29.01.2001 - Sözün Sahihliği, Boşanma, Hayra Vesile Olmak

29.01.2001 - Sözün Sahihliği, Boşanma, Hayra Vesile Olmak
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhirabbi’l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî küllihîn. Ve’s-salâtüve’s-selâmüalâseyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirînMuhammedini’l-Mustafâ ve alââlihî ve sahbihî ve men tebi’ahûbi-ihsâninecmaîn.
Emmâ ba’dü fe kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
أَبْعَدُ النَّاسِ مِنَ اللهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الْقَاصُّ الَّذِي يُخَالِفُ إِلَى غَيْرِ مَا أُمِرَ بِهِ
Eb’adü’n-nâsiminallâhi yevme’l-kıyâmeti’l-kassüllezî yuhâlifu ilâ gayri mâ emire bihî.
Sadaka Resûlullah fî mâkâl ev kemâkâl.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın, rivayet eylediği bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Eb’adü’n-nâs iminallâhi yevme’l-kıyâmeti’l-kassüllezîyuhâlifu ilâ gayri mâ emire bihî. “Kıyamet gününde insanların, Allah’tan en uzak olanı; o kıssacı, hikâyecidir ki kendisi, emrettiği şeyden gayrıya gidiyor, söylediğini tutmuyor, sözüne aykırı iş yapıyor.”
el-Kâs, “kıssacılık” kötü bir sıfat olarak hadîs-i şerîflerde zikredilmiştir.
Hikâyecilik; senetsiz, delilsiz, mesnetsiz, ne idüğü belli olmayan, doğruluğu belli olmayan lafları ballandıra ballandıra, yayarak genişleterek, kendisi bir şeyler katarak anlatıyor.
Meddah gibi, orta oyuncusu gibi ortaya çıkıp da eskiden birtakım laf hünerleri ile insanları eğlendirirlermiş güldürürlermiş.
Bir Hacivat-Karagöz oyunu varmış, tiyatro gibi bir şey. Sahnede, mumun ön tarafında renkli şekiller konuşuyor, millet gülüyor. Karagöz oyunu, Karagöz-Hacivat oyunu.
Bir de meddah var; o da kahvede yüksek yere çıkıyor oturuyor, millet ağzının içine bakıyor. O da anlatıyor anlatıyor anlatıyor, kâh güldürüyor kâh ağlatıyor ama sözlerine itimat edilmez. İtimat edilir, delilli, sağlam sözler söylemiyor. Makbul değil!
Makbul olanı hangisi?
Söylediği sözü delillendiren, belgelendiren; “Bu hadîs-i şerîfte şöyle geçiyor, bu hadîs-i şerîf sağlam, şu âyet-i kerîme şu sûrede şöyle geçiyor…” diye sağlam söz söyleyen makbul. Kendisinden bir şey katmayan!
O kadar güzel sözler var ki!.. Bakıyorsun, okuyorsun; güzel, doğru ama hadis alimleri; “Rivayeti sağlam değil!” diyorlar. Sözün doğruluğuna bile bakmıyor; esas, sağlam kaynaktan gelmesine bakıyor! Sağlam mı değil mi ona bakıyor. Çünkü, Peygamber Efendimiz’den başka insanlar yanılabilir. Bakarsın bir laf söyler ama o söylediği söz doğru mu yanlış mı? Onun dediği gibi yapılırsa, Allah sever mi sevmez mi belli değil!
Peygamber Efendimizinki belli! “Allah’ı seviyorsanız Resûlullah’a ittiba edin!” diye Allah Kur’ân-ı Kerîm’de emrediyor. Kesin belli, Resûlullah’a tâbi olduğumuz zaman kurtuluruz. Bid’atlara sapanlar helâk olur ve namazları, ibadetleri, hiçbir şeyleri kabul olmaz! Onun için söylediği işe kendisi muhalif hareket eden, sözü başka işi başka olan hikâyecilerin; kıyamet gününde Allah’a en uzak insanlar olacağını bildiriyor.
“Allah’a en uzak” ne demek?
“Allah’ın en sevmediği” demek. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri her yerde hazır ve nazırdır. Sevmediği kulun da yanındadır. Her yaptığını biliyor, kalbinden geçeni de biliyor, her şeye kâdir. “Uzak” demek, “rahmetinden uzak” demek. Çünkü ;Cenâb-ı Hak her yerde hazır ve nazır. Mekândan münezzeh olduğundan, O’nun mesafe olarak uzaklığını düşünmek yanlış! Mesafe olarak uzak değil; Allah’ın rahmetine eremeyecek, Allah’ın lütfuna mazhar olamayacak, Allah’ın mükâfatını kazanamayacak, cezasını çekecek, demek.
