00.00.0000 - Cuma Gününün Fazileti, Zekat, Peygamber Efendimizin Kızması

00.00.0000 - Cuma Gününün Fazileti, Zekat, Peygamber Efendimizin Kızması
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d.
Fe-kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
لَيْسَ مِنْ يَوْمِ جُمُعَةٍ إِلَّا وَللهِ فِيهِ عُتَقَاءُ مِنَ النَّارِ سِتُّمِائَةِ أَلْفٍ وَنَيِّفٌ إِلَى عِشْرِينَ أَلْفًا، كُلُّهُمْ قَدِ اسْتَوْجَبُوا النَّارَ. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ أَنَسٍ.
Leyse min yevmi Cuma’atin illâ ve lillahi fîhi ‘utekâü mine’n-nâri sitti-mietü elfin ve neyyifün ilâ ‘ışrîne elfen küllühüm kad istevcebe’n-nâra.
Enes radıyallahu anh’den bir müjdeli haber ile bu akşam hadîs sohbetimize başlıyoruz.
Leyse min yevmi Cuma’atin. "Hiçbir Cuma günü yoktur ki;" illâ ve lillahi fîhi utekâü mine’n-nâri. "O Cuma gününde, Allah’ın cehennemden azat ettiği azatlı kullar olmasın."
Ne kadar?
Sitti-mietü elfin. Altı yüz bin küsür.
İlâ ışrîne elfen. "Yirmi bine kadar." Yani altı yüz bin küsur, altı yüz yirmi bine kadar. Neyyifün; küsür demek. Bu küsürat altı yüz yirmi bine kadar. "Altı yüz yirmi bine kadar azatlı olmasın."
Küllühüm kad istevcebe’n-nâra.
"Hepsi cehennemi hak etmiş kişilerden." Altı yüz bin küsür kişi, altı yüz yirmi bine kadar azatlık olmasın. Hiçbir cuma yoktur ki, cehennemi hak etmişlerden azat oluyorlar.
Yine cuma günüyle ilgili ikinci hadîs-i şerîf arkasında.
لَيْسَ مِنْ أَعْيَادِ أُمَّتِي عِيدٌ أَفْضَلُ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ، وَرَكْعَتَانِ فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ رَكْعَةٍ فِي غَيْرِ يَوْمِ الْجُمُعَةِ. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ أَنَسٍ.
Leyse min a’yâdi ümmetî [‘ıydün] efdale min yevmi’l-cümu’ati ve rek’atâni fî yevmi’l-cümu’ati efdalü min elfi rek’atin min ğayri yevmi’l-cümu’ati.
Müslümanların bayramlarından a’yâdil müslimin. "Müslümanların iydlerinden bayramlarından." Efdale min yevmi’l-cümu’ati. "Cuma gününden daha faziletlisi hiçbir bayram yoktur." Müslümanların bayram günleri içinde, sevinçli günleri içinde, en sevinçli günleri, en bayram günleri; cuma günüdür. En faziletlisi odur.
Ve rek’atâni fî yevmi’l-cümu’ati. "Cuma gününde kılınan iki rekât namaz."
Hangisi Mücteba iki rekat namaz?
Cuma namazı. Farz. Hutbeden sonra Cuma günü kılınan iki rekât namaz;
Efdale min elfi rekatin fî gayri yevmi’l-cümu’ati. "Cuma gününde kılınan bin rekattan daha hayırlıdır." O zaman bu farz olan cuma namazı olmuyor. Yani cuma günüde nafile namaz kılmak sevap oluyor. 'Cuma gününde kılınan iki rekât namaz, başka günlerde kılınanlardan bin kat daha sevap oluyor.'
Rek’atâni fî yevmi’l-cümu’ati. "Cuma gününde kılınan iki rekât namaz."
Min elfi rek’atin min ğayri yevmi’l-cümu’ati. "Cuma gününün dışında kılınan namazdan bin kat daha sevap." Cuma günü olduğu için o gün kılınan iki rekât kılınan namaz başka günlerde kılınan namazlardan bin kat daha sevaplı oluyor.
Bu şey demek?
Bin kat sayısı Peygamber Efendimiz'in mescidinin kat sayısıdır. Peygamber Efendimiz'in mescidinde kılınan namaz, başka yerde kılınan namazdan bin kat daha sevaptır.
Demek ki cuma günü çok güzel bir duruma getiriyor. Allah cuma günlerini iyi değerlendirmeyi bizlere nasip etsin. Namazları kılmamızı nasip etsin. Hutbeye yetişmemizi nasip etsin. Camiye erken gelenin sevabı daha fazla olur. Ne kadar erken gelirse sevabı o kadar çok olur. İnşallah bundan sonra cumalarımızı dahada âşk ile, şevk ile, gayret ile şey yapalım.
