25.05.1993 - Hac Yasakları

25.05.1993 - Hac Yasakları
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı dünyada âhirette, her zaman ve her yerde üzerinize olsun. Allahu Teâlâ hazretleri makbul, mebrûr bir hac yapmayı, huzuruna sevdiği, razı olduğu, yüzü ak, alnı açık kullar olarak varmayı cümlenize, cümlemize nasîb-i müyesser eylesin.
Elhamdülillâh, hac yolundayız.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki:
Bismillâhirahmânirrahîm. İnne evvele beytin vüdıâ li'n-nâsi lellezî bi-bekkete mübâreken ve hüden li'l-âlemîn fîhî âyâtün beyyinâtün makâmü İbrâhîm ve men dehalehû kâne âminâ ve li'llâhi ale'n-nâsi hiccü'l-beyti meni'stetâ'a ileyhi sebîlâ ve men kefere fe innallâhe ğaniyyün 'ani'l-âlemîn.
Sadakallâhü'l-azîm.
Bu âyet-i kerîme insanlar için yapılan ilk ibadetgâhın; Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Müşerrefe olduğunu bildiren bir âyet-i kerîmedir. Allahu Teâlâ hazretleri o mekânı Hz. Âdem atamız aleyhisselâm zamanından itibaren müşerref eylemiş ve Hz. Âdem atamız zamanında orada bir ibadetgâh yapılmış. Fakat İbrahim aleyhisselâm yine Âdem aleyhisselâm'ın yapmış olduğu binanın, zamanın geçmesiyle izleri kalmış veya kalmamış olan yerinde, oğlu İsmail aleyhisselâm ile beraber bu binayı Allahu Teâlâ hazretlerinin emri üzere, o mübarek mahalde tekrar bina eylemiş. İnsanlığın tarihi kadar eski olan, şerefi, sevabı, kıymeti, izzeti, itibarı ölçülemeyecek kadar yüksek olan bir ibadethâneye, yeryüzünün en kıymetli ibadetgâhına doğru gidiyoruz.
Allahu Teâlâ hazretleri bu mübarek diyarı ve bu mübarek ibadetgâhı ziyaret etmeyi kullarına emreylemiş; İslâm'ın farzlarından birisi, Kâbe-i Müşerrefe'yi zaman-ı mahsusunda ve usûl-ü mahsusa ile ziyaret etmek farz kılınmış ve İslâm'ın beş şartından biri olmuş.
Hz. Âdem atamız zamanından beri şerefi, izzeti, itibarı aşikâr olan bir yere gidiyoruz ve İslâm'ın beş mühim direğinden, binasından biri olan bir ibadeti yapmaya gidiyoruz. Mukaddes ve muhterem bir mahal olduğu için burasının hususî bir ihtirama, saygıya göre ziyaret edilmesi lazım geliyor. Bu mübarek mahallin hudutları var. Bu hudutlardan öbür tarafa geçince insanın hâlinin değişmesi lazım. Bir durum meydana geliyor. İşte bu mübarek mahalde, oraya girerken insanda bazı hallerin değişmesi lazım; birtakım işleri yapmaması lazım. Birtakım yasaklara riayet etmesi lazım. Bir takım vazifeleri yaparak oraya girmesi lazım. Bu hududun berisinde kendisine helal olan bazı şeyler, o hududu geçtikten sonra yapmaması gereken şeyler oluyor; haram oluyor, yasak oluyor. Onun için bu huduttan öbür tarafa o hazırlıkla geçmeye "ihram" deniliyor. Kendisini harem mıntıkasına, bir takım yasakların olduğu olağanüstü mukaddes bölgeye girmeye hazırlamak, şartlara uydurmak demektir.
İhramı, hacı kardeşlerimizin çoğuna sorsak kumaş sanır. Beyaz renkli, altımıza üstümüze sarındığımız kumaş sanır. Halbuki ihram; yasaklı bir bölgeye girmeye kendisini hazırlamak ve kendisini o hürmetin içine koymak mânasına geliyor. O elbise olsa da olmasa da insan o hâle girmiş oluyor. Sıkıyönetime ama mukaddes bir sıkıyönetime girer gibi olmuş oluyor.