Allahu Teâlâ hazretleri hepimize sözümüzün eri olmayı; özümüzün, sözümüzün, işimizin birbirine uygun olmasını nasip eylesin.
Söylüyoruz, nasihat ediyoruz veyahut müslümanız diye ortaya çıkmışız; “Ben müslümanım.” diyoruz ama işimiz Müslümanlığa, müslümana yakışmıyor! Herkes hacıya hocaya, müslümana sövüp sayıyor.
Zaten millet, böyle bahane arıyor.
O hâlde bizim ne yapmamız lazım?
Giyimimizle kuşamımızla, davranışımızla mertliğimizi, kahramanlığımızı, dürüstlüğümüzü, İslâm’ın güzelliğini göstermek bakımından böyle davranmamız lazım ki, İslâm’a bizden dolayı bir söz gelmesin! Pireye kızıp yorganı yakmış ya, pireyi tutamamış, ondan sonra pireyi yakacağım diye, yorganı ateşe atmış.
Yahu pireyi yakala, yorganı yıka!..
Öyle değil, millet dinden imandan çıkıyor!
Köyde yatsı namazı kılınırken herifin birisi inadına, radyoyu sonuna kadar açarmış. Jandarmaya şikâyet ederlermiş. Jandarma gelince kapatırmış, gidince yine inadına açarmış.
Ama nasıl öldü?
Çok feci bir şekilde öldü. İçkiyi içmiş; içine bir yangın, bir hararet, bir ateş düşmüş. Camı açıyormuş; “Komşular yetişin ölüyorum!” diye bağırıyormuş. Millet;
“Yine ne oyun peşinde kim bilir; sarhoş, bağırıp çağırıyor. Yanına gitmeyelim, bize de zararı dokunur…” diyormuş.
Sabahleyin bakmışlar ki ölmüş.
Ama nasıl ölmüş?
Elbiselerini parçalayarak yorganları yastıkları parça parça çekiştirerek ölmüş! Zaten Allah böyle tepelemiş. Allah, sevmediği bir şekilde, içki içmişken çatlatarak öldürmüş. Kötü bir şekilde ölmüş de.
Af çıkardılar, af çıkarıldıktan sonra Diyarbakır valisi öldürüldü. Öldürenler, afla hapisten çıkanlar.Bütün suçlular, bir takım dalaverelerin sonunda hepsi dışarı çıktılar, polislerin bütün emekleri boşa gitti. Hani bankaları hortumlayanlardan bir tanesi paraları geri verdi mi ,ne oldu? Hani hırsızlar sonuna kadar takip edilecekti, taa hükümete dayansa bile.
Allah bizi İslâm’a döndürsün! İslâm’a dönmezsek Allah cezalandırıyor. Allah, İslâm’a dönmediğimiz zaman başka başka yollarla cezalandırıyor. Milleti toptan cezalandırıyor:
Her yönden cezalandırıyor.
Allah bizi hakka dönüp rızasını kazananlardan eylesin, kahrına uğrayanlardan değil!
Her yerden düşmanlık!
Fransa, Ermeni tasarısını kabul etti, İngiltere yürüyüş yaptı, Almanya hazırlanıyor, bir oyun var işin arkasında. Amaç ne imiş; sonunda Ermenileri haklı çıkartıp, Türkiye’den Ermenilere, tazminat kopartmakmış. Hani, Yahudiler Almanya’dan tazminat kopardılar ya, halen İsrail Almanya’dan muazzam paralar alıyor her sene. Almanlar, ırgat gibi çalışıyor,”siz eskiden Yahudileri öldürmüştünüz diye İsrail’e para veriyor. Herifler siyaseti böyle kurmuşlar, para alıyorlar.
Peki bizim; Sırplar tarafından öldürülen, Müslüman kardeşlerimiz. Ruslar tarafından öldürülen, Dağıstan Çeçenistan’daki mübarek kardeşlerimiz, hanımları çocuklar, yıkılan evleri. Bu zulum soykırımı hala devam ediyor, Kosova’da Balkanlarda. Hep arkasında Rusya var, Hırıstıyanlar var, Bulgaristan’da Romanya’da her yerde.
