnne’r-racule le-yentaliku ile’l-mescidi fe-yusallî ve salâtuhû lâ ta’dilü ındellâhi cenâha ba’ûdatin. Ve inne’r-racule le-ye’ti’l-mescide fe-yusallî ve salâtuhû ta’dilü cebele uhudin izâ kâne ahsenehümâ aklen. Kîle ve keyfe yekûnü ahsenehümâ aklen. Kâle evra’uhümâ an mahârimillâhi ve ahrasuhümâ alâ esbâbi’l-hayri ve in kâne dûnehümâ fi’l-ameli ve’t-tatavvu’i.
Bak dikkat edin kardeşler. Camiye giriyoruz hepimiz. Kişi gelir Camiye fe-yusallî. Allahu ekber der kılar namazı. Ama ve salâtuhû, kıldığı namaz. Lâ ta’dilü, denk gelmez ind-i ilahiyede. Cenaha ba’ûdatin. Bir sivri sineğin kanadına değmez. Kıldığı namaz sivri sineğin kanadına denk gelmez ind-i ilahiyede.
Biz bakıyoruz oh bu bak ne güzel namaz da kıldı diyoruz. Niçin? Gönül başka yerde, gönlü Allah’a veremiyor. Maksat, namaza durmaktan maksat gönlünü Allah’a verip oradan nur almak idi, sen boşu boşuna geldin gidiyorsun, işte o kadar. Senin namazın ind-i ilahide bir sivrisineğin kanadına bile denk gelmiyor. Niçin? Aklımız fikrimiz hep dünyada. O gönül Allah’a nasıl döner. Zincirle bağlasan yine dönmez. Kendi kendimizi aldatırız.
Ve inne’r-racule. Yine bir adam. Le-ye’ti’l-mescide. O da gelir camiye. Fe-yusallî. Kılar namazı. Ve salâtuhû ta’dilü cebele uhudin. Koca bir dağ gibi durur onun namazı ind-i ilahide. İki rekat kılmıştır beş dakikanın içerisinde ama uhud dağı gibi büyümüştür ind-i ilahide. İzâ kâne ahsenehümâ aklen. Akılca hangisi daha üstünse onun namazı indi- ilahide o kadar makbuldür.
Kîle ve keyfe yekûnü ahsenehümâ aklen. Yarabbi nasıl ölçeceğiz onların akıllarından hangisi daha üstün, aklın parametresi yok ki yanımızda?
Ha bak Cenâb-ı Peygamber onu da verdi;
Kâle evra’uhümâ an mahârimillâhi. Allahu Teâlâ’nın haramlarından hangisi daha çok sakınıyorsa, Allahu Teâlâ’nın haramından daha kim çok sakınıyorsa derecesi, onun namazı o kadar büyük. Derecesi o kadar büyük. Ve ahrasuhümâ alâ esbâbi’l-hayri. Bir de hayırlara haris. Hayırlara haris, atılgan varını veriyor.
Diyor ki dünyada hiç kimse girdiği gibi dünyadan çıkmamış. Herkes işte dünyaya çıplak geliyor yani giderken de birçok bir şeyler bırakaraktan gidiyor. En fakirinin bile hiç olmazsa bir pabucu bir şeyleri oluyor yani. Fakat filanca diyor, ismini unuttum, o diyor dünyaya nasıl çıplak geldiyse ahirete giderken de öyle çıplak gitmiştir. Hiçbir şeysi olmadığı halde.
Neden, sebebi?
Hastaymış, ölüm hastası yatıyor bir sâil gelmiş kapısına. Demiş ki, şey’en lillah. Yokmuş şeysi adamın, çıkarmış hasta halinde gömleğini götürün verin o adama demiş. Kendisi komşudan aldığı ödünç bir gömlek ile canını mevlasına teslim etmiş.
Bir hayır yapıyorsa o bahîlikten ancak kendisini kurtarmıştır ona bahîl denmez. Zekatını vermiş sadakalarını vermiş, hayrâtını yapmış bahîl denmez o adama. Fakat cömert de denmez, çünkü cömert olabilmesi için malının çoğunu vermesi lazım. Nasıl diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; hâkezâ hâkezâ hâkezâ hâkezâ. Her tarafa böyle Allah nasıl verdiyse, ahsin kemâ ahsenellahu ileyke. Allah sana nasıl verdiyse sen de öyle ver.
Onun için Allah bizi ıslah etsin.
Apartmanımız olsun, olmazsa olmaz. Ne lazım para lazım. Ne yapacağız? İşimizi çevirmek lazım, düzen lazım, hile lazım, şu da lazım bu da lazım.…
İnne’r-racule le-yüdrikü bi-hüsni hulukihî derecâti kâimi’l-leyli sâimi’n-nehâri.
İnsana Cenâb-ı Hakk’ın verdiği güzel ahlak sayesinde geceleri sabaha kadar uyumayan âbidlerin gündüzleri de bütün gün oruç tutan sâimlerin sevabını verir Allah, ahlakı güzel olan insana.
Ne büyük mükafat!
Ha şurada bir şey unuttum. Bir ağaç yamuksa onu ateşe tutarlar, bu ateşte onu ıslah eder kıvama getirirler istediği hale. Ateş onu ıslah ediyor, düzeltiyor bu haliyle vesairesi ile. Kendini burada düzeltebilirsen cehennem yok sana. Kendini düzeltebilirsen, haramlardan, yasaklardan, günahlardan korunur ve Allahu Teâlâ’nın verdiğini de böyle verebilirsen etrafına sen de cehennemden kendini korumuş olursun….
