14.11.1996 - Üç Aylar Başlangıcı, Recepte Oruç Tutmak, Sınırda Bekleyen Asker

14.11.1996 - Üç Aylar Başlangıcı, Recepte Oruç Tutmak, Sınırda Bekleyen Asker
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi. Lemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmu sultânih. Ve's-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tac-i ruûsinâ Muhammedini’l Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ecmaîne’t-tayyibîne’t-tâhirîn.
Emmâ ba’dü:
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Peygamber Efendimiz’in hadis-i şeriflerinde, Receb ayında oruç tutmakla ilgili tavsiyeler çok fazladır, onları okuyayım.
Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz:
Fe-men sâme yevmen min receb, fe-kennemâ sâme seneten. “Receb de bir gün oruç tutan sanki bir sene oruç tutmuş gibi olur.” Misâfirken, seferdeyken, yolcuyken oruç tutmak takvâ değildir ama Receb ayında bir gün oruç tutarsa, böyle sevap...
Ve men sàme minhü seb’ati eyyâmin. “Kim yedi gün oruç tutarsa;
Gullikat anhü ebvâbü cehennem. "Cehennemin yedi kapısı ona kapatılır.” Cehennem biliyorsunuz yedi kattır, yedi kapısı vardır. Cehennemlik olmama durumu meydana geliyor elhamdülillâh.
Ve-men sâme minhü semâniyete eyyâmin fütihat lehû semâniyetü ebvâbi’l-cenneh. “Sekiz gün oruç tutana, sekiz cennetin kapıları açılır.”
Ve men sâme minhü aşrete eyyâmin lem yes’eli’llâhi şey’en illâ a’tâhu. “On gün oruç tutana Allah ne isterse istediğini, murâdını verir.” Muradları olanlar on gün oruç tutup, muradlarını istesinler.
Ve men sàme minhu hamsete aşrete yevmen. “Onbeş gün oruç tutana;
Nâdâ münâdin mine’s-semâ. "Gökten bir münâdî seslenir:
Kad gufire leke mâ madà feste’nifi’l-amel. “Geçmiş günahların affoldu. İşe yeniden başla! Hadi defterin tertemiz oldu, is, kir, pas kalmadı.” diye gökten bir melek seslenir.
Vemen zâde zâdallâh. “Daha da arttırana, Allah’ın mükâfatı daha da fazla olur.”
Bu hadis-i şerif Said ibni Ebî Râşid’den, Taberânî tarafından rivayet edilmiş.
Başka bir hadis-i şerif daha var. Fazâil-i Receb hakkında özel kitaplar yazmış alimler de var. Onların kitaplarından alınmış, Ebû Said el-Hudrî Hazretleri’nin rivayet ettiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor:
"Receb haram aylardandır.” Yâni Zilkâde, Zilhicce, Muharrem gibi haram aylardandır; içinde ceng-ü cidâlin olmadığı mübarek aylardandır.
Ve eyyâmühû mektûbetün alâ ebvâbi’s-semâi’s-sâdiseh. “Onun günleri, altıncı semânın kapılarında yazılıdır.
Fe-izâ sâme’r-racülü minhü yevmen. "Kim bu Receb ayında bir gün oruç tutarsa;
Ve ceddede savmehû bi-takvallâh. "Orucunu da takvâ ile tutarsa." Takvâ ile pırıl pırıl, cedid, yepyeni bir oruç olarak, gediksiz, eksiksiz, kirsiz, passız, lekesiz, kusursuz güzel oruç tutarsa;
Nataka’l bâbü ve nataka’l yevm. "O bâb konuşur." O gün konuşur
Ve kâlâ. "Derler ki:
Yâ rabbi’ğfir lehû. "Yâ Rabbi, bu oruç tutan kişiyi mağfiret eyle."
