00.00.2000 - Arafat, Arefe Günü, Hac

00.00.2000 - Arafat, Arefe Günü, Hac
el-Hamdü li’llâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîhi alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve’s-selâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emma bâ’dü;
Fe-kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
اِبْنَ آدَمَ، عِنْدَكَ مَا يَكْفِيكَ، وَأَنْتَ تَطْلُبُ مَا يُطْغِيكَ. ابْنَ آدَمَ، لَا بِقَلِيلٍ تَقْنَعُ، وَلَا بِكَثِيرٍ تَشْبَعُ. ابْنَ آدَمَ، إِذَا أَصْبَحْتَ مُعَافًى فِي جَسَدِكَ، آمِنًا فِي سِرْبِكَ، عِنْدَكَ قُوتُ يَوْمِكَ، فَعَلَى الدُّنْيَا الْعَفَا. عد حل هب خط كر وَابْنُ النَّجَّارِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
İbne âdeme ındeke mâ yekfike ve ente tatlubu mâ yutğîke ibne âdeme lâ bi-kalîlin tena’u ve lâ bi-kesîrin teşba’u ibne âdeme izâ asbahte mu’âfen fî cesedike âminen fî sirbike ındeke kûtü yevmike fe-ale’d-dünye’l-‘afâ.
İbni Ömer radıyallahu anhu’uma’dan.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu naklediliyor.
İbne âdeme. Burada ya takdir edilecek, yani nida var burada.
Ey Ademoğlu!
Hepimiz Hz. Adem atamızın neslinden geldiğimiz için, Ademoğluyuz hepimiz.
Ey Ademoğlu!
Diyor, Efendimiz. Ey insanlar! demek yani. Ey insan! Indeke mâ yekfike. Yanında sana yetecek kadar yiyecek, içecek, rızık, ihtiyacını karşılayacak malzeme madde var.
Ve ente tatlubu mâ yutğîke. Halbuki, sen seni azdıracak miktarı istiyorsun. Yeterince olan var. Fazlasını ve seni azdıracak olanı istiyorsun.
Çünkü;
İnne-l-insâne leyatġâ. En ra-âhu-staġnâ. (Alak Suresi 6-7. Ayet)
İkrâ suresindeki âyet-i kerîmede bildirildiği gibi, insanoğlu kendisini zengin gördü mü, müstağni gördü mü, varlıklı gördü mü, yerinde duramaz, sapıtır. Tuğyan eder, günahlara dalar, haramlara dalar. Allahu Teâlâ hazretlerine tazarru, niyazı, ibadeti keser, eksiltir, şeytana uymayı arttırır.
Onun için; Peygamber Efendimiz, zengin olmasından ashabının, daha çok korkuyordu fakir kalmasından. Çünkü fakir olduğu zaman dua edecekler. Allaha yalvaracaklar. Ama zengin oldukları zaman, belki günahlara dalacaklar, belki namazı niyazı bırakacaklar, keyiflerine bakacaklar, yan gelip yatacaklar.
İbne âdeme lâ bi-kalîlin tena’u ve lâ bi-kesîrin teşba’u.
Ey Ademoğlu!
Az bir şeyle kanaat göstermiyorsun, az birşeyle yetinmiyorsun, çok verilince de doymuyorsun. Ha babam, de babam, ye babam, ye babam, bir türlü gözün doymuyor, karnın doymuyor.
İbne âdeme. Ey Ademoğlu!
İzâ asbahte mu’âfen fî cesedike. Sabahleyin vücudun afiyette, sağlıklı, sıhhatli olarak kalktın mı?
Âminen fî sirbike. Nefsin emniyette olarak, kalktın mı?
O zaman. İndeke kûtü yevmike. O günkü rızkında yanında var mı?
Var.
Fe-ale’d-dünye’l-‘afâ. Artık dünyaya aldırma, dünyalığa aldırma, dünyaya karşı müstağni ol, artık dünya ne yaparsa kendi halinde kalsın, dünyaya bir merhaba çek; günlük gıda var, sağlıklısın, nefsin emniyette. Daha ne istiyorsun?
Allaha şükret demek istiyor.
İkinci hadîs-i şerîf.
اِبْنَ أَخِي إِنَّ هٰذَا يَوْمٌ، مَنْ مَلَكَ فِيهِ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ وَلِسَانَهُ غُفِرَ لَهُ. يَعْنِي يَوْمَ عَرَفَةَ. حم وَابْنُ سَعْدٍ عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَبَّاسٍ.