Kulakları çınlasın şey bizim Ali Bingöl diyordu ki;
"Hocam şunun sevabı ne? Bunun sevabı ne? Sevabını bilirsek daha âşk ile şevk ile yapıyoruz." diyordu. Cuma günü namaz kılarken âşk ile şevk ile kılacağız. Çünkü bin rekât sevabın daha fazla olduğunu öğrendik şimdi.
لَيْسَ مِنْ عَبْدٍ يَقُولُ: لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ مِائَةَ مَرَّةٍ إِلَّا بَعَثَهُ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَجْهُهُ كَالْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ، وَلَمْ يُرْفَعْ لِأَحَدٍ يَوْمَئِذٍ عَمَلٌ أَفْضَلُ مِنْ عَمَلِهِ، إِلَّا مَنْ قَالَ مِثْلَ قَوْلِهِ أَوْ زَادَ. طب عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ.
Leyse min abdin yekûlü lâ ilâhe illallâhu miete merratin illâ be’asehullâhu yevme’l-kıyâmeti ve vechühû ke’l-kameri leylete’l-bedri ve lem yürfa’ li-ehadin yevme-izin amelün efdalü min amelihî illâ men kâle misle kavlihî ev zâde.
Ebû’d-Derdâ radıyallahu anhden Taberânî rivayet etmiş ki;
Leyse min abdin. "Hiçbir kul yoktur ki," Kullardan hiçbir kul yoktur ki; yekûlü lâ ilâhe illallâhu miete merratin. "Yüz defa lâ ilâhe illallâh diyen hiçbir kul yoktur ki;"
İllâ be’asehullâhu yevme’l-kıyâmeti. "Allah böyle diyen bir kulun hepsini, hiç istisnasız böyle diyen kulları kıyamet gününde bâs eder." ve vechühû ke’l-kameri leylete’l-bedri. "Yüzü dolunay gecesinde ayın parladığı gibi parlayarak bâs eder." O kişi mahşer yerine yüzü pırıl pırıl parlayarak gelir.
Ve lem yürfa’ li-ehadin yevme-izin amelün. "O gün o mahşer gününde, hiçbir kişinin ibadeti Allah’ın huzuruna getirilmez, yükseltilmez." Ancak onun amelinden, onunkinden daha faziletli bir amel, Allah’ın huzuruna getirilmiş olmaz.
Efdalü min amelihî illâ men kâle misle kavlihî ev zâde. "Ancak onun gibi yüz defa Lâ ilâhe illallâh diyenler ya da daha fazla diyenler müstesna."
O gün Allah'ın huzuruna getirilmiş ibadetlerin en kıymetlisi, işte o yüz defa lâ ilâhe illallâh demiş olmak. Daha başka daha güzelini kimse getirmiş olmaz ancak o kadar diyenler veya daha fazla diyenler müstesna.
Demek ki; lâ ilâhe illallâh sözü söylemeye devam edildiği zaman, ahirette yüzü dolunay gibi parlayacak insanların.
Allah razı olsun bizim hocalarımızdan, dedelerimizden. Bize neler öğretmişler, neleri tavsiye etmişler, neleri yaptırtıyorlar, ne mükâfatlarını göreceğiz inşallah.
مَا تَلِفَ مَالٌ فِي بَرٍّ وَلَا بَحْرٍ إِلَّا بِمَنْعِ الزَّكَاةِ، فَحَرِّزُوا أَمْوَالَكُمْ بِالزَّكَاةِ، وَدَاوُوا مَرْضَاكُمْ بِالصَّدَقَةِ، وَادْفَعُوا عَنْكُمْ طَوَارِقَ الْبَلَاءِ بِالدُّعَاءِ، فَإِنَّ الدُّعَاءَ يَنْفَعُ مِمَّا نَزَلَ وَمِمَّا لَمْ يَنْزِلْ، مِمَّا نَزَلَ يَكْشِفُهُ، وَمَا لَمْ يَنْزِلْ يَحْبِسُهُ. طب كر عَنْ عُبَادَةَ.
