Kardeşlik, Amin

Kardeşlik, Amin
Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemin ve’l-âkibetü li’l-muttakîn es-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem ve şerre’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr. Fe-bi’s-senedil muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Mefhar-i mevcûdât Muhammed Mustafâ râ salavât.
Seyyidü’s-sâdât Muhammed Mustafâ râ salavât.
Habîb-i Hüdâ Muhammed Mustafâ râ salavât.
Derse başlamadan onu hatırlatayım size. Başı sıkılan, daralan, her ne gibi hadise olan olursa salavât-ı şerîfeye çok devam etsin. Salavât-ı şerîfeyi çok devam etsin. Her müşkülü hallolur Allah'ın izniyle.
İzâ kâe ehadüküm fî salâtihî. Sizden biriniz namazda kay ederse, istihza. Ev kalese ev ra’afe fe’l-yensarif fe’l-yetevadda’ sümme’l-yebni ‘alâ mâ madâ min salâtihî mâ lem yetekellem. Böyle bir hâl vukuunda, gerek burun kanaması vesaire gibi hallerde namazda olduğu halde namaz bozulmaz. Çıkar abdestini tamamlar. Konuşmamak şartıyla abdestini tekrarlar gelir. Mesela iki rekât kıldıysa, iki rekât daha kılarakdan namazı sağlama alır. Yalnız konuşmamak şartıyla.
İzâ kâle’r-racülü li-ehîhi’l-müslim merhaben bi-ke kâleti’l-melâiketü merhaben bi-ke. Müslümanlar, Müslüman kardeş, diğer bir Müslüman kardeşine merhaba dedi. Karşılaştık da karşılaştığımız zaman da âdetimiz vechile esselamu aleyküm deriz, yahut selamdan sonra merhaba deriz. Böyle bir insan kardeşine iltifat olması hasebiyle merhaben bi-ke dese. Kâleti’l-melâiketü merhaben bi-ke. Buna cevaben melekler de ona derler ki sana da merhaba olsun. Ve izâ kâle li-ehîhi lâ merhaben bi-ke. Darılmış, sana merhaba demem diyor. Öyleyse kâleti’l-melâiketü lâ merhaben bi-ke. Melekler de diyorlar ki sana da merhaba yok öyleyse.
İnne’l-‘abde le-yaktıbü fî vechi ahîhi. Her bir mümin, hangi mümin olursa olsun Müslüman kardeşinin yüzüne abûs bir vecihle, surat askınlığıyla bakars, kardeşini yüzüne bakarken suratı asık olarak bakarsa fe-tel’anühü’l-melâiketü. Melekler o adama lanet eder.
İslamiyet'te kardeşlik bahsi çok geniş ve uzundur. Çok da tatlıdır. Âhiretteki yüksek makamlara nâiliyetimiz de bu kardeşler ile olan muhabbetlerden dolayı Cenâb-ı Hak dereceler ihsan edecektir. Hem o dereceler ki o dereceler başka ibadetlerle ele geçirilmez. Başka ibadetlerle ele geçirilemeyecek olan dereceleri Cenâb-ı Hak Müslüman kardeşlerin birbirine olan iltifatından, sevgisinden, muhabbetinden nâşi bunlara ihsan eder. Benim kullarım, Müslüman kullarım birbirleriyle sevişiyorlar, iltifat ediyorlar, ikram ediyorlar, ikramda bulunuyorlar diyerekten Cenâb-ı Hak bunlara böyle ikram ettiği gibi birbirinin yüzüne de abûs vechile, suratı asmış böyle. Memnuniyetsizlik izhar ederekten öyle bakıyorlar. Buna da fe-tel’anühü’l-melâiketü. Böyle olan insan meleklerin lanetine müstahak olur diyor.
Yani siz sakın böyle kardeşlerinizin yüzüne asık bir suratla bakmayınız. Bir Müslüman'ın bir Müslüman'a ne kadar dargın olursa olsun, üç günden fazla dargınlığını devam ettirmesi caiz olmadığı gibi eğer dargınlık devam ederse, dünya menfaatlerinden lazım. Dargınlık devam ederse, bunlara rahmet-i ilahîye de gelmiyor. Birisi barışmak istiyor diğeri barışmıyor. Barışmak istemeyene rahmet nâzil olduğu vakitte ona verilmiyor. Yalnız din cephesinden sevdiğini Allah için seviyor, sevmediğini de yine Allah için sevmiyorum. Çünkü Allah yolunda değil, Allah adamı değil. Allah yoluna muhalif bir adam. Binaenaleyh onun yüzünü [görmektense,] ona iltifat edip onunla şey yapmaktan da uzak kalmak daha iyidir. Bundan dolayı mesul değildir. Yalnız Müslüman bir kardeş ki namazındadır, orucundadır, ibadetindedir. Buna dargınlığı sevmiyor Allahu Teâlâ.
