27.05.2000 - Miraç Gecesinde Görülenler, Faiz, Namaz

27.05.2000 - Miraç Gecesinde Görülenler, Faiz, Namaz
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâin ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba'd;
Fe-kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem;
أَثْبَتُكُمْ عَلَى الصِّرَاطِ أَشَدُّكُمْ حُبًّا لِأَهْلِ بَيْتِي وَلِأَصْحَابِي. عد وَالدَّيْلَمِيُّ عَنْ عَلِيٍّ.
Esbetüküm ale’s-sırâtı eşeddüküm hubben li-ehli beytî ve li-ashâbî.
Hz. Ali radıyallahu anhuma’dan, Deylemî, İbn-i Abdülber rivayet etmişler ki,
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş;
Esbetüküm ale’s-sırâtı. "Sıratı geçerken, ayağı en sağlam, en kaymaz, en emniyetli şekilde olanınız sıratta." Sırat cehennemin üstünde köprü. Ayağı kayarsa cehenneme düşer kayanlar. Allah korusun.
Sıratta en ayağı sağlam basan, kaymayanınız;
Eşeddüküm hubben li-ehli beytî ve li-ashâbî. "Benim ehli beytime ve ashâbıma sevgisi en çok olanızdır." Peygamber Efendimiz'in ehli beyti; ailesi, hanımları, çocukları...
Selmânu’l Fârisî’yi de severmiş, şöyle abasını onun da üstüne örtüp bürüyüp; Selmânü minnâ ehle’l-beyti. "Selmân bizdendir, ehl-i beyttendir." diye buyurmuş. Aile ferdi gibi. Onu öyle taltif eylemiş, iltifat buyurmuş. Selmânî radıyallahu anh.
"Ehli beytime sevgisi olan bir de ashâbıma sevgisi olan sıratta en sağlam durandır, ayağı kaymayandır." Sevgisi yoksa, düşmanlığı varsa, kızgınlığı varsa, dil uzatıyorsa, kızıyorsa; o zaman sıratta ayağı kayar. Allah saklasın, cehenneme uçar gider.
İkinci hadîs-i şerîf;
أُتِيْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي عَلَى قَوْمٍ بُطُونُهُمْ كَالْبُيُوتِ، فِيهَا الْحَيَّاتُ تُرَى مِنْ خارِجِ بُطُونِهِمْ، فَقُلْتُ: مَنْ هٰؤُلَاءِ يَا جِبْرِيلُ؟ قَالَ: هٰؤُلَاءِ أَكَلَةُ الرِّبَا. هـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
Ütiytü leylete üsriye bî alâ kavmin bütûnühüm ke’l-büyûti fîhe’l-hayyâtü türâ min hârici bütûnihim fe-kultü men hâülâi yâ cibrîlü kâle hâülâi ekeletü’r-ribâ.
Bu hadîs-i şerîf Ebû Hüreyre radıyallahu anhden. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
[İbn Mâce’den alınmış.]
Ütiytü leylete üsriye bî. "Miraca çıkartıldığım gece."
Alâ kavmin. "Bir kavmin yanına getirildim." Cebrâil aleyhi selam gezdiriyor. Yedi kat semavati geçirdi, cenneti cehennemi gösterdi, gezdiriyor. O gezdirirken bir kavmin yanına vardım ki;
Bütûnühüm ke’l-büyûti. "Karınları ev gibi." Ev kadar büyük; karınları kocaman. Arapça'da beyt; çadır manasına da geliyor. Kocaman bir kubbeli çadır gibi, karınları kocaman.
Fîhe’l-hayyâtü. "İçinde yılanlar kıvrım kıvrım kıvranıyor."
Türâ min hârici bütûnihim. "Dışardan karınlarının içi de görünüyor." Görebiliyor Peygamber Efendimiz, yılanlar içeride böyle kıvranıyor.
Fe-kultü men hâülâi yâ cibrîlü. "Ey Cebrâil bu adamlar kim?" Böyle karınları kocaman, ev gibi, çadır gibi ve içi de yılanlar kaynaşıyor. Kim bunlar? Dışardan görünüyor karınlarının içi. Kim bunlar?
Kâle hâülâi ekeletü’r-ribâ. "Buyurdu ki bunlar faiz yiyenlerdir faiz yiyenlerdir." Onların cehenneme geleceği, cehennemde de böyle durumlara düşeceği gösterilmiş oluyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e.
Şimdi tabi bizim burada gördüğümüz durum; herkesin bankada hesabı var. Az çok bir faizde, o banka hesabına geliyor.
