00.00.0000 - Allah Korkusundan Ağlama, Çalışana Rızık Gelmesi

00.00.0000 - Allah Korkusundan Ağlama, Çalışana Rızık Gelmesi
مَا مِنْ عَبْدٍ مُؤْمِنٍ يَخْرُجُ مِنْ عَيْنَيْهِ مِنَ الدُّمُوعِ مِثْلُ رَأْسِ الذُّبَابِ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ تَعَالَى فَيُصِيبُ حُرَّ وَجْهِهِ فَتَمَسُّهُ النَّارُ أَبَدًا
Mâ min ‘abdin mü’minin yehrücü min ‘ayneyhi mine’d-dümû’i mislü ra’asi’z-zübâbi min haşyetillâhi te’âlâ fe-yüs’ıbü hurra vechihî fe-temessühü’n-nâru ebeden.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hadîs-i şerîfte, Allah korkusundan ağlamanın cehennemden azad olmaya, cennete girmeye sebep olacağını beyan ediyor.
Buyuruyor ki;
Mâ min ‘abdin mü’minin. Mü'min kuldan, hiçbir kul yoktur ki, mü'minlerden.
Yehrücü min ‘ayneyhi. Gözlerinden çıkar.
Mine’d-dümû’i. Gözyaşı olarak gözlerinden çıkar.
Ne kadar?
Çok mu?
Seller gibi mi?
Hayır.
Mislü ra’asi’z-zübâbi. Bir sineğin başı kadar. Bir sineğin başı kadar gözünden gözyaşı çıkar.
Min haşyetillah.
Sebep ne?
Allah korkusu. Allah'tan korkuyor.
Efendim, acaba benim halim ne olur?
Ben Allah'a iyi kulluk etmezsem Allah beni azaplandırır mı?
Acaba ben kulluk vazifelerimi tam yapıyor muyum, yapmıyor muyum filan diye Allah korkusundan ağlıyor.
Min haşyetillâhi Teâlâ. Yüce Allah'ın korkusundan dolayı ağlıyor.
Fe-yüs’ıbü. Ve ona isabet etsin.
Hurra vechihî fe-temessühü’n-nâru. O yüzünün şöyle yanaklarına aksın da, sinek kadar, sineğin başı kadar bir hurra vecihihî. Yanağına şöyle biraz aksın da, o kul cehenneme girsin, mümkün değil. Cehennem ateşi onu yaksın mümkün değil. Cehennem ateşi ona temas etsin mümkün değil. Gözyaşının Allah korkusundan ağlamak cehennemden kurtulmaya vesiledir.
İki göze cehennem ateşi değmeyecek diye başka sahih hadîs-i şerîf de var. Birisi Allah rızası için hudutlarda Müslümanları bekleyen Nöbetçi askerin gözü ona cehennem ateşi değmeyecek. Çünkü Müslümanlar arkada rahat ediyor. Bu burada düşmanı bekliyor gelmesin diye. O rahat ediyor. Bütün geride ibadet edenlerin sakin, huzur içinde yaşamalarına vesile oluyor, hayra vesile oluyor. Ona cehennem ateşi değmeyecek. Bir de Allah korkusundan ağlayan göze az da olsa, azıcık da ağlasa, bir sineğin başı kadar ağlayıp da şöyle yüzüne aksa cehennem ateşi hiç değmeyecek.
İbn Mâce, Taberânî, Abdullah İbn Mes’ûd radiyallahu anh'tan rivayet etmişler.
Hurre ve cehihi kelimesinin izahı var yanda. Yüzün görünen kısmı. Şu kısım. Öbür taraf sakaldan görünmüyor filan. Buranın da ayrı adı var. Alın, cephe bunun adı. Binanın cephesi diyoruz ya, alın burası. Şu yüz, bu gözden aşağı kısım, kalıyor yanak. Hurra vecihi yanağı. Sineğin başı kadar bir gözyaşı çıksın da yanağına aksın, ona cehennem ateşi değmesi mümkün değil buyuruyor Efendimiz müjdeliyor. Allahu Teâlâ Hazretleri bizi hassas, düşünceli, mütefekkir, duygulu, huşûlu, haşyetli, takvalı müslüman eylesin.
