08.07.2000 - Yemekte Besmele, Süt İçmek, Oruç ve Niyet

08.07.2000 - Yemekte Besmele, Süt İçmek, Oruç ve Niyet
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ mlMuhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâin ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d.
Fe-kâle resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem;
إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ طَعَامًا، فَلْيَذْكُرِ اسْمَ اللهِ. فَإِنْ نَسِيَ أَنْ يَذْكُرَ اسْمَ اللهِ فِي أَوَّلِهِ، فَلْيَقُلْ: بِسْمِ اللهِ عَلَى أَوَّلِهِ وَآخِرِهِ. د ك ت صَحِيحٌ عَنْ عَايِشَةَ.
İzâ ekele ehadüküm ta’âmen fe’l-yezküri’smellâhi fe-in nesiye en yezküra’smallahi fî evvelihî fe’l-yekul bismillahi alâ evvelihî ve âhirihî.
Sadaka rasûlüllâhi fî-mâ kâl ev-kemâ kâl.
Hazret-i Âişe-i Sıddîka validemizden rivayet olunmuş. İmam Tirmizî sahîh bir hadîs diye buyurmuş, Ebû Dâvûd ve Hakîmde de var.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
İzâ ekele ehadüküm ta’âmen. "Sizden biriniz bir yemek yediği zaman." Fe’l-yezküri’smellâhi. "Allah’ın ismini zikrederek yesin. Anarak zikretsin." Yemeğe başladığı zaman, bismillah diyerek Allah’ın adını zikretsin.
Fe-in nesiye en yezküra’smallahi fî evvelihî. "Yemeğin -taamın- başında, Allah’ın adını söylemeyi unutursa" Bismillâh, Bismillâhirrahmânirrahîm demeyi unutursa, aklına geldiği zaman desin ki fe’l-yekul bismillahi alâ evvelihî ve âhirihî. "Evveline de ahirine de hepsine Allah’ın adıyla başlıyorum." desin. "Bismillahi alâ evvelihî ve âhirihî" desin.
Demek ki unuttuğu zaman, sonradan böyle söyleyecek, o zaman oluyor.
Bir keresinde Peygamber Efendimiz yemek yerken birisine bakıyordu; durumuna, güldü.
Dediler ki:
"Ya Resûlullah niye güldünüz?"
"Çünkü şeytanda onunla beraber taamından yemeğe başladı. Şeytan ortak oldu, başladı yemeğe. Sonra aklına geldi; Bismillâhirrahmânirrahîm deyince şeytan yediklerini kustu." dedi. Ona yâr olmadı dedi. Şeytanın yedikleri, şeytana yâr olmadı dedi. Ona güldü.
Bir insan, bir hayırlı işe başlarken besmele çekecek. Yemek olsun, içmek olsun, giyinmek olsun, dükkanını açmak olsun, evinin kapısını açmak olsun, alışveriş olsun, düğün olsun, dernek olsun, gerdek olsun her neyse Allah’ın adını anmak lazım.
Allah’ın adı ne demek?
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla."
Ne demek?
"Ben Allah’ın kuluyum, Allah’ın sevdiği işi yapmayı düşünüyorum. Bu işin başında da Allah bu işe müsaade etmiştir diye O'nun adını anarak öyle başlıyorum." demek.
Onun için besmele ile başlandı mı işin sonu iyi gelir ve arkası iyi gider. "Besmele ile başlanmayan bir işte güdük olur, kesik olur, kopuk olur." diyor Peygamber Efendimiz. Önemli herhangi bir iş besmele ile başlanmadan yapılırsa, bozuk olur, güdük olur buyuruyor.
Besmele çekmeyi adet edineceğiz. Her yapacağımız iyi işi Allah adıyla, Allah rızası için yapacağız.
"Peki niye her işi demiyorsun da, her iyi işi diyorsun."
Çünkü günah olan bir işi besmele çekerek başlamak alay etmek gibidir. İçki içerken besmele çekiyor başlıyor. Vay edepsiz, terbiyesiz, utanmaz, arlanmaz... Hem günahı işliyor hem de günaha Allah’ın adıyla başlıyor. Cezası çok büyük, çok çarpık bir iş, çok yamuk bir iştir.
Onun için her önemli iyi işe besmele ile başlanır.
Ee kötü iş?
