Kuran Okunan Ev, Beytül Mamur

Kuran Okunan Ev, Beytül Mamur
El-Hamdülillah, sümme el-Hamdülillah, el-Hamdülillahî hedâna lihâza ve makün nâlinehtediye levlâ en hedânallah.Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Ve neşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu ve resuluhu. Allahümme sallivesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbir rahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.el-Hamdülillahi rabbil âleminve’l-âkibetüli’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
El-Beytü’l-mâmûr. Bu beyt, hani hacca gidiyoruz ya. O hacda gittiğimiz beyt yer beytidir. Beyt-i Mâmurda gökteki beytin adıdır.
Fi’s-semâi.“Bu göktedir.” Yukâlülehü’d-durah. “Onun ismi Durah’tır.”Vehüve alâmisli’l-beyti’l- harâmibi-hiyâlihî. “Tıpkı bu yerdeki gördüğümüz beyt ne kadarsa o gökteki beyt de aynı o kadardır.” Levsakata le-sakata aleyhi. “Eğer onu şöyle yukardan bıraksalar aynı üzerinde aynı şeyle durur.”
Fazla da değildir eksik de değildir.
Bazı hususlar, bir şey göremedik diyorlar. Sen göğü dolaşsanda deseler ki;“Böyle bir ev yok.”
Biz dolaşıyoruz göğü. Sen kendinden haberin yok zaten göktekinden nereden haberin olacak?
Kendimizi görmekten aciziz biz,kendimizi bilmektende aciziz. Kendisini bilemeyen ve göremeyen insan kalkıyorda gökteki hadiseleri inkar etmeye kalkıyor. Kör körlüğüne kanaat etmiyorda bununla birde inkara kalıyor.
Yedhuluhû külle yevmin seb’ûne elfe melekin. “Her gün o beyte. ”Külle yevmin. “Her gün.” diyor.Seb’ûne elfe melekin.“Yetmiş bin tane melek her gün oraya giriyor, tavaf ediyor.”
Biz yerdeki Kâbe’yi nasıl tavaf ediyorsak gökteki meleklerde onu tavaf ediyorlar.
Lemyerav hukattu.“Bir gelen melek bir daha onu görmemiştir ebediyen.” Ve inne lehû fi’s-semâi hürmeten alâ kadri hurmeti mekkete. “Yeryüzündeki insanlara Mekke’nin kıymeti ne nispetteyse gökteki meleklerede o Beyt-iMâmur’un kıymeti öyledir.”
Buradaki insanlar nasıl can atıyor, onlarda öyle can atarlar.
Yine ikinci bir hadis ile;
El-Beytü’l-mâmûrfi’s-semâi’s-sâbi’ati.
Gökler bölünmüştür,bunların şeysine bizim aklımız ermez. Biz yalnız biliriz ki yedi gök seması var, ki Beyt-i Mâmur bu yedinci gökteymiş: Fi’s-semâi’s-sâbi’ati.
“Bu yedinci gökte olanBeyt-i Mâmur.”Yedhuluhû külle yevmin seb’ûne elfemelekin. Bu da deminki gibi,“Yetmiş bin melek orasını her gün ziyaret eder.”Sümme lâye’ûdûne ileyhi. “Ona bir daha gitmezler.”
Biz burada bir iki üç beş gidiyoruz,oradakine ikinci gidişi yok. İkinci gidişe izin yok. Bir kere gidiyor,bir daha ona nöbet gelmiyor. Nöbet gelmiyor,Allah’ın meleği çok.
Sümme lâ ye’ûdûne ileyhi hattâ tekûme’s-sâ’atü. “Kıyamete kadar bu böyle devam edecek.”
Kıyamete kadar 70 bin melek oraya hergün gidecek ziyaretini yapacak.
Şimdi yine buyurur;
El-Beytüllezî yükraufîhi’l-kur’ânü.
El-Beytü. “O ev ki.”Yukra ufîhi’l-kur’ânü. “Orada Kur’an okunuyor.”
İçindeki adam Kur’an’ı okumasını öğrenmiş sabah da akşamda Kur’an’ını okuyor. İster sesli okusun ister sessiz okusun,Kur’an’ını okuyor.
Yeterââli-ehli’s-semâi. Nasıl ki yerdeki Kâbe’nin gökteki Kâbe gibi bir misali var. Bu gök ehli. Tabii onlar bizim gözümüzden hariç göremiyoruz, bilemiyoruz. Ama biliyoruz ki AllahuTeâlâ’nın bu melekleri var görünmezler, yemezler, içmezler. Allahu Teâlâ’nın birer mahluku.
