Efendimize Karşı Buğz Edenlere Tavrımız - 10.10.1989

Efendimize Karşı Buğz Edenlere Tavrımız - 10.10.1989
Resûlullah'a bağlılığın alâmetlerinden bir tanesi de onun düşmanlarına buğz etmektir.
Burada bir noktaya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Radyoda, televizyonda, gazetede, mecmuada yazı yazılıyor her şey tek taraflı anlatılıyor; "İslâm sevgi dinidir, İslâm merhamet dinidir, İslâm hoşgörü dinidir…" Güzel, tabii İslâm'da hoşgörü var, İslâm'da sevgi var, elbette var. Fakat bunlar bu şeyleri âdeta kendilerinin günahlarına, kusurlarına kalkan yapıyorlar. Yani, "Sen bizim içkimize, edepsizliğimize, haram yememize, kötülüklerimize karışma çünkü İslâm müsamaha dinidir."
Yanlış! İslâm tek taraflı bir din değil! İslâm her yönüyle tam bir din, eksik değil. İslâm'da Allah için sevmek var, tamam, âmennâ ve saddaknâ. Öbür tarafını da oku, öbür tarafı da söyle! Allah için de buğz etmek var. Tek taraflı anlatırsan olmaz. Âyet-i kerîmeler bir taraftan bize cennettin müjdesini veriyor, öbür taraftan da cehennemin tehdidini, cehennemin azabının ne kadar şiddetli olduğunu hatırlatıyor.
Eğer sadece gül gülistan, baklava börek, her şeyin güzelini anlatmak edep olsaydı, Kur'ân-ı Kerîm Fâtiha'sından Kul eûzu bi-rabbinâsi'sine kadar baştan sona hep cenneti anlatırdı. Oh, cennet, sevgi, müsamaha, hoşgörü, iyi! Böyle giderdi. Hayır! Hem onu anlatıyor, hem onu anlatıyor. Hem iyi tarafını anlatıyor, hem kötü tarafını anlatıyor. Hem imanı anlatıyor, hem küfrü anlatıyor. Hem münafıkların saçma sapan küfür sözlerini söylüyor, hem de onların cevabını, şamarı indirir gibi onların ensesine, kafasına, balyoz indirir gibi indiriyor. Demek ki hepsini anlatmak lazım.
Bakara sûresinin ikinci sayfasında mü'minleri anlatıyor, münafıkları anlatıyor. Bakıyoruz ki sanki cemiyetimizin teşrifini yapmış, sanki açmış ameliyat masasında içindeki hastalıkları gösteriyor. Bazı insanların nasıl bozgunculuk yaptığını, nasıl "biz ortalığı ıslah ediyoruz" derken cemiyeti fesada götürdüklerini ne kadar güzel anlatıyor.
Onun için Resûlullah'ı sevmenin alâmetlerinden birisi de onun düşmanlarına da düşman olmaktır. Dostlarınla dost, düşmanlarına düşman olmaktır.
Sen Resûlullah'ın düşmanının koluna girip de onunla nasıl dost olursun, Resûlullah sana darılmaz mı?
Sen, sevmediğin, sana çok kötülük yapmış bir insanı, bir dostun gider [onun] yanında onunla sıkı fıkı, sarmaş dolaş görürsen, kendinden düşünsene, üzülmez misin?
Onun için hakîki müslüman olmanın, dengeli müslüman olmanın şartlarına riayet edelim. Sevmek var; Allah için sevmek var, Allah için buğz etmek var.
Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruyor ki;
"Allah'a ve âhiret gününe iman eden hiçbir insanı, kavmi, insan topluluğunu Allah'a ve Peygambere muhalefete kalkışan kimselerle dostluk eder, sevişir bir durumda göremezsin." İnanmışsa Allah düşmanlarıyla dost olmaz. İnanmışsa Allah'ın yanında, Resûlullah'ın yanında yer alır, onların muhaliflerine, düşmanlarına o da düşman olur. Eğer onlar babaları veya çocukları veya kardeşleri, hısımları veya hemşerileriyle bile olsa... Onun için Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kimleri sevdiğini düşünüp dostlarını dost etmeli, kimlere kızdığını düşünüp kızdıklarına da düşman olmalı.
Sahâbe-i kirâm nasıl yaşadılar?
Sahâbe-i kirâm Resûlullah'a öyle bir bağlanışla bağlandılar ki savaşlarda babalarıyla karşı karşıya geldiler, kardeşleriyle, evlatlarıyla karşı karşıya geldiler. Münafıkların reisinin oğlu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına geldi, dedi ki;
"Yâ Resûlallah! Babam çok kötü sözler söylemiş, sizi incitecek işler yapmış, münafıklık çıkartmış, orduda bozgunculuk çıkartmış, kötü şeyler yapmış. Emrederseniz gideyim ben öldüreyim, çünkü başkası öldürürse bizim kavim kalabalıktır, kabilemiz geniştir, öldüren kimseye onlar kan davası güderler, ben öldürürsem kimse bir şey diyemez." dedi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e bağlılığın şekli. Yani babasının münafık olması, münafıkların reisi olması üzerine böyle dedi. Onun için Resûlullah'ın emrine, Kur'an'ın emrine müslümanın böyle bağlanması lazım.
"Kur'ân-ı Kerîm'in şu emrini uygun görüyorum ama…"
Aması yok! Şu emrini uygun görüyorum dedikten sonra aması yok. Şu emrini uygun görmüyorum derse insan küfre gider.
"Resûlullah'ın şu şeyini seviyorum ama…"
Yok, öbür tarafı yok! Öbür tarafı insanı küfre götürür.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi sevgisi, Resûlullah'a bağlılığı, her şeyin üstünde olan ve meseleyi olduğu gibi görenlerden eylesin.
Efendimize Yahudilerin
İman Etmesi -
Efendimize Ashabının
Sevgisi - 10.10.1989