Ve izâ lem yetimme savmehû bi-takvallâh lem yestağfirâ ve kîle hadeatke nefsük. “Ama takvâya riayet etmezse orucunda, o zaman bu kapılar konuşmaz, ogün Allah’a hitap edip konuşmaz ve denir ki ona 'nefsin seni aldattı be! Sen aldandın. Sen oruç tutuyorum sandın ama nefsin seni aldattı’ denir. Ona öyle denilir.”
Şimdi muhterem kardeşlerim;
Bütün ibadetlerin biliyorsunuz kabulünün şartları vardır. Sadece ibadet yapmış olmak yetmez. İnsanın ibadet yapmış olması kâfî değil. Hac yapması kâfi değil! Umre yapması kâfi değil! Oruç tutması kâfi değil! Namaz kılması kâfi değil! Şartlarına riayet etmesi lâzım! Biliyoruz ki şartlarına riayet edilmediği zaman Allah orucu kabul etmiyor.
"Lâ lebbeyke ve lâ sa’deyk."diyor. “Sana lebbeyke ve sa’deyke yok!” diye reddediyor.
Meselâ; haram malla haccetmişse kabul etmiyor. Sonra ibadetleri iptal eden, batıl hâle getiren kusurlar vardır.
Meselâ; ihlâsla yapılmazsa, kötü niyetle yapılırsa, riya ile yapılırsa kabul olmaz gibi... Onun için ibadet yapmak mühimdir, ibadet yolunda olmak mühimdir ama ibadetin güzel yapılmasına da gayret etmek lâzımdır.
Namazı güzel kılmaya çalışmak lâzım!.. Dikkat ederseniz Kur’an-ı Kerim’de “Namaz kılın!” denmiyor. “Namazı dosdoğru ikâme edin!” deniliyor. Dosdoğru namazın ikâme edilmesi emri var.
Orucun da burada bir şeyini öğrenmiş oluyoruz. Oruç tutulacak ama, takvâ ile tutulacak.
Takvâ nedir?
Haramlardan, günahlardan sakınmaktır. Allah’tan korkmaktır. İnsanı cehenneme götürecek, cezâlanmasına, ikâba uğramasına sebep olacak işleri yapmaktan sakınmaktır. Takvâ olmazsa Allah kabul etmez.
Kur’an’dan misal olsun diye söyleyelim. Biliyorsunuz, Adem aleyhisselamın iki oğlu vardı.
إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنْ الآْخَرِ (المائدة:٧٢)
İz karrabâ kurbânen. “İkisi de kurban takdim ettiler." Allah-u Teâlâ Hazretleri’ne kurban sundular. Fetukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel mine’l-âhar. "Birisinin kurbanını Allah kabul etti, ötekisinin kurbanını Allah kabul etmedi.” [Mâide, 5/27] İkiside kurban kesti. İste kurbansa kurban. İkisi de kurban ettiler ama birisinden kabul etti Allah, ötekisinden kabul etmedi.
Neden?
إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللهَُّ مِنْ الْمُتَّقِينَ (المائدة:٧٢)
İnnemâ yetekabbelu’llàhu mine’l-müttakîn “Allah ancak müttakî kulların ibadetini kabul ediyor.” [Mâide, 5/27] Müttakıyâne olmazsa kabul olmuyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Münevvere’ye geldi, Kuba’da Kuba Mescidi’ni kurdu. Medine’de Medine-i Münevvere Mescidi’ni kurdu.
Bir grup insan bir mescid kurdular. Cami yaptılar, mescid yaptılar ve Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selleme dediler ki:
“Yâ Rasûlallah, gel bizim bu mescidimizde namaz kıl, şereflensin mescidimiz, bereketlensin." dediler.
Dikkat ederseniz, mescid kurdular. Ama, kötü niyetle kurdular. Allah ve Rasûlüllahla mücadele eden bir insanı tutuyorlardı, onun taraftarıydılar. O herif Suriye’ye kaçmıştı, hristiyan olmuştu. Oradan fitne fesat haberleri gönderiyordu buraya. Onu bekleyerek, onun sözünü dinleyerek, onun emri üzerine böyle bir şeye girişmişlerdi, mescid yapmışlardı ama Allah-u Teâlâ Hazretleri o mescidi kabul etmedi. Mescid yaptılar ama Allah kabul etmedi.
