11.04.2000 - İmanın Sağlamlığı, Mahşer Günü, Şehide Mükafat

11.04.2000 - İmanın Sağlamlığı, Mahşer Günü, Şehide Mükafat
Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’dü;
Fe-kâle resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
يُعَذَّبُ الْـمُذْنِبُونَ فِي النَّارِ عَلَى قَدْرِ نُقْصَانِ إِيمَانِهِمْ. ك عَنْ أَنَسٍ.
Yu’azzebü’l-müznibûne fi’n-nâri alâ kaderi noksâni îmânihim.
Enes radıyallahu anh’den rivayet olunmuş ki, peygamber sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyurmuşlar;
Yu’azzebü’l-müznibûne. Günahkârlar, azap olunurlar. Günah işleyenler, azap olunurlar.
Fi’n-nâri. Cehennemde azaba tutulurlar, azap icra olunur üzerinden.
Ne miktarda azap?
Alâ kaderi noksâni îmânihim. İmanlarındaki noksanlık miktarınca, azap görürler. Sûbhanallah. Yani bir günahkârın azap görmesinin sanıyordum ki, günahının büyüklüğünden dolayı olacak miktarı. Hayır. İmanının noksanlığından dolayı. Çünkü inanan bir insan, günah işlemez. Bir ayyaş içki içerken, iman çıkarmış başından yukarı. Bir hırsız ,hırsızlık yaparken iman çıkarmış. Yani o anda imanı olsa yapmayacak. Yani imanı onda perdeleniyor gidiyor da ondan yapıyor o işi. İşte o imanının noksanlığı kadar, azap görecekmiş. O halde imanımızın kuvvetli olmasına, çok çok çok gayret etmeliyiz. Dikkat etmeliyiz.
Nasıl gayret edeceğiz? Nasıl dikkat edeceğiz?
Yani benim imanım nasıl kuvvetlenecek?
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem efendimiz buyuruyor ki; Lâ ilâhe illallah diyerek imanınızı kuvvetlendirin. İman da insanın içinde eskir, yıpranır, onu tazelenmesi lazım gelir. O da Lâ ilâhe illallah ile olur.
“Lâ ilâhe illallah” sözü, çok esrarengiz bir sözdür. Yani tamam işte yazıyoruz l-a-i-l-a-h-e filan. Yoook. Lâ ilâhe illallah söz; sanki böyle kapıları, açan tılsımlı bir söz gibidir. Dağları deviren, denizleri yaran bir söz gibidir, çok kıymetlidir. İnsan onu söyledikçe içindeki iman nuru parlar, kalbi nurlanır, imanı kuvvetlenir, iyi bir duruma gelir, iyi bir Müslüman durumuna gelir.
Bir aşikare tevhiddir. Lâ ilâhe illallah. Allah’tan başka tanrı yok. Öyle neymiş Buda’ya tapmak neymiş?
Puta tapmak neymiş?
Haç’a tapmak bilmem neymiş?
Firavunların neymiş?
Mısırlıların, Hintlilerin, Çinlilerin acayip itikatları. Yok öyle şey. Allah var. Yeri göğü yaratan Allah’a ibadet etmek var. Sadece ona kulluk etmek var. Sadece odur, yerin göğün yaratıcısı. Bizim rabbimiz. Rızkımızı veren. Her şey onun elinde. Şimdi bu bir. Allah’tan başka ilah yoktur. Bu umumi tevhid. Yani Allah’ın birliği.
Bir de. Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh sözü var. Bütün güç, kuvvet, Allah’ın elindedir. Ne dilerse öyle yapar. Hakikaten; en iktidar sahibi herifleri devirir, Allah. Firavunları perişan eder. Fukarayı, padişah eder. Allahu Teâlâ hazretlerinin kudreti. Mazlum ve mağdur ve köle durumunda olan Musa aleyhisselamın kavmini, hâkim eyledi Mısır’a. Firavun’u ve Haman’ı ve Karun’u yerin dibine batırdı, suyun içine batırdı. Nemrud’u mahvetti. Tek başına bütün bir topluma karşı çıkmış babayiğit, kahraman; İbrahim aleyhisselamı kurtardı Lût kavmini mahvetti, bütün kavmi, yerin dibine batırdı. Lût aleyhisselamı ailesiyle beraber kurtardı. Yalnız koca karı, eşi, kendisine iman etmemişti, onun için o kaldı. Peygamber karısı; kendisine iman etmemişti, o kaldı, kendisi bilir. Cezayı ,kendisi yedi.
