07.04.0000 - Namazı Uygun Şekilde Kılmak, Peygamber Efendimizin Sözünü Doğru Aktarmak

07.04.0000 - Namazı Uygun Şekilde Kılmak, Peygamber Efendimizin Sözünü Doğru Aktarmak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fî-hi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l evvelîne ve'l âhirin ve imâmi'l müttekîn Muhammedini'l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l ceza.
Emmâ ba’dü;
Kale Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
إِيَّاكَ وَالتَّسْوِيفَ بِالتَّوْبَةِ، وَإِيَّاكَ وَالْغِرَّةَ بِحِلْمِ اللهِ عَنْكَ. الدَّيْلَمِيُّ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.
İyyâke ve’t-tesvîfe bi’t-tevbeti ve iyyâke ve’l ğurrate bi’hilmillâhi anke.
İbni Abbâs radıyallahu anhümadan. Peygamber Efendimiz; "Tesvîften aman sakının. " buyuruyor.
Ne demek tesvîf ?
Bir işi ertelemek, öteye bırakmak. 'Sonra yaparım, ilerde yaparım, yarın yaparım' demek.
Neyi geciktirmeyin diyor Efendimiz?
İyyâke ve’t-tesvîfe bi’t-tevbeti. "Tevbeyi; Allaha dönüşü, doğru yola girişi, halini düzeltmeyi, iyi müslümanlık yapmaya girişmeyi 'tevbe Yâ Rabbi! Ben hata etmişim. Bundan sonra bunu yapmayacağım, iyi insan olacağım.' Bu tevbeyi geciktirmekten sakının."
Neden?
Şeytan geciktirir. Şeytanın aldatmacalarından bir tanesi tevbeyi ve iyi işleri geciktirmektir.
"Kılıver. Bak camiye gideceksin yirmi dakika, döneceksin yirmi dakika, birde Es’ad Hoca orada vaaz verirse otuz dakikada oradan. Ne kadar vaktin ziyan olacak? Şurada kıl, cump yatağın içine balıklama atla, şu kadar karım var uykudan, gitme ya. Namazı kılmasan daha iyi ama, yataktan hiç kalkmasan sıcaklığı bozulmaz, yorgan sıcacık, yatak yumuşacık. Kalkma."
Yok kalkacam.
"E kalktın, gitme."
Gidiceğim.
"Pekala madem gidiyorsun o zaman çabuk gel, acele."
Burada namazı kılıyor; es-selâmü aleyküm ve rahmetullah, es-selâmü aleyküm ve rahmetullah. Birde kapının gümbürt kapandığnı duyuyorsun, kapı kapanıyor.
Neden?
Acele. Şeytan acele ettirir.
El-aceletü mine'ş-şeytan. Başka işlerde hiç acele etmiyorsun; kahvede otururken bir yanından öbür yanına dönerken yarım saat geçiyor. Yarım saatte bir tarafından öbür tarafına dönüyorsun, keyfin yerinde, hiç kıpırdamak istemiyorsun. Kalkacaksın kalkacaksın kalkamıyorsun da. Bu camideki bu sıkıntın ne?
Bu namazı paldır küldür, hızlı hızlı kılmak ne? Pattadak küttedek, pattadak küttedek; tavuğun yerden yem toplaması gibi secde etmek olur mu?
Darıları, daneleri, buğdayları, arpaları yere serpiyorsun, tavuk geliyor tak tak tak tak. Bunlarında secdesi öyle.
"Kaç tane subhânallah, subhâne rabbiye'l azîm dedin söyle bakayım."
Üç tane dedim.
"Yahu süb süb süb desen bile senden daha uzun sürer. Halbuki sen bir koydun başını bir kaldırdın."
Zilin devresinin açılması kapanması gibi. Yere değer değmez hop kafa kalkıyor. Böyle secde olmaz. Duracaksın; Subhâne rabbiye'l âlâ, Subhâne rabbiye'l âlâ, Subhâne rabbiye'l âlâ. Bak ne kadar vakit geçiyor. Allahu Ekber yine duracaksın. Ondan sonra yine secde edeceksin. Acele de şeytandandır. Böyle ibadeti acele ettirmek şeytandandır. Hayrı geciktirmek şeytandandır.
