Cömertlik, Cumanın Önemi, Haram Mal, Müezzinlik, Kulun Hayrı, Allah Sevgisi, Namazda Saf Tutmak

Cömertlik, Cumanın Önemi, Haram Mal, Müezzinlik, Kulun Hayrı, Allah Sevgisi, Namazda Saf Tutmak
el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
el-Cennetü dâru’l-eshıyâ.
Tarif etti cenneti ya. Bu cennet kimin yeri?
Diyor ki;
Dâru’l-eshıyâ. Cömertlerin yeridir burası. Buraya girecek insanlar cömert insanlar olacaklar.
Bir misalde hatırımda kalmış. Cömert var, alim var, şehit var, birisi de gazi mi onu bilemedim. Dört kişi. Bu dört kişi cennete giriyorlar. Diyorlar ki hepsi hak benimdir, ben gireceğim ilk önce diyor.
Şimdi şehide soruyorlar, sen neden bu davayı yapıyorsun?
Canımı verdim yahu. Canımı verdim bundan daha ötesi mi var? Binaenaleyh cennet benim diyor. Ben gireceğim önce. Diyor ki o melek soruyor;
Sen bu şehitlikteki dereceyi nereden öğrendin sen?
Hocalar söyledi duydum oradan.
Eh diyor sen hocanın önüne ne geçiyorsun ya, ayıp değil mi?
Hoca diyor ki ben gireceğim şimdi. Öyleyse ben kazandım hakkı şimdi.
Eh Hocaefendi sen bu tahsili ne ile yaptın?
İşte ağniyanın yardımı ile.
Eski zaman yok ki böyle teşkilatlar.
E öyleyse sen de onların önüne geçme diyorlar.
O zaman hakkı cömert kazanıyor ve önden çekilip yürüyor.
Bir rivayette, cömerte sen cömertliği kimden yaptın diyor, o da hocadan öğrendim diyor. Hocaya hak veriyorlar. Orada ihtilaf olmuş.
Vellezî nefsî bi-yedihî. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ekseriya yeminleri bu şekildeydi. Vallahi diye yemin etmez, Vellezî nefsî bi-yedihî [derdi]. Nefsim yed-i kudretinde olan Allahu celle ve âlâ hakkı için. Yemini böyle ederlermiş.
Lâ yedhulu’l-cennete. Şu tarif olunan şu cennete giremez kimse.
Kimdir onlar?
Bahîlün. Birisi bahîl. Cömerdin mukabili olan. Sıkı adam. Bu giremez, layık değildir cennete.
Daha?
Ve lâ âkkun vâlideyhi. Ana babasını dinlemeyen. Onlara karşı asi olan ve onlara enva-i çeşit hakaret eden, şu yapan bu yapan. İki.
Üçüncüsü de;
Ve lâ mennânün bi-mâ a’tâ. Veriyor sonra da başa kakıyor.
Ben besledim kerata seni. Sana bu kadar iyiliklerim var. Yaptığın şeyden utanmaz mısın filan diye icap ettikçe de başına kakıyor bu yaptığı iyilikleri. Mennân diyorlar buna. Başa kakan. İyilikleri başa kalktı bak. Mennân.
Bu üçüne cennet haramdır diyor. Cennete bu üçü giremeyecek.
Bu başka rivayetlerde daha çoğalıyor, altıya, sekize, ona çıkarılır. Yani burada kısa olaraktan bahîl, âkk, mennân. Âkk diye âsiye diyorlar. Mennân da başa kakan.
Bu hadis Enes radıyallahu anhdan rivayet edilmiş.
Şimdi yine cumaya geçti.
el-Cumu’atü ile’l-cumu’a. Cuma’dan cumaya. Ve’s-salavâtü’l-hamsü. Beş vakit namaz. Sabahtan öğleye, öğleden ikindiye, ikindiden akşama, akşamdan yatsıya, yatsıdan da sabaha kadar ki beş vakittir.
Keffârâtün li-mâ beynehünne. Bunlar aralarında olan hatalara kefarettir. Tövbesiz olaraktan. Yani tövbe edemeden bunlar otomatik olaraktan bu arada olan günahlara kefaret olurlar. Mesela ufak tefek hatalar olur. Bunlar abdest alındıkça, namaz kılındıkça bu hatalar silinir gider.
Me’c-tünibeti’l-kebâiru. Yalnız şu şartla. Büyük günahlardan kaçınmak şartıyla.
Büyük günahlardan kaçınmak şartıyla aradaki ufak günahlara kefaret olur cumadan cumaya, namazlardan namaza, abdestten abdeste bunlar kefaret olur.
