13.04.2000 - Cumanın Fazileti, Zekat, Dua, İlim

13.04.2000 - Cumanın Fazileti, Zekat, Dua, İlim
el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’dü;
Fe-kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
لَيْسَ مِنْ يَوْمِ جُمُعَةٍ إِلَّا وَللهِ فِيهِ عُتَقَاءُ مِنَ النَّارِ سِتُّمِائَةِ أَلْفٍ وَنَيِّفٌ إِلَى عِشْرِينَ أَلْفًا، كُلُّهُمْ قَدِ اسْتَوْجَبُوا النَّارَ. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ أَنَسٍ.
Leyse min yevmi Cuma’atin illâ ve lillahi fîhi ‘utekâü mine’n-nâri sitti-mietü elfin ve neyyifün ilâ ‘ışrîne elfen küllühüm kad istevcebe’n-nâra.
Enes radıyallahu anh’den bir müjdeli haber ile bu akşam hadîs sohbetimize başlıyoruz.
Leyse min yevmi Cuma’atin. Hiçbir Cuma günü yoktur ki; ki başladı da, akşam namazına başladı, cumanın yatsı namazını kıldık, yarın sabah namazını kılacağız, ondan sonra öğlen namazını kılacağız, ikindisini kılacağız, bunların hepsi Cuma.
Hiçbir Cuma günü yoktur ki;
İllâ ve lillahi fîhi ‘utekâü mine’n-nâri. O Cuma gününde, Allah’ın cehennemden azat ettiği azatlı kullar olmasın. Ne kadar?
Sitti-mietü elfin. Altı yüz bin küsur.
İlâ ‘ışrîne elfen. Yirmi bine kadar. Yani altı yüz bin küsur, altı yüz yirmi bine kadar. Neyyifün. Küsur demek. Bu küsurat altı yüz yirmi bine kadar, altı yüz yirmi bine kadar azatlı olmasın.
Küllühüm kad istevcebe’n-nâra.
Hepsi cehennemi hak etmiş kişilerden, altı yüz bin küsur kişi, altı yüz yirmi bine kadar azatlık olmasın. Hiçbir cuma yoktur ki, cehennemi hak etmişlerden azat oluyorlar.
Yine cuma günüyle ilgili ikinci hadîs-i şerîf arkasında.
لَيْسَ مِنْ أَعْيَادِ أُمَّتِي عِيدٌ أَفْضَلُ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ، وَرَكْعَتَانِ فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ رَكْعَةٍ فِي غَيْرِ يَوْمِ الْجُمُعَةِ. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ أَنَسٍ.
Leyse min a’yâdi ümmetî [‘ıydün] efdale min yevmi’l-cümu’ati ve rek’atâni fî yevmi’l-cümu’ati efdalü min elfi rek’atin min ğayri yevmi’l-cümu’ati.
Müslümanların bayramlarından a’yâdil müslimin. Müslümanların iyd’lerinden bayramlarından. Efdale min yevmi’l-cümu’ati. Cuma gününden daha faziletlisi hiçbir bayram yoktur. Müslümanların bayram günleri içinde, sevinçli günleri içinde, en sevinçli günleri, en bayram günüleri cuma günüdür, en faziletlisi odur.
Ve rek’atâni fî yevmi’l-cümu’ati. Cuma gününde kılınan iki rekât namaz.
Hangisi Mustafa iki rekat namaz?
Cuma namazı. Farz hutbeden sonraç Cuma günü kılınan iki rekât namaz.
Efdale min yevmi’l-cümu’ati. Ve rek’atâni fî yevmi’l-cümu’ati. Cuma gününde kılınan bin rekattan daha hayırlıdır. O zaman bu farz olan cuma namazı olmuyor. Yani cuma günüde nafile namaz kılmak sevap oluyor. Cuma günüde kılınan iki rekât namaz başka günlerde kılınanlardan bin kat daha sevap oluyor.
Rek’atâni fî yevmi’l-cümu’ati. Cuma gününde kılınan iki rekât namaz.
Min elfi rek’atin min ğayri yevmi’l-cümu’ati. Cuma gününün dışında kılınan namazdan bin kat daha sevap. Cuma günü olduğu için o gün kılınan iki rekât kılınan namaz başka günlerde kılınan namazlardan bin kat daha sevaplı oluyor.
Bu şey demek?