Onun için Lâ ilâhe illallah sözünün, zikrin, dervişliğin, tasavvufun kıymetini önemini anlayıp ona göre vazifeleri güzelce yapmak lazım. İmanı, kuvvetli olsun. Çünkü; cehennemde bile azabı görenler, imanını azlığına göre, azabı çok görüyor.
Bazen bir insana bakıyorsun günahkâr ama, imanı var. Yani bir derece iyi. Kimisi tamamen her şeyi inkâr ediyor. Kapkara, kıp kızıl. Bazısı da iyi.
Bir kere ben anlatmıştım. Uçaktayken. Ankara’ya dönüyorum. Pazar günü vaazı verdim. Ankara’ya dönüyorum. Uçakta Londra’dan, Avrupa’dan bir yerden geliyor, Frankfurt’tan bir yerden geliyor nereden geliyorsa. İşte girdik içeri her taraf tıklım tıklım dolu uçak. Sadece benim yanım boş, sağ taraf. Üç kişi burada, iki kişi burada, o uçaklardan, sadece bu boş.
Bekledik bakalım kim gelecek yanıma?
Kısmet boşluk. Arkadan sallana sallana, zil zurna ayyaş, sarhoş, ağzı leş gibi içki kokan, bir herif geldi, oturdu yanıma. Dedim ki, ya hapı yuttuk şimdi. Elin sarhoşu yanımıza oturdu. Hadi burnumuzu tıkayalım veya sabredelim. Bir saat uçuş esnasında ama, sarhoş herif ne yapacağı belli olmaz. Ben sakallıyım. Şöyle bir baktı bana, döndü,, sakallı gördü.
Essalamu aleyküm hocam dedi.
Şimdi ben ne deyim?
Aleyküm selam dedim.
Ondan sonra hocam dedi; sen benim böyle içki içtiğime bakma, ben dindar adamım. Allah’a inanırım. Sen benim eden içtiğimi biliyor musun?
Bilmem ne, yüksek sesle. Herkes dinliyor, bütün uçak ve başladı konuşmaya. Dinden, imandan, güzel şeyleri söylemekten, kimse de gık diyemiyor. Sarhoş ne diyecek?
Ne hostes bir şey diyor, ne yolcular, sus dese, gidecek onunla kavga edecek, herhalde. Çok güzel şeyler anlattı, Ankara’ya kadar. Giderken bu herifler bu dini imanı şey yapanlar bilmem ne artık veryansın etti. Unuttum ama teyp’e alacaktık, yanımızda olsa da. Daima düşünüyorum, insanın yanında hazır bir teypi’i olmalı, yanında hazır bir kamerası olmalı. Çünkü; bazen çok güzel şeyler oluyor, yakalamak lazım. Sahneler oluyor. Hatta videosu olmalı. Ooop yakalayacaksın o sahneyi. Artık bir tane fotoğraf şampiyonu olursun, fotoğraf çekme şampiyonu olursun. İmanı var adamın. İçmiş. Allah kurtarsın, belki imanı bir gün gelip onu o günahtan, kusurdan kurtaracak.
İkinci hadîs-i şerîf.
يَعْرَقُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يَذْهَبَ عَرَقُهُمْ فِي الْأَرْضِ سَبْعِينَ ذِرَاعًا، وَيُلْجِمُهُمْ حَتَّى يَبْلُغَ آذَانَهُمْ. خ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
Ya’raku’n-nâsü yevme’l-kıyâmeti hattâ yezhebe ‘arakuhüm fi’l-‘ardı seb’îne zirâ’an ve yülcimühüm hattâ yebluğa âzânehüm.
Buhârî, Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivayet etmiş.
Ya’raku’n-nâsü. İnsanlar tere batar.
