00.11.2000 - Pazartesi, Perşembe Gününün Önemi, Oruç

00.11.2000 - Pazartesi, Perşembe Gününün Önemi, Oruç
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillahi Rabbi'l lâlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmiddîn. Emmâ ba’dü;
فَقَالَ النبي صلى الله عليه وسلم : ذَلِكَ يَوْمٌ وُلِدْتُ فِيهِ ويوم بعثت او أُنْزِلَ عَلَىَّ فِيهِ.
Fe-kale’n-nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem; zâlike yevmün vulidtü fîhi ve yevmün bu’istü ev-ünzile aleyye fîhi.
Ravâhü müslimün. Sadaka Rasûlullah fimâ kâl ev kemâ kâl.
Ebû Katâde radıyallahu anh’ten rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki:
“O benim doğduğum gündür.” Bu’istü. “Ve bana peygamberlik verilip vazifeli olarak gönderildiğim gündür.” Ev-ünzile aleyye fîhi. “Yahut da bana Kur’an’ın indirilmeye başladığı gündür.” buyurmuş.
Doğduğu gün, peygamber olduğu gün, üstüne Kur’ân’ı Kerîm’in inmeye başladığı gün.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Pazartesi günü doğdu. Böylece bu hadîs-i şerîfe göre [doğduğu gün] tereddütsüz kesinleşmiş oluyor.
وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم قَالَ : تُعْرَضُ الأَعْمَالُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ في كل يوم خميس وإثنين فأنا أحب أن يعرض عملي و أنا صائم.
Ve an ebî hüreyrete radıyallahu anh an resûlillah sallallahu aleyhi ve sellem kâle tu’radu’l-a’mâlü yevme’l-kıyâmeti ve’l hamîsi ve uhibbu en yu’rada amelî ve ene sâimun.
Ravâhu’t-tirmiziyyü ve kâle hadîsun hasenün ve ravâhu müslimün bi-ğayri zikri savm.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş ki;
Tu’radu’l-a’mâlü. “Ameller sunulur, arz olunur.” Yevme’l-isneyni. “Pazartesi günü. Ve-yevme’l-hamîsi. “Ve Perşembe günü Cenâb-ı Hakkk’a arz olunur.” Ameller, insanların işlediği iyilikler, kötülükler, faaliyetler pazartesi ve perşembe günü Cenâb-ı Hakk’a arz olunur buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Fe-uhibbü. “Ben de seviyorum.” En yu’rada amelî ve ene sâimün. “Ben oruçlu iken amellerimin Allah’a arz olunmasını seviyorum.” Onun için pazartesi, perşembe günü oruç tutuyorum, tutmayı seviyorum, tavsiye ediyorum buyurmuş oluyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Cenâb-ı Hakk Teâlâ ve Tekaddes hazretleri her yerde hâzır ve nâzırdır.
وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Vallâhu bimâ te’melûne basîr. [1] “Her yaptığınızı Cenâb-ı Hakk görüyor.”
وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ
Ve-hüve me’aküm eyne mâ küntüm. [2] Siz nerede olursanız olun, O sizin yanınızdadır.”
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Ve-nahnü akrabü ileyhi min habli’l-verîd. [3] “Ben kuluma onun şah damarından bile daha yakındayım.” buyuruyor Cenâb-ı Hakk. Ama Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına işlediğimiz faaliyetler, işler, yaptığımız iyilikler, kötülükler haftada iki gün arz olunuyor.
Neden?
Cenâb-ı Hakk fırsat veriyor ki; arz olununcaya kadar tevbe ederse günahları silinsin diye.
Yani Pazartesi, Salı, Çarşamba üç gün var. Cuma, Cumartesi, Pazar, Pazartesi arada günahlar, yani bu benim kendi tahminim, yorumum ki Cenâb-ı Hakk arada affedilirse günahları siliyor. Hatta sağ omuzdaki melek, sol omuzdaki melekten rütbece daha yüksekmiş, onun âmiri durumundaymış. Kul kötülük işlediği zaman, “Yazma daha, dur bakalım deftere yazma, belki tevbe eder.” diye emredermiş. Tevbe etmezse kötülükler deftere ondan sonra yazılırmış.
