12.04.2000 - İdareci Olmak, Ölümü Düşünmek

12.04.2000 - İdareci Olmak, Ölümü Düşünmek
el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d:
Allah işleriniz rast getirsin. Gününüz hayırlı olsun, dünya ve ahiretiniz mamur olsun.
Peygamber efendimiz, mühim hadîs kaynaklarının hepsinde yazıldığı gibi buyurmuş ki;
كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ. فَالْإِمَامِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَهُوَ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْـمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بِيْتِ زَوْجِهَا وَهِيَ مَسؤُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالخَادِمُ رَاعٍ فِي مَالِ سَيِّدِهِ وَهُوَ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي مَالِ أَبِيهِ وَهُوَ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ. فَكُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ. حم م د خ ت عَنِ ابْنِ عُمَرَ، خط عَنْ عَايِشَةَ، عق طب قش طح بر عَنْ أَبِي مُوسَى.
Küllüküm râ’in ve küllüküm mes’ûlün an ra’iyetihî. Fe’l-imamu râ’in ve hüve mes’ûlün an ra’iyetihî. Ve’r-racülü râ’in fî ehlihî ve hüve mes’ûlün an ra’iyetihî. Ve’l-mer’etü râ’iyetün fî beyti zevcihâ ve hiye mes’ûletün an ra’iyetihâ. Ve’l-hâdimü râ’in fî mâli seyyidihî ve hüve mes’ûlün an ra’iyetihî. Ve’r-racilü râ’in fî mâli ebîhi ve hüve mes’ûlün an ra’iyetihî. Ve küllüküm râ’in ve küllüküm mes’ûlün an ra’iyetihî.
Buhâri, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Ahmed b. Hanbel, İbn Ömer radıyallahu anh’den; Hatîb-i Bağdâdî, Ayşe validemizden; [Ukaylî,] Taberanî, [Kuşeyrî,] Tahavi ve [İbn Abdilberr] Ebû Musa hazretlerinden rivayet etmişler.
Küllüküm. Sizin her biriniz. Râ’in. Çobansınız, idarecisiniz, sürünün başındasınız.
Ve küllüküm mes’ûlün. Hepiniz, sorduğu suale tabi tutulacaksınız.
An ra’iyetihî. Sürüsünden sorumlu tutulacak. Sorumlusunuz ama böyle bu siga; ilerde sorumlu tutulacaksınız manası ifade ediliyor. Ene katibun. Mesela ben yazıcıyım demek değil, ben yazacağım manası kullanılıyor Arapçada. Demek ki herkes, sorgu suale tabi olacak sürüsünden.
Fe’l-imamu râ’in. Devlet başkanı bir çobandır.
Ve hüve mes’ûlün an ra’iyetihî. Ve tebasından, ahalisinden sorumlu tutulacaktır.
Ve’r-racülü râ’in. Adam çobandır.
Fî ehlihî. Ailesi fertleri üzerinde.
Ve hüve mes’ûlün an ra’iyetihî. O, sürüsünden sorgu suale tabi tutulacaktır.
Ne yaptın?
Nasıl yetiştirtin?
Nasıl baktın?
Helalle mi besledin?
Vs. sorgu suale tabi tutulacaktır.
Ve’l-mer’etü râ’iyetün. Kadın da çobandır.
Fî beyti zevcihâ. Kocasının evinde.
Ve hüve mes’ûlün an ra’iyetihî. O da evin işlerinden sorgu suale tabi tutulacaktır. Evle ilgili konularda, kendisinin sorumluluğu altındaki konularda sorgu suale tabi tutulacaktır.
Ve’l-hâdimü râ’in. Hizmetçi de, kahya da, çobandır.
O da.
Fî mâli seyyidihî. Efendisini malı üzerinde, çobandır. Onun sürüsü de efendisini malı. Çünkü kahyalık yapıyor.
Ve hüve mes’ûlün an ra’iyetihî. O da sürüsünden sorumlu olacaktır.
