Hayvanlara Muamele, Secde, Namaz, Kıyamet

Hayvanlara Muamele, Secde, Namaz, Kıyamet
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn. Ves-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İ’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-kitâbi kitâbullâh fe-enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr fe bi’s-senedili muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ şekke ehadüküm fî salâtâhî fe-lem yed'ri kem sallâ e-selâsen em erbâ fe’l yed’ruhiş-şek ve’l yebni alâ mesteykân.
Yine namazdayken şüpheye düştü, acaba üç müydü, dört müydü?
Fe'l yed’ruhiş-şek. “Şekki çıkartsın.” Dörtse üçe insin -dörtle üç arasında ise üçe insin- bir daha kılsın, namazı tamam olsun.
Sümme yescüd secdeteyn. “Ondan sonra iki secde etsin.”
Kable en yüsellime fe-in kâme sallâ hamsen. “Eğer beş kıldıysa; beş mü, dört mü diye şüpheye düştüyse;
Şeffâanâ le-hû salâtühû. “Buna bir tane daha ek yapsın.”
Ve-in kane sallâ idmâmen li erbain kânetâ tergîmen liş-şeytân. “Bu sondaki kıldığı iki ile; ve in kâne sallâ idmâmen lî erbaa. “Dördü tamam olarak kıldığına kanaat getirirse, bu bir tanesi şeytanın burnunun sürülmesine yani namazını sana bozduramadığı için şeytana felaket olsun.”
İzâ sallâ ehadükümü’l mektûbe fe-erâde en yetedavvâ bi-şeyin fe’l yetekaddemü kalîlen ev yeteahhar kalîlen ev an yemîni ev-an yesâr. “Namazını kıldığınız vakitte, farz veya nafile hangi namaz kıldıysanız; kıldıktan sonra o namazı yerinde ikinci bir namaz daha kılmayın. Biz namaz farzdan sonra dağılıyoruz. İzâ sallâ ehadükümü’l mektûbe. “Farzı kıldıktan sonra.”
Fe-erâde en yetedavvâ. İkindide, sabahta da yok. Öğlen de, akşam da yatsıda var; farzdan sonra nafile kılacağız. “Bu nafileyi kılmak istediğimiz vakitte.”
Fe’l yetekaddemü kalîle ev yeteahhâr. “Ya öne geçsin ya arkaya geçsin.”
Ev-an yemîni ev-an yesâr. ”Yahut sağa, yahut sola açılmak suretiyle safları bozun.” Çünkü saf durumu ancak farz da idi; farz da bitti. Binaenaleyh artık bir sırada durmaya lüzum yok.
Onun için Medine-i Münevvere'de olsun, Mekke-i Mükerreme'de olsun, imam farzı kıldıktan sonra yerinden derhal ayrılıyor. Bizde o yok ama biz, hiç olmazsa sağa sola kaçıyoruz. Ama onlar büsbütün mihraptan çıkıyorlar, cemaatin arasına girip orada kılıyor.
İzâ sallâ ehadüküm fe’l yusallî ilâ sütretin ve’l yebni min sütretihî. “Kırda namaz kılacağınız vakitte önünüze bir sütre dikin. Mesela şu kalınlıkta. Ama hiç olmazsa bir arşın boyunda bir çubuğu önüne dik, ve ona yakın ol. Eğer bir ağaç ve duvar gibi bir şey yoksa boşlukta ise; bu kalınlıkta bir metreye yakın bir şeyi önüne dikersin ve ona uzakta durma, ona yakın dur.”
Lâ yek’taış-şeytâni aleyhi’s-salâh. “Şeytan aleyhillane onun namazını bozamaz.”
Bunlar hep esrardır. Benim buna yakın olmamla uzak olmamın arasında, şeytanın gelip gelememesinin ne dahli var? diyeceksin. Şeytan nereye olsa gidip sokuluyor işte. Peygamber'in dediğine uymak lazım. Uy! Ötesine karışma.