Bir hadîs-i şerîf var Efendimiz buyurmuş ki;
"Diyarı küfürde, ehli küfrün kendi örflerine âdetlerine göre müslümana faiz verirse, Müslüman onu alır." Yani Müslüman kâfir arasında ribâ bahis konusu, faiz bahis konusu olmaz orada. Çünkü onlar kendi şeriatlarına göre onu veriyorlar. Binâenaleyh gönül rızasıyla veriyorlar, anlaşmalı olarak orada bulunan müslüman da, onu alır kaçırmaz.
Tabi daha güzeli müslümanların kendi helalinden paralarını değerlendirecek müesseslerini kurmalarıdır. Bu da finans kurumu gibi şeyler sonradan ortaya çıktı. Para alınıyor, toplanan parayla iş yapılıyor, kâr dağıtıyor. Binâenaleyh faiz değil. Yapılan işin çokluğuna göre -kârın çokluğuna göre de- kâr ortaklara fazla dağıtılıyor. Şekil bu.
Bu güzel bir şekil olduğundan İslam ülkelerinde uygulanıyor. Türkiye’de de uygulanmaya başladı. Millet de rağbet etti. Ama onları yönetenler, hangi mantıkla onları idare ediyorlar, perdenin arkasında neler yapıyorlar, bir de heyetleri varmış. Fetva heyetleri... Her şeyi helalinden nasıl yapacaklarını sordukları heyetleri varmış deniliyor. Tabi parayı yanında gezdirmek de tehlikeli oluyormuş.
Mesela Amerika’da Türklerden birisi çıkartmış cüzdanından para ödemiş. Bir bayan yanaşmış demiş ki;
"Beyefendi siz ne yapıyorsunuz? Çıldırdınız mı?"
"Niye." demiş.
"Cüzdanınız açtınız, içinde paralar görünüyor. Para ödediniz burada. Sizin bu cüzdanınızda cash -hazır, taze para- olduğunu gören bir esrarkeş bu parayı almak için sizi öldürür." demiş.
Orada hiç para gezdirmezlermiş yanlarında. Kartlarıyla gezerlermiş, alış verişleri öyle yaparlarmış. Gezdirirlerse çok kartın kullanılmayacağı yerlerde üç beş şey az miktar gezdirirlermiş diye duydum. Onlar öyle yapmışlar. Bizde keşke iyi müslüman olsak da esaslarımızı İslam’a göre ayarlasak da; hiç harama günaha bulaşmadan yaşasak.
Bunu böyle yapmak için Türkiye'deyken çok uğraştım. Dedim ki:
Şu kardeşlerimizin paralarını bankalardan kurtaralım. Etmeyin, eylemeyin! Büyük tüccarlar vardı sohbetlerimde. Ticarethanelerinizi açın halkımıza. Hisse senedi çıkartın, alın paralarını, kârı da dağıtın. Mutlaka bankadan daha şey olur. Oturmuş müessesleriniz var. Her sene belli kâr getiriyor. İyi idare ediliyor. Açın hissesini; yüz milyarken olsun beş yüz milyar. Siz de kâr edin. Çünkü çok parayla alındığı zaman bir şey ucuz alınıyor. Daha çok kâr oluyor. Bir türlü bir şey sağlayamadık.
Sonuncu hadîs-i şerîf;
أُتِيْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي عَلَى قَوْمٍ تُقْرَضُ شِفَاهُهُمْ بِمَقَارِيضَ مِنْ نَارٍ، كُلَّما قُرِضَتْ دُقَّتْ؛ فَقُلْتُ: يَا جِبْرِيلُ، مَنْ هٰؤُلَاءِ؟ قَالَ: هٰؤُلَاءِ خُطَبَاءُ أُمَّتِكَ الَّذِينَ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلونَ، وَيَقْرَؤُونَ كِتَابَ اللهِ وَلَا يَعْمَلُونَ بِهِ. هب وَابْنُ أَبِي دَاوُودَ عَنْ أَنَسٍ.
Ütiytü leylete üsriye bî alâ kavmin tükradu şefâhühüm bi-makârîda min nârin küllemâ kuridat deffet fe-kultü yâ cibrîlü men hâülâi kâle hâülâi hutabâü ümmetike’l-lezîne yekûlûne mâ lâ yef’alûne ve yekrâûne kitâballâhi ve lâ ya’melûne bi-hî.
"Miraç gecesinde Cebrâil tarafından gezdirilirken bir takım insanların yanına uğradım. Baktım ki; dudakları ateşten makaslarla, çatır çatır, ağızları, dudakları kesiliyor. Kesilir kesilmez yeniden oluşuyor. Gene kesiliyor, gene oluşuyor; her seferinde azap tazeleniyor. Kesildiği zaman, kesik kalmıyor gene bitiyor, gene kesiliyor, öyle azap görüyor. Dedim ki;
"Ya Cebrâil! Bunlar kim?"
Cebrâil aleyhi's-selam buyurdu ki:
Hâülâi. "Bunlar." Hutabâi ümmetike. "Senin ümmetinin hatipleridir." Yani hatip; hitabet eden kimse. Vaiz, hoca, müftü, camide cuma kıldıran hepsi dahil.