Ve’r-racilü râ’in fî mâli ebîhi. Evlat, adam, babasının malından da sorumludur. Onun çobanıdır ve ondan sorumlu tutulacaktır bakıveriyor yani.
Ve küllüküm râ’in. Demek ki; hepiniz çobansınız bir bakıma, sorumluluğu altında bulunduğu işlerden sorgu suale tabi tutulacaksınız.
Ve küllüküm mes’ûlün an ra’iyetihî. Şimdi hepimiz evliyiz. Hepimizin bir kere hanımımıza karşı, çoluk çocuğumuza karşı, oradan bir çobanlık durumumuz var. Ben hocayım; ben cemaatten sorumluyum, cemaate karşı sorumluluğum var.
Hakan niye gelmiyor?
Hüseyin nerde?
Öbür arkadaşların gelmesini engelleyen durumlar neler
Bir derdi mi var acaba?
Bir sorunu mu var?
Sıkıntısı mı var?
Bunları iyi sormazsam, takip etmezsen ve İslam’ı iyi öğretmezsem ben de sorumluyum. Hanım; ben gittiğim zaman , siz gittiğiniz zaman evden, evin başında o kalıyor. Evdeki eşyadan, benim şerefimden, haysiyetimden, onurumdan o sorumlu.Kapıyı herkese açmayacak, benim iznim olmayan, benim sevmediğim, istemediğim, kimseyi eve almayacak, sorumluluk buna benzer şeyler.
Kahya; ben onu tayin etmişim, salâhiyet vermişim, çiftliğe bakıyor, benim her şeyden haberim yok, o da vazifesini doğru yapıp yapmadığından sorumlu olacak. Herkes sorumlu yani. Herkesin bir kişisel olarak, günah işleyip işlemediğinden sorgu sual var. Bir de çoban olduğu konuda, sürüsüne nasıl baktığı konusunda sorgu sual olacak. Bu çok önemli bir Hadîs-i şeriftir. Bizler maalesef tabi camiye geliyoruz, namaz kılıyoruz filan, ama sadece namaz kılmaktan ibaret değil, İslam. Bir de tabi namazlarımızı Allah kabul ediyor mu etmiyor mu?
Oruç tutuyoruz, hacca gidiyoruz. Allah kabul ediyor mu etmiyor mu?
Allah affetsin. Kabul etsin. Ama kabul ettiğini düşünsek bile, Müslümanlık sadece camiye gelmekten ibaret değil. Daha başka bir sürü görevlerimiz var. Sorumluluklarımız var. Onları yapmıyoruz toplum olarak. Onun için toplumumuz dibe gidiyor, Türkiye de fena. İslam alemin de fena.
İşte bu hacca giderken gördük. Malezya güzel. Çünkü petrol çıkıyor, parası var. Ama Pakistan’a geçince; muazzam bir derbederlik, sefalet, toz toprak, bakımsızlık, kuraklık görüyoruz.
Hacca gidince; muazzam bir sevgi eksikliği, edep eksikliği, Müslüman’ın Müslüman’ı tanımaması, itmesi, kakması gibi şeyler, yolların kullanımı, şehirlerin planlanışı. Hacılar namaz kılacak yer bulamıyorlar, otelleri sokmuşlar, nerdeyse Kâbe’nin içine otel yapacaklar. O kadar yakına getirmişler.E hacılar namaz kılacak. Sen bunların bu Kabe’ye gelmesinin yollarını kolaylaştır, otelleri biraz kenara çek, Kâbe de nefes alsın, etraftan görülsün, sarayını getirmiş Suud hükümdarı, Kâbe-i müşerrefinin ta bir ucundan öbür ucuna kadar, üçte bir kenarını zapt etmiş, işgal etmiş. Orda namaz kılınmıyor, oradan istifade edilmiyor. Halbuki orası hiç olmazsa misafir hanenin olduğu kısım, Ecyad hastanesinin önüne kadar açılsa, Ecyad hastanesi biraz daha uzak bir yere kaldırılsa, oralarda çok geniş yerler var. Hemen her taraf kalenin önünde istimlak edilmiş, ama orda bir blok var, kalenin ön tarafında, biraz kaleye doğru baktığın zaman, solda dükkanlar var filan, orası istimlak edilmiyor, bas isimlâkı, kaleden itibaren bu taraf, cemaat böyle Kâbe’yi görsün ve namazı kılabilsin. Genişlesin. E bu dükkanlar? Dükkanlara da bir güzel yol yap, geri de bir yere at, orada herkes alışverişini yapsın. Şimdi Malezya Kuala Lumpur havaalanına geldik. Havaalanında iniyorsun, indikten sonra bir trene biniyorsun, hızlı bir tren var, buradan bir numaralı pirinsisa kadar gidiyorsun. Orada öteki şeyleri yapmış. Yani ikiye bölmüş, iki bölme arasını trenle irtibat sağlıyor vızır vızır trenlerle gidiyor, tenha, kalabalık değil, gayet kolay, valizlerini alıyorsun, öbür tarafa gidiyorsun, çıkış işlemleri oradan oluyor, yani buradaki yükü hafifletmiş.
