19.05.2000 - Tevhit Fazileti, Şefaat Olmayacaklar

19.05.2000 - Tevhit Fazileti, Şefaat Olmayacaklar
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ mededinâ ve üsveteni’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ecmaîne’t tayyibîne’t-tâhirîn.
Emmâ ba'd.
Fe-kâle resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
صَلُّوا فِي بُيُوتِكُمْ وَلَا تَتَّخِذُوهَا قُبُورًا، وَلَا تَتَّخِذُوا بَيْتِي عِيدًا، وَصَلُّوا عَلَيَّ وَسَلِّمُوا، فَإِنَّ صَلَاتَكُمْ تَبْلُغُنِي حَيْثُمَا كُنْتُمْ. ع ض عَنِ الْحَسَنِ.
Sallû fî büyûtiküm ve lâ tettehizûhâ kubûran ve lâ tettehizû beytî îden ve sallû aleyye ve sellimû fe-inne salâteküm tübleğunî haysü mâ küntüm.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz buyurmuş ki:
Sallû fî büyûtiküm. "Evlerinizde de namaz kılın." Ve lâ tettehizûhâ kubûran. "Onları, kabirler gibi namazsız, ibadetsiz mekanlar halinde bırakmayın." İçinde biraz namaz kılınsın da, nurlansın, canlansın; kabir gibi olmasın. Onun için nafile namazları evde kılmak uygundur. Farz namazlar camide kılınacak.
Hatta insan yetişebilirse mesela; sabah namazının sünnetini evinde kılmalı, gelmeli. Yatsı namazının sünnetini evinde kılmalı, gelmeli. Evinde namaz kılınmış olmalı, evi mescit olmalı, mescitleşmeli, mübarekleşmeli.
Ve lâ tettehizû beytî ‘îden. "Benim kabrimi de, evimi de bayram yeri haline getirmeyin." Ve sallû aleyye. "Ve bana salât-u selâm getirin."Ve sellimû fe-inne salâteküm. "Çünkü sizin bana salât ü selâm getirmeniz." Tübleğunî haysü mâ küntüm. "Sizin salât-u selâmınız siz nerede olursa olun bana getirilir, arz olunur, ulaştırılır."
Demek ki evlerimizde bazı nafile namazları kılacağız. Bazı vakit namazlarımızın da sünnetlerin kılabiliriz.
Nafile namazlardan hangisi var?
Duhâ namazı var. Sabahleyin güneş iyice göğe yükseldikten sonra kılınıyor. Duhâ namazı kılınabilir. Dört rekât, sekiz rekât, on iki rekât öğlene bir saat kalıncaya kadar kılınabilen bir namazdır. Allah bu namazı kılanları mükâfatlandırıyor. Dört rekât kılanları muhsinîn zümresine katıyor ki muhsin kulları, sevdiği kullardan.
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١٩٥﴾
İnnallâhe yuhibbü’l-muhsinîne. [1]
"Muhsin kulları Allah sever buyuruluyor." Demek ki evimizde bazı namazları kılacağız. Teheccüd namazı evde kılınır. Bunlar hep ilginç şeyler. Evleri namazlarla şenlendirelim.
Teheccüd namazına kalkalım. Teheccüd bir kere evde kılınan bir namaz. Sonra sabah namazının sünneti evde kılınabilir. Öğlen ve ikindinin ilk rekâtları evde kılınabilir, dört rekâtları, ilk sünnetleri mesela. Veya son sünnetleri, öğlenin son sünneti, yatsının son sünneti. Vitri vacip evde kılınabilir. Camide farz kıldıktan sonra.
"Benim beyiti mi îyd yapmayınız buyuruyor." Peygamber Efendimiz. Benim evimi iyd yapmayın.
Îyd ne demek?
Bayram.
Iydü’l ’l-fıtri. "Ramazan bayramı."
Iydü’l adhâ. "Kurban bayramı."
Neden îyd denmiş?
Her sene tekrar tekrar, tekrar tekrar, tekrar tekrar, sene-i devriyesinde karşımıza geldiği için, iade olunduğundan, avdet ettiğinden, her sene karşımıza geldiğinden, ona îyd denmiş. Bayramlara îyd denilmesine sebep olarak bazı âlimler bunu gösteriyor. Her sene karşımıza tekrar tekrar avdet edip geldiği için -gidip bir daha gelmemek değil de, her sene tekrar geldiğinden- îyd denmiş.
