15.05.2000 - Din Hakkında Yetkisizlerin Konuşması

15.05.2000 - Din Hakkında Yetkisizlerin Konuşması
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d:
إِنَّ أَوَّلَ شَيْءٍ يُرْفَعُ مِنْ هٰذِهِ الْأُمَّةِ الْأَمَانَةُ وَالْخُشُوعُ، حَتَّى لَا تَكَادَ تَرَى خَاشِعًا. ابْنُ الْـمُبَارَكِ عَنْ ضَمْرَةَ ابْنِ حَبِيبٍ مُرْسَلًا.
İnne evvele şey’in yurfe’u min hâzihi’l-ümmeti el-emânetü ve’l huşû’u hattâ lâ tekâdü terâ hâşi’an.
Bu hadîs-i şerifte, peygamber sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyuruyor;
İnne evvele şey’in yurfe’u min hâzihi’l-ümmeti. "Bu mübarek Ümmet-i Muhammed’in içinden ilk alınıp, kaldırılıp, yok edilecek şey." Allah tarafından çekilip alınacak şey.
El-emânetü. "Güvenilir oluş, emin oluş." Bu kaldırılacak.Ve’l huşû’u. "Allah’a karşı saygı" demek. Huşû kalkacak. Kalbinin titremesi ve saygı ile eğilmesi demek. O kalkacak. Huşû kalkacak ve eminlik kalkacak.
Hatta o kadar kalkacak ki; hattâ lâ tekâdü terâ hâşi’an. Bakacaksın bakacaksın bir tane şöyle "Allah korkusuna sahip, huşûlu bir insan bile göremeyeceksin." Emin insan yok, güvendiğin dallar elinde kalacak, tutunduğun dallar kopacak, umduğun dağlara kar yağacak, hiç güvenecek insan kalmayacak. İlk çekilecek şey ümmetin arasından bu.
Sonra emanet ehillere verilmeyecek. İşler, nâ-ehillere eline verilecek. Halbuki Kur’an-ı Kerîm'de, Allahu Teâlâ hazretleri "emanetleri ehillerine verin. Her işin uzmanına, ustasına, sorumlusuna verin." buyuruyor. O dinlenilmeyecek. İşler böyle ciğeri beş para etmez heriflerin eline düşecek. Milletin, mübarek insanları ayaklar altında, hor zelil olacak. Aşağı, pespaye takımda başlara geçecek. Emanetin ilk çiğnenmesi, güvenilir işleri, işlerin verilmemesi. Ehil insanlara verilmemesi. Sonra hiç kimsenin kimseye güvenecek bir halinin kalmaması. Allahtan korkup kalbi titreyen, boynu Allah huzurunda eğik insanın kalmaması. Bunlar da kıyametin alametlerinin baştan başlaması.
İkinci hadîs-i şerîf;
إِنَّ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ كَذَّابِينَ فَاحْذَرُوهُمْ. ط ش حم م عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ.
İnne beyne yedeyi’s-sâ’ati kezzâbîne fa’hzerûhüm.
Kıyametin evvelinde -kıyamet kopmadan evvel, kıyametten önce ahir zamanda- yalancılar peydah olacak.
Kezzâb; çok yalan söyleyen demek. Yalancılar peydah olacak. Çıkacak, millete yalan kıvırttıracak boyuna.
Fa’hzerûhüm. "Onlara karşı müteyakkız olun." Aklınızı başınıza toplayın, uyanık olun, onlardan sakının diyor Peygamber Efendimiz.
Tabi bir insanın yalan söylediği veya doğru dürüst olduğunun ölçüsü, Kur’an’dır. Peygamber Efendimiz'in sünnetidir. Kur’an’a aykırı laf söylüyorsa, Peygamber Efendimiz'in sünnetine aykırı laf söylüyorsa, mevki makamı ne olursa olsun, bir kere söylediği sözler yanlıştır, kendisi yalancıdır; bir.
İkincisi; yalan söylemek, milleti kandırmak için olur. Milleti kandırmak için de millet nazarında muteber olan şeyleri, istismar ederek, ele alarak, kullanarak milletin yanına öyle yaklaşırlar. 'Ben senin düşmanınım. Ben seni kandıracağım, ben gayrimüslimim, kâfirim' demez. Onun hoşlanacağı taraftan yanına yaklaşır, ondan sonra dalkavuklukla, sen iyisin, ağasın, aslansın, kaplansın filan dedikten sonra, yanına yaklaşıp itimadını kazandıktan sonra öyle kandırır. Mümin buna kanmayacak. Müminin Allah tarafından kendisine verilmiş feraseti vardır. Ferasetiyle anlayacak. Bu herif yamuk gidiyor. Bu herif iyi niyetli değil. Buna dikkat etmek lazım. Çünkü geçen gün şöyle söyledi de, şimdi böyle yapıyor. Geçen bize şöyle şöyle maval okudu, masal okudu da, ondan sonra bak şimdi tam dediklerinin tersini yapıyor. Dün dündür, bugün bugündür vesaire...