İbne ehî inne hâze yevmün men meleke fîhi sem’ahû ve basarahû ve lisânehû ğufira lehû ya’ni yevme arefete.
İmam b. Ahmed Hanbel hazretlerinden ve İbn Sa’d’dan rivayet edilmiş.
Abdullah İbn Abbâs radıyallahu anhuma buyuruyor. Naklediyor ki;
İbne ehî inne hâze yevmün men meleke fîhi sem’ahû ve basarahû ve lisânehû ğufira lehû ya’ni yevme arefete.
Peygamber Efendimiz ona şöyle buyurmuş;
İbne ehî. Ey kardeşimin oğlu. Yeğenim. Çünkü, Abdullah İbn Abbâs, Abbâs amcasıydı. Abbasın oğlu, babasının abisiydi yani.
Ey yeğenim! Ey kardeşimin oğlu!
Hâze yevmün. Bugün öyle bir gündür ki, öyle mübarek bir gündür ki, Allah’ın öyle afvı mağfiret eylediği, lütfettiği, kullara ikramlar saçtığı, nimetler bahşettiği, öyle güzel bir gündür ki.
Men meleke fîhi sem’ahû. Kim bu günde gözüne, kulağına ve diline sahip olursa.
Sem’ahû. Kulağa. Basarahû. Göze. Lisânehû. Dili.
Yani kulağına sahib olursa ne demek?
Kulağı ile günah işlemezse. Gözüne sahip olursa ne demek?
Harama bakmazsa.
Diline sahib olursa ne demek?
Günahlı laf söylemezse demek.
Kim bu azalarına sahib olursa, onlara günah işletmezse. Ğufira lehû. Allah onun günahlarını mağfiret eder. Allah’ın mağfiretine, rahmetine, gufrânına mazhar olur.
Hangi gün bu?
Ya’ni yevme arefete. Arefe gününü kastetmiş. Hacıların Arafat a çıktığı günü kastetmiş. Yanında bu Abdullah İbn Abbâs varmış, bineğinin arkasında, ondan sonra karşıdan da kadınlı erkekli bir kafile hacı kafilesi görününce, işte tabi bakılıyor, bakılıyor ama bakılanların arasında kadınlar kızlar falan var, o zaman böyle buyurmuş Peygamber Efendimiz. Bu öyle bir gündür ki; kim kulağına, diline, gözüne bugünde sahip olursa mağfiret olunur. Yani bakmayacak.
E bu bakmamak nasıl olacak?
Bakmamak büyüklerimizin ortaya koyduğu esası uygulamakla olacak.
Nazar ber-kadem. Bakışları yerde olacak, pabucunun ucunda olacak, böyle edebli bir iffetli bir kız gibi böyle yürüyecek. Yoksa etrafına baktı mı mutlaka birşeye gözü takılır.
Tabi Arafat da, hep Müslümanlar var, hep örtülü insanlar var. Böyle bir diyarda ise, örtünmek ihtiyacı duymayan, örtünmeyi bir esas saymayan,aldırmayan, sakınmayan insanlar var. Ne kolunu ne bacağını ne göğsünü, ne başka azasını sakınıyor. Oturuşuna kalkışına dikkat etmiyor, giyimine dikkat etmiyor. Giyimli kuşamlı olsa bile, giyiminin kuşamının altından vücudunun hatları belli oluyor, giyilmemiş gibi.
Demek ki; bizim burada gözümüze, kulağımıza, dilimize sahip olma işine daha da dikkat etmemiz gerekiyor, bu anlaşılıyor.
Tabi Arefe günü, Arafat’a çıktıkları gün hacıların, hacılar için çok önemli gündür, Arafat’a çıkmak haccın esaslarından bir esastır. Arafat’a çıkma olmazsa, Arafat’ta vakfe olmazsa, o saatlerde olmazsa, o günde olmazsa, arefe gününde olmazsa, hac bir dahaki seneye kalır, bitti, hac olmaz. Yetişemedi, arıza oldu, Arafata gidemedi, bulunamadı Arafat vakfesinde, hacı olamaz. E birgün sonra gitsem de bütün gün kalsam üç gün kalsam. İstersen bir ay kal. Arafat’ta arefe gününde; zevalden sonra güneşin batışına kadar, hatta o zamana yetişemezse gece vaktine kadar, yani imsâk kesilinceye kadar gidebilmiş olması lazım. Gidemezse kaçırdı mı gider kaçar yani. O kadar hacılar için önemli. Haccın yarısı, çok önemli bir işi, Arafat da bulunmak, vakfe yapmak.