Onun adı ne oldu?
Mescid-i Dırar.
Dırar ne demek?
Müslümana mazarrat, muzırlık veren mescid demek.
Kuba Mescid’inin adı ne oldu?
Mescid-i Takvâ.
"Takvâ Mescidi."
Demek ki Takvâ Mescidi’ni Allah kabul ediyor, Mescid-i Dırar’ı kabul etmiyor. Mescid ama kabul olmuyor. Hac ama, kabul olmuyor. Oruç ama, kabul olmuyor.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, akşama aç ve susuz kalmaktan başka eline kâr girmez."
O halde, neye dikkat edeceğiz muhterem kardeşlerim;
"Mescit yaptım, hacca gittim, oruç tuttum, namaz kıldım!” demek yetmiyor. Haccı nasıl yaptığımıza, mescidi nasıl kurduğumuza, orucu nasıl tuttuğumuza, namazı nasıl kıldığımıza..
Demek ki aziz ve muhterem kardeşlerim; Bir şeyi yapmak güzel bir şey. Yâni ibadeti yapmamaktan, yapmak daha güzel! Yapmayan iyice isyan bayrağını açmış oluyor. Yapmak daha iyi şüphesiz. Camiye gitmemekten, gitmek daha iyi ama, bir de camiye gidip de ameli boşa çıkarsa -hebâen mensûrâ olursa- havaya giderse, o daha fenâ! O da fenâ. Veyahut daha fenâ değil ama o da fenâ.
O halde, ibadetlerimizin kabul olmasına dikkat edelim. Kıymetli olmasına, kabul olacak durumda olmasına çok dikkat edelim.
Okuduğumuz hadîs-i şerîf, Râmûzü'l-e-hâdîs kitabımızın 107. sayfasının 11. hadîs-i şerîfidir. Ebû Ümame el-Bâhilî radıyallahu anh'den rivayet olunmuştur.
Murabıttan bahsediyor. Murabıt; rıbatlarda, hudut kalelerinde düşman gelmesin diye nöbet tutup gözcülük yapıp bekleyen kimseye derler. Müslümanlar hudutlarını korumak için kaleler yaparlar, oraya askerleri koyarlar. Bekler, düşman gelirse onlar ilk karşılamayı yaparlar, çarpışırlar, düşmanı huduttan içeriye sokmazlar. Ondan sonra da asıl büyük orduya haber iletilir o da gelir savaş olur, çarpışılır. Daha savaş yokken bile hudutları beklemek icap eder. Murabıt işte bu hudutlarda beklemeyi yapan, gözcülük, bekçilik yapan, gerekirse çarpışan kimse demek oluyor.
Bunun sevabı çok büyük. Bunu eskiden Allah'ın rızasını kazanmak isteyen, Allah yolunda sevap kazanıyım, canım feda olsun, zamanım öyle geçsin diye düşünen insanlar yaparlardı. Giderlerdi hudutta bir müstahkem bir yer inşa, bina ederlerdi. İtilip kakılınca yıkılıp yakılmayacak, sağlamca bir yer. Buna "rıbat" derlerdi. Rıbat; bir çeşit kale gibi bir şey, kale de olur kaleden küçük de olur. Kale biraz daha anlı şanlıdır. Rıbat küçük bir bina da olabilir.
Bu rıbatlarda kalan kimselere de murâbıt derlerdi. Ama bekçilik yapıyor. Savaş yok, savaş olmadan bekçilik yapıyor, olursa savaşacak, düşman gelirse çarpışacak. Düşman yok, düşman gelmesin diye bekliyor.
