12.11.1998 - Kıyamet Alametleri, Kişinin Öldüğünde Kıyametinin Kopması

12.11.1998 - Kıyamet Alametleri, Kişinin Öldüğünde Kıyametinin Kopması
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l âlemîne Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ-seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîne. Muhammedin ve alâ âl’ihi ve sahbihi ecma’în ve men tebi’ahû bi-ihsanin ilâ-yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d.
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Allahu Teâlâ hazretleri Kur'an-ı Kerim'in 22. cüzünde, Ahzâb suresinin sonunda buyuruyor ki;
يَسْأَلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللَّهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا
Yes-eluke-nnâsu ‘ani-ssâ’ati kul innemâ ılmuhâ ındallâhi ve-mâ yudrîke le’alle-ssâ’ate tekûnu karîbâ. [Ahzâb Suresi 63. Ayet]
İnsanlar sana kıyamet konusunda soruyorlar. Ne zaman kopacak bu kıyamet diye. Ey Resulüm! Onlara de ki;
Kul innemâ ilmuhâ indallâh. [Ahzâb, 63. Ayet]
"O kıyametin ne zaman kopacağının bilgisi Allah'ta." Allah'ın indinde. Kıyametin ne zaman kopacağını kimseye bildirmemiş Cenâb-ı Mevlâ.
Ama;Ve mâ yudrîke lealle's-sâate tekûnu karîbâ. [Ahzâb Suresi 63. Ayet]
"Belki kıyamet yakın olabilir. Ne biliyorsun?"
Belki kıyamet yakın olabilir. Kıyametin zamanını Allahu Teâlâ Hazretleri saklamıştır, gizlemiştir. Kıyametin ne zaman kopacağını Cebrâil aleyhisselam da bilmiyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'de Allah bildirmemiş, bilmiyor. Bilmediğini de ifade ediyor. Yalnız kıyametin işaretleri var, emareleri var, alametleri var. Yani kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren alametler var. Kısaca söylemek gerekirse, kıyametin kopmasının alametleri ahlâkın tefessüh etmesi, artık kokuşması, insanların iyice sapıtması, faziletli güzel şeylerin kötülük sanılması, çirkin ve rezil sayılan çirkin işlerin de işlenmesi. Sokak ortasında herkesin gözü önünde kötülüklerin utanmadan, arlanmadan yapılabilmesi. İyi insanların, hor, hakir olması.
Kıyametin alametleri büyük ölçüde bunlar. Allahu Teâlâ hazretleri saklamış.
لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةً
Lâ te'tîkum illâ bağteten. [A’râf Suresi 187. Ayet]
"Ansızın gelecek." Ansızın kıyamet gelecek. Öyle ansızın gelecek ki; adam çarşıda alışveriş yapmış olacak, malı almış parasını ödüyorken gelecek.
Adam tarlada çukuru kazmış, ağacı dikiyor olacak, öyle kopacak. Hayatın faaliyetleri devam edip dururken, millet ummadığı bir sırada ansızın gelecek.
Arapça'da 'bağteten' demek; ansızın demek, Hiç umulmayan bir zamanda pattadak kopuverecek kıyamet.
Onun için;
Lealle's-sâate tekûnu karîbâ.
"Belki kıyamet yakın olabilir." diye Allahu Teâlâ Hazretleri bizim kıyametin kopması hakkında yakındır düşüncesine sahip olmamızı, yakındır belki kopuverir diye hazırlıklı olmamızı istiyor, işaret ediyor. Kıyamete hazırlıklı olmamız lazım.
Kıyamet ansızın kopabilir. Sabah işe gideriz, işten dönmeden kıyamet kopabilir. Bu kadar ansızın gelebilir. Onun için insanın işlerini hemen bugün ölecekmiş gibi ayarlı yapması lazım. Hesaplarını ona göre yapması lazım. Tevbesini çabuk etmesi lazım. Günahlardan çabuk hemen dönmesi lazım. Borçlarını ödemeye, ibadet ve taatlerini yapmaya hemen girişmesi lazım. Çok yalvarıp yakarıp, çok ağlayıp, gözyaşı dökmesi lazım. İşin doğrusu bu.
Bir de benim bütün arkadaşlara, sözüm şu olmuştur. Peygamber Efendimiz'in bir hadîs-i şerîfi var. "İnsan öldü mü insanın kıyameti kopmuş demektir." Elli yıl önce benim dedem ölmüşse, onun kıyameti o zaman koptu. Ben hâlâ yaşıyorum ama onun kıyameti koptu.
