00.00.1999 - Münafıklar, Evlenirken Tercih Yapmak

00.00.1999 - Münafıklar, Evlenirken Tercih Yapmak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Kemâ yenbağî li-celâli vechihî ve-li azîmi sultânih. Ve’s-salâtü ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedini’l-Mustafâ ve alâ âl’ihî ve sahbihî ve men tebi’ahû ilâ yevmi’d-dîn.
Emma ba’d.
Enne racülen iste’zene ale’n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem fe kâle: İ’zenû lehû fe-le bi’se ibnü’l-aşîreti ev-bi’se raculü’l-aşîreti.
أَنَّ رَجُلًا اسْتَأْذَنَ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: «ائْذَنُوا لَهُ، فَلَبِئْسَ ابْنُ الْعَشِيرَةِ، أَوْ بِئْسَ رَجُلُ الْعَشِيرَةِ»
Hz. Âişe-i Sıddîka validemizden rivayet olunmuş ki;
“Adamın birisi, Peygamber Efendimiz’in yanına girmek için, izin istemiş.”
Kapalı bir kapının arkasına bir odaya, eve girerken sahibinden izin almak âdeti var.
“Es-selâmu aleyküm.” denilecek. “Girebilir miyim?”denilecek. İzin verilirse girilecek, verilmezse demek ki mazeret varmış, dönülecek. Ve kapıya yüz çevrilmeyecek, kapıya bakılmayacak, kapıya yan dönülecek veya arka dönülecek ki açan kimse birden görülmesin diye.
Adamın birisi, Peygamber Efendimiz’in yanına girmek için, izin istedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki: İ’zenû lehû. “Verin izni şuna.” Bi’se ibnü’l-aşîreti. “O kimse aşiretin, kavmin ne kötü bir mensubu... Girsin bakalım hadi. Ne diyecekse desin.” falan gibilerden.
Demek ki; münafık olursa, o gibi kimselerin hakkında, böyle söz söylemekte mahsur yok ki Efendimiz böyle diyor.
“Peki, izin verin gelsin, bırakın gelsin bakalım. Ama kavmin en berbatı, ne kötü bir mensubu.” demiş.
Artık ne kusuru varsa... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çok kimseleri affeder ama onun o, halinden dolayı böyle söylemiş.
عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا أَظُنُّ فُلاَنًا وَفُلاَنًا يَعْرِفَانِ مِنْ دِينِنَا شَيْئًا» قَالَ اللَّيْثُ: «كَانَا رَجُلَيْنِ مِنَ المُنَافِقِينَ»
Yine Hz. Âişe-i Sıddîka validemizden rivayet olunmuş ki; Kâlet. “Şöyle demiş.” Kâle Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem. “Peygamber Efendimiz buyurdu ki.” Mâ ezunnu fülânen ve fülânen ya’rifâni min dîninâ şey’en. Ravahul Buhâri. Kâle’l-Leysü’bnü Sa'd ehadü rivâhü hâze'l hadîsi hâzâni'r-racülâni kânâ mine'l münâfikîn.
Yine Hz. Âişe validemiz anlatıyor. Çünkü evin ahalisinden olduğu için, onun haber vermesi normal.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; Mâ ezunnu. “Sanmıyorum ki.” Fülânen ve fülânen. “Falanca adam ve falanca adam.” Ya’rifâni min dîninâ şey’en. “Bizim bu dinimiz İslâm’dan bir şey biliyorlar. Sanmıyorum... Sanmıyorum ki bir şey biliyorlar.” Bir şey bilmiyorlar, İslâm’ı anlamamışlar, kafalarına girmemiş. Bu adamlar İslâm’ın ruhunu, mahiyetini, zihniyetini anlayamamış.
Bu hadisi; Buhâri hazretleri rivayet etmiş rahmetullahi aleyh. Ve hadisin râvilerinden birisi olan el-Leysü’bnü Sa’d demiş ki; “ Peygamber Efendimiz’in isimlerini söylediği bu iki adam: Kâne raculeyni mine’l-münâfikîne. "Münafıklardandı.”
Biliyorsunuz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in zamanında bazı insanlar toplumdan korktuğu için “müslüman olduk” diyorlardı. Ama içleri adam olmamıştı. İçleri, kalpleri bozuktu.
O münafıklar; bozgunculuk yaparlar, fitne çıkartırlar, dedikodu yaparlar, yüze gülerler arkadan kuyu kazarlar. O ikisi hakkında diyor ki:
“Onların, bizim dinimizden bir şey bildiklerini sanmıyorum.”
Dini bilse, Allah’ı bilse, âhireti bilse, cezayı bilse, Mahkeme-i Kübrâ’yı bilse yapmaz öyle şeyler. Öğrenemiyorlar. Nasipsiz.
Peki bir insan Peygamber Efendimiz’in Asr-ı Saadeti’nde yaşar da üstelik bir de şartlar zorladığı için “müslüman oldum” der de hâlâ niye münafık olarak kalır?