Yeterââ.“Ziyâ verir.”Li-ehli’s-semâi. “Gökte bulunan bu meleklere bu Kur’an okunan evler ışık verir,ziyâ verir, aydınlık verir parlarlar.”Kemâ teterâ a’n-nücûmüli-ehli’l-ardı..“Yerde yaşayan insanlara gökteki yıldızlar nasıl aydınlık veriyorsa,Kur’an okunan evlerinde ziyası göktekiler için böyledir.”
Onun için aziz kardeş!
Sen sakın Kur’an okuyanlara, kabahatimiz çoktur hepimizin. Hiç kabahatsiz insanı bulamazsın yeryüzünde. Kabahatimiz çoktur onu hepimiz itiraf ederiz. Bu kabahatlerimizle beraber Kur’an okuduğumuz halde kusurlarımızda vardır. Demek ki;
“Ulan şu adama bak, hem Kur’an okurda hemde şöyle şöyle hatalar, kabahatlerde yapar. Böylede adam mı olur?” deme. Sakın ha!Kendindeki çomağı görmeyip de başkasına iğne dürtmeye kalkma. Kendi hatalarını da gör!
Sende müslümansın, sen niçin yapıyorsun o hataları bakalım?
Niçin o kusurları yapıyorsun?
Niçin yaptın?
Sen nasıl insansan o da öyle insandır. Melek değiliz, peygamber hiç değiliz,evliyada hiç değiliz. Evliyalar mahfuzdur, enbiyâlar masumdur, biz ise mukadderatı ilahiyenin altında yuvarlanır gideriz.
Onun için hafız olabilmek büyük devlettir. Alim olabilmek büyük devlettir. Biz onların kabahatini Allah’a havale ederiz, onların da hâmil olduğu Kur’an’a hürmet ederiz. Onların hâmil olduğu ilmi hürmet ederiz,kabahati kendisine ait. Varsa kabahati,onun sahibide Allah’tır;isterse azap eder isterse etmez, o da ona ait. Biz onunla memur değiliz. Ondaki ilme hürmet ve saygı vazifemizdir. İslamlık hürmeti namına kabahatleriyle uğraşmak vazifemiz değildir.
Onun için mutlaka çocuğunu okut, kendinde, yaşın ne kadar ilerde olursa olsun mutlaka okumaya çalış. Sonra işin ne kadar çok olursa olsun Kur’an’ını okumadan evinden çıkma. İşin ne kadar çok olursa olsun Kur’an’ını okumadan evinden çıkma. Kur’an’ını sakın abdestsiz olarak eline alma. Çocuklarına öğret onlarda abdestsiz olarak ellerine Kur’an’a sürmesinler.
Kur’an öyle bir kitaptır ki meselaher şeyi elimize alabiliriz fakat Kur’an’ı abdestimiz olmadığı vakitte katiyen alamayız. Abdestimiz olmazsa hiç okuyamayız. Abdestimiz olmadığı takdirde ezberden okuyabiliriz,karşıdan bakmak suretiyle okuyabiliriz, elimize almak suretiyle yapamayız. O zaman bir havluyla hiç olmazsa veyahut başka bir şeyletutmak lazım.
Elhamdülillah memleketimizde su bol. Abdestsiz gezme. Abdesti bozulunca abdesti tazelemek evladır.
Şayet su yoksa?
Yerine teyemmüm mümkün. Topraklarımız su yerine kaimdir.
El-Beytü.Maksut “Kâbe-i Muazzama. ”Kıbletün li-ehli’l-mescidi.
Şimdi insanlar çok eksikli, zavallılar. Şimdi bir çok insanlar var ki Beyt-i Muazzama’ya gidiyor. Beyt-i Muazzama bu cami kadar ya var ya yok bir yer. Bunun sahası, dış tarafı geniş. Bunun sahasında duran insanlar buraya karşı yüzlerini buna karşı çevirmeleri lazım. Saha geniş fakat yüzlerini muhakkak Kâbe’nin içinde namaz kılan insanlar yüzlerini buna çevirmek mecburiyetinde. Yoksa rastgele kimisi böyle duruyor kimisi böyle duruyor, “İşte beytin içindeyiz ya!Oo...Olmaz. Muhakkak yüzünü Beytullah’a çevirmek lazım. Kabe’nin içinde olmak yani Harem’in içinde olmak kafi değil,mutlaka yüzünü kıbleye çevireceksin. Onun için;
El-Beytü. “O Beyt-i Muazzam.”Kıbletün li-ehli’l-mescidi. “Bu mescidin içinde bulunan insanların kıblesidir.”
Yüzlerini oraya çevirmezlerse namazları sahih olmaz.
Ve’l-mescidü. Bunun bir şeysi var yapılmış, şimdi bir hudut var ya. O hudut, Kıbletün li-ehli’l-haram.“Mekke-i Mükerreme’deki yaşayan insanlar için, o tam hedefi tutturamaz çünkü, hedefi tutturamasa da o Beyt’i tutturdumu kafidir.”