Kötü işe başlanmaz. Kötü iş yapılmaz, kötü iş başlanılmayacak, yapılmayacak bir şey. İyi işlere besmele ile başlamak demek; "her işin başında 'bu iş iyi mi kötü mü diye düşüncem, kötüyse yapmayacağım, iyi ise Allah’ın adıyla onu Allah müsaade ettiği için yapıyorum' diye yapacağım." demek. Manası o.
Allâh adı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya ânın sonu
Hergiz ne demek?
Asla demek.
Bir işin önü Allah’ın adı olursa -bismillah olursa, bismillâhirrahmânirrahîm olursa- hergiz; asla o işin sonu ebter olmaz.
Ebter ne demek?
Güdük demek.
Soyu sopu kesilmiş demek, devam etmeyen demek, kesik demek. İşin sonu ebter olmaz.
Allâh adı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya ânın sonu
Her nefeste Allâh adın de müdâm
Allâh adıyla olur her iş tamam
Çok güzel söylemiş. Süleyman Çelebi de çok güzel bir şâir. Çok mübarek bir insan çok güzel söylemiş. Çok tartmış, ölçmüş, cevherler saçmış, kitapların içi cevher dolu. Mücevheratı saçmış kitapların içine, mana cevherleri saçılı.
İkinci hadîs-i şerîf;
إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ طَعَامًا، فَلْيَقُلْ: اللّٰهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِيهِ، وَأَطْعِمْنَا خَيْرًا مِنْهُ، وَإِذَا شَرِبَ لَبَنًا، فَلْيَقُلْ: اللّٰهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِيهِ وَزِدْنَا مِنْهُ، فَإِنَّهُ لَيْسَ شَيْءٌ يُجْزِئُ مِنَ الطَّعَامِ وَالشَّرَابِ إِلَّا اللَّبَنَ. هب د عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.
İzâ ekele ehüdüküm ta’âmen fe’l-yekul allahümme bârik lenâ fîhi ve et’ımnâ hayran minhü ve izâ şeribe lebenen fe’l-yekul allahümme bârik lenâ fîhi ve zidnâ minhü fe-innehû leyse şey’ün yecziü mine’t-ta’âmi ve’ş-şarâbi ille’l-lebene.
İbn Abbâs radıyallahu anhumadan, Ebû Dâvûd ve Mevâhibü’l-Ledünniye sahibi; nakletmiş, kaydetmiş ki Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor;
İzâ ekele ehüdüküm ta’âmen. "Sizden biriniz bir yemek yediği zaman." fe’l-yekul desin ki; Allahümme bârik lenâ fîhi ve et’ımnâ hayran minhü. "Ya Rabbi! Bu yemeği bize bereketli kıl, mübarek eyle." Ve et’ımnâ hayran minhü. "Ve bundan daha hayırlısını bize ikram da eyle." Bundan hayırlısı nerde olur?
Cennette olur.
Dünya taamı dünya taamıdır, ne kadar güzel olursa olsun. Ondan daha hayırlısı cennette olur. "Ya Rabbi! Bu yediğimiz yemeği taamı bize bereketli eyle ve bundan daha hayırlısını bize ikram eyle."
Ve izâ şeribe lebenen fe’l-yekul. "Sizden biriniz süt içtiği zaman da desin ki;" Allahümme bârik lenâ. "Ya Rabbi şu sütü bize mübarek eyle, bereketli kıl." desin. Sonra devamında ne desin?
Ve zidnâ minhü. "Ve bunu bize arttır, ziyade eyle." desin.
Çünkü fe-innehû leyse şey’ün yecziü mine’t-ta’âmi ve’ş-şarâbi ille’l-lebene.
"Çünkü sütten başka, yemek ve içmek yerine geçen hiçbir şey yoktur." Hem meşrubat yerine geçer; susuzluğunu giderir. Hem yemek yerine geçer; karnını doyurur insanın. Süt harika bir gıdadır. Harikülade son derece güzel bir gıdadır. Elhamdülillâh. Ben bu çayırlardaki mahlûklara bakıyorum; bunların hepsi et fabrikası, süt fabrikası. Otu bir tarafından alıyor öbür tarafından süt... Yani süt yapıyor. Nasıl yapıyor, ne makine, ne teşkilat, ne elektronik, ne biyonik... Ne teşkilat ki; yeşil otu yiyor, sarı samanı yiyor beyaz süt çıkıyor. Sübhanallah! Bir de lezzetli, bir de kuvvetli, bir de vitaminli, bir de kıymetli... Bir de hem yemek yerine geçiyor, hem de meşrubat yerine geçiyor. Çok güzel bir gıda. Elhamdülillâh.