İzâ kâle’l-abdü estağfirullahe ve etûbü ileyhi fe-kâlehâ sümme ‘âde sümme kâlehâ sümme ‘âde ketebehullâhü fi’r-râbi’ati mine’l-kezzâbîne.
Bir hata ettik. Hata edince tövbe ettik, estağfurullah dedik. Bir daha bu hatayı yapmayacağım dedik. Beşeriyet aldandık, bir daha yaptık, gene tövbe ettik. Sonra bir üçüncüsüne bir daha aldandık, aynı şekilde gene bir kabahat daha yaptık, ayıp ettim diyerekten gene tövbe ettik. Dördüncü defa da tekrarlarsa bu kabahat Allahu Teâlâ 'nın defterine yalancı olarak geçer gider. Bu yalancı bir adam. Bu tövbe ediyor ama tövbesinde sadakatta gösteremediği için ketebehullâhü fi’r-râbi’ati mine’l-kezzâbîne.
İzâ kâle’l-‘abdu sübhânallahi kâlellâhü sadeka abdî. Bu sübhanallah Allah'ı tesbihtir. Biz namaza başlarken de sübhanallahı sübhâneke ve bi-hamdike diye başlar ya. Bu Cenâb-ı Hakk’ı tesbihtir. Tesbihi Cenâb-ı Hak bize tâlim etmiştir. O’nun tâlim ettiği, Peygamber efendimizin de öğrettiği gibi bu tesbihlere devam ederiz.
Bu tesbihlerin sevabının miktarını Allah celle ve alâ bilir. Tesbihlerin o kadar çok sevabı vardır. Onun için insan tesbihattan da geri kalmamalıdır. Mesela hiç olması günde yüz defa Sübhânellâhi ve’l-hamdulillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber demeli. Sübhânellâhi ve bi-hamdihî sühbânellahi’l-‘azîm demeli. Bunları yüz defa bir insan gün de söylerse, o adamdan daha çok bir sevaplının âhiret gününde bulunmayacağını, belki bundan daha çok söylemiş olan birisi varsa ancak öyle sevabı çok olduğu [bildirilmiştir]. Onun için dilimizi alıştırıp Allahu Teâlâ'nın tesbihleriyle meşgul olmak çok efdal ve âlâdır ki bunlar hani insana feyzin gelmesi, imdâd-ı ilâhîyenin insana daima erişmesiyle insan yolunda sebat edebilir. Sana su kesilirse, suyun arkası gelmezse nasıl ki kuraklık oluyor. Binaenaleyh vücuda da feyz-i ilâhîyenin gelmesi için bu nevâfil ile meşgul olmak efdali ibadettir. Ferâiz, farzlar borcumuzdur. Demeyiniz ki biz namaz kılıyoruz, işte kafi değil mi? Bu borcumuzdur, vazifemizdir. Onu yapmadığımızdan dolayı mesul oluruz. Fakat nevâfil olan bu sünnetlerle de Cenâb-ı Hakk'a kendimizi sevdirmeye, bu O’ndan gelecek feyzin artmasına vesile olur.
Onun için bunu böyle derken siz de tesbihatı çok devam ediniz demek oluyor.
Sübhânallah deyince kul. Kâlellâhü sadeka abdî. Kulum doğru söylüyor. Sübhânî ve bi-hamdî lâ yenbeği’s-tesbîhu illâ lî. Tesbih benden başkasına yapılmaz. Allah'tan başkası için sübhanallah denmez. Tahmîd Allah'tan başkasına yapılmaz. Binaenaleyh tesbih ve tahmidler Allah'a layık olduğu için kulların da bundan yaptığından dolayı çok büyük sevaplara, mükafatlara nail olacağını beyan buyurmuş.
İzâ kâle’l-‘abdü’l-müslimü lâ ilâhe illallahu. Müslüman bir kul, lâ ilâhe illallah dediği vakitte. Harakati’s-semâvâti. Bu bize temsil olaraktan beyan ediyor ki, bir kul lâ ilâhe illallah dediği takdirde. Ağzından o kelime çıkar çıkmaz bu, bu kadar büyük bir süratla gider ki semâvât yorulur onun önünden. Hattâ tekıfe beyne yedeyillâhi. Hazreti Allah celle ve alâ’nın huzurunda durur. Fe-yekûlü üskünî. Fakat o cezbe halinde. Cezbe halinde olduğu için sükun yok kendisinde. Cenâb-ı Hak buyuruyorlar ki; “Sakin ol! Neden öyle hareketli duruyorsun? ” Fe-tekûlü keyfe eskünü ve lem yuğfer li-kâilî. Nasıl sakinleşeyim? Beni diyen daha mağfiret olunmadı ki!