Sen de Kâbe-i müşerrefe’nin etrafını temizle, açılsın, herkes ibadetini ezmeden birbirini, yapsın. Ticarethaneleri de çok modern olarak arka taraflara yap. Evleri filan da yap. Bütün bunlar; hacıya karşı sorumluların, sorumluluk görevleri. Allah soracak.
Bu hacı niye ezildi burada?
Niye bu bunun önünden geçti?
Niye bu bunu itti?
Niye burada çöplerin yanında namaz kıldı?
Niye sokakta namaz kıldı?
Bunların hepsi sorgu sual sebebi. Hepsini sorar Allah. Belediye başkanlarına sorar. Devlet başkanlarına sorar. Mesela Suud kralı gelmiş Medine’ye demiş ki; ya ben Cidde’ye verdiğim para kadar, Riyad’a verdiğim para kadar Medine’ye de aynı parayı veriyorum. Niye burada bir şey yok? Azletmiş valiyi. Oradan ayırmış. Demiş ki; buradan şöyle baktığım zaman peygamber efendimizin türbesini göreceğim, harem-i şerifi göreceğim, dümdüz yol istiyorum. Şurası şöyle olacak, burası böyle olacak. Ondan sonra Medine’nin yolları yapıldı, istimlakler oldu, geniş yollar açıldı, geliş gidiş biraz daha toparlandı vs.
Yani tamam orda bak. Vay ben parayı veriyorum. Parayı yerine sarf edilmiyor. Cidde mamur. Cidde de çok güzel. Korniş diye kilometrelerce sahil, şahane, geze geze doyamayacağın güzel yerler, eğlence yerleri, oturma yerleri, her şey var, aynı parayı Medine’ye de veriyormuş. Uhûd dağına kadar her taraf mamur olur duyduğumuza göre. Yani hepimiz tepeden tırnağa, hükümdardan tebâya, ev halkına, hatta ev halkından kadın, herkes sorumlu, şoför de arabasından sorumlu mesela.
Allah bizi affetsin. Çok kusurlu olduğumuzu düşünüyorum, hepimizin. Hepimizin yeniden bir tövbe edip Cenâb-ı Hakk’a bundan sonra iyi kulluk edeceğim diye sorumluluklarımızı düşünüp hareket etmesi lazım.
İkinci hadîs-i şerîf.
Bu Abdullah İbn Mübarek’ten, [Ebû Nu’aym] Hulvânî’den rivayet edilmiş uzunca bir hadîs-i şerîf.
كُلُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ؟ قَالُوا: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللهِ. قَالَ: فَأَقْصِرُوا مِنَ الْأَمَلِ، وَثَبِّتُوا آجَالَكُمْ بَيْنَ أَبْصَارِكُمْ، وَاسْتَحْيُوا مِنَ اللهِ حَقَّ الْحَيَاءِ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، كُلُّنَا نَسْتَحْيِي مِنَ اللهِ. قَالَ: لَيْسَ كَذٰلِكَ. الْحَيَاءُ مِنَ اللهِ أَنْ لَا تَنْسَوُا الـْمَقَابِرَ وَالْبِلَى، وَأَنْ لَا تَنْسَوُا الْجَوْفَ وَمَا وَعَى، وَأَنْ لَا تَنْسوا الرَّأْسَ وَمَا احْتَوَى، وَمَن يَشْتَهِي كَرَامَةَ الْآخِرَةِ يَدَعُ زِينَةَ الدُّنْيَا. هُنَالِكَ استَحْيَاءُ الْعَبْدِ مِنَ اللهِ، وَهُنَالِكَ أَصَابَ وِلَايَةَ اللهِ. ابْنُ الْـمُبَارَكِ حل عَنِ الْحَسَنِ مُرْسَلًا.
Küllüküm yuhibbü en yedhule’l-cennete kâlû ne’am yâ rasûlallâhi kâle fe-aksirû mine’l-emeli ve sebbitû âcâleküm beyne ebsâriküm. Ve’s-tahyû minellâhi hakka’l-hayâi. Kâlû yâ rasûlallâhi küllünâ nestahyî minallâhi kâle leyse kezâlike. El-hayâü minallâhi en lâ tensevü’l-mekâbira ve’l-belâ ve en lâ tensevü’l-cevfe ve mâ ve’â ve en lâ tensevü’r-ra’se ve mahtevâ ve men yeştehî kerâmete’l-âhirati yede’u zînete’d-dünyâ hünâlike’s-tehyâü’l-‘abdi minallâhi ve hünâlike esâbe velâyetallâhi.
Çok kısaya getirilmeyecek, önemli hadîs-i şerîf.
Buyuruyor ki Peygamber efendimiz;
Küllüküm yuhibbü en yedhule’l-cennete?
Hepinizi cennete girmeyi seviyor musunuz, istiyor musunuz?
Kâlû ne’am yâ rasûlallâhi. Evet. Ya Resûlullah. Hepimiz cennete girmeyi tabi istiyoruz.
O zaman. Fe-aksirû mine’l-emeli. O halde, ümidinizi kısa tutunuz. Çok yaşayacağınızı düşünmeyin. Ben bundan sonra daha yetmiş yıl daha yaşarım falan diye düşünmeyiniz. Benim ömrüm çok az kaldı diye düşünün. Emelin kısa tutulması demek, ümidin kısa tutulması demek?
Yaşayacağına dair ümidin olmaması demek. Ben herhalde yolcuyum, gidiciyim galiba, yakın zamanda diyecek. Diyeceğiz.
Ve sebbitû âcâleküm beyne ebsâriküm. Ecellerinizi de gözünüzün önünde belleyin. Öyle görün. Benim ölümüm, bak gözümün önünde. Uuuu amma yakınlaşmış ha, ben ahirete bir hazırlık yapamadım, eyvah, bir sürü acayip işlerim var, borçlarım var, kusurlarım var, eyvah. Halbuki ecelim de ne kadar yakınlaşmış diye ecellerinizi gözünüzün önünde tutun.
Ve’s-tahyû minellâhi hakka’l-hayâi.Ve Allah’tan hakkıyla, utanın.
Diyorlar ki:
Kâlû yâ rasûlallâhi küllünâ nestahyî minallâhi. Ya Resûlullah! Hepimiz Allah’tan haya ediyoruz, utanıyoruz. Müslümanız, hayâ ediyoruz.
Kâle leyse kezâlike. Sizin ki gibi değil. Allah’tan utanmak.
El-hayâü minallâhi.
Allah’tan utanmak nasıldır?
En lâ tensevü’l-mekâbira. Kabirleri ve kabirlerdeki kemiklerin çürümesini, unutmamaktır. Utanıyorsanız; kabir hep, kabre gireceğim, kuruyacağım, kemiklerinin toz toprak olacağı, kefenin çürüyeceği hatırından gitmeyecek.