Ve’l-guslü yevme’l-cumu’ati. Cuma günündeki gusül.
Ki Cuma’nın birçok fedâili vardır. Cuma bahislerinde çok geniş tafsilat vermiştir rahmetlik Hamdi Efendi. Cuma günü Müslümana birçok vazife düşer. Sabahleyin kalkınca güzel gusletmesi, cumadan evvel tıraş olması, temizlenmesi, Cuma günü yeni elbise giymesi, yoksa temizini giymesi, yıkamış temizini giymesi, gusletmesi, misvaklanması, kokulanması, taranması. Cuma’dan evvel ilk saatte camiye girip ibadetle meşgul olması, cumadan sonra hasta ziyareti, ilim meclislerine gitmek, akraba u taallukat, eş ve dost ziyaretleri yapmak, cumanın fedaili hakkında zikrolunmuştur. Buradaki zikir sadece gusle aittir ki büyüklerimiz derler ki; hiçbir Cuma biz guslü terk etmedik ki cuma günü ne yazın ne kışın.
Elhamdülillah bugün memleketlerimizde her türlü rahatlıklar kolaylıklar var. Bir banyo yaparsa insan cuma günü, onu başka zaman yapacağına, Pazar günü yapacağına banyosunu Cuma gününe ayırır. Cuma günü banyosunu yapar, temizlenir, Cuma namazına gusül abdesti ile gelir.
Bir efendi geldi de kendisi, insanlar hiç bilinmiyor yani. Ben dedi Kur’an okurken boy abdesti almadan okumam dedi. Kur’an okurken boy abdesti almadan okumam katiyen dedi. Kız kardeşi var, sizlere ömür vefat etmişti o münasebetle gelmiş. Kız kardeşi demiş ki; oh abi ne olur, öyleyse o okuduğun hatmin sevabını bana bağışla. Ben yapamadım çünkü bunu diyor. Halbuki o menduptur. Ama bu Cuma günündeki gusül muhakkak terk edilmemelidir. Yeni temiz elbise giyip evvel vakitte camiye gelip oturmak. Vaaz varsa vaaz dinlersin, nasihat dinlersin. Yoksa Kur’an okumasını biliyorsan Kur’an’ını alır okursun. Daha bir şey bilemiyorsan tesbihcağızını alırsın Allah Allah der geçersin.
Bu Cuma günündeki gusül de keffâretün. Günahlarına kefaret olur. Bak hem bizi temizlikle şey yapıyor hem de günahlarımıza kefaret oluyor Cenâb-ı Hak.
Ve’l-meşyü ile’l-cumu’ati. Şimdi bir de camiye gitmek var ya, herkesin evinin bir mesafesi var.
Ve’l-meşyü ile’l-cumu’ati küllü kademin minhâ ke-‘ameli ışrîne seneten. Cenâb-ı Hak çok bol lütuflarda bulunaraktan her adıma bu kadar senenin sevabını veriyor.
Fe-izâ ferağa min salâti’l-cumu’ati ücîze bi-ameli mietey senetin. Çok nihayetsiz de bir ecir veriyor Cenâb-ı Hak bu cuma gününü kıldığından dolayı.
el-Cumu’atü vâcibetün alâ ehli külli karyetin. Yukarıda geçen hadisi burada bir daha başka bir tarikten izah ediyor ki, her köyde Cuma vaciptir. Ve in lem yekûnu illâ selâseten. Ancak köyde üç kişi var. O üç kişi için de orda Cuma vaciptir.
Rabi’uhüm imâmühüm. Dördüncüsü de imamları. İmamdan gayri üç kişi oldu mu Cuma sahih olur orada.
Şimdi yine cennete geçti.
el-Cennetü mietü deracetin ve lev enne’l-‘âlemîne icteme’û küllühüm fî ihdâhünne vesi’athüm.
Şimdi bak ne kadar. Âlemîn diyor, âlem demedi. Âlemîn deyince bütün kâinatta ne kadar âlem varsa hepsi dahil. Hepsi bu cennetlerden birisine sokulsa, bu bütün âlemler bu cennetin içine sokulsa hiç yokmuş gibi gelir. Hepsi kayboluverir içerisinde genişliğinden dolayı.
İzâ eddeyte’z-zekâte fe-kad kadayte mâ aleyke. Hakkını ödemiş oluyor malının. Ve men ceme’a mâlen harâmen. Bir de kazanırken haramdan mal cem etmişse. Sümme tesaddaka bihî. Ondan dağıtıyor paraları. Fakat men ceme’a mâlen harâmen. Haramdan kazandığı paraları. Sümme tesaddaka. Ondan sonra da Ahmet ağa al sana yüz lira, Mehmet ağa al sana beş yüz lira diye tasadduk ediyor.