Hacı olmayanlar içinde çok önemli Türkiye’deki, Avusturalya’daki, Afrika’daki, Asya’daki Amerika’daki müslümanlar içinde önemli, çok kıymetli bir gün. Kurban bayramının arefesi.
O arefe gününde oruç tutanın, bir sene geçmiş seneki günahları affolunur, bir sene gelecek seneki günahları affolunur. Muaazzam bir ikram. Bir dahaki seneye de yaşayacak demek ki. Günahları da hem de affolunmuş olarak. Çok önemli. Hacca gidemeyenler içinde önemli birgün. İşte oraya gidenler de burada duranlarda gözüne, kulağına, diline sahib olacak.
Dil ile günahı da çok yapıyoruz. Dil ile günah, gıybet günahıdır bir. Orda olmayan insanın aleyhinde konuşursan, onu üzecek, hoşlanmayacağı şeyler gıybet olur. Yalan söylersen, iftira olur. Ona yalan atarsan, iftira olur. Veyahut burada bulunan adama doğrudan doğruya ulan sen şöylesin de böylesin de bilmem ne de, o da kalbi kırıldı, boynunu büktü, kapıdan çıktı. O da günah. Kalp kırmakta günah.
Yani bu dil, insanları cehenneme, en çok dili ile işlediği günahlar sokuyor. Bir dili ile iki dudağı arasındaki bu dili ile işlediği günahlar, birde iki bacağı arası. İki şeyden cehenneme giriyor. Çok dikkat etmek lazım. Gözüne dikkat etmek lazım bakmayacak. Kulağına dikkat edecek, dinlemeyecek. Çünkü Resûlullah’ın sevmeyeceği, Allah’ın sevmeyeceği şeyler. Onun için çok dikkat etmemiz gerekiyor.
Üçüncü hadîs-i şerîf.
اِبْنَ آدَمَ، اضْمَنْ لِي رَكْعَتَيْنِ مِنْ أَوَّلِ النَّهَارِ، أَكْفِكَ آخِرَهُ. طب عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
İbne âdeme idman lî rek’ateyni min evveli’n-nehâri ekfike âhirahû.
Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;
Ey Ademoğlu!
İbne âdeme.
Ey Ademoğlu!
Ey insan!
Ey kişi!
İdman lî rek’ateyni min evveli’n-nehâri ekfike âhirahû. Gündüzün ilk başlangıç saatlerinde, evvelinde iki rekât namaz kılmayı bana yapacağını söyle, teminat ver, yapacağım, muhakkak yapacağım diye söz ver, yap.
Ekfike âhirahû. Ben de o günün ahirine kadar; senin hayır içinde olacağına, sevaplar kazanacağına, gününün hayırlı verimli geçeceğine teminat vereyim.
Tabi bunu kim söylüyor?
Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfin de söylüyor ama, Cenâb-ı Hak böyle vaad etmiştir diye bildiriyor bize.
Yani onun için güne başlarken, iki rekât namaz kılmak lazım. Bu iki rekât namaz bizim kıldığımız namazların içinden hangisi?
Biz bazı şeyleri yapıyoruz ama büyüklerimiz yap dedi diye yapıyoruz, kıymetini sevabını bilmeden yapıyoruz.
Acaba hangisi?
Bazıları demişler ki, bu sabah namazının sünnetidir. İki rekât, işte ezan okunuyor, imsâk vakti bitiyor, sabah fecir oluyor, fecir atıyor, tan yeri atıyor, sabah namazının vakti geliyor, bu iki rekât sabahın iki rekâtı çok kıymetli budur demişler. Bu nehari şer-i’idir yani. Şeriat nazarında gündüzün başlangıcı o vakittir ama daha güneş doğmadı. Hani güneş?
