08.07.2000 - İlk Önce İhtiyaç Daha Sonra Namaz, Ezanla Kamet Arası Duanın Kabulü

08.07.2000 - İlk Önce İhtiyaç Daha Sonra Namaz, Ezanla Kamet Arası Duanın Kabulü
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l âlemîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d.
Fe-kâle resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem;
إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلَاةُ، وَحَضَرَ الْعَشَاءُ، فَابْدَؤُوا بِالْعَشَاءِ. خ م هـ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، حم خ م ت د ن هـ حب وَالدَّارِمِيُّ عَنْ أَنَسٍ، حم خ هـ عَنْ عَايِشَةَ، حم طب عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الْأَكْوَعِ، طب عَنْ عَبَّاسٍ، طس عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
İzâ ukîmeti’s-salâtü ve hadara’l-‘aşâu febdeû bi’l-‘aşâi.
Bu hadîs-i şerîfi Buhârî, Müslim, İbn Mâce, Ahmed ibn-i Hanbel, İbn Hibbân ve Dârimî Enes radıyallahu anh’den rivayet etmişler. Hazret-i Âişe radıyallahu anha'dan da buna benzer bir rivayet var. Selemetü'l Ekva’dan da, Ebû Hüreyre’den de var.
Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz; Belki hayret edeceksiniz;
İzâ ukîmeti’s-salâtü. "Namaz için ikamet getirildiği zaman." Başlıyor namaz, namaz için ikamet getirildiği zaman.Ve hadara’l-‘aşâu veyahut huddıra’l-‘aşâü. "Akşam yemeği de konulmuşsa, hazırlanmışsa."
Namaza da kamet getirildi, hangisini yapacağız? Yemek mi yiyeceğiz, namaz mı kılacağız?
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Febdeû bi’l-‘aşâi. "Yemekle başlayınız." Yemeği yiyiniz.
Neden?
Çünkü yemek yemeden namaza durursa, namazda huzurlu olmayabilir, aklı yemekte olabilir. 'Karnımda zil çalıyor yahu. Acaba hanım ne yemek yaptı, yemekler kalktı mı' bilmem ne... Sen namaz mı kılıyorsun. Bütün sofranın fikirleri kafasına hücum eder. Çünkü midesi meşgul ediyor. Zil çalıyor,cangur cungur cangur cungur; karnından gur gur filan... Aklı yemekte. Namazda huzur olmaz. Herhalde bundan dolayı, Peygamber Efendimiz "önce yemeği yiyin, ondan sonra namazı kılarsınız." diyor.
Şimdi buna benzer bazı başka hükümlerde var, tavsiyelerde var, Peygamber Efendimiz tarafından yapılmış.
Mesela; bir insanın her akşam çektiği tesbihleri, kıldığı gece namazlarını kıldığı sırada uykusu bastırmışsa ne yapacak?
Önce uyuyacak! Onu atacak üstünden, ondan sonra yapacak. Yoksa uykulu uykulu 'ya ben kaç rekât kılmıştım. Hay Allah, rekâtları unuttum' Namazın içinde uyuklar falan. Öyle olmayacak. Uyuyacak namazı geç kılacak, sağlam kılacak. Bu namazın güzel kılınması için.
Madem aklında yemek var; git yemeğini ye, namaza gel. Ama namazını güzel kıl. Uykun mu var uyu. Ondan sonra evrâdını, nâfile teheccüd namazını kılacaksan kıl. Bu önemli!
İlk önce o namazın huzurlu kılınmasına engel olabilecek olan hususlar bertaraf ediliyor, ondan sonra namaz kılınıyor. Bu namaza değer verildiği için, namazın çala çırpa kılınmaması için, güzel kılınması için. Namaz yemekten daha az önemli olduğundan değil! Bilakis çok önemli olduğundan 'yemeğini ye de şu önemli işi güzel güzel yap. Aklın başında iken yap, aklın yemekte iken yapma'
İmam-ı Âzam Efendimiz'e bu meseleyi sormuşlar:
"Yemekle namaz aynı anda hazır olduğunda, yemek mi yiyelim namazı mı kılalım? Sen nasıl yaparsın?