Bin kat sayısı peygamber efendimizin mescidinin kat sayısıdır. Peygamber efendimizin mescidinde kılınan namaz başka yerde kılınan namazdan bin kat daha sevaptır. Demek ki cuma günü çok güzel bir duruma getiriyor. Allah cuma günlerini iyi değerlendirmeyi bizlere nasip etsin. Namazları kılmamızı nasip etsin. Hutbeye yetişmemizi nasip etsin. Camiye erken gelenin sevabı daha fazla olur. Ne kadar erken gelirse sevabı o kadar çok olur. İnşallah bundan sonra cumalarımızı daha da âşk ile, şevk ile, gayret ile şey yapalım. Kulakları çınlasın şey bizim Ali Bingöl diyordu ki;
Hocam şunun sevabı ne?
Bunun sevabı ne?
Sevabını bilirsek daha âşk ile şevk ile yapıyoruz diyordu. Yani cuma günü daha âşk ile şevk ile kılacağız. Çünkü bin rekât. Sevabı daha fazla olduğunu öğrendik şimdi.
لَيْسَ مِنْ عَبْدٍ يَقُولُ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ مِائَةَ مَرَّةٍ إِلَّا بَعَثَهُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَجْهُهُ كَالْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ، وَلَمْ يُرْفَعْ لِأَحَدٍ يَوْمَئِذٍ عَمَلٌ أَفْضَلُ مِنْ عَمَلِهِ، إِلَّا مَنْ قَالَ مِثْلَ قَوْلِهِ أَوْ زَادَ. طب عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ.
Leyse min ‘abdin yekûlü lâ ilâhe illallâhu miete merratin illâ be’asehullâhu yevme’l-kıyâmeti ve vechühû ke’l-kameri leylete’l-bedri ve lem yürfa’ li-ehadin yevme-izin ‘amelün efdalü min amelihî illâ men kâle misle kavlihî ev zâde.
Ebû’d-Derdâ radıyallahu anh den Taberânî rivayet etmiş ki; bu sonuncu üçüncü hadîs-i şerifte.
Leyse min ‘abdin. Hiçbir kul yoktur ki, kullardan hiçbir kul yoktur ki;
Yekûlü lâ ilâhe illallâhu miete merratin. Yüz defa Lâ ilâhe illallâh der. Yüz defa Lâ ilâhe illallâh diyen hiçbir kul yoktur ki;
İllâ be’asehullâhu yevme’l-kıyâmeti. Allah böyle diyen bir kulun hepsini, kulların hepsini hiç istisnasız böyle diyen kulları kıyamet gününde bâs eder; ve vechühû ke’l-kameri leylete’l-bedri. Yüzü dolunay gecesinde ayın parladığı gibi parlayarak bâs eder. Mahşer yerinde yüzü pırıl pırıl parlayarak gelir o kişi.
Ve lem yürfa’ li-ehadin yevme-izin ‘amelün. O gün o mahşer gününde, hiçbir kişinin ibadeti Allah’ın huzuruna getirilmez, yükseltilmez. Ancak onun amelinden, onunkinden daha faziletli bir amel, Allah’ın huzuruna getirilmiş olmaz.
Efdalü min amelihî illâ men kâle misle kavlihî ev zâde. Ancak onun gibi yüz defa Lâ ilâhe illallâh diyenler ya da daha fazla diyenler müstesna. Allahın huzuruna en getirilmiş ibadetlerin en kıymetlisi o gün, işte o yüz defa Lâ ilâhe illallâh demiş olmak. Daha başka daha güzelini kimse getirmiş olmaz ancak o kadar diyenler veya daha fazla diyenler müstesna.
Demek ki Lâ ilâhe illallâh sözü söylemeye devam edildiği zaman, ahirette yüzü dolunay gibi parlayacak insanlar.
Allah razı olsun. Bizim hocalarımızdan, şeyhlerimizden, tarikat büyüklerimizden, dedelerimizden bize neleri öğretmişler, neleri tavsiye etmişler, neleri yaptırtıyorlar, ne mükâfatlarını göreceğiz inşallah.
مَا تَلِفَ مَالٌ فِي بَرٍّ وَلَا بَحْرٍ إِلَّا بِمَنْعِ الزَّكَاةِ، فَحَرِّزُوا أَمْوَالَكُمْ بِالزَّكَاةِ، وَدَاوُوا مَرْضَاكُمْ بِالصَّدَقَةِ، وَادْفَعُوا عَنْكُمْ طَوَارِقَ الْبَلَاءِ بِالدُّعَاءِ، فَإِنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ، مِمَّا نَزَلَ يَكْشِفُهُ، وَمَا لَمْ يَنْزِلْ يَحْبِسُهُ. طب كر عَنْ عُبَادَةَ.