Lem yekün fîhi ecrun. Bu paranın hiçbir ecri yoktur. Ve kâne aleyhi ısruhû. Yani vebali o adamın üzerinedir.
Haramdan kazandığı paradan ecir talebiyle verirse vebali de onun üzerinedir. Mesela bazen soruyorlar da faiz parasını alıyormuş da yememiş kendisi onu ne yapayım diyor? Verir ama verirken sakın ha bunun sevabı da benim olur hayır yapıyorum ya. Bunun sevabı da benim olsun diye ümit yapma. Yalnız o atılacağına zayi olmasın diyerekten bir muhtaca versen de böyle ver demişler.
Bu sakın alınsın demek değil ha. Oranın yanından bile geçmemek lazım. Onun yanından bile geçmemek lazım.
Bizim bir tanıdığımız bir komşu vardı da bir vakit işini çok parlattı. Zannettik ki herkes ki ne becerikli adam, ne güzel iş görüyor. Meğer bankalardan paraları almış arkasından da ödeyememiş, hapse de attılar ondan sonra. Şimdi hapisten çıktıktan sonra hanımının üzerine yaptı dükkânı. Şimdi bankacılar gelirmiş, sana biz para verelim ya. Demiş, benim ağzım sütten yandı şimdi yoğurdu üfleyip yiyorum. Gidin nereye giderseniz gidin. Bir daha sokulmayın yanıma. Onun için mümkünse onun kapısının önünden bile geçme.
İzâ ezzene’l müezzinü fe-hüve ‘amûdullahi azze ve celle.
Müezzinleri bak Cenâb-ı Hak nasıl yükseltiyor. Amud, direktir yani çadırın direği. Direği çadırı nasıl tutuyorsa İslamiyet’i tutan da müezzindir. Ezanlardır yani. O ezanların şerefi çadırın direği mesabesindedir. Ezan gitti mi çadır yıkılır. İslamiyet gider. O ezanların sayesinde kulaklara çınlıyor, gönüllere iniyor, çocuk bunu duyuyor, bu nedir diyor. Müezzin okuyor bizi Allah’a davet ediyor.
Ve izâ tekaddeme’l-imâmü fe-hüve nûrullahi. İmam da namaza geliyor. O da Allah’ın nurudur diyor.
Ve ize’s-tevefeti’s-sufûfü fe-hiye erkânullahi. Saflarda böyle sıralandı mıy dı...
Bazen de insan, teessüf de edilmez ya. Her gün beş vakit namaz kılıyoruz elhamdülillah. Her Müslüman biliyor ki bu safın doğru olması lazım. Bazı camilerde bakıyorum ip çekiyorlar, yani bu kadar da kör müyüz yani? Bir ip çekmeye ne lüzum var. Müslüman safının sağına bakıp da soluna bakıp da kendisine bir istikamet vermekten de aciz midir? Mutlak imam ihtar edip yahu biraz ileriye gel, sen de biraz geriye git dese olur mu bu acizane?
Onun için bu Efendimiz zamanında çok dikkat edilirmiş. Ama o zaman Müslümanlar yeni yeni geliyor. Her gün yeni yeni Müslüman geliyor da bilmiyor. Bilmediği için de öğretilmek için Efendimiz ve Hz. Ömer filan çok dikkat etmişler. Ama bugün artık elhamdülillah biz bunun mirasçısı olarak gelmişiz, saflarımız gayet sık [yapmalıyız]. Öyle seyrek saf da makbul değil. Seyrek saf da makbul değil, bir kere seyrek durmak makbul değil. Sıkışmak lazım insanlarla. Kaynaşmak lazım. Öyle apışıp da rahat namazımı kılayım diyerekten ayrı durmak o doğru bir şey değil. Mısırlılar ekseriyetle çok yaparlar. Fakat bize göre öyle değil.
Öyleyse, fe-bâdirû ilâ amûdillahi. Öyleyse o direk mesabesinde olan ezana, ezan davetine müsaraat edin. Duydunuz mu koşunuz hemen, ki o sizi belalardan muhafaza eder.
Dün misafir bulunduğum yerde bir kitap getirdiler de okurken, Hz. Fatma’yı gördüm de okuyayım dedim, oradaki başkaları da dinlesinler dedim. Efendimizin çocuklarını da yazıyor. Yedi tane. Oğlu, kızları hepsi de evlatsız. Yalnız Hz. Fatıma’nın Hasan ile Hüseyin bir de Muhsin olarak üç evladından silsile kıyamete [kadar devam edecek.] İnnâ a’taynâ’yı tarif ediyor.