Biz de bu mukaddes arazi, bizim az ilerimizde Ebyâr-ı Ali denilen, -Hz. Ali Efendimiz'in bahçeleri, kuyuları varmış zamanında, eski adı Zülhuleyfe denilen- bir yer var. Burası Medine-i Münevvere'nin banliyösü. Buradan öteye giderken normal dikişli kıyafetle gidemeyiz. Çünkü Kâbe'yi ziyarete gidiyoruz. Dikişsiz elbiseler ile, koku sürünmeden, bir takım yasaklara riayet ederek, bir takım nizamname hükümlerine uyarak gitmemiz lazım. Oradan itibaren öteye öyle geçmemiz gerekiyor. İşte o hâle hazırlanmamıza, ihrama girmek deniliyor. O havanın içine girmek demek. O havanın şartlarından birisi de dikişli elbise giymemek olduğu için altımıza üstümüze örtü bürünüyoruz. Yoksa sadece ondan ibaret değil. Mesela yıkanmamız gerekse, bu elbiseleri banyoda askıya assak, üstümüzde hiç örtü yok... Şimdi biz ihramdan çıktık mı? Hayır. Yine ihramlılık hâli devam ediyor. Yalnız üzerimizdeki elbiseyi çiviye astık. Mesele alta üste sarılan kumaşta değil! Biz şimdi Zülhuleyfe denilen yerden ötede, o Mekke-i Mükerreme'nin Hıll bölgesi denilen mukaddes mıntıkası başladığı için o oranın şartlarına uygun bir hâle girerek gideceğiz.
Nasıl gideceğiz?
Yani en son hudut...Oradan itibaren o şartlara uymamız lazım. Buradan da hazırlanıp gidebiliriz.
Ne yapacağız?
İhrama girerken öncelikle sünnet olan bir gusül abdesti alacağız. Yani bunu temizlik olsun diye yapıyoruz; terimiz, tozumuz, kirimiz, pasımız gitsin, temiz-pâk olalım diye yapıyoruz. Hanım âdet görüyor olsa bile o da gene yıkanır. Bu namazın kılınmasına, vesairesine mahsus bir şey değil. İhramdan önce temiz olalım diye gusül abdesti alacağız. Hepimizin banyo ve su durumları müsaittir. Ondan sonra veya ondan evvel tırnaklarımızı keseriz, tıraşımızı oluruz, koltuk altımızı ve diğer nahoş yerlerdeki kılları izale ederiz, tırnaklarımızı keseriz. Her türlü hazırlığı yaparız, yıkanırız. Tertemiz olduk. Ama henüz ihrama girmedik, ondan sonra bu örtüleri de hazırlarız, yıkandıktan sonra o örtülere bürünürüz. Henüz daha ihrama girmedik. Büründük peştamali ama daha ihramlı değiliz.
Sonra sünnet olarak iki rekât namaz kılarız. Ve niyetimizi yaparız. "Yâ Rabbi! Şu cins haccı yapacağım, bunu bana kolaylaştır." veya "Umremi yapacağım, bunu bana kolaylaştır." diye niyetimizi yaparız. Onun için iki rekât namaz kılarız. Namaz kıldıktan sonra, yine henüz ihrama girmedik. Artık namazı kıldıktan sonra; "Yâ Rabbi! Ben haccıma başladım, lebbeyk allâhumme lebbeyk…" diyerek niyet edip lebbeyk çektiğimiz anda kronometreye basmış gibi oluyoruz, o zaman başlıyor.
Demek ki ihram elbise değilmiş. Elbiseyi giydiğimiz halde daha buralarda dolaşsak da henüz ihrama girmedik. Namazı kılıp lebbeyk çekmediysek daha ihramlı değiliz. İş elbisede değil; niyette ve o işi başlatmakta olmuş oluyor.
Demek ki iki rekât da namaz kılacağız. Tabi güzel kokular da sürüneceğiz. Tırnaklarımızı kestik, yıkandık, güzel kokuları süründük, kumaşı belimize sardık, omuzumuza aldık. İki rekat namaz kıldık ve hangi çeşit hac yapacaksak niyetimizi yaptık, lebbeyk çektik, başladı. Artık yasaklı, ihram hali başladı. O şartlara riayet edeceğiz. İhramlı olan bir insan ne yapar, ne yapmaz onu hatırlayalım.