Beyt’in hududu 100 dönümlük bir yer. Yüzünü 100 dönümlük bir yere isabet ettirmesi lazım, ki o haram olan yerde bu Mekke ahalisinin kıblesidir.
Ve’lharamu kıbletün li-ehli’l-ardı.
Şimdi Mekke’ninde bir hududu var. Dış, yani o huduttan içeriye ihramsız girilemiyor. O hududu var kaç kilometrelik bir mesafeden.
“O da yeryüzündeki insanların kıblesidir.”
Yeryüzündeki insanlar, biz şimdi kıbleye çevrildiğimiz vakit tam isabet ettiremiyoruz mesela. Bazı azıcık şöyle azıcık böyle bütün camilerde bu inhiraf vardır. Olsun varsın. Bu inhiraf, böyle bu hayvanlardaki boynuzlar var ya,nasıl bunlar böyle genişliyor. Yani böyle açıldığı vakitte şark ile garp arasını ihata eder. Bu açıklığa isabet ettirdinmi kıbleyi,o kıblendir.
Yoksa şimdi pusulalarımız var,Kâbe şu derecededir diyor. O dereceyi tam tutturuncaya kadar uğraşırız biz.
E bu pusula yoksa?
Pusula yeni. Pusula yokken müslümanlar ezberden, “Şu tarafı kıble” diyordu o tarafa kılıyordu.
İsabet?
İsabet,bize göre, şark ile garbın arası. Başka mesela öte tarafta oturan insanlara göre garp ile şarkın arası geliyor. Bu tarafta oturanlar başka tarafın şeysi geliyor. Mıntıkalara göre kıblenin şeysi değişir. O pusulalarımızla bugünkü ilme göre tutturmak şey. Olmazsa mümkün yine.
Dağda giderken biz pusulayı nereden bulacağız?
Kıbleyi nerden bulacağız?
İşte onun şeraiti var, bakarsın hava bulutludur güneşide göremezsin. “Acaba kıble neresidir?” diyerekten soracak da adam bulamazsın. Ama tahminen şurada batıyor burada da şuradan doğuyor şurada batıyor. Demek kıblede şöyle olması lazım der kılarsın. Ama biraz inhiraf olur, Allahu Teâlâ onu kabul eder. Ama gayret etmeden, bu gayreti sarfetmeden lâlettayin kılarsan kıbleyi isabet etsede namaz kabul olmaz.
Hiç aramadın. Namaz vakti geldi Allahu Ekber deyip durdun.
İsabet de etse, hakikaten orasıymış kıble.
Olmaz. Gayret lazım yani gayretini harcamadan, aklını harcamadan olmaz bu işler.
Onun için en büyük gayret, şimdi bak burada kıble meselesi ama kıble bizim Kur’an’dır ha. Kıblemiz Kur’an’dır bizim. Yani bu Kur’an hedefimizdir. Kur’an’ımızdan ayrıldığımız takdirde,Kur’an’dan ayrıldığımız takdirde bütün işlerimiz alt üst olur.
Onun için;
Ye’tî ale’n-nâsi zemânün.
Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah’tan.
Ye’tî ale’n-nâsi zemânün ya’rücu fîhibi-ukûli’n-nâsi hattâ lâ tecide ehadünzâ aklin.
Bu devirler insanları şaşırttırır. Şaşırttırır, herkes paraperest olur, maneviyatı bırakır maddiyata dökülür.
Şimdi bir bahçeye giriyorsunuz kardeş. Kapıdan girdin bahçe çok güzel. Güzel, adam tanzim etmiş, envai çeşit çiçekleriyle, ağaçlarıyla, meyveleriyle süslemiş. O bahçede o köşeden git öteki köşeye, öteki köşeden git öteki köşeye,hep o bahçede gezin. Asıl bahçenin sahibi lazım arkadaş! Bahçeyi geziyorsun, bahçenin içerisinde evler var, odaları da var onları da geziyorsun ama evin sahibi yok. Onun için sen evin sahibi olan, bu mülkün sahibi olan Hz. Allah’a dön. O lazım bize! Çünkü muhakkak oraya gideceğiz.
Gideceğimiz başka kapı var mı?
Hiçbir kapı yok. Herkes dönüp dolaşıp Allah’a gidecek. Dönüş oraya. Onun için sen o âhiretin için hazırlan. O âhiretini gözünün önünden de katiyen ayırma.
Üsame radıyallahuanh bir şey almış, galiba deve yavrusu, ama parası da yokmuş. Demiş ki;“Bunun parasını sana bir aya sonra sana veririm.”
Verir misin bana?
Veririm, demiş.