O zaman diyor ki, Fe-yekûlü mâ ecraytüki ‘alâ lisânihî illâ ve kad ğafertü lehû. Sen ey kelimeyi tayyibe hangi kulumun ağzından çıkarsan bil ki o kulum mağfiret olunmuştur. Ben onu affetmişimdir.
Bu bir kere söyleyene. Bu yüzlerce, ya binlerce defa ağzında tekrar eden insanın nail olacağı mükafatı siz hesaplayınız. İnsan kendisini ve bütün bu varlıkları halkeden Hazreti Allah celle ve alâ’yı zikretmekle [şereflenir]. Çünkü insan kiminle meşgul olursa şerefi o kadar artar. E Allah ile meşgul olan insanın şerefinin ölçüsü olur mu acaba? Bunun için insana layık olan boş şeylerle meşgul olmaktansa, vakitlerini öldürmektense [Allah’ın zikriyle meşgul olmasıdır]. Vakit çünkü nakittir derler. Vakit bir daha ele geçmez. Bir saniyesini bile bir daha ele geçirmemize imkan yok. Binaenaleyh insanın her fırsat buldukça ya Allah celle ve alânın zikriyle yahut habibine salât u selamlarla vaktini geçirmesi efdali âmâldır.
Onun için diyor ki yine bakın.
İzâ kâle’r-racülü li-ehîhi ente lî adüvvün. Kızmış, sen bana düşmansın yahut düşman gibisin der. Sen benim düşmanımsın, iyi bir adam değilsin hadi [dediği zaman]. Fe-kad bâe ehadühümâ bi-ismihî. Bunun günahı ikisinden birisine isabet eder. İn kâne kezâlike. Eğer karşısındaki hakikaten aduvullahsa, eh o ona isabet etmiştir. Ve illâ. Eğer aduvullah değilse bu adam. Allah'ın sadık [bir kulu,] iyi bir adamsa ona bu kötü söz söylediğinden dolayı race’at ala’l-evveli. Kim söylediyse bu kötülük ona isabet eder. Vebali ona isabet eder.
Onun için insan karşısındakine daima iyi söz söylemesini diline alıştırmalıdır. Hatırımda kalmış, vaktiyle bir hükümdar bir hizmetkarıyla oyun oynuyormuş. Alıver efendim, veriver efendim. Buna efendim tabirini kullanıyorsa, demişler, sen hükümdarsın yahu. Bu âdi bir adam. Buna ne için efendim [diyorsun]? Dilim alışmasın demiş. Dili alıştırmamak için kötü sözlere efdali âmâldir. Alışırsa bir zapt edilmesi mümkün değildir. Onun için dil hem iyiye hem kötüye gittiğinden daima iyi yerlere alıştırmak lazım ki sıkıştığı vakitte de kötüyü çıkarmasın ağzından.
İzâ kâle ehadüküm fi’s-salâti âmîn ve kâleti’l-melâiketü fi’s-semâi âmîn fe-vâfekad ehadühüma’l-uhrâ ğufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî.
Nasıl, âmin diyoruz ya. Mesela veleddâllîn dediğimiz vakitte arkasından bir âmin diyoruz. Dualarımızda da âmin, âmin diyoruz. İşte bu namazda denilen âminin mukabilinde kâleti’l-melâiketü fi’s-semâi âmîn. Gökteki melekler de bizim âminimize iştirak ederekten bunlar da âmin der. Bizim dualarımıza âmin [derler].
Amin, yâ Rabbi kabul et demek. Bizim kabul et duamıza, yâ Rabbi kabul et bunların ibadetini diye onlar da bizim duamıza iştirak ederler.
Eğer bizimkiyle onlar birbirine denk gelirse aynı anda, ğufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî. Geçmiş günahları affolur diyor.
Buhârî, Müslim ve Nesâî Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet etmişler.
Binaenaleyh namazın bak kıymetinin ölçüsü olur mu?