İnne’r-racule fi’l-cenneti le-yettekiü seb’îne seneten kable en yetehavvele sümme te’tîhi imraetühû fe-tadribu alâ menkibeyhi fe-yenzuru vechehû… ilâ âhiri’l-hadis.
Cennet o kadar hoş bir yer ki Allah’a cümlemize nasip etsin yani. Orası yalnız yemek içmek zevk yeri olduğu için istemek hoş değil. Orada dîdâr-i ilâhînin müşahedesi orada olacak. Dîdâr-i ilâhîyenin müşahedesi de oradan olacağı için cenneti biz istiyoruz. Yoksa Allahu Teâlâ’nın nazarı nereye yönelir ise orası cennet olur.
Binaenaleyh burada adam öyle bir mest, hayranlık içerisine girecek ki yetmiş sene yanından yana ve sağdan sola dönmeden hayranlık içerisinde. Yetmiş sene geçecek kendinden geçmiş adam.
İnne’r-racule le-türfe’u derecetühû fi’l-cenneti fe-yekûlu yârabbi innâ lî hâzâ fe-yükâlu bi’stiğfâri veledike leke.
Cennette adamın derecesi artırılıyor. Yarabbi bu benim derecemin artması neden, ben artık amel edemiyorum ya. Öldüm geldim buraya, amelim yok nerden bu derecelerim artıyor benim? Bi-istiğfâri veledike leke. Evladının istiğfarı dolayısıyla Cenâb-ı Hak anneleri babaları terfîi derecât yaptırıyor orada.
Onun için hayırlı evlat yetiştirirsen ne mutlu sana, hayırsız evlat yetiştirdin ise ne yazık sana. Onun için evladın hayırlı olmasına dikkat etmek [lazım]. O geçen gün Gazalî’nin o sözü de çok güzel. Eğer evladını mümin olarak, muhavvid olarak, müslüman olarak yetiştirdiysen Allah’ı var onun, kafidir ona. Onun için sen üzülüp de ona para mal bırakacağım diye kendini üzme, Allah’ı kafidir ona. Eğer evladın bozuksa bu paralarınla senin için günah işleyecek o da. Ya da işte bu istiğfar ile nasıl onun derecesini artırıyorsa günahları ile de o da orada üzülecek.
İnne’r-racule le-yetekellemü bi’l-kelimeti min sehatillâhi lâ yerâ bihâ be’sen fe-yehvî bihâ fî cehenneme seb’îne harîfen.
Konuşmasına insan çok dikkat etmeli. Bazen insan beşeriyet iktizası hatalı bir söz söyler Allahu Teâlâ’nın gücüne gider. O Allahu Teâlâ’nın gücüne gittiği söz ile yetmiş sene cehennemde aşağı düşürür. Ve iyi bir söz söylersen o da seni yukarıya çıkarır.
İnne’r-racule le-yetekellemü bi’l-kelimeti yüdhikü bihâ cülesâehû yehvî bihâ eb’ade mine’s-süreyyâ.
Yine arkadaşlarını güldürmek için bazı insanlar acîb sözler konuşurlar ki Allahu Teâlâ’nın gücüne gider o sözler. O sözlerinden dolayı Süreyya denilen yıldızın mesafesinden daha aşağı cehenneme iner diyor.
İnne’r-racule izâ radiye hedye’r-raculi ve amelehû fe-hüve mislühû.
Bu çok güzel bir tebşirat. Bir insan, er-reculü me’a men yuhibbü. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından birisi var ama ismi hatırıma gelmedi her neyse. Gelmiş bakmış ki sararmış. Hasta mısın demiş. Yok. Neden demiş seni böyle sarı rahatsız gibi görüyorum. Demiş, düşünüyorum yâ Resulallah. Sen peygambersin, cennette kim bilir hangi dereceye gireceksin. Ben demiş cennete girsem bile, giremezsem başka ya, girsem bile benim derecem nerde senin derecen nerde. Seni ben orada nasıl göreceğim. Bunun üzüntüsüyle sararıp soluyorum demiş. Ashâb-ı kiramda ne âşıklar var. Demiş o zaman el-mer’u me’a men ahabbe. Kişi kimi seviyorsa kıyamette onunla haşrolacak, onun derecesinde olacak.
İşte burada sevdiği insanların kimleri seviyorsa kimlerle ünsiyet ediyorsa kimleri beğeniyorsa onun amelinin misli onun da olacak. O mesela geceleri sabaha kadar namaz kılıyor, oruç da tutuyor her gün, fakat sen yapamıyorsun ama onu seviyorsun ya. Senin defterine de o işlenecek. Ne büyük tebşirât! Bir iyiyi sevmenin mükâfatı, bir kötüyü sevmenin mücazâtı da bunun aksine tabi.
Onun için İbn-i Abbas hazretlerinin bu sözü hoşuma gider benim. İnsanın şeysini sormuşlar nasıl bilelim? Konuştuğu adamlara bakın demiş. Kimlerle düşüp kalkıyor ona göre ona numara verirsiniz.
Allah kusurumuzu affetsin. İyi ahlaklı, güzel ahlaklı, bahusus etrafımızdaki Müslümanlara daima şefîk, rahîm, acıyan; onların imdadına her anda yetişmeye gayret eden kullarının zümresine bizleri de ilhak eylesin. Bu mezarımızda da bu ayın güneşten aldığı nur gibi biz de Allahu Teâlâ’nın nurundan nur almaya kabiliyetli olmamızı Cenab-ı Hak cümlemize ihsan eylesin.
Cennet, Sadaka,
Alimler, Övmek
Camilerin Önemi,
Gönlü Allaha Vermek