Âyet-i kerîme'de bildiriliyor ki;
Ve-en leyse lil-insâni illâ mâ se’â. Ve enne sa’yehu sevfe yurâ.(Necm Suresi 39-40. Ayet)
İnsanoğlu neye çalışırsa Allah onu verir. Kim toprağı eşer de fidanı dikerse ağaç büyür. Ekmeyenin tarlasında mahsul olmaz. Ekenin tarlasında olur. Çalışan mahsulü alır. Çalışmayan hava alır. Yutkunur kalır. Buna sa'î kanunu deniliyor. Yani kim neye çalışırsa onun sonucuna ulaşır. Bu herifler çalışıyorlar. Bizimkiler çalışmıyorlar. Bizimkilerin köyde ömrü kahvede geçer, bir tanesinin de aklına gelmez ki, ya benim bu kahvede geçirdiğim saatler, günde dört saatten, efendim ayda şu kadar, yılda bu kadar, ben bu şu saatlerde bir hayırlı bir şey yapayım demez. Otururlar.
Niye oturuyorsun?
Hocam, kış mevsimi yapılacak bir şey yok. Yapılacak bir şey olmaz olur mu? Kışta da yapılacak bir şey var, yazda da. Bak bu adamların her birisinin evinde bir sita durumu var, bir atölyesi var, bir şeyde var, bir aleti var, edevatı var. Sen de bunu âdet edinseydin, âdet olarak herkesin efendim atölyesi olsaydı, evi barkı olsaydı, sandalye, eşya, sandık, sepet bir şey yapardı. Sepet örse, çarşıya götürse, satsa, para değil mi?
Sepet nereden örülür?
Derenin içindeki yumuşak bitkilerin dallarından örülür.
Dedem bir de baktım, rahmetullahi aleyh, bir keresinde, oturdu, keyfine göre bir sepet ördü, bunun kadar, şu masa yüksekliğinde. Çok da güzel düşürdü. Her şeyi yapardı. Böyle bir sepet kaça alınır? Oturdu yaptı. Yani yapabilirim diye. Bir keresinde Es’ad gel dedi, sabun yapalım dedi. Posa yağlardan, böyle küplerin dibine yağların posası birikir, acı, yenilmez, acı yağlardan, posa yağlardan bir sabun yaptı akbacık. Hem temiz hem temizleyici. Güzel bir şey yaptı. İşte kostik koyuyor, kaynatıyor kazanda, bilmem şöyle oluyor, böyle oluyor, süzüyor, kalıba döküyor, oluyor sana sabun. E sabun şöyle baya büyük bir yere döktü, sonra şey şey kesti, e bir senelik sabunu yaptı.
Bak, iş nasıl oluyor?
Sonra dükkana vardı, dükkanda alet edevatı vardı, çok gözüm vardı o alet edevatta, bir yeğene verdi. Akrabadan birisinin çocuğu, lehim teneke işleri yapıyordu, onun mesleğidir, beni duadan unutmasın diye ona verdi ama, çok güzel şeyler vardı, gözüm vardı yani alet edevatta dükkandaki, her şeyi yapardı.
Fabrika kurmuş askerden gelecek kendisi, zetinyağı fabrikası. Birçok cihazını kendisi yapmış. Kahvenin önünde kendi kendine buharla çalışan makine yapmış, çalıştırmış. Herkes senin bu deden bu işleri yaptı diye anlatıyor. Yani hünerli bir insanmış. Osmanlı. Filibe'de yapmış askerliği, Bulgaristan'ın Tuna vilayetimizin, Filibe şehrinde yapmış. Oradan para kazanmış, gelmiş. Bir avize yapmış, askerdeyken. 80 yüzeyi varmış, 80 küsur yüzeyi, dayım söylüyordu. Dillere destan olmuş, herkes gelmiş bakmış.