Tesvîf... 'Sonra yapacağım, ilerde yapacağım' demek şeytandandır. Bu kelimeyi iyi öğrenin, bu huyu iyi belleyin. Şeytanın bu oyununu öğrenin, hayırlı işi yarına bırakmayın. Hemen yapın. Yapacaksanız yapın. Çünkü şeytan geriye attırdımı, o arada unutturur, ayartır. Adamı kandırır.
"Boşver ya ne yapacaksın ya."
Söz verdim.
"Boşver yapma."
O arada aklını çeler. Zaten bir insan bir hayrı yaparken, kaç tane şeytandan kendisini geçirerek öyle yaparmış. İnsan hayrı kolay yapmıyor, hayır yapmak kolay birşey değil.
İyyâke ve’t-tesvîfe bi’t-tevbeti. "Her hayırlı işi tehir etmek fenadır ama en fenasıda tevbeyi tehir etmektir."
"Ya bırak şu sigarayı, içkiyi."
Bırakacam bırakacam emekli olayımda öyle.
O kadar vakte kadar yaşayacağına senedin mi var? Rüyada mı gördün? Allah ben seni 75 yaşına kadar yaşatacağım diye sana vaad mi buyurdu?
Yarın ölürsen tevbesiz gidersin. Günah üzere elinde içki gider. Günahlardan tevbe etmemiş olarak, dönmemiş olarak gitmek çok fena!. İnsan hangi hal üzere ölürse o hal üzere kalkar, mahşer günü. Hangi günah üzere ölmüşse, o günahlı haliyle mahşer halkının karşısına öyle çıkar, o haliyle.
Onun için tevbe en önemlisi. Hemen şu anda tevbe edecek. 'Ettim Ya Rabbi. Düzelttim, bundan sonra yapmayacağım.' Hemen sigarayı bırak. 'Bırakacağım.' Ne zaman bırakacağım? At sigarayı şuraya çöpe bitsin. Şurada hemen sigarayı at. Yani geciktirdin mi şeytan aldatır. Bırak ya. Ya oda çok şey yapıyor. Bir tesellimiz bu sigara ya. İşte canımız sıkıldığı zaman, yak bi sigara, üfür havaya ohh rahatlıyorsun. Rahatlıyorsun ama için ciğerin mahvoluyor, kanser oluyor, bilmem felç oluyor. Bakıyorsun adam kısa zamanda çok hastalıklara uğruyor. Bir bu.
İkincisi;Ve iyyâke ve’l ğurrate bi’hilmillâhi anke. "Cenâb-ı Hakk’ın sana ceza vermeyip de, halim davranmasından, ağırdan almasından aldanma."
Bu günahı işliyorum da çarpılmıyorum. İşte işledim günahı çarpılmadım. Bu akşam içkiyi içtim, bu akşam zinayı işledim, bu akşam kumar oynadım bak işte hâlâ ayaktayım. Bak Allah çarpmadı beni, Kur’an çarpmadı. Gördün mü bak hiçbir şey olmadı.
Öyle bir çarpılacaksın ki, ama işi anladığın zaman çok geçmiş olacak. Çok kimse bu işten aldanıyor. Cenâb-ı Hakk merhametinden, lütfundan, halim selimliğinden, halimliğinden, suç işlediği zaman kul hemen cezalandırmıyor. Cezalandırmamasından da kul cesaretleniyor. 'Bak Allah beni cezalandırmadı.' Yine yapıyor suçu, yine yapıyor. Halbuki o çok büyük tehlike.
Cenâb-ı Hakk görüyor.
Vallâhu bimâ ta’melûne basîr.
Görüyor. Kalbinden geçeni biliyor, huyunu biliyor, halini biliyor, yaptığını görüyor.
Neden cezalandırmıyor?
Belki bu edepsiz tevbe eder, pişman olur, ağlar, sızlar, kendini affettirir diye fırsat veriyor.
Sen bu fırsatı, Allah cezalandırmayacak diye mi değerlendiriyorsun?
Öyle şey yok! Zerre kadar hayır işleyen hayrın karşılığını görecek. Zerre kadar şerr işleyen cezasını çekecek. İşte aldanmalardan biriside bu. Günahı işleyen kişi, anında Allah'ın yıldırım çarpması gibi cezasına uğrasaydı, kimse günah işleyemezdi.