Onun için her gün en aşağı 100 defa estağfirullah diyelim, tevbe edelim, akşamları, sabahları, namazların arkasından tevbe edelim de Cenâb-ı Hakk günahlarımızı yazmasın.
Ravâhu’t-tirmiziyyü. “Bu hadîs-i şerîfi Tirmizî rivayet etti.” Ve-kâle hadîsün hasenün. “Bu hadîs-i şerîfe hasen hadistir.” buyurdu. Ve ravâhu müslimün. “Bunu İmam Müslim de rivayet etti. Bi-ğayri zikri savm. “Oruç meselesini söylemeden.” Yani “Ameller Pazartesi, Perşembe günü Cenâb-ı Hakk’a arz olunur.” o kadar. Yani “Ben de arz olunurken oruçlu olmayı seviyorum.” kısmı onda yokmuş.
Üçüncü hadîs-i şerîf;
عن عائشة قالت كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يتحرى يوم الاثنين والخميس.
Ve-an âişete radıyallahu anhâ kâlet kâne resûlallahi sallallahu aleyhi ve sellem yeteharrâ yevme’l-isneyni ve’l-hamîsi. Ravâhü’t-tirmiziyyü ve kâle hadîsün hasenün.
“Âişe-i Sıddîka validemiz’den rivayet olunmuş buyurdu ki.” Kâne resulallah sallallahu aleyhi ve sellem yeteharrâ. “Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem araştırırdı.”
Yani taharrî etmek, taharrî memuru, eskiden kullanılırdı. Tahrîrât defteri, tahrîrât kâtibi. Bu tahrîr değil afedersiniz. Taharrâ-yeteharrâ “araştırmak” demek. Tahrîr yazmak demek, ikisi farklı, özür dilerim, düzeltiyorum, düşünmeden söyledim.
Yeteharrâ. “Araştırırdı, fırsat kollardı, yapmaya çalışırdı.” Yani fırsatını bulunca yapardı.
Neyi?
Sâme’l-isneyni ve’l-hamîsi. “İsneyn ve hamîs günü orucunu yani Pazartesi ve Perşembe günü.”
Pazartesi, isneyn, yevmü’l-isneyn’dir. Pazar günü yevmü’l-ehad birinci gündür. Yevmü’l-ehad Pazar günü, yevmü’l-isneyn Pazartesi günü, yevmü’s-sülesâ Salı günü, yevmü’l-erbi’â Çarşamba günü, yevmü’l-hamîs Perşembe günü, yevmü’l-Cumu’a Cuma günü, yevmü’s-sebt Cumartesi günü.
Sebt, Cumartesi gününün ismi, eskiden kalma bir isim. Herhalde biraz yahudilere “o gün çalışmayın” denilmesi ile ilgili. Haftanın [günleri] pazar günü başlıyor demek ki. Birinci gün pazar olduğuna göre, hafta pazardan başlıyor diye düşünüyorlar. Cumartesi de hafta bitiyor. Pazar’dan başlıyor diye düşünüyorlar ki birinci gün yevmü’l-ehad, birinci gün değil de ehad, ehad’in günü, yevmü’l-isneyn ikincinin günü, yevmü’s-sülesâ, yevmü’l-erbi’â...
Biz bu kelimelerin daha ziyade Farsçasını kullanmışız. Pazar gününü, herhalde çarşı pazar o zaman mı kuruluyordu nedense pazar günü demişiz. Pazartesi ondan sonraki gün diye kullanmışız. Salı, Çarşamba. Çâr Farsçada dört demek. Çarşamba yevmü’l erbi’â, erbaa da erbaa’dan geliyor, o da dört demek, tam tercümesi. Perşembe’nin aslı pençşembe. Penç, tavla oynayanlar bunları bilir, tıkır tıkır tıkır tıkır tıkır düşeş.