Onun gibi.
Bir insanın yalancılığı nereden anlaşılır?
Bir sözlerine bakarsın, bir de gidişine bakarsın; oradan anlarsın. Bir kendisine bakarsın, bir aile fertlerine bakarsın oradan da anlaşılır. Çok sofu camiden çıkmıyor, elinde kocaman, doksan dokuzluk, binlik tesbih, şakır şakır çekiyor.
Hanımı nasıl?
Evde durum nasıl?
Oradan anlaşılır.
Hanımına bakarsan, ailesine bakarsan, çoluk çocuğuna bakarsan, özel durumuna baktığın zaman, durumu anlaşılabilir.
Bu gibi ölçeklerle bir insanın yalancılığı ortaya çıkar. Bir de yalancılar, insanı kandırmak için doksan dokuz tane doğru söylerler. Bir tane yalanı yutturmak için, yüzüncü yalanı yutturmak için, doksan dokuz tane doğru söylerler.
İslam’ın şartı beş değil mi?
Namazın farzları, altısı içinden altısı dışından; on iki tane değil mi?
Evet! Bu adam doğru söylüyor, doğru söylüyor.
Ondan sonra 'dün gece ben rüyamda gördüm; Allahu Teâlâ hazretleri sabah namazına kalkmasınız da olur' dedi.
Bak ilk başta söyledi söyledi, itimadı kazandından sonra 'ben Allah’la konuşuyorum' diyenler var. 'Ben Resûlum' diyen var.
Amerika’dan telefon etti birisi. "Hocam Biz sizin vaazlarınızı internetten takip ediyoruz, kitaplarınızı okuyoruz. Allah razı olsun" filan diyor dua ediyor.
"Pekala sağolun."
"Dua edin Allah yanıltmasın, şaşırtmasın, ayağımızı kaydırmasın, sevdiği kul eylesin." falan. "Burada birisi var ben Resûlum diyor." diyor.
Halbuki ahir zaman peygamberi Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz değil mi?
'Ben Allah’la konuşuyorum. Ben Resûlüm' diyormuş.
Yalancı!
Nereden anladık?
Çünkü Hâtemü'n-Nebiyyîn. Peygamber Efendimiz'in ahir zaman peygamberi olduğunu, peygamberlerin sonuncusu olduğunu Kur’an bildiriyor. Bak, Kur’an’dan ortaya çıktı.
Demek ki doğruyu eğriyi ölçmek için müracaat edeceğimiz kaynak, mihenk taşı; Kur’an-ı Kerîm. Kur’an-ı Kerîme vururuz, adamın sözünü, davranışını, o zaman anlaşılır.
Böyle yalancıları iyi anlamamızı tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz. İkaz ediyor. "Uyanık olun ha! Kıyametten evvel yalancılar çıkacak. Kimisi mehdiyim diyecek. Kimisi Peygamberim diyecek. -Tabi burada yok da onlar. Ben misal olsun diye açmak için şey yapıyorum.- Kimisi ben dinin özünü daha iyi biliyorum diyecek. Kimisi dinin aslı, özü budur. Benim yazdığım doğrudur." diyecek.
Adamın birisi böyle bir kitap yazmış. Bulunduğu kasabada, şehirde kan kusturmuş herkese. Kimse cevap verememiş. Verin bakalım şunun kitabını okuyalım. Bir de kitap bastırmış. Kalemi aldım elime, yanlışlarını düzeltiyim dedim. Hocalık var ya, bir de edebiyatçılık var. Yanlışları böyle çizgi çizip kenara doğrusunu yazarız, çizgi çekeriz. Şurada şu kelimeyi yanlış kullanmış, bunu yanlış yapmış diye. Âyet olmayan şeyleri âyet diye yazmış. 'Allah şu âyette şöyle buyuruyor' diyor. O âyet değil ki! Yok Kur’an’da öyle bir şey! Ondan sonra bir de kitabın adı, asıl din bu, benim ki, benim anlattığım gibi, böyle bir isim koymuş. İlkokul öğretmeniymiş ama kendi kasabasındaki hocalar, vaizler, müftüler, illallah demiş buna. Kur’an-ı Kerîm'de yanlış kullanıyorlar. Ayet demek; olağanüstü mucize demektir. Kur’an’ın cümlelerine âyet denmez.' diyor.