İşte bak falanca adam bir günah işledi, işler işlemez o gün gitti. Ama sonunda felakete uğrar. Cenâb-ı Hakk’ın halimliğinden aldanma, cesaretlenme, cezalandırmayacak sanma, aklını başına topla.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi böyle şeytanın aldatmalarından, oyalamalarından 'Allah Gafûrdur, Rahîmdir' deyip de edepsizliğe devam etmekten korusun.
En çok söylenen laflardan birisi bu. Millet, hocalardan duymuş ki 'Allah Gafûrdur, Rahîmdir.' Ondan sonra günaha, harama dal, devam et.
Öyle şey olur mu?
Bunlar cezasız mı kalacak. Hayır!
Adam sütüne su katarmış katarmış katarmış katarmış bak birşey olmuyor olmuyor olmuyor. Olmaz olur mu? Bir sel geliyor, bütün sürüyü alıp götürüyor. Bitti işte. Oldu işte bak. Beklediğin, olmayacak dediğin şey, oldu. Tamam mı şimdi.
Allahu Teâlâ hazretlerinin halimliğinden aldanmayın. Sana halimlik gösteriyor da, cezayı vermiyor diye aldanma. Tevbeyi geciktirme. Tevbeyi hemen yap. Doğru yola hemen gel. Hizaya hemen gir. Allah'ın iyi kulu olmaya hemen niyet et. Halini hemen düzelt.
إِنَّهَا لَيْسَتْ بِنَجِسٍ. إِنَّهَا مِنَ الطَّوَّافِينَ عَلَيْكُمْ وَالطَّوَّافَاتِ. يَعْنِي الْهِرَّةَ. مَالِكٌ وَالشَّافِعِيُّ عب ش ض حم، وَالدَّارِمِيُّ د ت صَحِيحٌ، ن هـ ع وَابْنُ الْجَارُودِ وَالطَّحَاوِيُّ وَابْنُ خُزَيْمَةَ، حب ق ط ك ض عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، د ق عَنْ عَايِشَةَ.
İnnehâ leyset bi-necisin innehâ mine’t-tavvâfîne ‘aleyküm ve’t-tavvâfâti ya’ni’l-hirrate.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz buyurmuş ki:
"O necis değildir." Biliyorsunuz necaset; pislik demek. Namaza dururken, necasetten taharet lazım. Vücudunda insanın pis bir şey bırakmamak, yıkamak lazım, necasetten taharet. "Bu necis değildir. O sizin üzerinize devriye gezen, dolaşan mahlûklardan birisidir." buyuruyor Peygamber Efendimiz. Kediyi kastetmiş. Mesela; köpek, tehlikeli ve necistir, yani köpek kudurur filan. İslami bakımdan da köpeğin su içtiği kap iyi olmuyor. "Köpek bulunan yere melek girmez." diye Efendimiz bildiriyor. Ancak çoban köpeği, bekçi köpeği gibi olursa kullanılabiliyor. Ama kedi öyle değil.
"Kedi necis değildir. O sizin üzerinizde devriye gezen erkek mahlûklardan, devriye gezen dişi mahlûklardandır." diyor.
Tavvâf; çok tavâf eden demek.
Tavvâfîne aleyküm. "Sizin etrafınızda çok devriye gezen." Ve't-tavvâfat. Tavvâfin erkekler için kullanılan masculin bir kelime. Tevvâfat dişiler için kullanılan bir kelime.
Sizi korumak için, edindiğiniz çeşitli insan şeklindeki bekçiler, devriyeler veyahut diğer mahlûklardan, hani insan korunmak için köpek filan besliyor, o da devriye geziyor, bahçeye kimseyi sokmuyor. Öyle mahlûklardan bir mahlûktur. Kedi hakkında necis değildir diyor.
Şimdi hakikaten, bizim evimiz gayet güzel, tavandan her tarafa kadar ilaçladık. Kaç sefer acı acı tehlikeli ilaçlarla ilaçladık. Evin kenarlarına zehirleri sıktık, otlar bile sarardı soldu. Bir zaman rahat ettik ama şimdi örümcekler mörümcekler filan başladı. Gelmiş arabanın dikiz aynasıyla, kapısı arasına dün akşam yuva yapmaya kalkmış. Kocaman bir örümcek...