"Bütün yemeğimin namaz olmasını, bütün namazımın yemek olmasını tercih ederim." demiş.
Ne demek istiyor?
Yemek yerken "yemeğimi bitireyim de namazımı kılayım. Aman vakit geçmesin. Aman en faziletli yanı kaçmasın" filan diye, yemek yerken hep namazı düşünecek.
Namazı düşünmek; namaza durup da "yahu hanım kebap mı yaptı, köfte mi yaptı, pilavda var mı? Pilav etli mi, zeytinyağlı mı, bilmem ne mi, bütün namazın yemek olmasına tercih ederim." demiş.
"Bütün yemeğimin namaz olmasını; bütün namazın yemek olmasına tercih ederim." diye latifeli cevap vermiş diye kulağıma gelmişti. Doğru veya yanlış bilmiyorum ama kural bu.
Diğer bir kural;
إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلَاةُ، وَأَرَادَ الرَّجُلُ الْخَلَاءَ، فَلْيَبْدَأْ بِالْخَلَاءِ. مَالِكٌ وَالشَّافِعِيُّ، حم عب ن هـ حب ك ق ض طب ت صَحِيحٌ، خز وَالدَّارِمِيُّ عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ أَرْقَمَ.
İzâ ukîmeti’s-salâtü ve ve erâde’r-racülü’l-halâe fe’l-yebde’ bi’l-halâi.
Bu da Ahmed b. Hanbel, İbn Abdülber, Neseî, İbn Mâce, İbn Hibbân, Hâkim, Beyhâki, Tirmizî, Taberânî gibi kaynaklarda var. Tirmizî "sahih" demiş. Listede Dârimî de var. Abdullah İbn Erkâm radıyallahu anh.
Peygamber Efendimiz bu hadîste de buyuruyor ki;
İzâ ukîmeti’s-salâtü. "Namaz için kamet getirildiği zaman." Namaza başlanılacağı zaman.Ve erâde’r-racülü’l-halâe. "Adam 'yüz numaraya gitme ihtiyacımda var, sıkıştım, kamet de getirildi ama, ne yapsam acaba' filan diye sıkışık olduğu takdirde, kamet getirildiği zaman.
Fe'l yebde' bi'l halâe. "Önce ihtiyacını görmeye gitsin." Çünkü abdesti sıkıştırıyorken namaz kılmak mekruh. Doğru değil. Gitsin güzelce, rahat bir şekilde abdestini alsın, ondan sonra gelsin. Sıkışık sıkışık o namazı kılmasın.
Bu manada da hoşuma giden menâkıbten birisi. Birisinin mescidi varmış. Adam mübarek, ihtiyar bir zat. Saygıdeğer bir kimse, bir pîri fani.
Vaazda demiş ki; "benim camime hamallar gelmesin. Hamal. Benim camime hamalın gelmesini istemiyorum." Mescidi var, kendisi orada imam, namaz kıldırıyor. Herkeste mübarek adam diye camisine geliyor. Fakat şart koşmuş.
"Benim mescidime hamal gelmesin."
"Avcı da gelmesin. Avcılar da gelmesin benim mescidime." Allah Allah. "Sakalarda gelmesin." Sakanın ne olduğunu burada yetişen bazı kardeşlerimiz belki bilmez. Eskiden evlerde sular yoktu, musluklar yoktu; şarıl şarıl çevirdiğin zaman sular akmazdı. Her evin kuyusu da yoktu. Sular uzaklardan getirilirdi, taşınırdı. Kovalarla, omuza sopa takılarak, sopanın iki ucunda kova ile tutarak, kovalarla taşınırdı.
Bizim memlekette, toprak tepsilerle taşınır. Şu kadar yükseklikte, toprak testilerin içine doldurulur, taşınırdı, iki kulplu.
Bazı yerlerde tenekeyle taşınıyor. Teneke çıkınca tenekeleri temizlerler, onu su taşımakta kullanılırlar. Çünkü baya hacimlidir teneke, onyedi kilo su alır az değil. Testinin birde toprak olarak kendisinin ağırlığı var.
Fukara suyunu kendisi taşır. Biraz paralı olanlar, parayı verir; su taşıyanlardan parayı suyu alır. 'Dört teneke su ver, dört kova su ver, al şu kadar para' diye. İşte buna -su taşıyana- saka derler. Su sakası, sulayıcı demek ama parayla satıyor suyu.