Öldü mü insan bitti. Ölüm de her an, her zaman yanı başımızda olduğundan, tepemizin üstünde olduğundan, kıyameti bir anlık mesele olarak bilmek doğrudur. Onun için günaha girmemek doğrudur. Onun için günahtan hemen tevbe etmek doğrudur. Onun için kıyamete, ahirete hazırlıklı olmak doğrudur. Akıllıca olan iş budur.
Evliyâullah sabaha çıktıkları zaman elhamdülillah sabah namazını kıldık, güneş doğdu. Akşama çıkacaklarını ummazlarmış. Akşam gece bastırdığı zaman, sabaha ulaşacaklarını düşünmezler ve ummazlarmış. Bu gece ölebilirim derlermiş.
Ona göre o mantıkla, o zihniyetle, o korkuyla ibadet ve taat ederlermiş. Ölmem canım. Yaşarım yav. Daha dur bakalım. Daha önümde yıllar var. Daha ne kadar çok yaşayacağım diye ummak, ümit etmek, emel bağlamak... Buna, bu duyguya tûl-i emel diyorlar. Tûl-i emel. Tûl; uzunluk demek. Tûl-i emel; insanın umutlarının sıralanıp uzayıp, uzak bir zamana kadar gitmesi.
"Ne kadar yaşarsın kardeşim sen?"
"Tahminen herhalde kırk yıl daha yaşarım. Elli yıl daha yaşarım. Çocuksa yetmiş, seksen yıl daha yaşarım. Yetmiş yıl yaşamasam da herhalde en aşağı on yıl yaşarım. On yıl yaşamasam da hemen yarın ölecek değilim ya, biraz daha yaşarım."
'Biraz daha yaşarım' diye ummak, tûl-i emel oluyor. Hemen öleceğini düşünmek makbul. Tûl-i emel haram ve yasak ve yanlış. Çünkü yaşayacağım diye ümit etmek insanı, iyi işleri tehir etmeye yöneltiyor. Nasıl olsa yaşayacağım, nasıl olsa yaparım. Canım bugünlük bu kadar işte, yarın yaparız, öbür gün yaparız, daha öteki gün yaparız.
Hacca gidecek. "Canım işte bu sene olmadı. İşte bir gideriz ileride." falan. Halbuki bakalım ilerideki seneye çıkacak mı çıkmayacak mı?
Bak bir arkadaşın çocuğunun kanser olduğuna dair haber geldi. Babası dururken oğlu ölecek.
Görüyor musun?
İşin acayipliğine bak!.
Sırayla olmuyor. Onun için kıyameti yakın bilmek ve kıyamete hazırlanmak hepimizin vazifesi ve akıllıca olan hareket tarzı bu.
Her insan tek başına Cenâb-ı Hakk'ın karşısında bu dünyadaki hayatında neyi tercih etmişse, o tercihinden hangi yola gitmişse o seçmesinden sorumlu olacak. "Beni falanca aldattı." demek mazeret olmayacak. "Bilmiyorum." demek de mazeret olmayacak. Bilmiyordum Ya Rabbi! Bilmemek mazeret olmayacak. Allah bilmeyeni de iki kat azaplandıracak. Bir; işlediği kusurdan dolayı. İki; niye öğrenmedi diye.
Niye öğrenmedin?
Her şeyi öğrendin. Allah'ın istemediği şeyleri nasıl öğreniyorlar?
Her şeyleri nasıl öğreniyorlar?
"Bunu bilmiyorum."
"Öğren."
Hayatın en mühim meselesi nedir?
Şu dünyaya geldik, yaşıyoruz.
En büyük mesele nedir kardeşim?
En büyük mesele; Allahu Teâlâ Hazretlerine iman meselesidir, din meselesidir.
"Ben dinle pek ilgilenmiyorum." İlgilenmiyorsan, yalvaracak değil ya Allah sana.
Allah yalvarmayacak. Allah peygamber gönderiyor. Peygamber göndermesi bir lütuf. Rahmetinden, merhametinden peygamber gönderiyor. Bir de kitap indirmiş.
İşte kitap. İşte tercümesi.
Bilmiyorum ne demek?
"Okuma yazma bilmiyor musun?"
Biliyorsun.
"İngilizce bilmiyor musun?"
Biliyorsun.
"Türkçe bilmiyor musun?"
Biliyorsun.
"Bunları okusan anlamaz mısın?"
Anlarsın.
"Efendim anlayamıyorum. Birisi anlasa daha iyi."