Bizim Hacı Hanım arabaya binmekten, inmekten kormaya başladı. Geçen gün baktık sabahleyin bize misafirler geldi. Pazar günü. Misafirler giderken bizim kedi, evin içinde bir fareyi yakalamış. Görünecek bir yere, ortaya bırakmış. Geldi bizim yanımıza keyif çatıyor böyle. Yan gelmiş yatıyor. Söylemiyor da ben birşey yakaladım filan demiyor. Dışarı çıktık baktık ki fareyi yakalamış oraya sermiş. Neyse kuyruğundan tuttu arkadaşlar götürdü, attı.
Bahçeden yılan gelmişti, onunla mücadele etti, tısss miyavv bilmem ne filan. Yılan adet edinmiş bizim damlayan musluktan birşeyler mi içiyordu, ne yapıyordu. Yani koruyucu.
Arabistanda'da o zaman evler şimdi ki gibi mahfuzda değil. Her türlü mahlûk gelir. "Koruyan bir şey bu" diye Efendimiz buyurmuş.
Kediyi severmiş Peygamber Efendimiz. Ebû Hüreyrede zaten 'kedi babası' diye lakabı oradan almış, kedi sevgisinden kazanmış. Tatlı bir mahlûk. Bizde de şimdi bir tane var, hakikaten çok hoşumuza gidiyor. Mırrr yapıyor bize. Biz de ona konuşur gibi mırrr yapıyoruz. Gayet hoş birşey oluyor.
إِنِّي أُوشِكُ أَنْ أُدْعَى، فَأُجِيبَ؛ وَإِنِّي تَارِكٌ فِيكُمُ الثَّقَلَيْنِ: كِتَابَ اللهِ وَعِتْرَتِي. كِتَابُ اللهِ حَبْلٌ مَمْدُودٌ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ، وَعِتْرَتِي أَهْلُ بَيْتِي، وَإِنَّ اللَّطِيفَ الْخَبِيرَ خَبَّرَنِي أَنَّهُمَا لَنْ يَفْتَرِقَا، حَتَّى يَرِدَا عَلَيَّ الْحَوْضَ. فَانْظُرُوا كَيْفَ تَخْلُفُونِي فِيهِمَا. ش وَابْنُ سَعْدٍ حم ع عَنْ أَبِي سَعِيدٍ.
İnnî ûşikü en üd’â fe-ücîbü ve innî târikün fîkümü’s-sakaleyn kitâballahi ve ‘ıtretî. Kitâbullahi hablün memdûdün mine’s-semâi ile’l-‘ardı. Ve ‘ıtretî ehlü beytî ve inne’l-latîfe’l-habîra habberenî innehümâ len yefterika hattâ yeridâ ‘aleyye’l-havda fe’n-zurû keyfe tahlufûnî fîhimâ.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve ssellem buyurmuş ki:
"Ola ki ben çağrılacağım ve davete icabet edeceğim." Yani vefatım yakın demek istiyor. Cenâb-ı Hakk beni davet edecek ahirete, bende gideceğim.
Ve innî târikün fîkümü’s-sakaleyn. "Ey insanlar ve cinler! Ben size iki şey bırakıyorum." Kitâballahi ve ‘ıtretî. "Arkqmda Allah’ın kelamı Kur’an-ı hakîmi bırakıyorum, bir de ehli beytimi bırakıyorum."
Birincisi; kitâbullah. Kitâbullahi hablün memdûdün mine’s-semâi ile’l-‘ardı. "Allah’ın kitabı sanki gökten yere uzatılmış -dünyadaki insanları çekip kurtarıp cennete getirmek için, uçurumun içindeki kuyuya düşmüş insanları çekip çıkarmak için- bir uzun ip gibidir." Kur’an-ı Kerîm'e sarılan, cehennemden, çukurdan, tehlikeden vesaireden kurtulur. Yukarıya çıkar, selamete erer.
Ve ‘ıtretî. "Ehli beytime gelince." Mümin, İslam’ı koruyan insanlar. Onlar da kıyamete kadar mevcut olacak.
Ve ‘ıtretî ehlü beytî buyurmuş. İtretî kelimesiyle ifade ettiğimde, ehli beytim; ailemin ve benden sonra torunlarım olan insanlar.
Allah’ın kitabı böyle gökten yere uzatılmış, kurtuluş ipi gibidir. Latîf ve hâbir olan Rabbim tebareke ve teâlâ hazretleri bana haber verdiki; bu ikisi birbirinden ayrılmayacaklar. Benim soyum -seyyîdler, şerifler- Efendimizin mübarek soyu ve Allahın Kur’an-ı birbirinden ayrılmayacaklar.