Mâ telefe mâlün fî berrin ve lâ bahrin illâ bi-men’ı’z-zekâti fe-harrizû emvâleküm bi’z-zekâti ve dâvû merdâküm bi’s-sadakati ve’d-fe’û anküm tavârika’l-belâi bi’d-du’âi fe-inne’d-du’âe yenfe’u mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil mimmâ nezele yekşifühû ve mâ lem yenzil yahbisühû.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ubâde hazretlerinden, İbni Asâkir ve Taberanî’nin rivayet ettiğine göre buyurmuşlar ki;
Mâ telefe mâlün fî berrin ve lâ bahrin. "Denizde veya karada bir mal bir kişinin malı telef olmaz." Yok olmaz, zarara ziyana uğramaz.
İllâ bi-men’ı’z-zekâti. "Uğramışsa, zekâtı vermediğinden uğramıştır." Zekâtı verdiyse zarara uğramaz.
Fe-harrizû emvâleküm bi’z-zekâti. "O halde mallarınızı zekât vererek koruyunuz." Malların korunmasının şekli zekât verilmesidir.
Bu konuda çok salîh, halis ihvanımızdan bir amca vardı. Kapalı Çarşı'da terlikçilik yapardı. Onun sözlerini hatırlarım daima. Kapalı Çarşı içinde büyük yangın oldu; dükkanlar yandı. Korkunç, büyük, çok zararlı bir olay oldu. Meşhur Kapalı Çarşı yangınlarından birisi. O esnada, o akşam yangın çıktı diye haber ulaşınca, herkes 'aman benim dükkanım da yanıyor mu' diye koşuşmuşlar oraya. Tabi polis, itfaiye kordonu var. Bizim bu terlikçi derviş amcaya da demişler ki;
"Kapalı Çarşı'da yangın var. Senin dükkanında, terliklerinde, mallarında acaba ne oluyor, yanıyor mu?" falan gibilerden.
"Bilmem. Cenâb-ı Hakk bilir. Takdir onundur. Ne dilerse öyle yapar. Ama ben bildiğim bir kusur işlemedim. Zekâtı mı verdim. Zekâtımı vermekte bir kusur işlemedim." demiş o gece.
Yangını radyodan duymuşlar, söylemişler buna 'ben bilmem. Ben malımın zekâtını verdim.' demiş terlikçi amca.
Ertesi gün gittiler, yangın yerine itfaiye hakim olmuş. Yangın olan kısma tahta perde gerdiler, o tarafa kimseyi sokmadılar. Tahta perde tam bizim bu terlikçi amcanın duvarının yanından çekildi. Onun bu tarafındaki dükkan yanmış, bu yanmamış.
Tahta perde oradan çekildi, o ticaretine devam etti. Öteki dükkanların hepsi yanmış. Ama hayranlık duyduğum bir ciddi amcaydı. Çok ciddiydi. Müşteriyle konuşurken müşterinin yüzüne bakmazdı.
"Amca bu terlik kaça?" derlerdi.
"Şu kadar."
Çok ciddi konuşurdu. Namaz vakti geldi mi, hemen Bismillâhirrahmânirrahîm kalkar önlüğünü şey yapardı. Gider orada namazını kılardı. Köşeyi döndükten sonra orada bir namazgâh vardı. Bunun yarısı kadar bir yer. Namaz kılma yeri olarak ayrılmış. Kapalı Çarşı'nın mescidi değil de namazgâhlarından birisi. Ezan okunur namaz kılınırdı orada. Hemen orada namazını kılardı.
Bende rastladım, tam ezan okunduğu sırada Bismillâhirrahmânirrahîm kalktı, dışarıdaki terlikleri içeri aldı, kapıyı kapatıyor müşteri geldi.
"Aman terlikçi ustam şuradan bir terlik ver bana." dedi.
"Namazdan sonra." dedi.
Trak kapattı. Şu müşteriye terliği vereyim de ondan sonra kılarım." demedi.
Hiç boş durmazdı. Müşteri olmadığı zaman kendisi yeni terlik yapmaya devam ederdi. İmalatına devam ederdi. Müşteri olduğu zaman müşteriyle konuşurdu. Terlik yaparkende dudakları boyuna kıpırdardı. Boyuna zikir yapardı. Numune bir insandı, anlatılacak bir insandı.
Allah rahmet eylesin. Cümle geçmişlerimizle beraber ruhu şâd olsun. Mekanı cennet olsun. Allah bizleri de, onları da rahmetine erdirdiği kullarından eylesin.
"Binâenaleyh mallarınızı zekât vererek koruyunuz." diyor Peygamber Efendimiz. Malın zekâtı verilmedi. Gidecek. Ya gemi batar, ya otobüs çarpar, ya otomobil devrilir, ya dükkana hırsız girer, ya yangın olur, ya sel olur...