Âl-i İmrân Sûresinin başında Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;
هُوَ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ … ﴿٧﴾
Hüvellezî enzele ‘aleyke’l-kitâbe minhü âyâtün muhkemâtün hünne ümmü’l-kitâbi ve uharu müteşâbihâtün. [1]
"O’dur sana Kur’an-ı Kerîmi, o kitabı indiren Resûlüm. O Allah’tır sana Kur’an’ı indiren ki, Kur’an’ı bazı âyetleri muhkemdir. Bir kısmı da müteşâbihtir." Kur’an’ın âyetleri bak! Bu cümlelerin âyet olduğunu Allah söylüyor. Allah’ın sözünü bilmiyor.
'Kur’an’ın cümlelerine âyet denmez ülemâ şaşırmıştır, yanlış söylemiştir' diyor. Dangıl dangıl, bomboş! Davul gibi boş insan. Bir de kitap yazmış. Ne günlere kaldık. Her şeyi saçma. İlk sayfada yanlışları düzeltecek yer kalmadı. Şöyle çektim çektim kenara, düzeltiyim dedim. Sonra dedim ki; "bu deli saçmasıyla uğraşılmaz. Senin ona harcadığın vakte yazık."
Bir kere bu âyeti inkar ettiğinden. Kur’an cümlelerine âyet denildiğini bile bilmediğinden cahil olduğu belli. Kur’an’da âyet olmayan şeye, âyet dediğinden hiçbir şey bilmediğinden. Hiçbir şey bilmediğini de bilmiyor. İlkokul öğretmeni olunca kendisini allame sanıyor. Feylosof sanıyor, en büyük âlim sanıyor demek ki. Vaizleri beğenmiyor, müftüleri beğenmiyor filan. Onlar da baş edememişler. Öldü gitti. Tabi ahirette hesap verecek ama yalancılar çok yani.
Aman aman!
Dininizi nereden öğreneceksiniz?
Kur’an’dan.
Kur’an’ı çok okuyalım. Tefsiri çok okuyalım, anlayalım. Din namına konuşan insanların çoğunun şu kadarcık dini bilgisi yok. Din namına ahkâm kesen kimselerin, isim versem, bazılarını gazetelerde büyütülüp falanca şöyle dedi, filanca profösör böyle dedi.
Fakültedeyken bana gelip sorardı. "Ya Es’ad’cım şunu şöyle yapıver." bilmem ne filan diye.
Bilmez ki! Arapçası yok, Farsçası yok, fıkıh bilgisi yok, tefsir bilgisi yok, Osmanlıcası yok.
Aman aldanmayalım. Aman şeytana aldanmayalım. Aman yalancılara aldanmayalım.
Şeytan da var. İnsanların yalancıları da var. İşte kıyamet kopmadan önce bir sürü yalancı -kezzap- yalancılığı meslek edinmiş insanlar olacak.
Fa’hzerûhüm. "Onlardan kendinizi koruyun, sakının." buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi vessellem.
Ve sohbetimi sahîh hadîs-i şerîfle bitiriyorum.
Bu Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvûd, İbn Mâce, Hakim, Beyhâki'de Musa’dan rivayet edilmiş.
Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;
إِنَّ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْـمُظْلِمِ، يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا، وَيُمْسِي كَافِرًا؛ وَيُمْسِي مُؤْمِنًا، وَيُصْبِحُ كافِرًا. الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ، وَالْقَائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْـمَاشِي، وَالْـمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي. فَكَسِّرُوا قِسِيَّكُمْ، وَقَطِّعُوا أَوْتَارَكُمْ، وَاضْرِبُوا سُيُوفَكُمْ بِالْحِجَارَةِ. فَإِنْ دُخِلَ عَلَى أَحَدٍ مِنْكُمْ بَيْتُهُ، فَلْيَكُنْ كَخَيْرِ ابْنَيْ آدَمَ. حم د هـ ك ق عَنْ أَبِي مُوسَى.