Biz bir âmin diyoruz. Nedir? Allahu Teâlâ'nın lütfunun, kereminin hududu var mı bak? Allahu Teâlâ'nın isimlerinden birisi de Kerîm. Cenâb-ı Hak Kerîm'dir. Kerim'dir amma lütf u ihsandır. Kerîm'in üç manası var demiş. Kerîm'de hem böyle bol veriş var. Kerîm'de adalet de vardır. Kerîm aynı zamanda âdildir. İtaatsizlere ceza yapması da Kerîm’in hakkıdır. Bir de Kerîm'de hikmet vardır. Kerim'in içinde hikmet manası vardır. Hikmet dünyada anlaşılmaz. Dünya ibtilâ âlemidir. Sıkıntı âlemidir, meşakkat âlemidir. Hikmet-i ilâhî ki bizi yaratmış ve biz buradan öteki âleme intikal edeceğiz. Hikmet o âlemde tecelli edecek. Burada ne görüyoruz? İşte zahmetlerle, sıkıntılarla, yorgunluklarla, meşakkatlerle yaşıyoruz, [sonra] çekilip gidiyoruz. Ufak bir ibadet yapabilecekse ne âlâ. Asıl hikmetin tecellisi ölümden sonra zuhur edecek. Ölümden sonra hikmetin tecellisi zuhur edecek; gözlerin görmediği kulaklarının işitmediği, hâtır u hayâle gelmeyen o büyük devletlere kavuşulunca, hah bizim gelişimizin neticesi, akıbeti neymiş diye o zaman anlayacağız onu. Burada anlamak müşgül.
Onun için bu evâmir-i ilâhîyeye imtisalden başka kulların hakkı yok. Allah celle ve alâ ne dediyse onu yapmalı, neyi yapmayın dediyse ondan uzak kalmalı. Lokmalar helak olmadıkça, içkiden vazgeçilmedikçe, Allah'ın yoluna dönülmedikçe felaketlerin önüne geçmenin imkanı yok.
İzâ kâle’r-racülü li-ehîhi cezâkellâhu hayran kesîran fe-kad eblağa fi’s-senâi.
Birbirimizden bazı iyilikler görürüz ya. Yardımlar, iyilikler görürüz. Bu bize yardım eden mesela elimizden tutmuş da şöyle cezâkellâhu hayran kesîran. Allah seni çok hayırlı mükafatlarla mükafatlandırsın [diyerek] iyi bir dua ediyoruz. Bu duanın en üstünüdür, en güzeli diyor. Bu duayı yaptığın vakitte onun hakkını da ödemiş olursun. Ve ona da en güzel duayı yapmış olursun. Cezâkellâhu hayran kesîran: Allah seni hayr-ı kesîrle cezalandırsın.
Biz de vaktiyle üstazlarımızın eline bazen su dökmek devletini Cenâb-ı Hak bize ihsan ederdi. Onlar ellerini yıkarken biz de ibrikten su dökerken onlar da bize böyle dua ederlerdi. Cezâkellâhu hayran kesîran. Allah demek bunların dualarını kabul etmiş de bize de bugün büyük devletler ihsan etmiş. Çok şükür.
İzâ kâle’l-abdü estağfirullâhe’l-lezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûme ve etûbü ileyhi ğufira lehû ve in kâne müvelliyen mine’z-zahfi.
Bir insan şu duayı yapıyor: Estağfirullâhe’l-lezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûme ve etûbü ileyhi. Bu kadar dua. Bunu dediğinden dolayı ğufira lehû. Mağfiret-i ilâhîyeye mazhar olur. Ğafera da okunur. Allah mağfiret eder.
Ve in kâne müvelliyen mine’z-zahfi. Şimdi eğer bu adam büyük bir günah işlediyse, hatta günahı düşman karşısından, askerlikten kaçmış olsa. Düşmandan kaçmak büyük günah. Bu adam bu büyük günahı işlemiş olsa dahi bundan sonra tövbe edip dönerse Allah onun o günahını da affeder.
Evet, büyük günahların diğerleri de buna teşmil olunabilir. Bu en büyüğü yani. Hiç insan vicdanı kabul etmez. Ölürsem ölürüm, zararı yok ama memleket kurtulacak, vatan kurtulacak, dindaşların kurtulacak. İffet kurtulacak, bir namus kurtulacak. Bunun için ben ölürsem ölürüm, ziyanı yok. Fakat bu kendini kurtarmak için kaçtı. Ben kurtulayım da memleket ne olursa olsun, millet ne olursa olsun. Irz namus ne olursa olsun dedi kaçtı. Bu kaçışından dolayı büyük günah işledi. Niçin kaçtım ben diyerekten pişman oldu. Dedi ki Estağfirullâhe’l-lezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûme ve etûbü ileyhi. Dua büyük. Ben öyle bir Allah'tan istiğfâr istiyorum ki eşi yok, bir Allah, mülkün sahibi. El-Hayyü’l-Kayyûm. Hayat O’nda, Kayyumluk O’nda. Ve etubu ileyh de diyor. Rücû ettim sana artık. Nâdim oldum, müstağfir oldum. Bunu demek suretiyle Cenâb-ı Hak [onu mağfiret eder]. Gufira lehû. Mağfiret olunur.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
Kötü Alimler,
Fitnelere Koşmamak, Camiler
Hayvanlara Muamele,
Secde, Namaz, Kıyamet