Ondan sonra şehrin eşrafından, ayanından herkes gelip, aman bana da şunu yap, bana da bunu yap falan diye. Demiş ki, komutanıma soracağım. Sormuş, evladım demiş, mesai saatinde askerliğini yap, ondan sonra serbestsin ne istersen yap. Dedem kuşağında bilmem ne kadar altınla dönmüş askerden. Herkes tarla sattırıp babasına, oradan harçlık alırken, ondan sonra da o altınlarla yalıda güzel bir fabrika yapmış, zeytinyağı fabrikası. Çünkü dağlar, tepeler, bizde zeytin ağacı, topla topla bitmez, onlar sıkılıp zeytinyağı yapılabilir. Zeytinyağcı bir ülke bizim köyün olduğu yer. Bir fabrika yapmış. Fabrika, bayağı fabrika. Adı da fabrika. Kendisi de cihazlarıyla kocaman fabrika. Yakın zamana kadar vardı. Amca çocuklarına düştü. Çünkü kardeşini ortak yapmış. Kardeşini ortak yapınca büyük dedem demiş ki, evladım Allah insanları kardeş yaratmış ama ille beraber olma mecburiyetleri yoktur. Sen bu parayı kendin kazandın. Kendinin olsaydı ortak yapmış fabrikayı. Oradan miras olarak amcazadelere gitti. Onlar da çalıştırdılar. Bir ara kendi çocukları çalışkandı. Çalıştırdılar. Bir sene kira ile başka bir çalıştırıcıya vermişler. Kendileri Edremit'te dükkan açtı diye. Bir hatalı iş, fabrika yandı gitti. Alet,edavat, çarklar, dişliler, bilmem neler, cihazlar harabe kaldı orada. Dedemizin şeyi.
Yani çalışma kanunu var. Çalışan kazanır, çalışmayan hava alır, civa alır, ağzı açık kalır, mahrum kalır. Ağustos böceği cır cır cır cır saz çalarsa kışın açlıktan ölür. Arı kış olduğu zaman kovanına girer, balları yer, kışı geçirir.
Neden?
Yazdan çalıştığı kovanın peteklerini gıda ile doldurdu, ambarlar dolu. Çalışma kanunundan dolayı bu kâfirler ileri gidiyor. Biz çalıştığımız zaman bize veriyor, o çalıştığı zaman ona veriyor, putperest çalıştığı zaman ona veriyor. Kim çalışırsa, neye çalışırsa çalıştığını veriyor.
Ve-en leyse lil-insâni illâ mâ se’â. (Necm Suresi 39. Ayet)
İnsan neye sa’i gayret etmişse ona ulaşır.
Onun için insanın azimli olması lazım. Bir amacı edindikten sonra o amacı elde edinceye kadar da çalışması lazım. Öyle gevşek mevşek, azıcık yapıyor olmadı filan. Çoluk çocuğumuza da bu şeyi öğretmeliyiz. Azim denilen şeyi. Gevşek olmamak, sıkı olmak, tuttuğunu koparmak, illa işi bitirmek, bunlar eğitim işidir. Dede çok yoruldum derdim ben. Allah tüm geçmişlerimize rahmet eylesin, onlara açılıyor hep hatıralar. Bağa hadi gidelim, kükürtleyelim. Hadi gidelim, göz taşı atalım. Çünkü ilaçlanmazsa hasta oluyor bağ. Ben de yardımcı gidiyorum. Küçüğüm de, efendim, dede artık eve gitsek yorulduk filan. Yok dedi bir keresinde, olmaz, yarım bırakılmaz.
İşi yarım bırakırsak ne derler biliyor musun? Yarım işli olmamak lazım diye öyle terlerdi, ihtiyar halinde bir kat çamaşır götürürdü, değişirdi, gene çalışırdı. Köyün en uzun yaşayanlarından idi.
Allah bizi ıslah etsin lütfuyla, cezalardan, belalardan, musibetlerden korusun, iyi toplum olalım, iyi fertler olalım, iyi aileler olalım, iyi insanlar olalım da Allah'ın lütfuna erelim, kahrından kurtulalım.
El Fâtiha.
07.11.1998 -
Kıyamet Alametleri
17.04.1998 -
Hac Sonrası, Büyük