Allah cennette, bir de sütten ırmak da yaratmış. Şaldır şaldır süt akıyor.
Min lebenin lem yeteğayyar ta’mühû.
Teğayyür etmeyen, bozulmayan, kokuşmayan sütten ırmak... Süzme baldan ırmak... Bozulmayan sâfi sütten, cennet meşrubatından, sulardan ırmaklar... Herkesin tarlasından şırıl şırıl akıyor.
Ecdadımız Bursa’yı öyle güzel yapmış ki; Bursa’nın dağlarından gelen suyu bir yerde toplamış. Bir teşkilat yapmış, herkesin bahçesine o sudan gidiyor. Benim masamın üstü kadar bir hazne yapmış. Her bahçeye, terazili, ölçülü, bir künkün içinden su geliyor. Berrak, pırıl pırıl, buz gibi su. Künkün içine, haznenin içine fokur fokur fokur, büngül büngül bülgüldeyip su çıkıyor. Hazne su dolu. Terazili biraz aşağıda, ikinci bir hazne yapmış, ordan da taze su, cereyan eden su akıp gidiyor. Kutunun içinde, bu taraftaki delikten çıkıyor, ondan biraz aşağıdaki delikten hup süzülüp gidiyor. Tabi aşağıdan dökülüp yukardan böyle gidinceye kadar, ne toz, ne çöp, ne bir şey... Herkesin evine yapmış bu terazili [teşkilatı] Güzel, kolay değil! Tutturmak kolay değil! Akıtmak kolay değil! Hepsini yapmış, herkesin evine yapmış.
Hocamız rahmetullah aleyhin Bursada’ki, Hisarda'ki dededen kalma evinde de vardı. Ben gördüm çok güzel bir teşkilat. Sonra bu yeni inşaatlar yapılırken, temeller kazılırken, o teşkilat korunamadı, bozuldu. Komşu orayı kazınca buraya gelen künkü bozunca, burada da suyun şeyi kalmadı. Ama Uludağ’ın güzelim suları, her bahçede şırıl şırıl akıyordu. Her ev bahçeliydi. Bursa’nın sokakları dillere destan, gözlerin görmesine şayan güzel bir şehirdir. Sokaklarını gezmeye doyamazsın, yüksek duvarlıdır. Şu kapı yüksekliğinde duvarlar vardır, gayet güzel. Hiç kimse bahçesinde rahatsız olmaz geçenlerden. Kimse görmez. Ama bir kapı açılırda bir bahçeye girersen, o bahçenin çiçeklerine, güzelliğine doyamazsın. Bir de böyle akarsuyu vardır. Çok güzel idi. "Bu delik demir çıktı, mertlik bozuldu." demiş Köroğlu. Mertlik kalmadı. Delik demiri, uzaktan nişan alıyor dum patlatıyor. Adam pehlivan, gidiyor atın üstünden. Eskiden mertlik vardı. Er kişi baba yiğit... Mertlik bozuldu, kalmadı artık. O Bursa’nın, o evleri de ne güzeldi.
Sonra sefer tası gibi apartmanları çıkarttılar. 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12... Yukarıya doğru sefer tası gibi, dön babam dön, çık babam çık, nefes nefese... Bir de zelzelede; zangur zungur, paldır küldür... Güm aşağı.
"Ben size iki kattan fazla yapmayın, bahçeli ev yapın diye hep söyledim.Taaa asistanlığım zamanından beri 'bahçeli ev yapın, bahçeli mahalle yapalım' deriz, hep apartmana kaydılar. Özelif sitesi için yer aradık, bulduk, doksan dönüm arazi. Bütün ortaklarımıza yetecek, herkesin bahçeli evi olacaktı. Onu yapmadılar; şehrin içinde on birer katlı, her katta altı daireli apartmanlar yaptılar. Bizim örfümüzde, töremizde böyle sivri, havalara çıkmak filan yok. Bahçe, toprak...
Karnın yardım kazmayınan belinen,
Yüzün yırttım tırnağınan elinen,
Yine beni karşıladı gülünen,
Benim sâdık yârim kara topraktır.
Çok sâdıktır. Sen ona öyle yaparsın, o sana gül verir. Toprakla haşır neşir olacak. Toprak olacak, su olacak daha ne istiyorsun. Birde kenarda kebap yeri, ocağı oldu mu... Onu söyleyinceye kadar gülmedin. Amma kebapçısın. Kebapçılık, iliklerine işlemiş Ali [Bingöl] ya. Su diyoruz bir şey yok, hareket yok. Toprak diyoruz hareket yok, çiçek diyoruz hareket yok. Kebap deyince "Ey Allah’ım! Ya Rabbi! Cennet kebaplarından, kuş etlerinden de yemek nasip etsin."