Ellezîne. "O kimseler ki." O hatipler, o vaizler, o hocalar ki;
Yekûlûne mâ lâ yef’alûne. "Kendilerinin yapmadıkları şeyleri halka söylüyorlar."
Ve yekrâûne kitâballâhi ve lâ ya’melûne bi-hî. "Kur’an-ı Kerîmi -Allah’ın kitabını- okuyorlar ama onun içindeki emirleri uygulamıyorlar, tutmuyorlar. Onunla amel etmiyorlar." Ondan dolayı siz bu dudaklarla mı yapmadığınız şeyleri söylediniz. Halka talkım verip kendiniz salkım yuttunuz diye cehenneme atılacakları anlaşılıyor ve azaplarının da şekli dünyadaki işledikleri günahın cinsine uygun olarak, dudakları kesilmek suretiyle... Çatır çatır, ateşten makaslarla dudaklar kesiliyor. Her seferinde yeniden bitiyor, yeniden kesiliyor.
İslam'da bildiğini uygulamaya ilmiyle amil olmak deniliyor. Öğrendiğini yapması lazım Müslümanın. Çünkü böylece nasihatler tutulmuş olur. Böylece sevaplar kazanılmış olur. Böylece ahlâk düzeltilmiş olur. İşler böyle ileri gider. Ama millet dinliyor dinliyor başını sallıyor; bildiğini yapıyor, uygulamıyor.
Bildiği halde niçin iyiliği yapmıyor?
Öğrendiği halde niçin kötülükten kaçmıyor? diye onların özel cezası oluyor. Bilhassa ondan cezası oluyor. İlmiyle amil olmayan kimselerden.
Tabi bunların başında ilmi çok olan âlimler geliyor, hocalar geliyor ki, onlar biliyorlar, halktan daha iyi biliyor. Bildiğini bile bile gene yapıyor günahı. Sevabı bildiği halde gene uzak duruyor sevaptan, işlemekten, tembelleşiyor, kaçınıyor. O zaman içi başka dışı başka oluyor, özü sözüne uymamış oluyor, ilmiyle amil olmamış oluyor. Allahu Teâlâ hazretleri de cezalandırıyor.
Allahu Teâlâ hazretleri bizleri affı mağfiret eylesin. Eğer ince bir hesaba tabi olursak halimiz nice olur bilmiyoruz. Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine kalmış durumumuz. Çünkü mutlaka nice nice kusurlarımız var. Mutlaka bizde burada hadîs-i şerîfi açıyoruz, okuyoruz. Ama bu hadîs-i şerîflere göre tam kâmil Müslüman mıyız? Diyduklarımızı tam uygulayabiliyor muyuz? Bazen uyguluyoruz, bazen unutuyoruz, bazen tekrar hatırlatılıyor. "Ha şu şöyleydi" diyoruz.
Belki Cenâb-ı Hakkın lütfunden umulur ki, niyetimiz iyi. Tutmak istiyoruz da ama tutamıyoruz. İyi bir şey yapmak istiyoruz da tam yapamıyoruz. Niyetimize göre belki Cenâb-ı Hak mükâfatlandıracak. Hani evinden namaz kılmak maksadıyla çıkan bir kimse yürümeye başladığı esnadan itibaren namazda sayılıyor. Camiye gidinceye kadar o sevabı almaya başlıyor. Namaza ister yetişsin, ister namazı kaçırsın. Yetişemedi geç kaldı öyle bile olsa sevabı alıyor. Çünkü İslam’da niyet önemlidir. Ameller niyetlere göre değerlendiriliyor. İyi niyetle bir şey yapmaya niyet eden bir insan yaparsa; birden yedi yüze kadar, yedi yüzden yetmiş bine kadar daha fazla bigayr-i hisab sevap alıyor. Niyetlenir de yapamazsa niyetinden dolayı gene sevap alıyor.
Kötü bir şeye niyetlenip de yapacağı sırada Allahtan korkup da yapmazsa; gene sevap alıyor, gene sevap alıyor. Kötü bir şey işlerse bir günah yazılıyor. Ama iyi bir şey işlerse; bire on, bire yetmiş, bire yedi yüz, bire yetmiş bin kat kat fazla veriliyor. İyilik yaptığı zaman kat kat fazla veriliyor. Kötülük işlerse defterine bir kötülük yazılıyor. Bir iyilik yapmışsa on iyilik yapmış gibi veya yetmiş iyilik yapmış gibi veya yedi yüz iyilik gibi iyiliğin cinsine göre, yapılışındaki güzelliğe göre sevap alıyor. Bir namaz kılıyor yedi yüz namaz kılmış gibi sevap alıyor. Allah yolunda bin dolar harcıyor; yedi yüz bin dolar harcamış gibi sevap kazanılıyor. Ama bir dolarlık bir günah işlemişse; bir dolarlık günah yazılıyor.
