12.01.2001 - Müslümanın Ölmesi, Hayır Yapmak

12.01.2001 - Müslümanın Ölmesi, Hayır Yapmak
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
el-Hamdülillâhi rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve üsvetine’l-haseneti Muhammedini’l-Mustafâ
Emmâ ba’d:
Muhterem kardeşlerim!
Her ölüm, yaşayanlar için birer vaazdır. Her ölüm, yaşayanlar için, bir ibret kaynağıdır. Hz. Ömer radıyallahu anh evrakı mühürlediği, yüzüğünün üstüne;
Kefâ bi’l-mevti vâizen yâ Ömer. “Ey Ömer! Ölüm sana vaiz olarak yeter!” yazdırmış.
Yazdığı mektubu, resmî evrakı; “Başka ne vaaz istiyorsun, ne nasihat istiyorsun, ölüm sana yeter!” mânasına onunla mühürlüyor. Her mühürlediği zaman da o yazıyı görüyor.
Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak, çok âyet-i kerîmelerde açıklıyor.
Size teberrüken, sohbetimiz kelâmullah ile müzeyyen olsun diye ben bir tanesini okuyayım.
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةًۜ وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Bismillâhirrahmânirrahîm
Küllü nefsin zâikatü’l-mevti ve neblûküm bi’ş-şerri ve’l-hayri fitneten ve ileynâ turceûn. [1]
Sadakallahul azim.
Herkesin bildiği ama unuttuğu, çok açık bir hakikat olmasına rağmen, aklına çok az getirdiği bir hakikat ki her nefis ölümü tadacaktır!
Hayat sahibi, can sahibi, herkes ölecek! Ölümden müstesna, insan yok ve Cenâb-ı Hak hayatı boyunca insanları; hayırlarla, şerlerle karşılaştırıp imtihan ediyor.
Ve neblûküm bi’ş-şerri ve’l-hayri fitneten. “İmtihan için; Cenâb-ı Hak, bazen hayırla karşılaştırıyor. Bakalım hayırla karşılaştığı zaman, zengin olduğu, rahat olduğu, nimete erdiği zaman bu kulum ne yapacak, diye öyle imtihan ediyor. Bazen de üzüntüyle, şerle, zararla, hasarla karşılaştırıp, öyle imtihan ediyor.”
O bakımdan hepinize; hayırlı, verimli, ibadetli, sevaplı, uzun ömürler dilerim. Mutlu bahtiyar, uzun ömürlerle yaşamanızı, İslâm’a çok güzel hizmetler eylemenizi tavsiye ederim, temenni ederim. Bunun esbabına sarılmanızı, rica ederim. Vücudunuzu, ciğerinizi, kalbinizi, emanetlerinizi iyi korumanızı tavsiye ederim.
Kendinize iyi bakmanızı tavsiye ederim, çünkü bir mü’minin, vefatı ile boşalan gediği doldurmak çok zordur. İslâm’ın surunda, çok büyük gedik açılır. Hele mü’min; alim, fâzıl bir kimse ise, yerinin doldurulması çok zor olur. O bakımdan vücutlarınıza, ihtimam edin. Sağlıklarınıza, sıhhatlerinize dikkat edin. Kendinizi koruyun, doktorlara danışın, onların nasihatlerini dinleyin. Allah sizlere, uzun ömür versin, bu uzun ömrü de rızasına uygun geçirmeyi nasip etsin. Arkanızda çok eserler bırakmayı, sevap kaynakları bırakmanızı nasip eylesin.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bildirmiştir ki;
“Vefat edince insanın defteri kapanır!”
Sevapları-günahları yazılan defterler kapatılır, çünkü ömrü bitti. Bir hadîs-i şerîfinde “Üç kişi müstesna!” diyor, başka hadîs-i şerîfler de var.
1. Arkasında sadaka-yı câriye bırakanın, defteri kapanmaz.
Sadaka-yı câriye ne demek?
“Sevabı, istifadesi devam eden bir hayır eseri” demek.
Mesela çeşme, bir sadaka-yı câriyedir. Çünkü suyu aktıkça suyundan içilir, alınır, faydalanılır, çeşmeyi yapan, sevap kazanmaya devam eder. Câri, cereyan ediyor; sevap! Vefat eden mübarek kişi mektep yapmıştır, cami yapmıştır; onun içinde namaz kılındıkça, ona sevap yazılmaya devam eder. Kitap yazmıştır, kitabı okundukça;, o vefat etmiş olan müellife, sevap yazılmaya devam olunur. Talebe yetiştirmiştir, talebesi faaliyet gösterdikçe hocasına sevap yazılmaya devam eder. Kur’an öğretmiştir, Kur’an öğrettiği kimse Kur’an okudukça Kur’an’ı öğreten müteveffa, vefat etmiş kimseye, merhuma sevap yazılır durur.