Ve’l-belâ ve en lâ tensevü’l-cevfe. Ve karnın içine neler girdiğini, iyice düşünmektir. Yukardan bir şeyler gidiyor karna ama.
Haram mı helal mi?
Kazanç ne?
Buraya giren lokma, helal lokma mı?
Bunu unutmamaktır. Hayâ, Allah’tan hayâ ediyorsan, ölümü unutmayacaksın, kabirde çürümeyi, bozulmayı, kabrin halini gözünün önünde tutacaksın, bir de midene girenin helal olmasına dikkat edeceksin.
Ve mâ ve’â ve en lâ tensevü’r-ra’se. Ve kafanın içinde neler olduğunu unutmamak. Yani başta ne havalar esiyor?
Ne yeller esiyor?
Ne düşünceler var?
Ne istiyoruz?
Bir ev daha alalım, iş kuralım, para kazanalım, bilmem ne yapalım, bilmem ne yapalım. Adam, aklını başına topla. Allah’ın rızasın kazanmaya çalış, ölüm geliyor.
Ve men yeştehî kerâmete’l-âhirati. Ahirette Cenâb-ı Hakk’ın ikramını arzu eden insan, onu iştahsını çeken, insan ahiret mutluğunu arzu eden insan.
Yede’u zînete’d-dünyâ. Dünya ziynetini terk eder. Dünyaya bakmaz, ahireti düşünür.
Hünâlike’s-tehyâü’l-‘abdi minallâhi ve hünâlike esâbe velâyetallâhi. İşte Allah’tan hakkıyla korkmak kulun korkması, bu düşüncelerle olur. Kabri, çürümeyi unutmayacak, mideye giren lokmanın helal olmasına çok dikkat edecek, kafadaki fikirler, kafa da ne yeller esiyor, aklının içinde neler dolaşıyor, onu düşünecek ve dünyanın süsünü, ziynetini terk edecek.
Bizim yerimiz dünya değil. Bizim yerimiz ahiret. Ben ahirete hazırlanayım diyecek. Dünyaya dalıp, ahireti unutmayacak.
Çoğumuz iş güç sahibiyiz, çoğumuz Ama çoğu, İslam’ı unutmuş mu unutmamış mı?
Unutmuş maalesef. Müslüman olup da Avusturalya’ya gelmiş insanların çoğu.
Caminin nerde olduğun sorsan, bilir mi?
Bilmez.
Camiye gider mi?
Gitmez.
Namazın günde beş vakit, boynuna borç olduğunu bilir mi?
Bilmez.
Haram lokma yememesi gerekir diye, domuz etinden, içkiden vs. den içkili, şekerin içine bile koyuyorlar içkiyi. Likörlü çikolata yapıyor ta ortasına. Bayramda gittik babamlara, babam çikolata ikram etti bizlere. Açtım yiyeceğim. Benimle beraber babama misafir gelmiş olan elimi tuttu. Dur hocam dedi. Ne var dedim? Bu çikolata likörlü dedi. Kağıdına bakmış. Yapma ya. Babama birisi getirmiş. O da açmış, ikram ediyor misafire. İşte bilmem yakında bir pastane var, ordan almış, babama bayram ziyaretine geliyor diye, babam da açmış ikram ediyor. Yapma ya. Baktık,bir tanesini kırdık, içinde sıvı, en ortasında böyle, bir gram kadar likör var, meyve likörü. Ben senden çikolata alıyorum, içki alacak olsam, meyhaneden gider koca şişeyi alırım. Bunun içine, bu likörü koymanın anlamı ne?
Müslüman mahallesinde. Çok kızdım. Şimdi de kızdığım gibi. Dedim ki arkadaşlara; bu herife gidin söyleyin. Yani Müslüman mahallesinde, bizde bir şey lazım oldu mu gidiyoruz oradan alıyoruz. Büyük bir pastane, şekerci filan, hiçbir şeyini almayız, böyle edepsizlikler yapmasına ikaz edin filan dedim. Yani bunu kim düşünüyor? Alıyorsun bisküviti içinde domuz yağı var. Alıyorsun eti, bilmem bakıyor musun? Yani bakıyor mu pek çok kimse? Ahireti unutmuş durumda, maalesef.