"Sakalar gelmesin, avcılar gelmesin, hamallar gelmesin.
"Hocam sen bazı meslekleri niçin dışlıyorsun? Mescide gelmesinler diyorsun. Niçin istemiyorsun? Avcıların başka geçimi yok; onunla avlanacak, satacak, yaşayacak, geçinecek. Kıtlık var, geçimde zorluk var."
Demiş ki; "evladım ben onu latife diye söyledim. Avcı dediğim; namaza durur Allahu Ekber. Sağına soluna bakar; kuş mu arıyorsun, av mı avlayacaksın, namaza durdun, niye etrafına bakıyorsun? Namaza durunca bakılacak yer secde mahalli. Niye etrafa bakınıyorsun? Avcı mısın sen?Av mı arıyorsun?" Onları kastediyorum.
"Namazı huşu içinde kılsın, öyle sağa sola bakmasın." demek istiyorum demiş.
Peki sakadan kastın ne?
"İdrarı vardır, yüz numaraya gitse abdesti bozulacak. Abdest almaya üşeniyor, 'şu namazı çıkartıyım, ondan sonra abdest alıyım' o da su taşıyor. Küçük abdesti kendisini zorluyorken, namaz kılmayı 'bunu da çıkartıyım' diyenleri kastediyorum." demiş.
Peki hamal?
"Hamal da daha büyük ihtiyacı olduğu halde, 'şu namazı kılayım ondan sonra giderim' filan diye kendisini tutanı" kastettiğini söylemiş.
Ama burada da görüyoruz. Eğer yüz numara ihtiyacı varsa ilk önce o ihtiyacını görsün diyor Peygamber Efendimiz.
Üçüncü hadîs-i şerîf;
Taberânî’den. Râvisi, Ebû Umame el-Bâhilî radıyallahu anh. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلاةُ، فُتِحَتْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ, وَاسْتُجِيبَ الدُّعَاءُ, وَإِذَا انْصَرَفَ الْـمُنْصَرِفُ مِنَ الصَّلَاةِ , وَلَمْ يَقُلِ: اللّٰهُمَّ أَجِرْنِي مِنَ النَّارِ، وَأَدْخِلْنِي الْجَنَّةَ، وَزَوِّجْنِي مِنَ الْحُورِ الْعِينِ ، قَالَتِ الْـمَلَائِكَةُ : يَا وَيْحَ هٰذَا ، أَعَجَزَ أَنْ يَسْتَجِيرَ مِنْ جَهَنَّمَ, وَقَالَتِ الْجَنَّةُ: يَا وَيْحَ هٰذَا، أَعَجَزَ أَنْ يَسْأَلَ الْجَنَّةَ, وَقَالَتِ الْحُورُ الْعِينُ: يَا وَيْحَ هٰذَا ، أَعَجَزَ أَنْ يَسْأَلَ اللهَ أَنْ يُزَوِّجَهُ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ. طب عَنْ أَبِي أُمَامَةَ.
İzâ ukîmeti’s-salâtü fütihat ebvâbü’s-semâi ve’s-tücîbe’d-du’âü ve ize’n-sarafe’l-münsarifü mine’s-salâti ve lem yekul Allahümme ecirnî mine’n-nâri ve edhılni’l-cennete ve zevvicnî mine’l-hûri’l-‘îni kâleti’l-melâiketü yâ veyha hâzâ e’aceze en yestecîra min cehenneme ve kâleti’l-cennetü yâ veyha hâzâ e’aceze en yes’ele’l-cennete ve kâleti’l-hûri’l-‘îynü yâ veyha hâzâ e’aceze en yes’elallahe en yüzevvicehû mine’l-hûri’l-‘îni.