Saç-sakal tıraş edemez, bıyıklarını kesemez, kılları koparamaz, tırnak kesemez, süslenmek maksadıyla saç-sakal ve bıyıklarını yağlayıp kınalayamaz. Kadınlar oje veya ruj kullanamaz, vücuduna güzel koku süremez. Kokulu sabun bile kullanamaz çünkü kokusu elde kalıyor. Artık yasak başladı. Dikilmiş elbise giyemez, dikişsiz elbise olacak. Ayağın üstünü örten ayakkabı giyemez, topuklarını örten ayakkabı giyemez. Eldiven giyemez. Evli olsa hanımı ile olan münasebetlerinde de yasaklar var o yasaklara da riayet eder. Bu gibi konuları konuşmaz bile. Avlanmak yasakları var. Artık bizim için burada avlanmak bahis konusu değil. Harem mıntıkasında, bitkilerin koparılması, kesilmesi de yasaktır. Ağacın dalını kesemezsiniz, çiçeği kopartamazsınız. Bunlar ihramlı olmanın yasaklarındandır.
Böyle bir duruma girdik, "lebbeyk" dedik. Lebbeyk ne demek?
Biz Türkçe'de birisini çağırdığımız zaman ismini söyleriz; "Ey filanca gel!" Veya adını sesleniriz "Ahmet!", Mehmet!", Hasan!" diye bağırırız. O da; "Buyur, evet." der. Araplar birisini çağırdığı zaman cevap olarak "buyur" mânasına lebbeyk derler.
Bunun mânası nedir?
"Ben senin emrindeyim, buyur; emret, yapacağım." demek. Ama "Kat kat emrindeyim." demek. Tesniye siygası kullanılıyor. "Bir defa emrinde değilim. Tekrar tekrar emrindeyim, kat kat emrindeyim." demektir.
Biz bu lebbeyki niye çekiyoruz?
Allah bizi İbrahim aleyhisselâm'a, "Bu beytimi ziyaret edin." diye çağırttı. Biz de o ziyarete; "Farz olduğunu bildik, inandık, kalkıştık geliyoruz." diye lebbeyk diyoruz. "Yâ Rabbi! Sen bizi çağırdın ya; buyur emrindeyim, geliyorum." demek. Lebbeyk allâhümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk lâ şerîke lek diyerek Allah'ın varlığını, birliğini ifade eden bu kelimeyi çok çok söyleye söyleye yola revan olacağız.
Kâbe-i Müşerrefe her zaman muhteremdir. Zilhicce ayında ziyaret edilirse, bu ziyaretin adı hacdır.
Bu mevsimin şu günlerin dışında yine ziyaret edilebilir. Kasım’da gelebilirdiniz, Aralık’ta, Ocak’ta, Şubat’ta, Mart’ta, Nisan’da başka zamanlarda gelebilirdiniz. Hac zamanının belli Zilhicce ayının dışında yaptığınız ziyaretlerin adı umredir.
Umre ne demek?
Hac mevsiminin dışında yapılan, hacdan gayri ziyarete umre deniliyor.
Şu belli günlerde Zilhicce’nin 9’unda Arafat’ta bulunmak mecburiyeti olan ziyaret şekline de, hac deniliyor. Şimdi biz Zilhicce ayının içindeyiz. Gökte gördüğümüz hilal Zilhicce ayının hilalidir. Biz ayın 9’unda Arafat’ta bulunmamız lazım. Haccın farzlarından birisi budur. Ondan sonra da Kabe-i Müşerrefe’yi tavaf etmemiz lazım, farz tavafı. İnsan o zaman hacı olmuş olacak. Demek ki bunun dışındaki ziyaretlerin adı umredir.
Şimdi biz buradan Allah’ın emrettiği bu mukaddes, peygamberlerin cevlengahı olan, Allah’a ibadet yeri olan, nice nice tarihî, dinî, ilahî hatıralarla dolu olan mübarek yere şimdi biz buradan ziyarete yola koyulacağız. Kılık kıyafetimiz o ziyarete uygun hale gelecek. Baş açık... Baş örtülemez demin söylemedim takke filan örtemez başına takke filan giyemez ihrama lebbeyk dediği andan itibaren o zaman artık baş filan örtülemez. Üstünde bir örtü ayağında bir peştamal, dikişli şey giyemez. Yola koyulduk. Koku süremez, tırnak kesemez, kıl kopartamaz vs. vs. o şartlarına riayet ederek, hürmetkâr bir şekilde otları koparamaz, av avlayamaz vs...