Haram mal hayır getirmez. Sahibine haram mal fayda getirmez; zarar getirir mutlaka.
Devam ediyor Efendimiz;
Ve dâvû merdâküm bi’s-sadakati. "Hastalarınızı da onların namına zekât ve sadaka vererek tedavi ediniz." Doğrudan doğruya ilişkisi yok ama sen burada fukaraya sadaka veriyorsun orada hastan duruyor ama, hastayı iyi edecek olan da Cenâb-ı Hakk, sadakayı görüpte kabul edecekte Cenâb-ı Hakk. Duaları kabul edecek olanda Cenâb-ı Hakk. Onun için sen Cenâb-ı Hakkın hoşnut olacağı, razı olacağı bir iş yaparsan çözülür bu iş. Çünkü Cenâb-ı Hakk her şeye kadirdir. Ne isterse onu yapar. İstediğini yapar. Sen her şeye kâdir olan Allah’ın rızasını kazanmaya çalış, iş bitsin.
Allah’ın rızasını kazanmayı düşünmeyip de, kulun rızasını kazanmayı düşünenlerde hep pişman olmuşlardır. "Şunu şöyle yapmayayım, halk beğenmez." Ama Allah’ın sevdiği bir şey. Sonra pişman olmuşlar. Halkı gözeten, halkın gözüne girmeye çalışan, Allah’ın rızasını düşünmeyen, Allah’ın rızasından da mahrum kalır, halkın teveccühünden de mahrum kalır. Allah onu dünyada da rezil eder, ahirette de mahrumlardan olur.
"Hastalarınızı sadakayla tedavi ediniz. Mallarınız zekâtla koruyunuz."
Ve’d-fe’û anküm tavârika’l-belâi. "Gelip çatan belaları üzerinizden." Bi’d-du’âi. "Dua ederek defediniz." Savununuz kendinizi. Üzerinize gelip çatan belalardan kendinizi dua ederek savununuz, korununuz.
Fe-inne’d-du’âe. "Çünkü dua etmek." Venfe’u mimmâ nezele ve mimmâ lem yenzil. "Çünkü dua, gelmiş olan belayı kaldırmaya da fayda eder ve henüz gelmemiş, gelmekte olan, yolda olan belaya da fayda eder."
Mimmâ nezele yekşifühû. "Gelmiş olan belayı üzerinden kaldırtır."
Ve mâ lem yenzil yahbisühû. "Gelmemiş olanı da orada hapseder." Buraya getirtmez. Senin üzerine getirtmez.
Demek ki;mallarımızı zekâtlarımızı vererek korumaya alacağız. Hastalarımızı sadakalar vererek tedavi edeceğiz. Belaların da başımızdan savulması veya üzerimize gelmemesi için duayı çok yapacağız. Duayı çok yapacağız, duaya alışalım.
مَا جُمِعَ شَيْءٌ إِلَى شَيْءٍ أَفْضَلُ مِنْ عِلْمٍ إِلَى حِلْمٍ. طس عَنْ عَلِيٍّ.
Mâ cumi’a şey’ün ilâ şey’in efdalü min ılmin ilâ hılmin.
İki şey birbirine yakışıyor diye yanyana getirilir. Bu bunun yayına uygun düştü yakıştı diye. İki şey birbirine yakışıklı bir şekilde bir araya gelmesinin en güzel şekli, ilmin yanına hilm yakışır. Bir şeyi bir şeyle yanyana koyup yakıştırmak istiyorsan bunun en uygun düşeni, ilmin yanında hilmin olmasıdır. İlimle hilm bir arada çok yakışır. Bundan daha hayırlı birbirine daha yakışan şey olamaz.
İlim nedir?
"Bilmek."
İlim bilmek.
Neyi bilmek?
Allah’ı bizden istediği, bizim Allaha karşı borcumuz olan görevlerimizi bilmek, Allahın yasaklarını bilmek, haramları bilmek. İbadetleri, taatleri yapmak. İlim budur.!
Bir insan Allah’tan korkuyorsa, Allaha karşı ibadetlerini yapıyorsa, Allah’ın yasaklarından kaçınıyorsa, kötü şeylerden uzak duruyor, işi şeyleri icra ediyorsa, bu adam âlim demektir.
Böyle yapmıyorsa, istediği kadar ünvanı olsun 'şu kadar kitap yazmış' vesaire...
E Allah’tan korkmuyor, Allah’ın emrini tutmuyor, ibadetlerini yapmıyor, yasaklarından kaçmıyor. Bu adam âlim değil cahil.
Niye?