Mâ telefe mâlün fî berrin ve lâ bahrin illâ bi-men’ı’z-zekâti fe-harrizû emvâleküm bi’z-zekâti ve dâvû merdâküm bi’s-sadakati ve’d-fe’û anküm tavârika’l-belâi bi’d-du’âi fe-inne’d-du’âe yenfe’u mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil mimmâ nezele yekşifühû ve mâ lem yenzil yahbisühû.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz Ubâde hazretlerinden İbni Asâkir ve Taberanî’nin rivayet ettiğine göre buyurmuşlar ki;
Mâ telefe mâlün fî berrin ve lâ bahrin. Denizde veya karada bir mal bir kişinin malı telef olmaz yok olmaz zarara ziyana uğramaz illâ bi-men’ı’z-zekâti zekâtı, uğramışsa zekâtı vermediğinden uğramıştır. Zekâtı verdiyse zarara uğramaz. “feharrizü emvaleküm bizaket” o halde mallarınızı zekât vererek koruyunuz. Malların korunmasının şekli zekât verilmesidir.
Bu konuda çok salih halis bir amca vardı. Kapalı Çarşıda terlikçilik yapardı. Onun sözlerini hatırlarım daima. Kapalı Çarşı içinde büyük yangın oldu. Dükkanlar yandı korkunç büyük, çok zararlı bir olay oldu. Meşhur Kapalı Çarşı yangınlarından birisi. O esnada o akşam yangın çıktı diye haber ulaşınca herkes aman benim dükkanımda yanıyormu diye koşuşmuşlar oraya. Tabi polis itfaiye kordonu var. Bizim bu terlikçi derviş amcayada demişler ki Kapalı Çarşıda yangın var. Senin dükkanında terliklerinde mallarında acaba ne oluyor yanıyor mu filan gibilerden. Bilmem demiş Cenâb-ı Hakk bilir. Takdir onundur. Ne dilerse öyle yapar. Ama ben bildiğim bir kusur işlemedim zekâtımı verdim. Zekâtımı vermekte bir kusur işlemedim demiş o gece. Yani yangını radyodan duymuşlar söylemişler buna ben bilmem demiş. Ben malımın zekâtını verdim demiş terlikçi amca. Ertesi gün gittiler tabi yangın yerine hakim olmuş itfaiye. Yangın olan kısma tahta perde gerdiler kimseyi sokmadılar o kısma. Tahta perde tam bizim bu terlikçi amcanın duvarının yanından çekildi. Yani onun bu tarafındaki dükkan yanmış bu yanmamış. Tahta perde oradan çekildi o ticaretine devam etti. Öteki dükkanların hepsi yanmış. Ama hayranlık duyduğum bir ciddi amcaydı. Çok ciddiydi. Müşteriyle konuşurken müşterinin yüzüne bakmazdı. Böyle kaça bu terlik derlerdi. Şu kadar. Çok ciddi konuşurdu. Namaz vakti geldimi hemen bismillahirrahmanirrahim kalkar önlüğünü şeyyapardı. Gider orada namazını kılardı. Şöyle köşeyi döndükten sonra orada bir namazgâh vardı. Yani bir namaz kılma yeri ayrılmış Kapalı Çarşının mescidi değilde namazgâhlarından birisi. Ezan okunur namaz kılınırdı orada. Hemen orada namazını kılardı. Bende rastladım tam ezan okunduğu sırada Bismillahirrahmanirrahim kalktı dışarıdaki terlikler içeri aldı kapıyı kapatıyor müşteri geldi. Aman terlikçi ustam şuradan bir terlik ver bana dedi. Namazdan sonra dedi. Trak kapattı. Yani müşteriye filan şu müşteriye şeyi vereyimde ondan sonra kılarım demedi yani namazı. Sonra hiç boşturmazdı. Müşteri olmadığı zaman kendisi yeni terlik yapmaya devam ederdi imalatına devam ederdi müşteri olduğu zaman müşteriyle konuşurdu. Terlik yaparkende dudakları boyuna kıpırdardı. Boyuna zikir yapardı. Yani numune bir insandı şöyle anlatılacak bir insandı Allah rahmet eylesin. Cümle geçmişlerimizle beraber. Ruhu şad olsun. Mekanı cennet olsun. Allah bizleride onlarıda rahmetine erdirdiği kullarından eylesin.
Binaenaleyh mallarınızı zekât vererek koruyunuz diyor Peygamber Efendimiz. Malları korumak için biz ne yapıyoruz. Emniyet tedbirleri alıyoruz. Alarm zilleri koyuyoruz. Elektrikli pensler yapıyoruz. Kapılar kapatıyoruz kilitler yapıyoruz zincirler yapıyoruz.