Allahu Teâlâ hazretleri iyilikleri kat kat artırıyor. Hatta büyütüyor.
"Sizden biriniz devesinin yavrusunu, atının yavrusunu, tayını büyüttüğü gibi Cenâb-ı Hak sizin iyiliğinizi besler, büyütür." diyor Peygamber Efendimiz.
İyiliği Cenâb-ı Hak büyütüyor, kocamanlaştırıyor. Küçücük yavru iken, küçücük kuzu, kocaman koç oluyor. Öyle sevaplar çoğalıyor.
Cenâb-ı Hak rahmetine bahane arıyor. Bahanelerle bizi cennetine sokuyor. Yoksa bizim halimiz harap. Cenâb-ı Hak rahmet etmese, çok sevap vermese, affedici olmasa, bağışlayıcı olmasa, tövbeleri kabul edici olmasa ne yapacağız?
Tövbeleri kabul etmezse ne yaparız?
Mahvoluruz.
Kabul etmedi, "eski suçlarının hesabını soracağım." dedi. Ne yapacaksın?
Nereye yalvaracaksın?
Nereye başvuracaksın?
Hapı yuttun! Affediyor. Hatta "affet beni yâRabbi" demeden, pişmanlığını sezince, "bu kulum yaptığı günahtan pişman oldu." diye pişmanlığında, daha sözü söylemeden bile affediyor.
Hatta;
يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ … ﴿٧٠﴾
Yübeddilullâhu seyyiâtihim hasenâtin. (Furkân Suresi 70. Ayet)
Mümin kullarının günahlarını, iyiliğe döndürüyor. Biz her gün günah işliyoruz, O'da her gün nimetini vermeye devam ediyor. Nimetini kesmiyor üzerimizden. Her dem hata ediyoruz. Her nefes alış verişte kusur işliyoruz. Her konuşmamızda günaha bulanıyoruz; estağfirullah deyince affediyor. Abdest alınca affediyor, siliyor. Namaz kılınca affediyor.
Birisi geldi "ya Resûlullah! Ben suç işledim. Suçum kabahatim şu şu şu." Ezan okundu o sırada. Namazı kıldılar cemaatle.
Ne kadar müjde?
Namazdan sonra gene geldi "Ya Resûlullah! Ben namazdan önce size söylemiştim ya. Ben bir günah işlemiştim, cezalıyım. Cezamı çekmeye razıyım." El pençe divan bekliyor. Resûlullah cezayı uygulasın da, ahirette başı derde girmesin, bu dünyada kurtulsun diye.
Peygamber Efendimiz ona dedi ki; "sen şimdi ezan okundu, kamet getirildi, namaz kıldık. O namazı sen bizimle beraber kılmadın mı?"
"Kıldım Ya Resûlullah! kıldım" dedi. "Kıldıysan o zaman silindi." dedi. Namazı kıldın ya silindi.
Hem namaz, bir önceki namazla aradaki günahları siliyor. Her ramazan, bir önceki ramazanla aradaki günahları siliyor. Büyük günahlarından kaçınılırsa. Adam öldürmek, hırsızlık vesaire... Her hac günahları siliyor. Hatta hacta artık Arafat'tan Müzdelife’ye, Müzdelife’den Mina’ya geldiği zaman, Arafat'ta affediyor affediyor affediyor. Müzdelife'de, Arafat'ta affolunmayanlar affoluyor affoluyor. Mina’ya geldiği zaman artık devecileri bile affedermiş Cenâb-ı Hak. Ya adam hacıya devesini kiraladı, devesinin yanında onun için duruyor. Deveci yani. Otobüsün şoförü gibi. Türkiye’den otobüsüyle gitmiş oraya para kazanmak için. Niyeti hac etmek değil ama para kazanmak için. Suud’lular bir otobüs başına şu kadar para veriyorlar diye konuşmuşlar, imzalamışlar, anlaşma tamam. Falanca firmadan yirmi tane otobüs şoförüyle oraya gitmiş. Şoförlere demişler ki; "alın bu otobüsleri götürün." Firma götürmüş. Onun gibi. Devecileri dahi affediyor.
Allahu Teâlâ hazretlerinin sevdiği kul olalım. Huzuruna sevdiği kul olarak varalım. Cennetiyle cemaliyle Rabbimiz bizi müşerref eylesin. Kahrına, gazabına uğratmasın. Cehennemine atmasın. Ateşlerde yakmasın. Rıdvân-ı ekberine vasıl eylesin.
Âmin ecmâin.
El-Fâtiha.
19.06.2000 -
Kuran Kıraati
14.11.1996 -
Üç Aylar Başlangıcı,