Yok daha dur bakalım. Güneşin doğmasından sonradır, diyenler var bir de. Bu nehar, güneşin, nehari örfide güneşin doğmasından sonradır. Güneşin doğduğu zamandan sonra. O da bizim işrâk namazı oluyor. Yani iki rekât işrâk namazını, gündüzün başladığı neharın, nehar-ı örfi derler buna, örfi olarak, âdet olarak, geleneksel olarak gündüz; güneşin doğmasıyla başlar, batmasıyla biter. Ama dini bakımdan güneşin doğmasından evvel, fecirden başlıyor, daha birbuçuk saat önceden başlıyor o ayrı. Bazısı da bunu demişler. Zaten camide bekleyip de zikirle meşgul olup da, kalkıp iki rekât namaz kılmanın çok sevaplı olduğundan başka hadîs-i şerîflerde buyurmuş, Peygamber Efendimiz. O da olabilir. İnşallah onu da yapmaya çalışalım.
Sabah namazının sünnetini kılıyoruz da bazen de camiye geç geliyoruz. Bakıyoruz ki sünneti kılsak, namaz kaçacak, o zaman Allahu Ekber, durmak gerekiyor, imama uymak gerekiyor, sabah namazının sünneti kaçıyor. En iyisi biraz uykudan fedakârlık yapıp, erkence kalkıp, evde iki rekâtı kılmalı, camiye yetişmeli, sünnet kılınmış olmalı. Hem ev de mescid edilmiş olur yani, evde de namaz kılmak çok sevap. Öyle yapılırsa, daha iyi olur. Amma en garantili, sağlam olan iş; bir de sabah namazından sonra, bizim işrak namazını kılmaya çalışmamızdır. O zaman, bu mükâfatlara nail oluruz.
Allah her türlü sevapları, mükâfatları ihsan eylesin. Hem dünya da hem ahirette cümlemizi aziz ve bahtiyar eylesin.
إِذَا أَتَى أَحَدُكُمْ مَجْلِسًا فَلْيُسَلِّمْ، فَإِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يَجْلِسَ جَلَسَ. وَإِنْ أَرَادَ أَنْ يَقُومَ فَلْيُسَلِّمْ، فَلَيْسَتِ الْأُولَى بِأَحَقَّ مِنَ الْآخِرَةِ.
İzâ etâ ehadüküm meclisen fe’l-yüsellim fe-in bedâ lehû en yeclise celese ve in erâde en yekûme fe’l-yüsellim fe-leyseti’l-ûlâ bi-ehakka mine’l-âhirati.
İbn Hibbân, Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet eylemiş ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş;
“Sizden biriniz bir toplantıya, bir meclise geldiği zaman.” Fe’l-yüsellim. “Selam versin.”
es-Selamu aleyküm veya es-selamu aleyküm ve rahmetullah veya es-selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh. Selam versin meclise geldiği zaman. es-Selamu aleyküm derse on hasene alır. es-Selamu aleyküm ve rahmetullah derse 20 hasene alır. es-Selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh derse 30 hasene alır. Her ilave kelimeye on hasene daha sevap fazla.
Fe-in bedâ lehû en yeclise celese. “Eğer oturacak gibi bir durum olursa, selam verdikten sonra otursun.”
Selamdan otursun. Oturması uygun geliyorsa kendisine, oturması lazım geliyorsa otursun.
Ve in erâde en yekûme. “Ama oturmayıp kalkıp gidecekse, gitmesi gerekiyorsa, kalkacaksa.” Fe’l-yüsellim. “Yine selam versin.”
Biz de ilk defa selam vermek var da, ikinciyi bazıları bilmiyorlar. İkinci de var. Yani meclise gelindiği, toplantıya gelindiği zaman da selam verilir, giderken de selam verilir. Burada o belirtiliyor.
Fe-leyseti’l-ûlâ bi-ehakka mine’l-âhirati. “Birincisi, ikinci selamdan daha geçerli ve önemli değildir.”
Yani ikincisi de önemlidir, aynı şekilde önemlidir. İkinciyi önemsiz sanmayın; biricisi daha önemli, ikincisi olmasa da olur demeyin. İkincisi de önemsiz değildir. Biricisi, ikinciden daha önemli değildir, ikisi de önemlidir.
“Kalkarken de selam verin.” diye bildiriyor, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Allah, sünnet-i seniyeyi uygulayıp, ihyâ edip şehit sevapları kazanmayı cümlemize nasip etsin. Her işimizi, sünnete göre yapmaya bizi muvaffak eylesin. Peygamber Efendimiz'in şefaatine erdirsin.
10.06.2000 -
Namaz Kılmak, Hanımlar,
08.01.2001 -
Yöneticilerin Önemi, Gurur