O zaman anlayan insanı tut. Mektebine git. Herhangi bir mesleği edinmek ve uygulamak için burada diploma gerekmiyor mu?
"Gerekiyor."
Muslukçu, elektrikçi, oto tamircisi, boyacı vesaire... Hepsinin mektebi var. Her şeyi öğretmek için neler yapıyorlar?
Her şeyi öğretmek için, bütün tedbirleri alıyorlar.
Peki hayatın en mühim meselesi; Allah'a iman, doğru bir din tutmak ve doğru bir din üzere yaşamak olduğuna göre niye bununla ilgilenmiyor?
Elbette cezası iki kat olacak.
Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim; Bir; kendimiz dinin önemine vakıf insanlar olarak dinimizi iyi öğrenmeye çalışalım. Bu önemli!. Bu dini bilgileri öğrenmek, akşamları yarım saat eğlenceli bir konuşma dinlemek meselesi değil.
Önemli bir mesele!. Çok önemli bir mesele!. Dinimizi doğru olarak öğrenmek en mühim meselemiz.
Her şeyi ikinci tarafa kenara itip, ikinci plana bırakıp önce bunu öğrenmeliyiz. Öğrendiğimizde uygulamalıyız.
Önce dinimizi öğreneceğiz. Ondan sonra dinimize göre yaşayacağız. Öğrendiğimizi uygulayarak iyi insan olarak yaşayacağız.
Allah'ı bilen insan olarak, Resûlullah'a itaat eden insan olarak.
Bağlandığın ne varsa onlara bağlan mı dedi yoksa Resûlullah'a mı bağlan dedi?
Allah'ın Resûlü'ne bağlanacaksın.
Bak orada nasıl feryad-ı figan edecekler. "Ah! Vah! Keşke Allah'a itaat etseydik. Keşke Resûlullah'a itaat etseydik." diyecekler. Cahil de "Keşke öğrenseydim." diyecek.
لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ
Lev kunnâ nesme’u ev-na’kilu. [Mülk Suresi 10. Ayet]
"Keşke duysaydık lafları. Keşke akletseydik söylenenleri." Pişmanlık pişmanlık...
Ama ne zaman?
Yarın ahirette. İş işten geçtikten sonra,
Ahirette cezaya çarpıldıktan sonra yapılacak bir şey kalmıyor. Asıl bu sözler çok mühim. Şu benim anlattığım âyetleri okuyoruz, anlamadan geçiyoruz.
"Hocaefendi âyet okudu."
Hangi âyetleri okudu?
"Vallahi bilmem. Birinci rekatta Lem yekünillezîyi okudu, ikinci rekatta İza zülzileyi okudu.
Bazen onu da bilmez, arkadaki. Sorsan bilmez.
Peki, Lem yekünillezî de ne deniliyor, izâ zülzile de ne deniliyor?
Onu da bilmez.
Hocaefendi âyetleri okudu. Hafız Mustafa'nın sesi çok güzel Allah razı olsun, Kur'an-ı Kerîm okudu. Olmaz. Bunlar bize emir. Bir şeyler söylüyor.
Ahiretle ilgili bilgi veriyor. Cehennemde kâfirlerin ne diyeceğini anlatıyor. Kâfirlerin bunu bilmesi lazım. Kâfirlikten vazgeçmesi lazım.
Şimdiden Allah'a ve Resûlullah'a itaat etmesi lazım. Bizim de itaat etmemiz lazım. Bunu dinleyip bizim de itaatsizliğimiz varsa kendimizi düzene sokmamız lazım. Taburun içinde yamuk ayakla yürüyorsak kendimizi düzeltmemiz lazım.
Allahu Teâlâ Hazretleri gerçekleri görüp, zamanında hatasını düzeltip, iyi kul olmayı bizlere nasip etsin. Çok çok aldanıyoruz. Çok gevşek davranıyoruz. İşin vehametinden çok habersiziz. Kıyamet birden kopuverecek, hiç haberimiz yok. Veya bizim kendi özel kıyametimiz ölüm geliverecek, hiç haberimiz yok, hiç hazırlığımız yok. Çok yanlış. Böyle olmaması lazım.
Her işimizi, Allah'ın rızasına uygun yapacak bir zihniyeti takınmamız lazım. Allah bize yardım eylesin, tevfîkini refîk eylesin, güzel kul olmayı nasip eylesin.
15.06.1998 -
Faiz Yemek, Takva
08.01.1998 -
Allahın Kudreti, Dünyalıklar,