Namaza kamet getirildiği zaman 'Allahu Ekber Allahu Ekber' namaza başlandığı zaman. Fütihat ebvâbü’s-semâi. "Göğün kapıları açılır." Biliyorsunuz göğün kapıları var, her zaman herkes geçemiyor, kaç defa söyledim. Bu bir manevi hakikât. Göğün kapıları açılır; dualar, ibadetler geçecek, yasaklanmayacak. Ve’s-tücîbe’d-du’âü. "Dua da makbul olur." Onun için o arada dua etmek iyidir. Ezanla kamet arasında dua etmek, makbul vakitlerden birisi. Dua da müstecab olur. Ve ize’n-sarafe’l-münsarifü mine’s-salâti. "Namaz kıldıktan sonra, namazı kılan camiden giderken."Ve lem yekul Allahümme ecirnî mine’n-nâri ve edhılni’l-cennete ve zevvicnî mine’l-hûri’l-‘îni. Namaz kılan kimse bu duayı etmeden gitmişse;
Bu dua ne?
Allahümme ecirnî mine’n-nâri. "Ya Rabbi! Beni cehennemden koru." Ve edhılni’l-cennete mea'l-ebrâr. "Beni iyi kullarınla cennetine sok." Ve zevvicnî mine’l-hûri’l-‘îni. “O güzel gözlü, mübarek hûrilerle beni evlendir Ya Rabbi!” demeden namazdan giderse;
Şimdi biz namazı kıldık. Bunu demeden bir kimse kapıdan giderse ne olur?
Kâleti’l-melâiketü. "Melekler der ki." Yâ veyha hâzâ. "Yazık şu adama ya." Gidene tüh be yazık olsun şu adama derler. Yâ veyha hâzâ e’aceze en yestecîra min cehenneme. "Cehennemden Allaha sığınmaktan aciz mi oldu da söylemedi gidiyor. 'Beni cehenneme atma ya Rabbi! Cehennemden koru' demekten aciz mi oldu da söylemeden gidiyor. 'Tüh be, yazık be, vay be kaçırdı fırsatı. Bu fırsat kaçar mıydı' demek. Melekler böyle der.
Sonra; ve kâleti’l-cennetü. "Ve cennette der ki" yâ veyha hâzâ. Tüh be yazık etti şu adam."Yâ veyha hâzâ e’aceze en yes’ele’l-cennete. "Allah'tan cenneti isteyiverseydi ya. Aciz mi kaldı, ne mani vardı, ne olurdu isteyiverseydi cenneti. Yazık etti, kaçırdı fırsatı ya." der cennette.
Hûrilere gelince; ve kâleti’l-hûri’l-‘îynü. Hûri’l-‘îynü der ki -bunun manasını sonra söyleyeceğim- Yâ veyha hâzâ. "Tüh, yazık olsun şu adamcağıza. Vay be ne fırsat kaçırdı." E’aceze. "Gücü yetmez miydi, aciz miydi ki;" En yes’elallahe en yüzevvicehû mine’l-hûri’l-‘îni. "Allah’ın kendisini hûrilerle evlendirmesini isteyiverseydi. Bundan aciz mi kaldı." derler.
Bunlardan ne anlıyoruz?
Bu duaları söyleyelim.
"Allahümme ecirnâ mine’n-nâri ve edhılne’l-cennete me’a’l-ebrâri ve zevvicnâ mine’l-hûri’l-'iyni." duasını yapalım.
El-hûri’l-'îyn demek?
El-hûr; ahver kelimesinin çoğulu. Ahver veyahut müennesi havrâ çoğulu, hûr geliyor.
Gözü gayet güzel. Kapkara gözlü, akı bembeyaz.
Îyn ne demek?
Îyn de; müzekkeri a'yen, müennesi ‘aynâu, çoğulu da îyn geliyor. O da "gözleri gayet hoş ve iri" demek. Bu ikisi gözün sıfatı. Gözleri bu kadar güzel olan bu cennet hatunları ile evlenmeyi istemedi diye esef ederler, kaçırdı fırsatı derler.
Onun için bu duayı ezberleyin.
Allahümme ecirnî mine’n-nâri ve edhılni’l-cennete me’a’l-ebrâri ve zevvicnî mine’l-hûri’l-'iyni.
Allah bizi cehennemden korusun. Cennetine dahil eylesin. Hûri hatunlarıyla evlendirsin.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin. Mârifetullaha erdirsin. Aşkullâhu, muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp, cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
00.11.2000 -
Pazartesi, Perşembe Gününün
26.05.1995 -
Aşure Günü, Nafile