Şeş ne demek Erol? Dü ne demek?
Düşeş iki tane altı. Tavlada iki tane altı geldi mi adam sevincinden nerdeyse uçacak, pulları çat pat vurarak çok büyük şey [heyecan] oluyor. düşeş geldi yani “attığı zaman çok iyi bir rakam yakaladı” mânasına. Demek ki şeş altı demek.
Şeşi beş görmek ne demek?
Şaşırıp da altıyı beş görmek demek, artık farsça rakamları unutmazsınız.
Penç “beş” demek. Pençe, arslanın pençesi 1,2,3,4,5. Beş tırnaklı olduğundan pençe deniliyor, pençe. Çâr veya çehâr o da “dört” demek. Çâr çövbe, “çerçeve olmuş dört tane tahta” demek. Çövbe “tahta” demek. Çâr çövbe çerçeve, dört.
Se “üç” demek, sepâ ne demek sehpa?
Sepâ “üç ayakla yapılmış olan küçük masa” demek. Eskiden üç ayaklı sehpayı geleneksel olarak çok yaparlarmış, Kutadgu Bilig’te hakkında şiir de var. Üç ayaklı oldu mu diyor her yerde durur, hiç sallanmaz. Dört ayaklı masa, bir ayağı tam denk gelmezse sallanır ama üç ayaklı oldu mu iki ayağı durur, üçüncü nereye gelirse hiç sallanmaz. Üç ayaklı sehpa hiç sallanmadığı için makbul; dağda, derede, tepede, bayırda, bahçede, evde, halıda her yerde sallanmadan durur, sehpa. Se, üç ayaklı, pa “ayak” demek. Pâpuş “ayağı örten şey” demek. Puşi’den örtmek demek. Pâpuş “ayağı örten” yani “pabuç” yapmışız, her şeyi bozmuşuz. Evirmiş, çevirmiş, tıkmış Türkçe’ye sokmuşuz ama biraz sağı solu bozulmuş.
Farsçada rûz “gün” demek, rûze de “oruç” demek, rûze “bir günde aç kalmak.” Oruç, rûze. Oruç kelimesi oradan geliyor. Çünkü biz “r” harfinin başına bir şey ekleriz. Iramazan, İrecep, ırâzı; Allah bundan ırâzı gelmez, böyle yapma.
Irâzı, bu “ı” sı nereden çıktı?
Türkçe’de “r” harfi ile kelime başlamadığı için başına kelime eklerler. “L” harfi ile de başlamaz. Limon demez ilimon der.
“İlimon ektim taşa,
Ay aman yâr aman
Amanın askerlik geldi başa
Yâr aman yâr aman”
Türküsü var ya, nasılsa işte. İlimon; limon onun gibi.
Yek “bir” demek.
Gel seninle yeke yek güreşelim, var mısın?
Yeke yek “teke tek, tek tekine, karşı karşıya” demek. Yek, du. One, two. Du ile two aynı. Aynı dilden beraber geliyorlar. One two, yek du. Se, three orada da biraz benzerlik var gibi. Yek, du, se, çâr. Çâr, four, penç five, six şeş.
Demek ki “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz” Yevmü’l-isneyn ikinci gün, ikincinin günü, yevmü’l-isneyn ve yevmü’l-hamîs, “Pazartesi ve Perşembe günü orucunu severdi.”
Mevlid’de, Peygamber Efendimiz’in Mevlidi’nde nasıl geçiyor?
Ol rebiülevvel ayın nicesi,
On ikinci gece isneyn gecesi,
Doğdu ol saatte ol sultân-ı dîn,
Nura gark oldu semâvât ü zemin.
İsneyn gecesi, Mevlid’in sahibi arapça kelimeyi aynen kullanmış, Pazartesi dememiş; “Ol rebiül evvel ayın nicesi, on ikinci gecesi isneyn gecesi” doğdu Peygamber Efendimiz diye. Rebiülevvel ayının on ikisinde doğdu diye buyurmuş.