İnnâ a’taynâ ke’l-kevser. Yâ Resûlum sana Biz öyle bir nimet verdik ki Kevser nimetini. O Kevser’e nimeti çeşitli manalar verilmiş. O da demiş ki, Kevser senin zürriyetindir demiş. Kıyamete kadar tükenmez.
Hangimizin zürriyetini bir iki nesil sonraya kadar bulabiliriz?
Hiç.
Ama Peygamberin nesli kıyamete kadar hep vardır. Bugün ellerinde şecerelerle geziyorlar onlar. Bu filan falanın, filan filanın ta bakıyorsun Resûlullah’ın kendisine ya Hz. Hasan’dan ya Hz. Hüseyin’den Resûlullah’a dayanıyor.
Diyor ki burada, bir insan bir belde de bunlara biz eskiden sâdât derdik. Onların başlarında da yeşil amâme bulunur. Onlar bunların işaretidir ki herkes tanırdı ki bu sâdâttandır bu adam. Yeşil başındaki alamet ona işarettir.
Bir adam giderken bakmış ki bu yeşil sarıklı adam içki içip sarhoş olmuş, çamura düşmüş, üstü başı perişan bir halde. Mahiyetinde de kalabalık insanlar varmış, kendisi de büyük bir beymiş anlaşılan.
Demiş ki; şu adamı tutun, kaldırın. Atından inmiş kendisi, benim atıma bindirin, götürün evime yıkayın, temizleyin. Üst baş giydirin buna yeni. İşte şu kadar harçlık da verin kendisine. Selametle yerine götürün teslim edin.
Akşam Resûlullah’ı görmüş. Demiş Allah senden razı olsun. Benim evladıma yaptığın bu hürmetten dolayı senden çok memnun oldum ben. Bahtiyar ol falan diyerekten. Adam sevinçle Resûlullah’ı gördüm diyerekten kalkmış.
Bir aksisi de yine böyle bakmışlar ki yeşil sarık başında, o da düşmüş, içmiş. Beşer değil miyiz ya? Beşer olduktan sonra sâdattan olmuş nerden olursa olsun fark etmez. Şeytan sâdattan olana da musallat, sana da musallat bana da musallat. Hepimizi aldatıyor işte ya. Hepimizi aldattığı gibi onu da aldatmış nefis, şeytan. O da çamurlara batmış. O efendi geçiyor oradan. Onun da mahiyeti var. Onu o haliyle görünce başını çevirmiş şöyle, nefret ederekten, sâdât olacak şu herif demiş. Şunun haline bak, utanmaz herif diyerekten biraz ağırca konuşmuş, geçmişler.
Rüyasında o da görüyor. Resulullah kürsüsüne oturmuş, etrafı meleklerle çevrilmiş, tabaka tabaka önünden İslam cemaati geçiyor. Efendimiz boyuna şefaat ediyor. Bu adam gelmiş efendimiz de başını çevirmiş. Aman yâ Resulullah senin ümmetinden değil miyim? Niçin bana gelince mübarek başını çevirdin? Sen benim evladıma sen başını çevirdin ya demiş. Başını çevirdin ya. Tövbe etmiş bir daha etmeyeceğim diyerekten de affa uğramış.
Onun için kusur hepimizde çok. Kusurlarla muaheze edeceksek birbirimizi bu dünyayı bırakıp ahirete… Kusursuz insan olmaz. Bendeki kusur sende de var. Senin ki belki benimkinden çok. Gözündeki çöpü görmüyor ötekinin bilmem nesini görüyor demiş. İğneyi kendine dürt, çuvaldızı da başkasına.
Kendi hatalarını düşün. Ama birisi hata etse mesela içki içmem ben. İçki içmiyorum ama başkasını yaparım. Kumar oynaman, hırsızlıkta yapmam. E başka çeşidi vardır. Mesela sen hasedi, kibri, hırsı günah saymayacak mısın? Onları ne yapacaksın? Bunların günahı hırsızlığın günahından daha beter. Çünkü bilirsin ki hırsızlık yapıyorum. Tövbe edersin. Fakat kibirden atamazsın kendini ki kibri hiçe sayarsın. Halbuki kibir, Allahu Teâlâ mağrur adamı, lâ yedhulü’l-cennete demiş. Kibirli adamın sahibi cennete girmeyecek. Kibirli adam cennete girmeyecek, hatta o cehennemde yanmadıkça, cezasını görmedikçe.