Dikkat edin. Gelmişler Efendimiz’e demişler ki;
Üsame bir ay veresiye filanın devesini aldı.
“Ooo demiş, Üsame ne kadar uzun düşünceli bir adam. Ben gözümü açtığım vakitte kapayacağımı bilemiyorum.” demiş.
Acaba kapaya bilecek miyim bu gözü yoksa kapayamayacak mıyım?
Başımı bu tarafa çevirdiğim vakitte acaba bu tarafa çevirebilecek miyim değil miyim?
Ağzıma lokmayı alıyorum acaba bu lokmayı yutabilecekmiyim yoksa yutamayacakmıyım?
Böyle bir düşüncenin içerisindeyim. Tûl-u emel...
Ya bizim halimiz şimdi acaba nice olur ki?
Nice olur ki?!.
E şimdi biz tabii, bunların hepsini siz biliyorsunuz.
Cenâb-ı Peygamber bir cenaze geldiği vakitte,“Borcu var mı?” derdi.
Var.
Ödeyecek mülkü var mı, malı var mı?
Yahut ödeyecek kimsesi var mı bu borcu üzerine alan?
Var.
Peki Allahu Ekber namazı kılardı.
Birisi daha gelir;
Bu adamın borcu var mı?
Var.
Ödeyecek mukabil parası var mı?
Yok.
Ödeyebilecek bir mirasçısından kimsesi var mı?
Hayır.
Kimse üzerine almıyor;“Öyleyse siz kılın bunun namazını.” der çekilirdi.
Bir hanım kız annesine mektup yazmış;“Anne çok özledim gel.”
Anasıda kalkmış gitmiş kızının yanına.
Birkaç gün sonra;“Ay anne başım çok ağrıyor.”
Ne kadar çok ağrıyor?
Ooo çok ağrıyor.
Ağrıyor ağrıyor derken bakmışlar bir an içinde gidivermiş âhirete.
Bu, emsali çok tabii hep hepimizin gözümüzün önünde, söylemeye lüzum yok. Bir çok hadiseler hergün gözümüzün önünde tevâlî edip gitmektedir. Ama buna gören bizden gaflet de katiyen ayrıldığı yok. Âhirete hazırlığımız yok,âhiret için hazırlanacağımızda yok.
Onun için Cenâb-ı Hak cümlemizi bu gaflet uykusundan uyandırsın. Bu dünyanın saltanatına, süsüne, geçici olan hayatına bel bağlayıp da âhiretini kaybeden kullarından etmesin.
Elhamdülillah şimdi her hafta şurada bir hatm-i Kur’an yapılıyor. Yapılıyor ama bu bana göre az gelir. Biz elimizden gelse bu hatm-i Kur’an’ı her gün yapmalıyız. Cüzlerimiz yarımşar cüzdür.Yarımşar cüz okumak suretiyle yarım cüz âzamî olaraktan 10 dakikada okunur, 15 dakikada okunur yarım cüz. Bir cüzü 10 dakikada hafızlar okur, bize göre haydi 20 dakika de. Daha aşağı indir yarım saat de. Yarım saatin yarısı 15 dakikada bitmesi lazım gelirken yarım saatten fazlada bitiremiyoruz. Olsun, zararı yok buna da razıyız. Buna da razıyız, okunsun, yalnız o okumayı söküp de ilerletmek ve daima okumak lazım. Yalnız haftadan haftaya bir kere burada okumaya bırakmamalıyız. Haftada hergün evinde Kur’an’ını oku;hem sabah hem de akşam oku,okumadanda yatma.
Onun için yatacağın vakitte abdestini tazele. Hiç olmazsa dört rekât namaz kıl. Bu namazı hiç olmazsa Yasin ile kılabilirsen çok âlâ olur. Geceleri belki kalkamazsın, işin gücün, yorgunluğun oluyor,geceleride kısalıyor. Yatarken namazını kılar;“Yâ Rabbi!Bunu benim teheccüdümün yerinede kabul et.” der Kur’an’ını okuyaraktan yatarsın. Eh ruhun arşa kadar böyle gider,güzel rüyalar görürsün,korkulu rüyalar görmezsin,rahat huzur içerisinde uyanırsın. Seni meleklerde muhafaza eder; sağdan sola kımıldandıkça, döndükçe senin için melekler dua ederler ve defterine de sevaplar yazarlar.
Onun için Allah hepimizi affetsin. Bu Kur’an’a sarılan,Kur’an’ın mucibiyle amel etmeye çalışan kullarından eylesin hepimizi.
Allah cümlemize aklı selim ihsan eylesin.
El-Fâtiha.
Kuran Okununca
Melekler, Beytül Mamur
Kötü Alimler,
Fitnelere Koşmamak, Camiler