Bu mühim bir vazife! Çünkü hudutlar beklenmese, gözcüler, nöbetçiler olmasa düşman içeri sızar, evleri, köyleri basar, insanları öldürür, malları yağmalar, zarar verebilir. Bekçi olursa; bekçi olan yere herkes kolay kolay giremez. Gelirse de bir çarpışma olur, ondan sonra sağdan soldan imdat, yardım istenir, yardım da gelince düşman püskürtülür, cezası verilir. Emniyet için gerekli olan bir şeydir.
İşte bu murabıtların sevapları çok büyük oluyor. Çünkü onlar hudutta bekledikleri için hududun içindeki insanlar emniyet içinde işlerine güçlerine gidiyorlar, huzur içinde yatıp kalkıyorlar, rahatlıkla ibadetlerini yapıyorlar. Bekçi olmazsa her an kuşkuda olacaklar, her an dikkatli olmaları lazım.
İnsanoğlu ölümden korkar. Hayvan da korkar, insan da korkar, bütün canlılar canını korumak ister. Normal! Tabii! Canını korumak istemesi, ölümden korkması tabii. Aslan saldırınca ceylan kaçar, bir kaçmaca bir kovalamaca…
Neden?
Canından korkuyor. Canlılarda canını korumak içgüdüsü var. Herkes canını korumaya çalışır. Ama mümine gelince mü'min, Allah yoluna canını vermeye çalışıyor.
Dünyayı sevmek bir hastalıktır, ölümden korkmak ikinci bir hastalıktır. "Bu iki hastalık geldiği zaman, o zaman işte siz dünyalığı sevdiğinizden, ölümden de korktuğunuzdan düşmanlar sizin üstünüze saldıracaklar, çullanacaklar."
Demek ki muhterem kardeşlerim nasıl olmamız lazımmış?
Geceleyin kalk ibadet yap, gündüzleyin koş Allah yolunda çalış; hepsi var. Bir ibadeti yapınca öteki ibadeti yapmamak diye bir şey yok. Hem ibadetini yap hem cihadını yap, hem namazını kıl hem orucunu tut, hem de İslâm için çalış, çabala. İşte murabıt böyle bir insan. Canını vermeye fedakarca razı, hududa gitmiş bekliyor.
Eskiden pek çok işler, fîsebilillah yapılırdı.
Bu camilerin hepsini hükümet mi yaptı?
Hayır!
Hiçbir zorlama olmadan parası olan vezir, paşa, ağa, zengin hayır yaptı. Cami yaptı, çeşme yaptı, köprü yaptı. Bütün hayır hizmetleri hayır duygusuyla hareket eden mü'min insanlar tarafından yapıldı.
Müminlere çok şey borçluyuz. İslâm'a çok şey borçluyuz. Müslümanlara bir kere şu vatanı borçluyuz. Müslümanların karşısında olanlar tarihe nankörlük ediyorlar. Kendilerine iyilik etmiş olanlara nankörlük ediyorlar.
Çok şey borçlu; bu devrin insanı İstanbul'da oturuyorsa İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed'e borçlu! Fatih Sultan Mehmed Han'ın o mübarek ordusuna borçlu!. Bu camide oturuyorsak bu camiyi yaptıran adama borçluyuz biz, Allah razı olsun yaptırmış. Canım bakılmasaydı harap olurdu. Şimdi gıcır gıcır, tertemiz, pırıl pırıl, dayalı döşeli, sıcak, elektrikli, üfürüklü, pervaneli... Vantilatör der miyim para cezası yememek için demem.
Allah bizi de yolunda eylesin. Kendisini bilenlerden, bulanlardan eylesin. Allah hepinizden razı olsun. Dünya ve ahiretin bildiğimiz bilmediğimiz her türlü hayırlarına erdirsin. Dünya ve ahiretin her türlü şerlerinden korusun.
Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.
27.05.2000 -
Miraç Gecesinde Görülenler,
19.05.2000 -
Tevhit Fazileti, Şefaat