Allah, kusurlarımızı affeyle yâ Rabbi!
İzâ erâdellahu azze ve celle bi-abdin hayran asselehû kîle ve mâ asselehû kâle yühabbibühû ilâ cîrânihî.
Bak buda çok hoş. Bir insana Allahu Teâlâ hayır murad etti mi diyor, Allah bir kuluna hayır murad etti miydi onu asselehû. Assele demiş, bilmemiş ashâb asselenin ne olduğunu.
Nedir yâ Resulullah assele?
Demiş ki; yühabbibühû ilâ cîrânihî. Onu komşularına sevdirir.
Komşuları onu sever. İyilikler yapıyordur komşusuna her türlü. Onun için komşusu onu sever.
Bu komşu dersi de acayip bir ders. Memleketler büyüdükçe insanlar bu gibi âdâb-ı ananeleri unutuyorlar. Komşu haklarını bilmez oluyorlar. Bir apartmanda 10, 20 hane birbirlerini tanımıyorlar hiç kimse, alakası yok. Halbuki İslamlığın vazifesi bunlar. Herkes bir aile gibi olacak.
İzâ eradellahu bi-abdin hayran fakkahahû fi’d-dîni ve zehhedehû fi’dünyâ ve bassarahû uyûbehû.
Allah kulunu sevdi miydi onu dinde fakih kılar, onu dünyada zahid kılar. Ve bassarahû uyûbehû. Başkasının günahını değil, kendi günahın görmekle meşgul eder onu. Hep kendi günahlarını araştırır görür. Başkasının günahını neme lazım der, onları araştırmaz.
İzâ eradellahu teâlâ bi-abdin hayran accele lehû ukubete zenbihî fi’d-dünyâ…
Allah bir kulunu severse yaptığı ukubetin cezasını aceleden verir. Yaptığı hatanın cezasını aceleden verir. Bırakmaz ahirete.
Bunların en şeysi zulümle, ana babaya isyanın cezası ahirete kalmazmış. Başka kabahatlerin cezası ahirete kalır da anaya babaya zulümle, bir de etrafındaki insanlara zulmedenlerin cezası ahirete kalmaz derhal tepesine geçirirmiş.
Ve izâ eradellahu bi-abdin şerran emsik aleyhi ukubete zenbihî. Sevmediği adamın cezasını da ahirete bırakırmış. Yani bazı adamlar der ki işte bu kadar kabahat yapıyoruz da hiçbir ceza geldiği yok. Allah beni seviyor der ama sevmediğinin alametiymiş.
İzâ eradellahu bi-abdin hayran ce’ale sanâyi’ahû ve ma’rûfehû fî ehli’l-hifâzi ve izâ eradellahu bi-abdin şerran ce’ale sanâyi’ahû ve ma’rûfehû fî ğayri ehli’l-hifâzi.
Huffâz değil hifâz. Hifâz, demek ehli din ve ehli emanet olan insanlara hayırları, Cenâb-ı Hak sevdiği adamlara hayırlarını bu gibi insanlara nasip edermiş. Sevmediği insanların hayırlarını da dinde ehil olmayan adamlara nasip edermiş. Fî ğayri ehli’l-hifâz dediği emanet sahibi değil, dininin ehli değil insanlara. Onlar ya içki içer ya kumar oynar, şunu yapar bunu yapar.
İzâ eradellahu bi-abdin hayran ce’ale ğınâhu fî nefsihî. Allah bir kulu ile hayır murad ediyorsa onun zenginliğini nefsinde kılar diyor. Ey ce’alehû kâ’an bi’l-kefâfi. Yani kefaf miktarına razı olur. Ve itkâuhû fî kalbihî. Takvası da gönlündedir.
Ve izâ eradellahu bi-abdin şerran ce’ale fakrahû beyne ayneyhi. Sevmediği kulunun da fakirliğini iki kaşının arasına kormuş da fakir olacağım korkusuyla, kanaatsiz bir halde, harîsan fakîru’l-kalbi. Harîs, kalbi fakir. Parası çok olsa dahi kalbi fakir, haris olaraktan dünyadan göçerek kaybolur gidermiş.
Allah cümlemizi affetsin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Dünyanın fani olduğunu bilip ahireti için dünyada iken çalışanların arasına bizleri de ilhak etsin.
el-Fâtiha!
Cuma, Cennetin
Dereceleri ve Güzellikleri
Cennetin Güzellikleri,
Cehennem Azabı