"Benim evimi de îyd edinmeyin." İnsanlar sevdiklerini belli öçlülerde sevmeli, aşırılığa kaçmamalı. Mesela; biz de Hazreti İsa aleyhisselamı seviyoruz. Çünkü Allah’ın Peygamberi. Allahın gönderdiği mübarek insanlardan birisi. Ama tapınmıyoruz. Ölçüsü var. Her şeyin bir ölçüsü var. Ölçüyü kaçırmamak Efendimiz tarafından tavsiye edilmiştir. "Ben de sizin gibi bir kulum. Bir kula yapılan muamelenin dışında muamele yapmayın." diye tavsiye var. Mütevaziydi Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem. Çok mütevaziâne davranırdı. Aşırı şeyi uygun görmediğini anlıyoruz. Evimi böyle îyd yapmayın demesinden.
"Bana salât ü selâm getirin." diyor. Çünkü Allah’ın emridir.
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا ﴿٥٦﴾
İnnaallâhe ve melâiketehû yüsallûne ala’n-nebiyyi yâ eyyühallezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ. [2]
Allah’ın emri. Onun için bana salât ü selâm getiriniz buyuruyor tabi. Ona getirilen salât-ubselâm mutlaka bizlere de, uzaklarda bile olsak, ille Mescid-i Nebevîye gidip de şebeke-i saadetin karşısına geçip de, türbenin parmaklarının önünde el pençe divan durup da, gözümüzü kapayıp da gözyaşları içinde e's-salâtü ve's-selâmü aleyke yâ Rasûlallah demek zorunda değiliz. Öyle olmadan da, bulunduğumuz yerden de salât-u selâm getirsek de, salat-u selam, Peygamber Efendimiz'e ulaştırılır. Peygamber Efendimiz'e malum olur.
Diğer bir hadîs-i şerîf;
صَلُّوا عَلَى مَنْ قَالَ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ , وَصَلُّوا وَرَاءَ مَنْ قَالَ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ. قط طب حل خط عَنِ ابْنِ عُمَرَ. وَضُعِّفَ.
Sallû alâ men kâle lâ ilâhe illallâhü ve sallû verâe men kâle lâ ilâhe illallâhü.
Darekutnî, Taberânî, Hulvâni, Hatîb-i Bağdâdî, İbn Ömer radıyallahu anh’ dan rivayet etmiş Efendimiz buyuruyor ki;
Sallû alâ men kâle lâ ilâhe illallâhü. "Lâ ilâhe illallah diyen insanın namazını kılın."
'Şu kusuru vardı. Bana şunu etmişti, şunu eylemişti. Komşuları şöyle şikayetçiydi.'
Şimdi bırakın onları. "Lâ ilâhe illallah diyenin namazını kılın." Bu bir.
İkincisi;
Ve sallû verâe men kâle lâ ilâhe illallâhü. "Lâ ilâhe illallah diyenin arkasında da namaz kılın."
Yok efendim şöyleymiş de böyleymiş de... O adam falancalara mensupmuş da... Çeşitli laflar. Cami Allah’ın camisi. Allah’ın evi. Tarikatçılarda cuma namazı kılınacak diye, beş vakit namaz kılmak Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz'in kuvvetli sünneti diye camiye ondan geliyor.
Cami Müslümanların hepsinin.
وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ
Ve enne’l-mesâcide lillâhi. [3]
Hatta Müslümanların da değildir. Camiler Allah’ındır.
Ve enne’l-mesâcide lillâhi. "Camiler Allah’ın evleridir."
Gitmemek olur mu?
Gitmem.!
E ne yaparsın? Başka cami mi var buraya gelmezsen? Yok ki. Burası var işte. Başka nereye gidecek?
Gitmiyor. Sen zarar edersin. "Ben onun arkasında namaz kılarım da, ötekinin arkasında namaz kılmam." Efendimiz buyuruyor ki;
"Lâ ilâhe illallâh diyenin arkasında namaz kılın."
Başka bir hadîs i şerîf de buyuruyor ki Ebû Hüreyre radıyallahu anh den;
صَلُّوا خَلْفَ كُلِّ بَرٍّ وَفَاجِرٍ، وَصَلُّوا عَلَى كُلِّ بَرٍّ وَفَاجِرٍ، وَجَاهِدُوا مَعَ كُلِّ بَرٍّ وَفَاجِرٍ. ق عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
Sallû halfe külli berrin ve fâcirin.
"Takvâ sahibi olsun, iyi bir insan olsun, fâcir olsun. Arkasından namaz kılın."
Ve sallû ‘alâ külli berrin ve fâcirin.
Takvâ sahibi olsun, fısk-u fücûr sahibi olsun ölen her Müslümanın, lâ ilâhe illallah diyenin namazını kılın.