Hattâ yeridâ ‘aleyye’l-havda. "Havz-ı kevserimin başına gelinceye kadar, bunlar birbirlerinden ayrılmayacaklar."
Fe’n-zurû keyfe tahlufûnî fî-himâ. "Dikkat edin. Benden sonra bunlara bakalım nasıl davranacaksınız?" Yani Allah’ın kitabına sarılın. Benim ehli beytime bağlanın, etrafında toplanın. Ülemâ-i âmilînin ve evliyâullah-i mukarrabînin etrafında toplanın. O zaman kurtulursunuz. Bunlar size doğruyu söylerler. Sizi doğru yola çekerler; cennete götürürler.
Onlara nasıl sadakat gösterip, nasıl bağlanıp, benden sonra ne yapacaksınız?
Görelim bakalım, göreyim bakayım, sizde görün bakalım buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
إِنِّي أَكْتُبُ إِلَى قَوْمٍ، فَأَخَافُ أَنْ يَزِيدُوا عَلَيَّ أَوْ يَنْقُصُوا. فَتَعَلَّمِ السُّرْيَانِيَّةَ. عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ.
İnnî ektübü ilâ kavmin fe-ehâfü en yezîdü aleyye ev yenkusû fe-te’allamü’s-süryâniyyete.
Zeyd b. Sâbit radıyallahu anh’ten rivayet olunmuş ki;
"Ben sağa sola İslama davet için elçiler gönderip, mektuplar yazıyorum, mühürleri basıyorum altına. Allah'ın Resûlü olarak İslam’a davet edip, mektuplar yazıyorum. Ama korkuyorum ki, ben onlara şunu yazın diyorum ama, onlar o yabancı dilde yazdıkları şeyi, benim sözlerime ne ekliyorlar, neler çıkartıyorlar. Olabilir ki benim söylemediğim şeyleri mektuba yazarlar, benim söylediğim şeyleride tam ifade etmeyebilirler. Katiplere güvenemiyorum. Müslüman olmayan tercümanlara güvenemiyorum.
Onun için Süryanice öğrenin." buyurmuş Peygamber Efendimiz.
Ravi Zeyd b. Sâbit hazretleri de Süryaniceyi Efendimiz'in bu tavsiyesi üzerine çarçabuk öğrenmiş.
Buradan anlıyoruz ki; İslamın öğretilmesi, anlatılması için, başka dilleri öğrenmek lazım ki, dosdoğru İslam anlatılsın, tebliğ edilsin, insanlar İslamdan haberdar olsun ve doğru yola çağrılabilsin.
Onun için bizde bu amaçla ingilizceyi -şimdi burada ingilizce geçerli- çok iyi bir şekilde öğrenmeye girişelim. Evlerimizde çalışalım. Edebiyatıyla, incelikleriyle, zerafetiyle, kibarlığıyla, güzelce çoluk çocuğumuza öğretelim. Konuştuğumuz zaman herkesin beğeneceği tarzda bu dilleri öğrenelim, okumayı, yazmayı, İslam’ı tebliğ edebilelim.
Zaten ingilizceyi insan güzel öğrendi mi, dünyada pek çok kavimlerde İngilizceyi, İngiltereden Amerikadan dolayı iyice öğreniyorlar. Herkesle anlaşma imkanıda olabiliyor. Tabi ondan evvel birde bizim Arapça'yı güzel öğrenmemiz lazım. Arapça'dan tercüme edenler bakalım İslam’ı Kur’an-ı tam mı anlatıyorlar, fazla mı anlatıyorlar, eksik mi anlatıyorlar. O da var. Yani adam çıkıyor birşey söylüyor ama doğrumu söylüyor, yanlış mı söylüyor.
Onun için Kur’an-ı Kerîm’i de iyice öğrenelim. İnşallah bunlarla ilgili dersler koyarızda şöyle cemaatimiz oturduğu zaman, mekanları olduğu zaman, ilerde yakın zamanda inşallah onlarada ders olarak okumaya, anlatmaya başlarız.
Allah hepinizden razı olsun.
El-Fâtiha.
09.02.0000 -
Zekat, Haram Mal,
06.07.0000 -
Gıbta Edilecek Kişiler,