İnne beyne yedeyi’s-sâ’ati fitenen ke-kıta’i’l-leyli’l-muzlimi yüsbihu’r-raculü fî-hâ mü’minen ve yümsî kâfiran ve yümsî mü’minen ve yüsbihu kâfiran el-kâ’idü fî-hâ hayrun mine’l-kâimi ve’l-kâimu fî-hâ hayrun mine’l-mâşî ve’l- mâşî fî-hâ hayrun mine’s-sâ’î. Fe-kessirû kasiyyeküm ve kattı’û evtâraküm va’d-ribû suyûfeküm bi’l-hıcârati fe-in duhile alâ ehadin minküm beytühû fe’l-yekün ke-hayri ibney âdeme.
Kıyametin evvelinde, karanlık gece parçaları gibi, kapkara, gece parçaları gibi fitneler olacak.
Fitenen ke-kıta’i’l-leyli’l-muzlimi. "Kara geceler gibi fitneler olacak." Kıyametten evvel kara gece parçaları gibi, karanlık fitneler olacak. İnsanın imanını, kafasını, kalbini karıştıracak, imanını zedeleyecek, fikir akımları, karanlık karanlık işler, olaylar olacak.
Yüsbihu’r-raculü fî-hâ mü’minen ve yümsî kâfiran. "Adam sabaha mümin çıkacak. Akşama kâfir akşamlayacak." O günkü olaylar, karşılaştığı şeylerden dolayı imanı, kalbi, kafası gidecek.
Veya;
Yümsî mü’minen ve yüsbihu kâfiran. "Akşama mümin olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabahlayacak." Yatacak, kalkacak sabaha, kâfir olarak sabahlayacak. Çünkü gece film var, balo var, dans var, poker var, eğlence var, toplantı var, gece yarılarında yuvarlak masa konuşmaları, televizyon vesaireler... Bir sürü şeyler var. Böyle fitnelerde, kişiler de birbirlerine çarpışacak, çatışacak.
El-kâ’idü fî-hâ hayrun mine’l-kâimi. "Oturan, ayakta durandan daha hayırlıdır." Yani fitneye karışmayan, oturan ayakta durandan hayırlıdır.
Ve’l-kâimu fî-hâ hayrun mine’l-mâşî ve’l- mâşî. "Ayakta duran da yürüyenden hayırlıdır." Hiç olmazsa yürümüyor. Fitne için yerinde duruyor.
Ve’l- mâşî fî-hâ hayrun mine’s-sâ’î. "Yürüyen de bu işi iyice koşturup alevlendirenden daha hayırlıdır." Hiç olmazsa körüklemiyor, koşturmuyor.
Fe-kessirû kasiyyeküm. "Yaylarınızı kırın." O zaman birbirinizle savaşacağınıza yaylarınızı kırın. Çünkü fitne olduğundan müslüman müslümanla çarpışacak. O ona saldıracak, o ona saldıracak.
Nitekim şimdi bir zamanlar kardeş kardeş kâfirlerle cihat eden, Kürtler, Türkler diye çarpışmıyorlar mı?
Çarpışmadılar mı?
Iraklılar, İranlılar çarpışmadı mı?
İslam ülkelerinde, bir bölük öteki bölükle şu an çarpışmıyor mu?
Çok misalleri yok mu?
Oklarınızı kırın.
Ve kattı’û evtâraküm. "Kirişlerinizi parçalayın." Kirişlerinizi koparın.
Va’d-ribû suyûfeküm bi’l-hıcârati. "Kılıçlarınızı taşa çalın, körleşsin." Kullanılmaz hale gelsin demek yani.
Fe-in duhilen alâ ehadin minküm beytühû. "O zaman sizin üzerinize girilse." Birileri, bir takım insanlar girse, Sizi öldürmek kastıyla tabi girecek.
Fe’l-yekün ke-hayri'bney âdeme. "Âdem aleyhisselamın hayırlı oğlu gibi olsun." Yani Müslüman müslümanla harp etmez. Adam gelirse evine -sen bir kere silahları filan müslüman müslümana karşı kullanmayacak- Âdem aleyhisselamın hayırlı oğlu gibi olsun. Öldürülen hayırlı öldüren hayırsız. Kardeşinin kanını akıtmasın demek.
Allahu Teâlâ bizi her türlü fitneden korusun. Her türlü hayıra erdirsin. Her türlü şerden uzak eylesin. Mümini kâmil olarak yaşayıp huzuruna mümini kâmil olarak varmayı nasip eylesin. Cümlemizi cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
El- Fâtiha.
[1] 3/Âl-i İmrân 7
00.08.2000 -
Miraç Kandili
00.00.1999 -
Şaban ve Muharrem