Yola koyulduk ne yapmak lazım? Haccı hangi çeşit hac yapacağız onu tespit etmemiz lazım.
Bu ziyaretin üç şekli vardır. O mübarek Beytullah'ı ziyaretin üç çeşidi vardır:
Bir çeşidine hacc-ı ifrad derler. Şimdi biz üç çeşidini de çok kolayca yapabiliriz. Çünkü az kaldı hacca. Eğer ara uzun olsaydı bazı çeşitleri bize zor gelebilirdi. Şimdi başlayalım; bir insan hacc-ı ifrada niyet etse.
En sevaplı hac hangisidir?
Ulemânın çeşitli fikirleri var. "En sevaplı hac hacc-ı kırândır, orta derecelisi hacc-ı temettüdür, üçüncüsü de hacc-ı ifraddır." demiş bizim bağlı olduğumuz alimlerimiz. Akıl ve mantık da onu gösteriyor. Hacc-ı ifrad; sadece hacdır. Hacc-ı temettü; hem hac hem de umredir. Elbette bunda umresi de olduğu için daha sevaplı olacak. Hacc-ı kırân; bir ihramda hepsini birden çıkartmak, uzun bir zaman ihramlı halde kalmak ve hazır ol vaziyette kalmak olduğundan, tabii onun en sevaplı olduğu da ulemâmızın söylediği üzere uygun olmuş oluyor.
İnsan isterse bu üç hacdan birisini seçebilir. Buna göre haccını, oradaki ziyaretini yapacak.
Hacc-ı ifrad sadece hac demektir. Hacc-ı temettü ile hacc-ı kırân umreli hac demektir. Aradaki fark bu.
Temettü ile kırân arasındaki fark nedir? Temettü haccında umreyi yaparsın, ihramdan çıkarsın, keyfine bakarsın. Mekke'ye de gitsen saçını tıraş edip umreni bitirdikten sonra dikişli elbise giyersin, koku sürünürsün, yasakların hepsi biter. Mekke ahalisi durumuna gelirsin. Buna temettü deniliyor. Temettü; istifade etmek, nimetlenmek demek. Hac günleri geldiği zaman, Mekkelilerin yaptığı gibi bu sefer yeniden hac için ihrama niyet edersin. Arada bir serbestlik zamanı olduğundan buna temettü haccı demişler. Konforlu, rahat hac demek. Keyfine bakıyorsun, Mekke'de rahat ediyorsun demek. Hacc-ı temettü bu.
Hacc-ı kırân; arada böyle gevşeme yok, ihramdan çıkmak yok. Umreni yapacaksın ihramda kalarak, aynı şartları devam ettirerek, hac günleri geldiği zaman hac vazifelerini de yapacaksın. Kırân haccı demek, tulum çıkarmak demek. En konforlusu... Hac ile umreyi zedelemeden, kesmeden, ayırmadan bütün çıkartmak demek. O biraz daha meşakkatli olduğundan, arada bir serbestlik, mola, rahat etme durumu olmadığından ona hacc-ı kırân demişler. Kırân bir araya gelmek demek. Umre ile hac bir araya geldiğinden, birbirine mukârin olduğundan 'hacc-ı kırân' denmiş.
Bir insan buradan hacc-ı ifrada niyet etse...Bunların hepsini herbiriniz yapabilirsiniz, hiçbir zorlama bahis konusu değil. Hacc-ı ifrad yaptığınız zaman kurban kesmek mecburiyeti yoktur. İsterse keser, istemezse kesmez. Kesmeyecek, kesmek yasaktır mânasına da değil. Cömertse, durumu müsaitse keser fukaraya dağıtır, sevap kazanabilir. Ama mecburiyet yoktur.
Kurban kesme durumu ile uğraşamayacak olan insanlar veya parası ölçülü olan insanlar veya bu sıkıntıyla meşgul olamayacak durumda olanlar hacc-ı ifrada niyet edebilirler. O zaman dediğimiz usulle burada ihrama girerler, orada gider ifrad haclarını yaparlar. Sadece bir hac yapmış olurlar, umresiz bir hac yapmış olurlar.