Burada, [hadis kitabının] açılan bu bölüm[ün]de Peygamber Efendimiz’in pazartesi, perşembe günleri oruç tutmayı sevdiğini öğrenmiş olduk. Birkaç sebep var. “Ben bugünde doğdum, bugünde peygamber olarak görevlendirildim, bana Kur’ân-ı Kerîm inmeye başladı.” buyuruyor. Bir şey daha var Peygamber Efendimiz’in vefatı da yine pazartesi günü. Pazartesi günü vefat etti. Bir de, “Ameller pazartesi, perşembe arz olunur, ben o günlerde oruçlu olmayı severim.” diyor. Haftada iki gün oruç.
Tabii artık Ramazan yaklaşıyor, Ramazan yaklaştığı için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz nasıl olsa Ramazan geliyor diye Şaban’ın 15’inden sonra oruç tutmayı uygun görmemiş. Berat gecesi; Şaban’ın ortası gecesi, berat gecesi de birkaç gün geçti. Demek ki Ramazan’a çok az bir şey kaldı.
Allah-u Teâlâ hazretleri ibadetlerimizi kabul eylesin, sevdiği kul olmayı nasip eylesin, huzuruna sevdiği kul olarak varmayı nasip eylesin.
Tabii oruç tutmanın faydası ne?
Sıhhî faydası var, çok faydası var; oruç tutan sıhhat bulur yani sıhhî faydası çok.
Başka faydası ne?
Nefsi ıslah eder. Nefis yemeği çok yediği zaman azgınlaşır, arzuları coşar, taşar. Yemek az olduğu zaman miskinleşir, büzülür, insanı azdırmaz. Onun için nefsin ıslahında faydası var. İradeyi kuvvetlendirir. Vücuttaki fazlalıkları yaktırır, fazla tapon mal bırakmaz. Çünkü kaldı mı;
Yağlar ne demek?
“Tapon mal” demek. Ne zamandan beri satılmamış, yakılmamış, atılmamış, birikmiş. Adam tapon malları oradan oraya taşıyor. Eğer olması gereken kilodan 20 kilo fazla ise bir teneke taşıyor, 40 kilo fazla ise iki teneke daima her yere taşıyor demektir.
Nasıl olmalı?
Tapon mallar satılmalı, gıcır gıcır, tertemiz, sapasağlam, selvi gibi, sırım gibi, çelik gibi olmalı. Onun için de işte oruç gerekiyor, orucun çok faydası var.
İnşallah Ramazan’a sağlıkla, afiyetle erişiriz.
Cenâb-ı Hakk bizleri Allah’ın rızasına erenlerden, cennetine girenlerden, cemalini görenlerden eylesin. Cehenneminde yanmayan, cehenneme düşmeyen, cehennemden âzat olan, cehennemden kurtulanlardan eylesin.
İnsan bir cennete girdi mi bütün ömrü meşakkat olsa “hiç görmedim vallahi” diye bir de yemin edermiş; hiç gam, keder görmedim dünyada diye. Tüm ömrü nimetle, lezzetle, balla kaymakla geçen kâfir de, cehenneme bir girdi mi “vallahi dünyada hiçbir güzel gün görmedim diye yemin edermiş.” Ufacık, azıcık bir şey fani dünya, gelip geçecek, bitecek. Bizden sonrakiler bir zamanlar şudur budur diyecekler, falanca varmış diyecekler, tarih yazarsa yazacak, çocuklar anarsa anacak, anmazsa anmayacak, unutulacağız, gideceğiz.
Allah âhiretimizi mamur eylesin.
Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhirati haseneten ve gınâ azâbe’n-nâr. Rabbenağfirlî ve li-vâlideyye ve li’l-mü’minîne yevme yekûmü’l-hisâb.
Bi-hurmeti esrârı sûreti’l-fâtiha me’a’s-salavât.
[1] 8/Enfal, 72.
[2] 57/Hadîd, 4.
[3] 50/Kaf, 16.
01.09.1997 -
Üç Aylar, Regaip
00.08.2000 -
Miraç Kandili