En iyi çare ne?
Allah’ın emrini tutmak zekâtı vermek. O zaman Cenabı Hakk korur. Malınızı zekât vererek koruyun. Zekâtı verilmedi mal gidecek. Ya gemi batar ya otobüs çarpar ya otomobil devrilir. Ya dükkana hırsız girer. Ya yangın olur. Ya sel olur ya bilmem ne olur. Haram mal hayrı getirmez. Sahibine haram mal fayda getirmez. Zarar getirir mutlaka.
Devam ediyor Efendimiz.
Ve dâvû merdâküm bi’s-sadakati. Hastalarınızı da onların namına zekât ve sadaka vererek tedavi ediniz. Doğrudan doğruya ilişkisi yok ama sen burada fukaraya sadaka veriyorsun orada hastan duruyor ama hastayı iyi edecek olan da Cenâb-ı Hakk. Sadakayı görüpte kabul edecek olan da Cenâb-ı Hakk. Duaları kabul edecek olan da Cenâb-ı Hakk. Onun için sen Cenâb-ı Hakkın hoşnut olacağı razı olacağı bir iş yaparsan çözülür bu iş. Çünkü Cenabı Hakk herşeye kadirdir. Ne isterse onu yapar. İstediğini yapar. Sen her şeye kâdir olan Allah’ın rızasını kazanmaya çalış iş bitsin. Allah’ın rızasını kazanmayı düşünmeyip de kulun rızasını kazanmayı düşünenlerde hep pişman olmuşlardır. Yani şunu şöyle yapmayayım halk beğenmez bilmem ne ama Allah’ın sevdiği bir şey. Sonra pişman olmuşlar. Halkı gözeten halkın gözüne girmeye çalışan Allah’ın rızasını düşünmeyen Allah’ın rızasından da mahrum kalır halkın teveccühündende mahrum kalır. Allah onu dünyada da rezil eder ahirettede mahrumlardan olur. Hastalarınızı sadakayla tedavi ediniz.
Mallarınız zekâtla koruyunuz. Ve’d-fe’û anküm tavârika’l-belâi. Gelip çatan belaları üzerinizden bi’d-du’âi dua ederek defediniz. Savununuz kendinizi. Üzerinize gelip çatan belalardan kendinizi dua ederek savununuz korununuz.
Fe-inne’d-du’âe. Çünkü dua etmek. Yenfe’u mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil. Çünkü dua gelmiş olan belayı kaldırmayada fayda eder ve henüz gelmemiş, gelmekte olan yolda olan belayada fayda eder.
Mimmâ nezele yekşifühû. Gelmiş olan belayı kaldırtır üzerinden insanın.
Ve mâ lem yenzil yahbisühû. Gelmemiş olanı da orada hapseder buraya getirtmez. Senin üzerine getirtmez.
Demek ki mallarımızı zekâtlarımızı vererek korumaya alacağız, hastalarımızı sadakalar vererek tedavi edeceğiz. Belaların da başımızdan savulması veya üzerimize gelmemesi için duayı çok yapacağız. Duayı çok yapacağız, duaya alışalım.
مَا جُمِعَ شَيْءٌ إِلَى شَيْءٍ أَفْضَلُ مِنْ عِلْمٍ إِلَى حِلْمٍ. طس عَنْ عَلِيٍّ.
Mâ cumi’a şey’ün ilâ şey’in efdalü min ‘ılmin ilâ hılmin.
İki şey birbirine yakışıyor diye yanyana getirilir. Bu bunun yayına uygun düştü yakıştı diye. İki şey birbirine yakışıklı bir şekilde bir araya gelmesinin en güzel şekli ilmin yanına hilm yakışır. Bir şeyi bir şeyle yanyana koyup yakıştırmak istiyorsan bunun en uygun düşeni ilmin yanında hilmin olmasıdır. İlimle hilm bir arada çok yakışır. Bundan daha hayırlı birbirine daha yakışan şey olamaz. İlim nedir bilmek. İlim bilmek, neyi bilmek?
Allah’ın bizden istediği bizim Allaha karşı borcumuz olan görevlerimizi bilmek, Allahın yasaklarını bilmek, haramları bilmek, ibadetleri taatleri yapmak. İlim budur. Bir insan Allah’tan korkuyorsa Allaha karşı ibadetlerini yapıyorsa Allah’ın yasaklarından kaçınıyorsa kötü şeylerden uzak duruyor işi şeyleri icra ediyorsa bu adam âlim demektir. Böyle yapmıyorsa e Allah’tan korkmuyor. Allah’ın emrini tutmuyor, ibadetlerini yapmıyor, yasaklarından kaçmıyor. Bu adam âlim değil. Niye?