Allah’tan kendisini korumuyor, cehennemden kendisini korumuyor, ahiretini kurtarmaya çalışmıyor, ahiretini mahvedecek işleri yapıyor.
Neden?
Cahil! Bilmiyor. Bilseydi böyle yapmazdı. Çok cahil bu adam. Ne olursa olsun. Kıymeti yok!
Hilm ne demek?
Hilm de; sakin olmak, kızmadan, düşüne düşüne hareket etmek.
Halim insan ne yapar?
Sertelmez, gazaplanıp kızmaz. Birden öfkelenmez. Kızılacak yerde bile yumuşak davranır, ciddi davranır, kızmadan işini bitirir.
Mescidin içine birisi pislemek istedi. Sahâbe-i kirâmda onu dövmek istediler. Peygamber Efendimiz'de "öyle yapmayın. Anlatın." dedi. Misallari çok.
Peygamber Efendimizin halimliğinin -kızmayıp, sakin, öğretici, ikna edici tarzda davranmasının- misali çok.
Yanlız Allahın emri çiğnendiği zaman gazaplanırdı. Edepsiz. Allah'ın emrini çiğniyor, edepsizliği yapıyor o zaman çok gazaplanır. Onun lamı cimi yok. Allah için gazaplanırdı. Şurasındaki damarı şişerdi; yüzü kıpkırmızı olurdu. Şuradaki damarı. Çok ok gazaplanırdı. Kendisi için değil. Nefsi için kızmazdı, halim davranırdı. Kendisine karşı birisi cahillik yapmış, yumuşak davranırdı.
Tanımamış, Peygamberliğinin şanına uygun hürmeti göstermemiş, yumuşak davranırdı. Bilmiyor, cahilliğinden yanlış bir iş yapıyor yumuşak davranır, öğretirdi.
Ama inadına günah işleyen, haramı işleyene, Allah’ın emrine aykırı hareket edene şiddetle gazap ederdi. Orada müsamaha göstermezdi.
Çünkü öyle şeylerde aldırmamak, yumuşak davranmak suça teşvik olur. Suçu yayar, suçun yapılmasına sebep olur. Anında hemen "yapmayın" diye söylerdi.
Arafat'ta delikanlının birisi, kadınlar kısmına doğru baktı. Hemen dedi ki; meh yâ ğulâm. "Sakın ha! Ey delikanlı yapma öyle. Arafat'ta bu öyle bir gündür ki; bugün gözüne sahip olan, fevz-ü felah bulur." dedi. Gözüne sahip olamayan, harama bakan, hapı yutar. Hemen düzeltiyor. Günahın işlenmesine müsamaha etmiyor. Günahın işlenmesine müsamaha, yumuşak davranmak yok.
Öğretirken yumuşak davran. Tamam. Kızılacak yerde kızma, anlat. Ama günahın işlenmesine müsaade etmek yok. Adam hırsızlık yapıyor müsaade ediyor. Olmaz! Günah işliyor müsaade ediyor. Olmaz! Ötekisini boğmaya kalkmış, gırtlağına çömmüş, ona müsaade olmaz. Onun hemen söndürülmesi lazım.
مَا جَلَسَ قَوْمٌ يَذْكُرُونَ اللهَ إِلَّا نَادَاهُمْ مُنَادٍ مِنَ السَّمَاءِ: قُومُوا مَغْفُورًا لَكُمْ. حم ع طس ض عَنْ أَنَسٍ.
Mâ celese kavmün yezkürûnellahe illâ nâdâhüm münâdin mine’s-semâi kûmû mağfûran leküm.
Enes radıyallahu anh’den. Peygamber Efendimiz; Ahmet b. Hanbel’in, İbn-i Abdülber ve Tayâlisî’nin rivayet ettiğine göre buyurmuş ki:
Bir takım insanlar, Allah’ın zikrine oturmuşlarsa, onlara gökten bir melek nida eder ki; "Kalkın. Günahlarınız affı mağfiret olunmuş olarak, varın evinize." Mağfur olarak, mağfiret olunmuş olarak, kalkın. Hadi Allah tarafından affolundunuz der bir melek. Cenâb-ı Hakk’ın zikri fevkalade sevaplı, kıymetli, faideli. Allah razı olsun hepinizden.
Allahu Teâlâ hazretleri bu okuduklarımızı aynen görmeyi, bu mükâfatlara fazlasıyla ermeyi, Rabbimiz hepimize nasip ve müyesser eylesin.
El-Fâtiha.
00.00.0000 -
İmamın Korunması, Dinin
00.00.0000 -
Cemaatle Namaz, Uzun