Çok önemli bir şey! Demek ki; nasipsiz, Allah nasip etmiyor. Allahu Teâlâ hazretleri bu imanı, hidayeti kimlere nasip etmez?
وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ
Vallâhu lâ yehdi’l-kavme’z-zâlimîn. [1]
“Zalim olursa, zalime hidayet vermez Allah.”
Çünkü hidayet cennetin anahtarıdır. Cennetin anahtarını götürüp de sevmediği kişiye, Allah vermez.
Zalim adam. Zulmün çeşitleri vardır. Zulüm, insan günah işliyorsa o da zalimdir. Nefsine zulmediyor, çünkü kendisini helak ediyor. Çünkü âhirette başını derde sokuyor. Çünkü cehenneme girecek, yanacak. Nefsine zulmediyor.
فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ
Fe minhüm zâlimun li nefsihî. [2]
“İnsanların bir kısmı günah işler. Yani nefsine zulmeder.”
Bazıları da başkalarına zulmeder. Kendisi günahı da işler de, bir de başkalarının haklarını çiğner; başkalarını inletir, ağlatır, üzer, zarara uğratır. Gadreder, gasp eder, malını alır vesaire falan... O da bir zulüm.
Ez-zülmü zulümâtün yevme’l-kıyâmeti.
“Kıyamet gününde o kara kara belalar dertler başına çökecek. Kıyamet günü zulmet, karanlık olacak, o yaptığı zulümler.”
Böyle bir şey olduğu zaman, mânevî liyakatsizliği olduğu için Allah hidayet vermiyor.
Yoksa edebi olsa, pişmanlığı olsa, kusuru olsa, nice nice nice insanlar sonunda mü’min olmuşlardır. Hz. Ömer bile öyle değil miydi? Nasıl kızıyordu müslümanlara? Peygamber Efendimiz’i öldürmeye çıkıyor evden.
“Şu adamı öldüreyim.”
Çünkü iri yarı ,güçlü kuvvetli, bahadır. Hızlı hızlı giderken, birisi onun kılıcını kuşanmış, ciddi ciddi gittiğini görünce;
“Nereye gidiyorsun, ya Ömer?”
“Şu adamın işini bitireceğim.” falan deyince.
“Sen onun işini bitiremezsin, onun yanında onu canından ziyade sevip koruyan insanlar, muhafızlar var. Sen ona bir şey yapamazsın. Hem sen bir kere önce kendi ailene hâkim ol. Senin kız kardeşin, senin enişten müslüman olmuş. Sen ilk önce onları…”
“Ne! Onlar müslüman mı oldu?”
Hemen döndürüyor yolu. Doğru kız kardeşinin ve eniştesinin evine gidiyor. İçeride Kur’ an okuyorlarmış. Dışarıdan geldiği zaman, duyuluyor. Bakıyor Kur’ an okuyorlar.
Tak tak tak hızlı kapıyı vuruyor! Trak! açıyor!
Kapı varsa tabi. Ben “kapıyı vuruyor” dedim ama laf olsun diye dedim. Belki kapıları yok, perde var.
Öyle tahtayı nereden bulacaklar da 50 dolara kapı takacaklar.
İçeri giriyor.
“Ne okuyordunuz?”
“Yoktu moktu…” falan.
“Çıkartın!”
Bilmem ne… Çat! Pat!
“Siz de mi müslüman oldunuz?” diyerek eniştesini dövüyor. Kız kardeşinin beyini dövüyor, hırpalıyor, kanatıyor. O zaman kız kardeşinin de sabrı taşıp müslüman olduklarını söylüyor.
“Allah Allah! Bu ne hâldir...Getirin bakayım, ben de okuyayım.” falan derken.
Kalbi yumuşuyor, yumuşuyor, yumuşuyor… İmana geliyor.
Neden?
Hz. Ömer niye müslüman oldu?
Niye müslüman oldu biliyor musunuz?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz dua ediyordu.
“Yâ Rabbi! İki Ömer’den biriyle, şu dini kuvvetlendir!” diye.
Peygamber Efendimiz’in duasına erdi de ondan. Yoksa Allah herkese hidayeti, vermez. Resûlü’nün hatırına, o kızını gömen [kişiyi] müslüman etti. Cennetlik eyledi, aşere-i mübeşşere’den eyledi. İslâm’ın en yüksek şahsiyetlerinden oldu. Peygamber Efendimiz’den sonra halife-i sâni oldu.
Bir insan, eğer münafık olarak kalıyorsa, Peygamber Efendimiz’in zamanında edepsizlikleri vardır. Edepsizlikleri, terbiyesizlikleri vardır ondan öyledir.
Allahu Teâlâ hazretleri hepimize irfan versin, ariflik versin. Hepimize hakkı göstersin, hakka uydursun. Yolunda daim eylesin, cennetiyle, cemâli’yle cümlemizi müşerref eylesin.
El-Fâtiha.
[1] 3/Âl-i İmrân, 88.
[2] 35/Fâtır, 32.
00.11.1999 -
Dünya Hayatının Değersizliği
00.00.1999 -
Müminin Gönlü, Hikmet,