İzâ sallâ ehadüküm alâ cenâzetin ve-la yemşi meahâ. “Cenaze namazına gittiniz. Onunla beraber yürümüyorsunuz, cenazeyi götürmeyeceksiniz, yalnız namazına iştirak ettiniz ve orada bıraktınız
Fe’l yekum le-hâ hattâ tekîbe anh. “Hiç olmazsa o senden uzaklaşıncaya kadar ayak da dur.” Madem ki cenaze ile gitmiyorsun. Cenaze, gözden kayboluncaya kadar ona hürmet saygı yap.
Ve in meşâ meâhâ. “Eğer onunla beraber gidiyorsan cenazeyi götürüyorsan”
Fe-lâ yek’bud hattâ tûdaâ. “Bu mezarlığa girdiğin vakit cenaze mezara konuluncaya kadar, kapanıncaya kadar sen de ayakta dur.” Mezara konup örtülmeden oturma.
Fakat bu cenaze konmadan ayakta dur kısmı, ilk İslam alemindeymiş sonra nesh olunmuş. Namazı kıldıktan sonra serbestsin; istersen gidersin, istersen gitmezsin, ayakta durmaya lüzum yok. Ama onunla beraber gittiğin takdirde gömülmeden yani içeriye konmadan, üzeri kapanmadan oturma.
Hatta şimdi bizim Hafız Efendilerimiz cenaze kapanır kapanmaz başlıyorlar okumaya ki bu da caiz değildir. Cenazenin merasimi biter, örtülür, suyu dökülür ne yapılacaksa, taşı dikilir, herkesin işi biter, bundan sonra okumaya başlanır.
Bir kitap elime geçmişti, orada nurdan bahsediyor. Nurdan bahsederken “senin gözün var. Senin bu gözünün görmesi, gözünden midir? Yoksa gözüne gelen nurdan mıdır?” diyor.
Eğer görmek bir insanın kendi gözündense ‘gözüm görüyor’ dersen canın çıktıktan sonra niçin görmedi? Can çıktıktan sonra göz görmüyor, göz yerinde duruyor ana görme kabiliyeti kendisinden gidiyor.
Niçin?
Ruh yukarıda, can yok.
Yahut hasta insan; göz damarları tıkanıyor gözü kör oluyor, gözüne kuvvet gitmiyor, göz görmüyor yine. Bir de mesela gözün sağlam olsun; göze vücuttan kan güzel gidiyor, gözün görücü bir hali var. Fakat bununla beraber dış ışık yok. Güneş yok; karanlık bir yere kapanmışsın, penceresi yok, zifiri karanlık...Senin gözün orada yine görmez. Kalp işlesin, kalpten oraya kuvvet gelsin; dış kuvvet olmadığı için bu karanlıkta senin gözün yine görmez.
Demek ki hem için, hem dışın beraber olarak hareketi lazım ki göz görebilsin. Öyleyse hem bir taraftan günahlardan saklanacaksın, bir taraftan da Allah-u Teâlâ'ya ibadet etmek mecburiyetindesin.
İbadet, dış güneştir, Allah-u Teâlâ'nın tesbihiyle meşgul olması iç güneşidir. İç güneşi var, dış güneşi yoksa göz yine kördür. İkisinin birden işlemesi için hem ibadete devam, aynı zamanda da günahlardan sakınmak suretiyle zikrullaha devam suretiyle; gönüllerin açılacağını istida etmişler.
İzâ rakıbe ehadükümü’dabbeh. “Biriniz ata veyahut arabanıza bindiğiniz vakitte.”
Fel yehmilhâ alâ belâzzihâ. “Onu hali üzerine bırakın. Süratlendirip hızlandırıp hayvanı da yormasın.”
Araba da öyle, kararınca yürür. Çok sürat verip de sonra durdurma imkanını bulamazsın, gider insan gürültüye Allah esirgeye...
