Ümmeti Muhammedin Vasıfları - 30.09.1990

Ümmeti Muhammedin Vasıfları - 30.09.1990
Allahu Teâlâ hazretleri hepsine doğru yolu gösterecek, hak yolun öğreticisi peygamberleri, mürselleri her yere gönderdiğini Kur'ân-ı Kerîm'de beyan buyuruyor. Hepsine de ahd ü misak alıp verdirtilmiş, söz verdirttirmiş ki o peygamber gelirse ona tâbi olacaksınız. Çünkü onların hepsi kendi kavmine meb'ûs, kendi kavmine peygamber olarak gönderilmiş ama bizim peygamberimiz beşeriyetin, kâffe-i insan neslinin, insan cinsinin, yeryüzünün peygamberi.
Ve bu [konuda] o kadar çok hadîs-i şerîfler var, o kadar çok âyet-i kerîmeler var ki bizden önceki ümmetlere Allahu Teâlâ hazretleri bizim peygamberimizin ve bizim ümmetimizin evsâfını kitaplarında bildirmiş. Bu evsâfın bir kısmı, hepinizin bildiği şeylerden başlayacak olursak, mesela Fetih sûresinde;
Ve kefâ billâhi şehîdâ. "Allahu Teâlâ hazretleri şahit olarak yeter."
Muhammedü'r-resûlullah. "Muhammed Allahu Teâlâ hazretlerinin elçisidir; gönderdiği, vazifelendirdiği bir kimsedir."
Nasıl bir kimse?
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn. "Âlemlere bir rahmet eseri indirdiği bir peygamber; rahmetinin tezahürü, merhametinin icabı." İnsanlar dalâlette kalırsa hak yolu şaşırırlar da cehenneme giderler yanarlar; yanmasınlar, hak yolu bulsunlar, doğru yolda yürüsünler, hakka ittibâ etsinler diye Allah'ın beşeriyete rahmetinin müstesna bir tecellisi olarak gönderdiği peygamberdir: Muhammedü'r-resûlullah.
Vellezîne me'ahû eşiddâü âle'l-küffâri ruhamâü beynehüm. "Kendi aralarında şefkatli, sevgili, meveddetli, mahabbetli, dost, fedakâr, vefakâr, cefakâr, yardımsever...
Kendi aralarında affedici, hoşgörücü, tevazu gösterici, haklıysa bile münakaşadan vazgeçici, kalp kırmayıcı, gönül alıcı…
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek torunlarından birisine bir şahıs geliyor diyor ki;
"Senin bana olan borcun[dan] şu kadar borcunu vermedin."
"Verdim, gönderdim." diyor.
"Vermedin."
Peki öyleyse, çıkartıyor 20 bin altın, 30 bin altın ne kadarsa miktar tekrar veriyor. Peki al. Hiç ültimatom yok çıkartıp veriyor. Ondan sonra adam;
"Afedersiniz efendim, bir yanlışlık olmuş ben farkına varamamışım, vermişsiniz meğerse elime geç geldi." Veyahut, "Şöyle oldu böyle oldu." [diye] gelip itiraz ediyor, "Paranızı geri alın." [diyor.]
"Biz verdiğimiz şeyi geri almayız, buyurun sizin olsun."
Yani haklı olduğu halde, karşı taraf "hayır vermedin" deyince çıkartıp veriyor; külliyetli, büyük bir miktar. Ahlâklı yani. Ahlâkı öyle.
Terâhüm rukke'an süccedâ. İbadet ehli, mübarek insanlar. "Onları ya namazda görürsün ya secdede görürsün."
Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanmak için dünya gözlerine görünmüyor. Akılları, şuurları, idrakleri hep Rabbinin rızasını kazanmak yolunda, o tarafa doğru, ibadette taatte.
Sîmâhum fî-vücûhihim min eseris-sücûd. "Yüzlerinde o secdeden hâsıl olan nûraniyet var." Yere secde ede ede alınları nasırlaşmış. Allahu Teâlâ hazretlerine ibâdet ü taatten yüzlerinde imanın pırıltısı, imanın nûraniyeti var. Görsen, baksan görürsün, yüzlerinde alâmetleri var; o imandan, o ihlâstan, o takvadan doğan alâmetleri var.
Zâlike meselühüm fi't-tevrâti. "İşte Ümmet-i Muhammed Tevrat kitabında böyle anlatılıyor."
Ve meselühüm fi'l-incîli. "İncil'de de anlatılıyor, İncil'deki anlatılışı da şöyle:"
Ke-zer'in ehrace şat'ehû. "Yerden böyle salkımı kaldırmış bir filiz gibi, gittikçe büyüyor, gittikçe kuvvetlendiriyor." Mahsulümüz maşaallah şey yapıyor diye ekinciler memnun. "Ondan sonra başaklanıyor, mahsül veriyor, işte böyle." İncil'de de anlatılışı böyle diye zikrediliyor.
Bu âyet-i kerîmeden anlıyoruz ki Tevrat'ta da İncil'de de Ümmet-i Muhammed hakkında ve Peygamber Efendimiz hakkında malumatlar var.
Bütün peygamberlere, hepsine bu ahd ü mîsâk verilmiş, hepsinden ona ittibâ etmesi istenmiş.
Yahudiler Efendimizin
Geleceğini Biliyorlardı -
Sünnetten Yüz
Çevirenler - 10.10.1989