Hacc-ı ifradı yapan kimseler nasıl yapacak?
Hacc-ı ifrada niyet edecekseniz; ihram namazında, ihrama girdiğiniz zaman; Allâhümme innî ürîdü'l-hacca. Fe yessirhü lî ve tekabbelhü minnî. "Ben haccı yapmak istiyorum yâ Rabbi. Bunu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle, bu ibadeti kolayca yapabileyim." diyeceksiniz. Buradan oraya vardığınız zaman kudüm tavafı yapacaksınız. Kudüm; gelmek demek, Mekke'ye geldiniz ya… Beytullah'ın şânı tavaf yapmaktır. Ona saygınızı ifade etmenin şekli etrafında tavaf yapmaktır. Onun için hacı olarak oraya gittiğiniz zaman kudüm tavafı yapacaksınız. Tavafa Hâcer-i Esved köşesinden başlanır. Eğer yanına yanaşabilirseniz, elinizle temas edersiniz. Ama kalabalıktan, izdihamdan yanaşamazsanız "Bismillâhi Allâhu ekber" diye uzaktan işaret etmek de olur. Zaten mecburen öyle yapacaksınız, yanına sokulmak mümkün değildir.
Allâhümme innî ürîdü tavâfe beytike'l-harâm feyessirhü lî ve tekabbelhü minnî seb'ate eşvâtin tavâfe'l-kudûmi lillâhi teâlâ azze ve celle. "Yâ Rabbi! Ben senin şu beytini yedi defa dönerek haccımın tavafını -kudüm tavafını- yapmak istiyorum. Bunu bana kolaylaştır, bunu benden kabul eyle. Bismillâhi Allâhu ekber." diyerek başlayacaksınız. Tabii alimi var cahili var, ihtiyarı var genci var, okuması olanı var, olmayanı var. Bu nedenle duaları mecburî değil. Tavaf yaparken zikir halinde olmanız; lâ ilâhe illallâh, estağfirullâh, Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammed, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm, Allah Allah, yâ Hayyu yâ Kayyûm… Allah'ın seveceği sözlerle meşgul olarak veya gönlünüze gelen şekillerle Allah'tan bir şeyler talep ederek de olur. İlle o kitaplarda yazılan şeyleri bilmiyorsanız, olmadı diye üzülmenize lüzum yok.
İlk dönüşte mesela sübhânallâh dersiniz, ikincide elhamdulillâh, üçüncüde Allâhu ekber, dördüncüde lâ ilâhe illallâh, beşincide salavât-ı şerife, altıncıda lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm, yedincide de çeşitli duaları yaparsınız olur. İlle o dualar yapılacak, yapamadım diye üzülmeyin. Onlar da duadır; Sübhânallâh, elhamdülillâh, Allâhu ekber de duadır.
Nasıl döneceksiniz?
Kâbe-i Müşerrefe solunuzda kalacak şekilde döneceksiniz. Saati yere koysanız saat nasıl döner? Saatin dönüşünün tersi oluyor. Yedi defa dönecek. Bir dönüşe şavt derler, yedi tanelik şavt demetine tavaf derler. Yedi tane olursa tavaf olur. Tabii bunun arkasından insan sa'y de yapacaksa bunun ilk üçünde koşmak gerekir. İhramı koltuğun altından geçirip, sağ kolunu açıkta bırakıp enerjili bir şekilde sa'y yapmak tavsiye edilmiştir .
Tavaf bittikten sonra zemzem suyu içersiniz. Zaten her yerde bol. Eskiden meseleydi, şimdi mesele değil. Ondan sonra iki rekât tavaf namazı kılacaksınız, bu vaciptir. El açıp ne isterseniz Allah'tan istemek üzere dua edeceksiniz.
Bi hürmeti esmâike’l-husnâ ve bi hürmeti hatamâti’l-Kur’âni’l-azîm ve bi hurmeti haremi nebiyyike Muhammedini’l-Mustafâ ve bi hurmeti aşri zi’l-hicceti mubârek ve bi hurmeti esrârı sûreti’l-fâtiha.
29.01.2001 -
Biat Etmek, İftira
14.05.2000 -
Dini Korumak, Yağmurun