Va câhidû me’a külli berrin ve fâcirin. "Fısk-u fücûr sahibi olsun, iyi olsun her komutanının arkasında cihadı yapın." Yok ben komutanı beğenmedim. Şöyle oldu böyle oldu diye cihattan geri durulmaz. Namazdan, imam şöyledir böyledir diye geri durulmaz. Cenaze namazı kılmaktan, o şöyle etti böyle etti diye ufak tefek şeyleri bahane edip kılmaktan geri kalınmaz.
صِنْفَانِ مِنْ أُمَّتِي لَنْ تَنَالَـهُمَا شَفَاعَتِي: إِمَامٌ ظَلُومٌ غُشَومٌ عَسُوفٌ، وَكُلُّ غَالٍ مَارِقٍ. الْخَرَائِطِيُّ طب عَنْ أَبِي أُمَامَةَ.
Sınıfâni min ümmetî len tenâlehümâ şefâ’atî imâmün zalûmün gaşûmun asûfun ve küllü ğâlin mârikın.
Ebû Ümâme hazretlerinden rivayet edilmiş bu hadîs-i şerîf.nPeygamber efendimiz buyuruyor ki:
Sınıfâni min ümmetî. "Benim ümmetimin içinden, Müslümanların arasından, iki sınıf insana, iki cins insana."
Len tenâlehümâ şefâ’atî. "Benim şefaatim yok." Benim şefaatim onlara ulaşmayacak, ben onlara şefaat etmeyeceğim.
Kim bu bahtsızlar, nasipsizler?
İmâmün zalûmün gaşûmun asûfun. Birincisi; bir devlet başkanı, yönetici, imam, önder, lider ki, başkan ki; zalûm. "Çok zalim." Gaşûm. Bu da "zulmetmek" manasına geliyor. Haksızlık ederek zulmetmek. Asûfun. O da yine "zalim, gaddar, ezacı, cefacı" diyelim. Üç tane, manası zulme yakın kelimeleri kullanmış. Aralarında muhakkak incelikleri vardır. Mübalağa sigasıdır bu. Zalûm. Zalim dese; zulmü bir defa yapmış insana bile zalim derler. Seni zalim seni. Niye bunu böyle yaptın?
Ama zalûm demek; hep zulüm yapan demek. Mesleği zulümcülük demek yani. Gaşûm da; baskıcı gaddar. Asûf; ezen, üzen demek anlaşılan. Bunlara şefaati yok Peygamber Efendimiz'in.
İdareci zalim oldu mu, haksızlık yaptı mı, tebaya baskı yaptı mı, üzdü mü, ezdi mi, ona şefaat etmeyecek Peygamber Efendimiz.
İkincisi; ve küllü ğâlin mârikın. Dinde ğulûv ; taşkınlık yapan kimse. Mârık; yoldan sapan. Yani dinden, dini konularda taşkınlık yapıp sapan kimseye de şefaatim yok.
Kime şefaati var?
Sünnet-i seniyyeye uyan, zulüm yapmayan, doğru düzgün Müslümanlara şefaati var. Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bunlara şefaati yok.
Allah bizi zulmün her çeşidinden korusun. Zulüm ilk önce insanın kendi kendisine zulmünden başlar. İnsan günah işledi mi, kendisine felaketi davet etmiş demektir. Onun için kendisine zulmedene, zâlimün li-nefsihî derler.
Kendisine zalim.
Neden?
Kendisine zalim. Günahı işliyor, başı belaya girecek; ahirette cezasını çekecek.
Zâlimün li-nefsihî. "Kendisine zulmeder." Sonra etrafındakilere zulmeder. Sonra etrafını, avanesini toplar; başkan olur, reis olur, yedi mahalleyi yaka silktirtir. Bir devletin başına geçer, milleti yıllarca inim inim inletir mesela.
Ve son hadîs-i şerîf.
صِنْفَانِ مِنَ أُمَّتِي إِذَا صَلُحُوا صَلُحَتِ الْأُمَّةُ: الْأُمَرَاءُ، وَالْفُقَهَاءُ. حل وَابْنُ النَّجَّارِ وَابْنُ عَبْدِ الْبَرِّ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.
Sınıfâni min ümmetî izâ salahû salahati’l-ümmetü el-ümerâü ve’l-fukahâü.
Bu hadîs-i şerîf ibn-i Abbâs radıyallahu anh dan rivayet olmuş.
"Ümmetimden iki sınıf vardır ki, onlar iyi oldukları zaman, ümmet de iyi olur."
Onlar kimlerdir?