Üçüncü hadîs-i şerif;
إِذَا أَكَلَ الصَّائِمُ نَاسِيًا، أَوْ شَرِبَ نَاسِيًا، فَإِنَّمَا هُوَ رِزْقٌ سَاقَهُ اللهُ، وَلَا قَضَاءَ عَلَيْهِ. قط وَصَحَّحَهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
İzâ ekele’s-sâimü nâsiyen ev şeribe nâsiyen fe-innemâ hüve rızkun sâkahullahu ve-lâ kadâe aleyhi.
Ebû Hüreyre radıyallahu anhden, Dârekutnî rivâyet etmiş. Hadis alimi 'sahîh hadîs-i şerîf' buyurmuş. Peygamber Efendimiz bu sahîh rivayete göre buyuruyor ki:
İzâ ekele’s-sâimü nâsiyen. "Oruca niyetlenmiş olan kimse, unuturda yemek yerse." Mesela Perşembe günü oruca niyet etti. Arkadaşın evine veya dükkanına gitti. O da ona ikram etti; o da yedi içti.
"Ay eyvah tüh!"
"Ne oldu?"
"Ben oruçluydum hay Allah."
Hay Allah, may Allah yok!
"Sizden biriniz oruçluyken unutarak bir şey yerse. Ev şeribe nâsiyen. Yahut unutur da bir şey içerse." Çay ikram etti içti. 'Hay Allah, ya ben bugün oruçluydum' dedi.
İçerse veya yerse ne olur? Fe-innemâ hüve rızkun. "Bu Cenâb-ı Hakk’ın bir rızkıdır." Sâkahullahu ve-lâ kadâe aleyhi. "Onu ona göndermiş." Al Hasan kulum, al Ömer kulum, al Ahmet kulum diye göndermiş; Allah’ın bir rızkıdır. Ve lâ kadâe aleyhi. Bu oruçluya, bu orucu kaza etmek gerekmez." Allah oruçluyken yedirmiş.
"Hocam ramazanda da mı böyle?"
Ramazanda da böyle, her zaman böyle... İşte Peygamber Efendimiz "unutursa" buyuruyor. Hatırına geldiği zaman çıkartacak. Hatırına geldikten sonra yutmayacak. Yarı yolda çiğnerken 'uuuu ben oruçluydum' Haa çıkart bakalım. Yuttun mu orucu kaza edersin. Artık hatırladıktan sonra yersen, yutarsan olmaz. Ama aklına hiç gelmedi. Yedin içtin; çorba geldi, pilav geldi, kebap geldi. Yedi yedi yedi yemek bitti. Elhamdülillâh. Çayda geldi, çayı da içti. Elhamdulillâh. "Çok güzelmiş. Eeeee haaaaa ben oruçluydum."
"Çok yedi."
İstediği kadar yesin. Bir kuzu yese bile kaza yok. Unuttu çünkü. Unutmak kişinin elinde olan bir şey değil. İnsanın elinde olsa bazı şeyleri unutmak istiyor. Unutmak istiyor ama bazı şeyleri unutamıyor. Hatırlamak da elinde değil, unutmakta elinde değil. Cenâb-ı Hak unutturdu mu unutuyor, hatırlattı mı hatırlatıyor. Bazen de şeytan namazda hatırlatıyor. 'Allahu Ekber' namaza duruyor; dükkan, bağ, bahçe, ev, bark, alışveriş, yemek, hanımın söyledikleri, eski hatıralar... Her şeyi şeytan hatırlatıyor. Şeytan, namazın sevabını kaçırtmak için hatırlatıyor. Allah şerrinden korusun. Görünmeyen bir mahlûk.
Allah’ın ikramı bu. Öyle bir kusurdan filan değil. Allah’ın ikramı işte "Ey kulum! Hem sana oruç sevabı vereceğim. Hem de yiyecek sevabı, yiyecek zevki vereceğim." demiş oluyor.
Elhamdülillâh Rabbimizin nimeti çok.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetullaha erdirsin. Aşkullâhu, muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp, cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
08.01.2001 -
Lailaheillallah Demenin Fazileti
13.11.1992 -
Zalimler, Sadaka-i Cariye