E Allahtan kendisini korumuyor, cehennemden kendisini korumuyor, ahiretini kurtarmaya çalışmıyor. Ahiretini mahvedecek işleri yapıyor.
Bilmiyor. Bilseydi böyle yapmazdı. Çok cahil bu adam. Ne olursa olsun. Kıymeti yok.
Hilim ne demek. Hilim de sakin olmak kızmadan düşüne düşüne hareket etmek. Halim insan ne yapar?
Sertelmez. Gazaplanıp kızmaz. Öfkelenmez birden. Kızılacak yerde bile yumuşak davranır ciddi davranır kızmadan işini bitirir. Mescidin içine pislemek istedi birisi. Sahabei kiramda onu dövmek istediler. Peygamber Efendimizde öyle yapmayın dedi. Anlatın dedi. Çok misallari Peygamber Efendimizin halimliğinin yani kızmayıp sakin öğretici ikna edici tarzda davranmasının misali çok. Yanlız Allahın emri çiğnendiği zaman gazaplanır. Yani edepsiz Allahın emrini çiğniyor edepsizliği yapıyor ozaman çok gazaplanır. Onun lamı cimi yok. Allah için gazaplanırdı. Şurasındaki damarı şişerdi yüzü kıpkırmızı olurdu. Şurdaki damarı çok gazaplanırdı. Kendisi için değil nefsi için kızmazdı halim davranırdı. Kendisine karşı birisi cahillik yapmış yumuşak davranırdı. Tanımamış Peygamberliğinin şanına uygun hürmeti göstermemiş yumuşak davranırdı. Bilmiyor yanlış bir iş yapıyor cahilliğinden, yumuşak davranır. Öğretirdi. Ama inadına günah işleyen haramı işleyene Allahın emrine aykırı hareket edene şiddetle gazap ederdi. Onada müsamaha göstermezdi. Çünkü öyle şeylerde aldırmamak yumuşak davranmak suça teşvik olur suçu yayar suçun yapılmasına sebep olur. Anında hemen yapmayın diye söylerdi. Arafatta delikanlının birisi kadınlar kısmına doğru baktı. Hemen dedi ki “meh yâ ğulâm” sakın ha yapma öyle ey delikanlı dedi. Sakın ha öyle yapma dedi. Bu öyle bir gündür ki Arafatta. Bu öyle bir gündür ki bugün gözüne sahip olan fevzüfelah bulur dedi. Gözüne sahip olamayan harama bakan hapı yutar. Hemen düzeltiyor yani günahın işlenmesine müsamaha etmiyor. Günahın işlenmesine müsamaha yumuşak davranmak yok. Öğretirken yumuşak davran tamam. Kızılacak yerde kızma anlat. Ama günahın işlenmesine müsaade etmek yok. Adam hırsızlık yapıyor müsaade ediyor, olmaz. Günah işliyor müsaade ediyor, olmaz. Ötekisini boğmaya kalkmış gırtlağına çömmüş ona müsaade olmaz. Onun hemen söndürülmesi lazım.
مَا جَلَسَ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ اللهَ إِلَّا نَادَاهُمْ مُنَادٍ مِنَ السَّمَاءِ: قُومُوا مَغْفُورًا لَكُمْ. حم ع طس ض عَنْ أَنَسٍ.
Mâ celese kavmün yezkürûnellahe illâ nâdâhüm münâdin mine’s-semâi kûmû mağfûran leküm.
Enes radıyallahu anh’den buyurmuş ki Peygamber Efendimiz; Ahmet b. Hanbel’in İbn Abdülber ve Tayâlisî’nin rivayet ettiğine göre bir takım insanlar Allah’ın zikrine oturmuşlarsa Allahı zikir için oturmuşlarsa onlara gökten bir melek nida eder ki; Kalkın günahlarınız affı mağfiret olunmuş olarak varın evinize. Mağfur olarak mağfiret olunmuş olarak kalkın hadi Allah tarafından affolundunuz der bir melek. Yani Cenâb-ı Hakkın zikri fevkalade sevaplı kıymetli faideli. Allah razı olsun hepinizden.
Allahu Teâlâ hazretleri bu okuduklarımızı aynen görmeyi bu mükâfatlara fazlasıyla ermeyi rabbimiz hepimize nasip ve müyesser eylesin.
24.05.1993 -
Medine Sohbeti
24.05.1993 -
Hacda Yapılmış Duanın