Tabi burada da sorumluluk en çok geliyor benim omzuma yükleniyor. Şimdi buraya geldim.
Ne oldu?
Yani iş mi sabahleyin üç tane hadîs okumak, burada?
Yani benim gece gündüz uyumamam lazım.
Çok çalışmamız lazım.
Baş sorumlu ben. Ondan sonra orta sorumlu, artık bütün Müslümanlar. Bütün çoban olanlar.
Allah, hepimize tövbe nasip etsin. Hepimizin kendisinin yoluna girip, güzel kulluk yapmayı nasip etsin. Çok kusurluyuz yani. Aldanmayalım günler geçiyor. Sakalımıza, haccımıza aldanmayalım. Vaziyet vahim. Çok fena durumdayız.
Allah bizim yakamızdan yapışır da bu ümmetin hali böyle iken siz ne yaptınız?
Diye bir sorarsa.
Bu paraları nerden kazandınız?
Ne kadar harcadınız?
Nereye harcadınız?
Bilmiyorum ne olur.
Üçüncü hadîs-i şerîf.
كَلِمَاتُ الْفَرَجِ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ. ابْنُ أَبِي الدُّنْيَا فِي الْفَرَجِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.
Kelimâtü’l-feraci “Lâ ilâhe illâllâhü’l-halîmü’l-kerimü. Lâ ilâhe illâllâhü’l-‘aliyyü’l-‘azîmü. Lâ ilâhe illâllahu rabbü’s-semâvâti’s-seb’ı ve rabbü’l-arşi’l-kerîmi.
İbn Abbâs radıyallahu anhuma’dan, bir müjdeli hadîs-i şerîf.
Başımız daraldı, gönlümüz karardı. Bu hadîslerden korktuk. Sorumluluk var. Ahirete çok çalışmamız lazım. Allah’tan hakkıyla korkmamız lazım. Bir de ferahlatıcı hadîs-i şerîf geldi.
Buyuruyor ki Peygamber efendimiz;
İnsanı sevinç ve ferahlık kazanmasını sağlayan dualar, sözler şunlardır?
Yani bunları okuduğu zaman; Allah, içini dışını şenlendirir, ferahlandırır. Sıkıntılarını izale eder.
“Lâ ilâhe illâllâhü’l-halîmü’l-kerimü. Lâ ilâhe illâllâhü’l-‘aliyyü’l-‘azîmü. Lâ ilâhe illâllahu rabbü’s-semâvâti’s-seb’ı ve rabbü’l-arşi’l-kerîmi.”
Bunu yazalım. Bunları çok söyleyelim. Başında Lâ ilâhe illâllâh’lar var. Üç cümle. Üç tane Lâ ilâhe illâllâh.
Birincisinin sonunda, el-halîmü’l-kerimü var. Lâ ilâhe illâllâhü’l-halîmü’l-kerimü. Halîmliği Allah’ın bir de kerem sahibi olduğu, çok çok ikram ettiği.
İkinci de; Lâ ilâhe illâllâhü’l-‘aliyyü’l-‘azîmü. Ayetel kürsünün sonundaki aliyyü’l-‘azîm gibi Zülcelali Sübhânallâh demeden önceki gibi.
Üçüncüsü de; Lâ ilâhe illâllahu rabbü’s-semâvâti’s-seb’ı ve rabbü’l-arşi’l-kerîmi.
Bunları olmazsa bir arkadaş yazsın, dağıtsın. Bunları çok söyleyelim de Cenâb-ı Hak sıkıntılarımızı ferahlığa, üzüntülerimizi sevince, içimizin karanlığını, kalbimizin darlığını genişliğe çevirsin. Hem dünyada, hem ahrette, Allah bizi mes’ud, mutlu, bahtiyar eylesin. Çoluk çocuğumuzla beraber.
14.05.2000 -
Hac, Yağmurun Fazileti,
19.01.2001 -
Din İlmi, İman,