2. Ev ilmün yünfekau bihî. “İstifade edilen, bir ilim kaynağı, kitabı eseri bırakmışsa onun da sevabı devam eder.”
Kitap okundukça müellife sevap yazılır. Talebe yetiştirmişse, talebesi hoca olmuşsa o öğrettikçe onun hocasına sevap yazılır.
3. Ev veledün sâlihün yed’û lehû. “Geride merhuma, dua edip duran salih bir evlâdı varsa, o salih evlat dua ettikçe merhum sevap kazanır, sevaplar defterine yazılır.”
Peygamber Efendimiz bildiriyor: Öyle acayip şey olacak ki; kabre gömüldüğü zaman çok günahları olan bazı müteveffalar, vefat etmiş kimseler, kabrinden günahsız kalkacaklar!
Hâlbuki günahlarla, günahlı olarak kabre gömülmüştür. Günahsız kalkacak, çünkü arkasından kendisine sevap gönderen kimseler, sevapları göndermişler göndermişler; sevaplar kazanılmış; günahlar silinmiş silinmiş, günahsız kalkıyor!
Ve’l-ba’sü bâde’l-mevtü hakkun.
Kıyamet koptuğu zaman kabrinden günahsız kalkar!
Bunlardan çıkan sonuçların bazıları şöyledir:
Salih evlat yetiştirmeye çok dikkat etmeliyiz. Evlatlarımızın namazlı niyazlı, dualı, hayırlı insanlar olması için; çok düşünmeli, çok çareler aramalı, çok yatırımlar yapmalıyız.
Muhterem kardeşlerim!
Kesenin ağzını açmalıyız. Allah rızası için, para harcamalıyız. Hayırlı evlat yetiştirmek, insanın hem dünya sermayesidir, hem de âhiret sermayesidir. Dünya sermayesidir, çünkü ihtiyarlığında bakar. Âhiret sermayesidir, çünkü vefatından sonra sevap gönderir. Hayırlı evlat yetiştirmeye çok gayret edin!
Kardeşlerim!
Bir de hâl-i hayatınızda; kendi öz malınız, mülkünüzle hayır yapın! Hayır yapmaya koşun, hayır yapın da sizin caminiz olsun, sizin köprünüz, çeşmeniz olsun, sizin tesisiniz olsun da o hizmet gördükçe size sevap gelsin!
Muhterem kardeşlerim!
Bu da âhiret yatırımıdır.
Dünyada insanlar, kârlı yerlere yatırım yapıyor. Hatta mü’min olduğu hâlde, faiz yemek doğru olmadığı hâlde bankanın vereceği %3, %5 faize tenezzül edip de parayı oraya yatırıp kendisini tehlikeye atıyor. En büyük yatırım, âhiret yatırımıdır, âhiretine yarayacak, âhirette kendisine fayda getirecek yatırımdır!
Çıkan sonuçlardan bir tanesi:
Vefat edenin, arkada kalan evlatlarının; salih kimseler olmaları , ibadet ve taatle ömür geçirmeleri merhuma fayda sağlar. Onun için anasını-babasını, âhirete göçen yakınını seven kimse, aklı varsa, salih kimse olsun. Mesela, namaz kılmıyorsa namaza başlasın. Kur’an’ı az okuyorsa çok okusun. Hayrât u hasenâtı çok yapsın ki ,o vefat eden kimseye en büyük hayır budur. Âhirete göçenler dünyada olanlara, boynu bükük şekilde bakar dururlar, onlardan medet umarlar. “Bu bizi hatırlar da bizim için hayır yapar mı, bize sevap gönderir mi?..” diye bakar dururlar.
Osmanlı şairlerinden birisi diyor ki;
Bir düş gibidir hakkâ ki mânâda bu âlem
Kim göz yumup açınca zamânı güzer eyler
Muhterem kardeşlerim!
Bu hayat çok hızlı geçer. Bir de bakarsınız ki ihtiyarlayıvermişsiniz. Hâlbuki kendinizin çocukluk zamanı, daha hemen dün gibi yakındır, bir de bakarsınız ki vefatınız gelivermiş. Azrail aleyhisselam karşınıza gelmiş de; “Ver bakalım emaneti!” diyor.
Bu dünya, rüya gibidir! Çok yaşayanlara sorduğunuz zaman, “Çok yaşadık.” diyemiyorlar. “Hayatın nasıl geçtiğini, anlayamadık!” diyorlar. “Birdenbire ihtiyarlayıverdik. Rüzgâr gibi geçti…” diyorlar. Hakikaten öyledir, ama insan bu olayı kavrayamıyor, çözemiyor.
Onun için hayatın; rüzgâr gibi geçtiğini, bir düş gibi olduğunu, göz yumup açınca, biteceğini düşünerek, hayırlı amellere koşturalım.
Bâdirû bil-a’mali’s-sâliha kable en tüşkale.
“Salih amellere koşturun.”
Aklınız varsa, irfanınız varsa ki muhakkak var, imanınız varsa ki var, hayırlı işler yapmaya hırslı olun, yarışın!