Fe-innellâhe teâlâ yehmilü ale’l kavvîhi ve’d-dâif “Bu atların üzerine kavîler de biner zayıflar da biner.” Hayvan kavî olur, zayıf olur. Binaenaleyh hali üzerine terk et, onu zorlama.
İzâ rakea ehadüküm fe’l yedâ’ yedeyhi alâ rükneteyh. “Siz namaz kıldınız vakitte, rükuya yattığınız vakitte ellerinizi, dizlerinizin üzerine koyunuz.” Dizden yukarıya da değil, dizden aşağıya da değil. Dizlerinin üzerine ellerinize koyunuz.
Sümme yemküsü hattâ yed’meınne. “Oraya koymakla hemen kalkmayın, durun.”
Ne kadar?
Hattâ yed’meınne. “İtminan gelip, azalarda sükûnet hasıl oluncaya kadar orada öyle durun.”
Küllü azmin fî mefâsılihî. “Her aza rahat, sükûnet haline gelsin.”
Sümme sebbehâ selâse merraten. “Üç kere sübhane Rabbiye’l azîm, sübhâne Rabbiye ‘l azîm, sübhâne Rabbiye’l azîm deyiniz.” İmam olursanız üçten fazla diyemezsiniz. İmam olmaz kendi kendine kılarsanız beşte dersiniz, yedi de dersiniz, dokuz da dersiniz, on bire kadar dersiniz.
Fe-innehû yüsebbihu lillâhi min cesedihî selâsetün ve selâsûne ve selâsü miete azmün. “Bu üç tesbihi söylemek suretiyle vücudunuzda olan üç yüz altmış kemikde -mafsal, oynak yerleride- sizinle beraber Allah'ın tesbihini yapar.”
Ve selâsü mieti “Üçyüz otuz tane otuz üç damarda bunlar da bu tesbih yaparlar.”
Ve izâ secede “Secdeye vardığınız vakitte”
Fe’l yüsebbih selâsen. “Secdede de yine itminan hasıl olur ondan sonra üç kerede; sübhâne Rabbiye’l âlâ, sübhane Rabbiye’l âlâ, sübhane Rabbiye’l âlâ derseniz”
Fe-innehû yüsebbihû min cesedihî misli zalik. “Bütün cesette ne varsa onlar da sizinle beraber bu tesbihi yaparlar.”
İzâ rekâte feda’ keffeyk alâ rükbeteyk. Hattâ ted’meınne ve-izâ secedte fe-emkin cebheteke mine’l arz hattâ tecide hacme'l arz. “Secdeye vardığın vakitte de secde ettiğin yerin katılığını duyacak derecede alnını yere vurmalı.”
Yani yumuşak bir şey üzerine yaparsan o secde, secdeden sayılmaz. Mesela kum gibi, darı gibi durmayan şeyler üzerinde secde olmaz. Katı bir yer olması lazımdır ki, alın o katılığı hissetmelidir.
İzâ rakibtüm hâzihid-devâ fe-eğtûhâ hazzıhâ mine’l menâzil. “Bir ata, bir hayvana bindiğiniz vakitte o atın bir hakkı vardır. Yürüyüş hakkı. Her hayvan bir müddet yürümek ister. Onun menzilde ne kadar hakkı varsa, o kadarını yürütünüz.”
Velâ tekûnû aleyhâ şeyâtîn. Mesela bir hayvan üç saat, iki saat yahut beş saat gider, fakat sabahtan akşama kadar gitmez. Siz de bunun üzerine binmişsiniz filan yere erişeceğim diyerek hayvanı kamçılayıp, buraya kadar sevk etmeye de uğraşmayın. Arabanız da böyle. Bir had var. O hadden sonra zorlamayın artık.