Yevme’l-kıyâmeti. Kıyamet gününde. Mahşer yerinde tabi. Terlere batar insanlar. Hatta o derece de ki:
Hattâ yezhebe ‘arakuhüm fi’l-‘ardı seb’îne zirâ’an. Terleri, yerin içine; yetmiş zira işleyecek kadar, ıslatacak kadar, o kadar ter olur. Aşağı kadar yetmiş zira. Zira; kol boyu demek. Aşağı yukarı bir food eder. En aşağı değil mi? Bir kol boyu. Belki daha fazla. Ziraları bunların, kırk küsur santim midir? Yetmiş zira, kırk santim desek, yüz yirmi metre, yüz yirmi metre aşağıya kadar terleri işler, o kadar ter döküyorlar.
Hatta. Ve yülcimühüm hattâ yebluğa âzânehüm. Yerin altını ıslatacak, yerde de yükselecek, ağızlarının hizasına gelecek, ağızlarını gemleyecek kadar, ağızlarını kapatacak kadar gelecek, kulaklarına ulaşacak.
Terlere batacaklar.
Neden?
Korkudan, heyecandan, endişeden, telaştan, kimse kimseyi tanımayacak, baba evladına bakmayacak, ana çoluk çocuğuna bakmayacak, kardeş kardeşe bakmayacak, akrabalık bağları hepsi kopacak. Yok. Akrabalıktan doğan bağlar yok. Ancak dindarlık bağları, kalacak. Ömer Mustafa’yla kardeş, Mustafa Es’ad’la arkadaş, Ali bilmem Ahmet ile şey. Bunlar kalacak. Tarikat kardeşliği.
اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّق۪ينَۜ۟ ﴿٦٧﴾
El-eḣillâü yevme-iżin ba’duh-m li-ba’din ‘adüvvün. (43/Zuhruf 67)
Samimi kardeşler o gün birbirlerine düşman olacak.
İlle’l-müttekîne.
Muttakîler hariç. Allah elimizde olan nimetin kıymetini bilmeyi nasip etsin. Takvâ; yani Allah’tan korkmak, günahlardan sakınmak kadar güzel nimet olmaz. Harama bakmayacaksın. Haramı yemeyeceksin. Günahı işlemeyeceksin. İbadeti, taati yapacaksın. Sevaplı işleri yapacaksın. Gül gibi yaşayacaksın. Kebapları yiyeceksin. Dondurmaları yalayacaksın. Elmaları ye, muzları ye, üzümleri ye. Ne istiyorsan. Her şey serbest. Günahlar yasak. Serbest olan şeyler güzel; Allah Allah, renk renk meyveler, güzel güzel tatlılar, tepsi tepsi börekler, çörekler, baklavalar, bülbül yuvaları, sarmalar, hepsi serbest. Yasak olan, sadece günahlar.
E günahlar da kötü şeyler. İçki içmek iyi mi? Değil.
Polis bile yasaklıyor, içmeyin diyor. Hohla bakayım diyor, üfür bakayım şuna diyor. Ya ben Müslümanım. Ben içki zaten içmem. Olsun. Üflüyorum sıfır tabi. Ben içki içmiyorum. İçki yasak.
Neden?
Çünkü kötü. Hırsızlık yasak. Tabi kötü. Çünkü benim malımı, gelse birisi, çalsa hoşuma gider mi?
Arabayı çalsalar. Ay ne kadar güzeldi arabam. Bilmem ne gitti. Üzülürüz. Hırsızlık kötü. Zina kötü. Allah’ın yasak ettiği her şey kötü. Zulüm kötü. Helal kıldığı her şey de güzel. Ne var yani. Helalleri o kadar bol ki; ne diye ben harama yanaşayım. Yanaşmaya lüzum yok ama insanları şeytan aldatıyor, kanıyorlar.
Üçüncü hadîs-i şerîf.
يُعْطَى الشَّهِيدُ سِتَّ خِصَالٍ عِنْدَ أَوَّلِ قَطْرَةٍ مِنْ دَمِهِ: يُكَفَّرُ عَنْهُ كُلُّ خَطِيئَةٍ، وَيُرَى مَقْعَدُهُ مِنَ الْجَنَّةِ، وَيُزَوَّجُ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ، وَيُؤْمَنُ مِنَ الْفَزَعِ الْأَكْبَرِ، وَمِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَيُحَلَّى حُلَّةُ [حُلَّةَ] الْإِيمَانِ. حم وَابْنُ سَعْدٍ عَنْ قَيْسٍ الْجُذَامِيِّ.