Sâbikû bi’l-hayrât.
“Hayırları yapmakta yarışın.”
Lütfen hayırlarınızı tehir etmeyin! Hayırların tehiri, şeytanın oyunudur. Yapılacak hayrın bugün yapılmayıp da yarına bırakılması, şeytanın kazancıdır. Şeytan, hayrı yaptırmamak için bir çare olarak tehir ettirir. “Şimdi yapma, tamam, yarın sabah yaparsın.” der, o arada da unutturur. Şeytanın bu oyununa tesvîf derler. “Sonra yapacağım, sonra yaparım, yarın yaparım, ilerde yaparım…” sözü, fikri, düşüncesi. Hayrı; o anda yapmayı engelleyen, o düşünce, şeytandandır. Hayrı çabuk yapmak, hemen yapmak lazım.
Tevbe ki; hakiki mânası Cenâb-ı Hakk’a dönüş demektir. Tevbenin hakiki mânası Cenâb-ı Hakk’a dönmek demektir. Yoksa ağzıyla; “Tevbe yâ Rabbi!” demek değildir. Çünkü Hz. Ali radıyallahu anh ve kerremallâhu vecheh Küfe Camii’ne girdiği zaman birisinin “Tevbe yâ Rabbi! Tevbe yâ Rabbi! Estağfirullah el-Azîm ve etûbü ileyk!” dediğini gördü. O kimseye dedi ki;
“Ey filanca, böyle dil ile ‘Tevbe yâ Rabbi!..’ demek yalancıların tevbesidir!”
O zaman tevbe nasıl olacak?
Hâl ile olacak, fiilen olacak! Kavl ile değil, söz ile değil, fiilen olacak! Hemen olacak! Kötü hâlini hayra döndürecek. Şeytanî hâlini, Rahmânî tarafa döndürecek. Günahlı gidişini, cehenneme doğru günahlı, hızlı gidişini, cennete doğru çevirecek. Dönüş bu! Yoksa laf değil!
Tevbe; laf değil, iştir! Onun için tevbeyi çabuk yapalım. Cenâb-ı Hakk’ın yoluna girişinizi, ihlâslı girişinizi, hataları, günahları bırakıp da iyi bir kul olma işinizi, çok çabuk yapın! Tevbeyi tehir etmeyin!
عجلوا بالتوبة قبل الموت
Accilû bi’t-tevbeti kable’l-mevt. “Ölüm gelivermezden önce, Cenâb-ı Hakk’a dönüşünüzü fiilen, lafta bırakmadan çabuk yapın!”
Muhterem kardeşlerim!
Çabuk yapın! İyi bir kul olun, günahları kapatın! Hatalı yerlerden, yönlerden uzaklaşın! Cenâb-ı Hakk’ın yoluna dönün!
Yâ Rabbena, yâ Rabbenâ, yâ Rabbenâ! yâ Mücîbe’d-daavât, yâ Kâdiye’l-hâcât, yâ Ekreme’l-ekremîn, yâ Erhame’r-râhimîn.
Yâ Rabbi!
Âcizane, naçizane, kâsırane, muznibâne yapmış olduğumuz cümle ibadetlerimizi, lütfunla, kereminle, hatalarına kusurlarına bakmayıp, ahsen ve ethem olarak kabul eyle!
Yâ Rabbi! Âciz naçiz ibadetlerimizi, senin rahmetine ermemize, rızanı kazanmamıza vesile eyle! Bize rahmeyle yâ Rabbi! Bize rahmetinle muamele eyle yâ Rabbi!
Yâ Rabbe’l-âlemîn! Dualarımızı lütfunla, kereminle kabul eyle! Dünyanın ve âhiretin bildiğimiz bilmediğimiz her türlü hayırlarına, bizi erdir yâ Rabbi! Dünya ve ahretin, bildiğimiz bilmediğimiz her türlü şerlerinden bizi koru yâ Rabbi!
Ya Settârü’l-uyûb, üstur uyûbenâ! yâ Gaffâre’z-zünûb, iğfir zünübenâ! yâ Erhame’r-râhimîn, irhamnâ! Yâ Mücâbe’d-daavât, istecib daavâtinâ! Yâ Kâdiye’l-hâcât ıkdı hâcâtinâ! Yâ Mu’tiye’l-mes’ûlât, âtina sü’lenâ fi’d-dünyâ ve’l-âhireh.!
Bi-hürmeti ismike’l-a’zâm ve bi-hürmeti Esmâike’l-hüsnâ ve bi-hürmeti Nebiyyike’l-ekrem ve bi-hürmeti hatmi’l-Kur’ânil azîm ve bi-hürmeti süveri’l-Kur’âniyye ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha!
[1] 21/Enbiyâ, 35.
11.08.2000 -
Ahirette Hesap, Medinede
07.06.1993 -
Haccın Sonu, Haccın