Bir; el-umerâü. "Kendilerinde emretmek selahiyeti olan yöneticiler." Herkes. Ağzından çıkan söz, memurlar tarafından dinlenilen herkes emirdir. Devletin her dairesinin başındaki insan emirdir Arapça böyle. Emretme salahiyetine sahip olan kimseye "emir" derler. Çoğulu "umera" gelir. İdareciler demek. Bunlar iyi oldu mu, ümmet de iyi olur.
İkincisi; ve’l-fukahâü. "Fakîhler." Din bilginleri, müftüler, vaizler... Dini öğreten âlim tabakası. Bunlar da iyi oldu mu, -muttaki, salîh, müeddeb, ihlâslı vesaire- o zaman ümmet iyi olur.
Ama idareciler ve âlimler fena oldu mu; idareciler zulme kayar, alimler dalkavukluğa kayar veya dünya sevgisine dalar. Dünya sevgisine daldı mı menfaatini düşünmeye başlar. Allahın rızasını düşünmez. Allah için konuşmaz, kulağını diker, gözünü fıldır fıldır çevirir. 'Hangi lafı söylersem, nereden daha çok menfaat getirim' diye, yağcılık yapar, haksızlık yapar, isteyene keyfine göre fetva verir. Allah'ın emrini söylemez de, kendi işini götürmeye yarayacak, kalpleri kendisine celp etmeye yarayacak şekilde davranır.
İnsanlar böyle olduğu zaman, âlimler bu zihniyette olduğu zaman; ümmet bozulur, ümmet felakete uğrar. İyi olduğu zaman ümmet ilerler. Çünkü ümmetin iyiliği için çalışan iki sınıf bunlar. İdareciler iyi işler yapacaklar. Âlimlerde idarecilere iyi işleri öğretecekler.
Akşemsettin olmasaydı Fatih muhasarayı kaldıracaktı. "Olmuyor bu iş" dedi. Olmuyor. Vezir, sadrazam falan bazıları aleyhindeydiler.
"Efendim biz ateşle oynuyoruz, çok fena vaziyet. Bu Avrupalılar büyük ordular halinde toplanırlar, gelirler. Biz bunların hepsini birden karşımıza alırsak bunlarla baş edemeyiz. Biz bu muhasarayı kaldıralım." dediler.
Günler geçiyor, günler geçiyor... Elli küsur gün, kolay değil. Muhasara gümbür gümbür toplarla, şeylerle devam ediyor. Avrupa’dan ordu gelecek haberleri geliyor yolda filan diye. Hatta beş altı parça büyük kalyon gemi geldiler. Türk gemileri onların önünü engelleyemedi. Çünkü onlar kayık gibi kalıyor, ötekiler dev gibi. Kesemediler önünü. Galata’ya geldiler. Zinciri Bizanslılar açtılar. Yardım içeriye girdi. Fatih Sultan Mehmet kenardan vaziyeti seyrediyor. Hırsından atını denize sürdü. Tabi daha öteye gidemez ama, sinirlendiği için, kaptan-ı deryayı azletti. Sen bunları buradan geçirdin falan diye. O durumlarda muhasarayı kaldırmayı çok defa düşündüler. Her seferinde Akşemsettin "devam padişahım, fetih müyesser olacak padişahım." dedi. Yani emirleri de, âlimler idare eder. Allah'tan korkan, Allah’ın emrini, yasağını bilen, dinin ahkamına uygun hareket eden, insan toplumlarına en lüzumlu olan sınıf, âlimler sınıfıdır. Âlimler sınıfı iyi oldu mu toplum ilerler.
Osmanlıların başarısının sebebi nedir?
İlk devirlerdeki âlimlerin mübarekliğidir.
Osmanlı devletinin yıkılmasının sebebi nedir?
Sonraki devirlerdeki âlimlerin korkaklığıdır, cesaretsizliğidir. Toplumu eğitememesidir. Kısacası budur. Dinden uzaklaşmadır, toplumun günaha batmasıdır. Günaha batmasının sonucunda, Allahın yardımı kesmesidir, cezalandırmasıdır. Başka bir şey yok.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi, Allah’ın sevdiği kul olarak yaşamaya muvaffak eylesin. Haramlardan, günahlardan uzak eylesin. Görevlerini bilip yapan kullardan eylesin. Hayat imtihanını başaranlardan eylesin. Hüsn-ü hatimeyle ahirete göçmeyi nasip eylesin. Bi-gayri hisab cennetine dahil olmayı nasip eylesin. Habib-i edibine komşu eylesin. Cemalini göstersin. Rıdvân-ı ekberine cümlemizi vasıl eylesin.
El-Fâtiha.
[1] Bakara 195
[2] Ahzab 56
[3] Cin 18
14.11.1996 -
Üç Aylar Başlangıcı,
18.12.2000 -
Allah İçin Çalışmak,