Tırları kestirmeden İstanbul’a taşıyan Romen feribot; Karadeniz’de biraz fazla dalga olmuş, gemi tehlikeye girdi diye, iki tane Türk tırını denize sallamışlar, şöförleriyle beraber.
İlk fırsatı buldukları zaman, hemen müslümana saldırıyorlar, onu kesiyorlar. Müslümanın da bir şeyden haberi yok, Hiçbir şeyden haberi yok, hiçbir çalışması yok! Ne hoca sözü dinlerler ne alim sözü dinlerler!
İkinci hadis-i şerif.
أَبْغَضُ الْحَلَالِ إِلَى اللهِ الطَّلَاقُ
Ebğadü’l-halâli ilallâhi et-talâku.
Ebû Davud, İbn Mâce, Hâkim, İbn Abdilber, Taberânî, Beyhakî, Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet etmişler. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Ebğadü’l-halâliilallâhi et-talaku. “Allah’ın en çok kızdığı helal.”
Subhanallah! Hem helal, hem de Allah buğz ediyor, kızıyor.
Allah’ın en kızdığı helal, hangisidir?
et-Talâk.
“Boşadım seni!”
Kadıncağız yandı, bitti. Adamın iki dudağının arasında. Adam beni boşayacak, diye karşısında tir tir titriyor.
“Boşadım.”
Niye?
“Keyfim öyle istedi. Bu sabah rüzgâr bu taraftan esti, boşadım…”
Çok fena!
Salahiyet verilmiş, adam karısını boşayabilir. Ama; bu salahiyetin kullanılmasının ortamı var, şartları var.
Durup dururken keyfî olarak, kadıncağız boşanır mı?
Sonra gençken almış; camdan gözetlemiş, mektup yollamış, kaş göz işareti yapmış, bıyık burmuş, sevmiş almış. Mutlu günler geçmiş, kadıncağız yaşlanmış; boşuyor!
Ne olacak?
“On sekizinde bir genç alacağım.”
Niye?
“Ağzımın tadını süreceğim, keyfime bakacağım.”
Peki, bu kadıncağız ne olacak? Gençliğini sana harcadı, ömrü seninle geçti, şimdi sen yaşlandı diye bunu beğenmiyorsun…
Allah’ın en sevmediği helal ,boşanmaktır.
Tabi boşama hakkı var,helal yani.Şartları tahakkuk ettiği zaman boşarsın.Kadın bir kötülük yapar, görürsün, söz dinlemez vs. filan boşarsın.
Ama onu doğru kullanmak lazım. Doğru kullanmazsa keyfî, zevk için kullanırsa veyahut nefsanî duygulardan dolayı [boşarsa] Allah’ın kahrına uğrar!
Yuva çok önemlidir, yuvanın korunması önemlidir! Karının kocanın, birbirine karşı muhabbet etmesi lazım. Buna mukabil, kadın da kocasından boşanmayı isterse boşanıyor. Nasıl olur bu? Nikahta şart koşuyor.”Ben de istersem, istediğim zaman nikahı fesh edebileceğim, anlaşmayı o şartla yapmak istiyorum”, oluyor. Sonra boşanıyor,
Niye boşanıyorsun?
Anası zorluyor, babası zorluyor, komşular, hocalar; “Yapmayın etmeyin, çoluğunuz çocuğunuz var…”
“Sevmiyorum artık, sevmiyorum, ayrılacağım!” diyor, ayrılıyor.
Misalleri var:
Bir tanesi kocasıyla Türkiye’ye gitmiş, sonra kadın kayıp! Aramışlar taramışlar derken, kadından mektup gelmiş:
“Beni boşuna aramayın, ben seni sevmiyordum zaten, ben artık senden ayrıldım. Başkası ile beraberim, beni aramayın!”
Ne yapalım?
Adamcağız beklemiş, aramış, yok; dönmüş gelmiş. Gelmiş bir de bakmış ki; bankadaki bütün hesabı çifte imzalı, karısının da imza salahiyeti var kendisinin de, bütün paralar çekilmiş! Ev satılmış, evin parasını bankaya koymuşlar; kadın hepsini çekmiş! Ondan sonra başlamış faturalar yağmaya! Karısı bir sürü borç takmış! Eve geliyor, onları da ödüyormuş!
Allah kötülerle karşılaştırmasın! Salih bir bey, saliha bir hatunla evlensin; mutlu yuva kursunlar. Bir de saliha hatunların kıymetini, beyler bilsin, salih beylerin kıymetini, hatunlar bilsin; şeytana uymasınlar! Allah’ın sevmediği işi yapmasınlar, yuvayı yıkmasınlar! Çocukları analı-babalı öksüz bırakmasınlar!