İzâ rame’r-racülü cemrate’l akabe. Cemre-i Akabe diye büyük şeytana diyorlar. Hacca gittiğiniz vakitte inşallah siz de görürsünüz. Müzdelife denilen yerden geliniyor, gelindikten sonra ilk vazife o gün öğlene kadar Cemre-i Akabe denilen şeytanı taşlamaktan ibarettir. Öğleden sonraya kalırsanız kerahet olur. Onun için öğleden evvel gelip, orada onu taşlayacaksınız.
Ve haleka ra’sehû “Taşladı başını da tıraş etti.
Fe-kad halle le-hû külle şey’in ille’n-nisâi Artık o ihramdan kurtulmuştur, kadından başka her şey ona helal olur.”
İhramdan çıkar, kurban keser. Haccın ihramlı olduğu haldeki yükünden kurtulmuş oluyor.
Taşlamakla, koyun kesmeyi söylemedi. Çünkü kurban kesmek, hacının hac kısmına farz değildir. Hacca niyet etmiş olan hacı, kurban kesmekle mükellef değildir. Çünkü misafirdir. Misafir olduğu için kurban kesmeye lüzum yoktur. Ama temettü veya kıran haccına niyet ettiyse bu haccın şükrü olarak kurban kesmesi vacip olur.
İzâ rabeyte sehmeke ve ğâbe selâsete eyyâmin ve ed’raktehû fe-kül mâ lem yünten. Bu avcıların şeysi.
İzâ zâleti’l ebyâ’d ve râhati’l ervâh tedlubû ile’llâhi havâiceküm fe-innehâ sâati’l evvâbin ve innehû kâne lil evvâbîne ĝafûr.
İzâ zâleti’l ebyâ’d “Akşam karanlık bastığı vakit”
Ve râhati’l ervâh. “Herkes yatağına girmiş, rahatını bulmuş, ortalık sukunete ermiş.”
Tedlubû ile’l-lâhi havâicüküm. “Bu sırada Allah'a derdinizi dökün isteklerinizi Allah'tan isteyin.” Herkes uykuya dalmış, rahat ses seda kesilmiş; bu sırada Allah-u Teâlâ’ya hacetlerinizi arz edin.
Fe-innehâ sâati’l evvabin ve innehû kâne lil evvâbîne ğafûr. “Bu yalvarma saatidir, Allah-u Teâlâ’da o saatte yalvaranlara, tövbe edenlere gafurdur.
İzâ zülzilet tâdini’l nısfe’l Kur’an. “Zilzâl suresi, Kur'an'ın yarısına muadildir.
Kulyâ eyyühel kafirun tâdılü rib’el Kur’an. “Kafirun suresi Kur'an'ın dörtte birine muadildir.”
Ve kulhü vallahu ehad. “İhlas suresi Kur’anın üçte birine muadildir.”
İzâ zülziletil erdu esgâlehâ ve ahraceti’l erdu eskaleha, “Arzın eskali içindekileri, dışına çıkarması.” O kıyamet gününe kadar oraya ne kadar insan gömüldüyse onları diri halde dışarı çıkarması.
Yevmeizin tühaddisü ahbaraha. Bi-enne Rabbeke evhâleha. Yevmeizin yasdürun nasü eştâten li-yürav a'malehüm. “Herkes dünya hayatında yaptığı bütün hadiselerin cezasını; hayrını veya şerrini görmek üzere sevk olur.”
Ve men ya'mel miskale zerratin hayran yerah. “Zerre kadar hayır yaptıysa -az bir şey- onu görür. Ve men ya’mel miskale zerratin şerran yerah. “Zerre kadar şer yaptıysa onu da görür.”
Ufak bir hayrı, ufak bir şerri kaybolmamıştır, onların hepsini görecektir. Bu sure bize onu hatırlatıyor. Onu hatırlattığından dolayı insanın ona göre hazırlanması lazım. Bak yarınki hadisede hepsi meydana çıkacak, ona göre hazır olun.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl-u keremiyle; nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
El-Fâtiha.
Kardeşlik,
Amin
Fakirlikten Kurtulma
Duası