Yu’ta’ş-şehîdü sitte hısâlin ‘ınde evvele kadratin min demihî yükefferu ‘anhü küllü hatîetin ve yerâ mak’adehû mine’l-cenneti ve yüzevvecü mine’l-hûri’l-‘îyni ve yü’menü mine’l-feze’ı’l-ekberi -veyahut- ve yüemmenü mine’l-feze’ı’l-ekberi ve min azâbi’l-kabri ve yühallâ hullete’l-îmâni.
Ahmed b. Hanbel rivayet etmiş, bu hadîs-i şerîfi.
Şehide altı mükâfat verilir. Altı tane mükâfatı var şehidin.
Bir ‘ınde evvele kadratin min demihî. Şehidin ilk kanı, yere ilk damlası damladığı zaman altı tane mükâfatı hemen kazanır. Daha ilk kanı fışkırdı. İlk damlası yere damlarken, altı mükâfatı alır.
Bir. Yükefferu ‘anhü küllü hatîetin. Bütün günahları af olur. Dünyada işlediği, bütün günahlar bağışlanır. Yetti. Elhamdûlillâh. Hiç günahsız oldu.
İki. Ve yerâ mak’adehû mine’l-cenneti. O an da, cennetteki köşklerini görmeye başlar. Cennette oturacağı yerler. İşte bu araziler senin. Peki cennetteki insanın arazisi kaç eykır olacak?
İsmail kaç eykır olacak?
Ne eykırı, bu yerler ve bu gökler kadar olacak, en aşağısı. Cennete giren insanın, en aşağısının derecesi, en sonuncu olanın, bu yer kadar, yeryüzü kadar ve bu gökler kadar arazisi olacak. Eykırlara filan sığmaz. Cennetteki, oturma yerini görecek. Allah şu köşke bak yav. Altınlar, gümüşler, mücevherat pırıl pırıl parlıyor, etrafında huri kızları dönüyor, bahçesi güzel, havuzlar, ırmaklar akıyor, kuşlar renk renk uçuyor, rozelle mozelle solda sıfır kalır, tavus kuşları filan, Allah ne güzel burası. Hemen o gösterilir. Daha ilk damlası, damlar damlamaz, cennetteki mahallesi, evi, köşkü gösterilir.
Ve yüzevvecü mine’l-hûri’l-‘îyni. Hûri kızlarıyla evlendirilir hemen.
Ve yü’emmenü mine’l-feze’ı’l-ekberi. Büyük korkudan; o en büyük korkudan emin olur. Hani yerin dibine terler batıyor, ağızlara terler geliyor, o en büyük korkudan, o korku yok ona, öyle korku çekmek yok, şehit için böyle bir duygu tattırmayacak. Allah emniyette olacak.
Ve min azâbi’l-kabri. Kabirde de azap görmeyecek. Topladılar, gömdüler, harpten sonra kabirde azap yok, kabir azabı da görmez, en büyük gündeki azabı da görmez.
Ve yühallâ hullete’l-îmâni. Ve kendisine özel, şerefli, iman hüllesi giydirilir, cennet hüllesi, iman hüllesi, giydirilir. Allahu Ekber.
Sayalım şimdi. Bütün günahları af olur. Cennetteki köşklerinin, yerlerini görür. Hûri kızlarıyla evlendirilir. En büyük korkulu günün, korkularından uzak olur. Kabir azabını çekmez ve cennette iman elbisesi giydirilir şehit. Hülle, cennet hüllesi giydirilir.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi saîd kulları olarak, yaşayanlardan eylesin. Şehit makamı kazanmış olarak, şehid olarak ahireti göçmeyi nasip eylesin.
“Allâhümme ahyinî sa’îden ve emitnî şehîden” diye dua edermiş Ca'fer Es-Sâdık efendimiz radıyallahu anh.
Allah bizi mümin-i kâmil eylesin. Ve bu makamları erdirsin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
El Fâtiha.
07.06.1993 -
Haccın Sonu, Haccın
11.01.2001 -
Zorlukta Abdest Almak,