Üçüncü hadis-i şerif.
أَبْلِغُوا حَاجَةَ مَنْ لَا يَسْتَطِيعُ إِبْلاغَ حَاجَتِهِ. فَمَنْ أَبْلَغَ سُلْطانًا حَاجَةَ مَنْ لَا يَسْتَطِيعُ إِبْلَاغَهَا، ثَبَّتَ اللهُ قَدَمَيْهِ عَلَى الصِّرَاطِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
Ebliğû hâcete men lâ yestetî’u iblâğehâcetihî fe men ebleğa sultânen hâcete men lâ yesteti’uiblâğahâ sebbetallâhu kademeyhi ale’s-sırâtiyevme’l-kıyâmeti.
Hadîs-i şerîf Ebû’d-Derdâ radıyallahu anh’ten, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Ebliğûhâcete men lâ yestetî’uiblâğehâcetihî. “İhtiyacını resmî makamlara, ilgililere duyuramayanın, bu durumunu siz biliyorsanız duyuruverin.” “Çünkü her kim ihtiyacını, sesini ilgili yerlere duyuramayan, yardımı sağlayamayan bir kimsenin ihtiyacını, ilgili yerlere duyurur da yardımı sağlar, ihtiyacını gördürürse, Allahu Teâlâ hazretleri kıyamet gününde, sıratı geçerken onun ayağını kaydırmaz. Sabit, sağlam kılar, sıratı geçer, cennete gider.”
Devletin vazifesi; teşkilatı kurup, vatandaşlarını korumaktır! Vatandaşlarına zulüm etmek değildir. Devlet, vatandaşları korumak için, ihtiyaçlarını görmek için, bir düzenlemedir ve devletin her yönden vatandaşlara yardımcı olması lazım. Çünkü hizmet teşkilatıdır. Devlet ,kahır teşkilatı değildir, hizmet teşkilatıdır! Devlet sopalı, silahlı, kamçılı, zalim yönetim değildir. El pençe divan durup halka millete Allah rızası için, hizmet etme teşkilatıdır.
Onun için fakiri bulacak, yardımcı olacak; hastayı bulacak, tedavi edecek; yetimi bulacak, okutacak… Bu işleri görecek.
Bunu nasıl yapacak?
Zekâtları, vergileri toplayacak, ganimetlerden beşte bir hisse, hazineye beytü’l-male gelecek, bu işleri yapacak.
Bu işleri yapacak ama ,bazı insanlar ihtiyacını, hastalığını, derdini söylemiyor. Sabrediyor veya söyleyemiyor. Hasta, dermanı yok, gidemiyor, mahallede kalmış. Ayağa kalkamıyor ki gitsin halifeye derdini söylesin! Peygamber Efendimiz öyle kimselere yardımcı olunmasını tavsiye ediyor.
“Bizim mahallede bir dul kimse var, hasta; aman bunun imdadına yetişin!” der gibi bir şekilde veya; “Bir yetim var, buna sahip çıkın!” demek gibi şekillerle yardımcı olmak lazım.
Adam, kendisi yardım edemiyor ama yardıma aracı olduğu için Allah onu sıratı ayağı kaymadan geçirtiyor, cennete sokuyor. Çünkü hayra vesile olmak da çok sevap! Yapamazsak bile, hayra vesile olalım. Kendimiz kesemizi açıp yapamıyorsak bile yapabilecek insanı bulup söyleyip, o işi ona yaptırtalım.
Allah akıl fikir versin, Allah yardımcımız olsun. Allah, bütün İslâm ülkelerine hayırlı idareciler versin. Zalimleri def etsin. Hayırlı idarecile,r İslâm’a, müslümanlara güzel hizmet etsinler. Köylerde, çiftliklerde bile asfaltlanmamış yol kalmasın. Su gitmedik yer kalmasın. Bakılmadık yetim, tedavi olmadık hasta kalmasın.
Türkiye’de adam hastalandı mı, fabrikasını satıyor ,fakir düşüyor. Burda bi teşkilat kurmuşlar,biz kuramamışız, misalleri olduğu halde.
el-Fâtiha!
14.08.2000 -
Lailaheillallah Demek, Hz.
14.06.2000 -
Peygamber Efendimizin İnsanlığın
