04.04.0000 - Bidat Ehli, Müslüman Kardeşine Yardım Etmek, Evlilik

04.04.0000 - Bidat Ehli, Müslüman Kardeşine Yardım Etmek, Evlilik
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmâin ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'dü;
Fe-kâle’n-nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem.
مَنْ أَعْرَضَ عَنْ صَاحِبِ بِدْعَةٍ بُغْضًا لَهُ، مَلَأَ اللهُ قَلْبَهُ أَمْنًا وَإِيمَانًا، وَمَنِ انْتَهَرَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ آمَنَهُ اللهُ تَعَالَى يَوْمَ الْفَزَعِ الْأَكْبَرِ، وَمَنْ أَهَانَ صَاحِبَ بِدْعَةٍ رَفَعَهُ اللهُ فِي الْجَنَّةِ مِائَةَ دَرَجَةٍ، وَمَنْ سَلَّمَ عَلَى صَاحِبِ بِدْعَةٍ، أَوْ لَقِيَهُ بِالْبِشْرِ وَاسْتَقْبَلَهُ بِمَا يَسُرُّهُ، فَقَدِ اسْتَخَفَّ بِمَا أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ. خط عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
Men a’rada ‘an sâhibi bid’atin buğdan lehû meleallâhü kalbehû emnen ve îmânen ve meni’n-tehera sâhibe bid’atin âmenehullâhü teâlâ yevme’l-feze’ı’l-ekberi ve men ehâne sâhibe bid’atin refe’ahullâhü fi’l-cenneti miete deracetin ve men selleme ‘alâ sahibi bid’atin ev lekıyehû bi’l-bişri ve’s-takbelehû bi-mâ yesürruhû fe-kadi’s-tehaffe bi-mâ ünzile ‘alâ muhammedin.
Revâhu hatîbü’l-bağdâdiyyü an ibni u’umera radyallahu anhümâ.
Bi’dat ehli insanlarla bizim nasıl muamelede bulunmamız gerektiğini anlatan bir hadîs-i şerîf.
Bid’atçılara biz ne yapmamız gerekiyor?
Ne yapacağız?
Onu anlatıyor.
Biliyorsunuz bizim yolumuz Peygamber Efendimiz'in sünnetine uymak yoludur. Onun için hadîs-i şerîflerini okuruz. Resûlullah Efendimiz'in sünnetine uygun hareket etmeye çalışırız. Sakal bırakmamız sünnetinden dolayıdır, Namazların sünnetlerini Efendimiz tavsiye buyurduğu için, sünnet olduğu için kılarız. İtikâf ramazanın sonunda, sünnet diye tutmaya çalışırız. Pazartesi, perşembe oruçlarını tutmaya çalışırız. Nerede sünnet duymuşsak, öğrenmişsek onu uygulamaya çalışıyoruz. Tamam güzel! Çünkü Allahu Teâlâ Hazretleri, Kur’an-ı Kerîm’in de, Peygamber Efendimiz'e uymayı tavsiye buyuruyor. Biz Kur’an’a uymuş oluyoruz.
اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ
"Atî’ullâhe ve atî’u’r-rasûle. " buyuruyor. (4/Nisâ, 59.)
Peygamber Efendimiz'e uymuş oluyoruz. Allah’ın buyruğu bu. Çok güzel! Allah bizi bu yoldan ayırmasın. Bir de dinde Peygamber Efendimiz'in öğretmediği, dinin aslında olmayan, sonradan birtakım insanların kendi fikirleriyle, akıllarıyla, keyifleriyle ortaya çıkardıkları bir şeyler var. Bunlara da sünnete uymayan, aslında olmayan, sonradan ortaya çıkan şeylere bid’at deniliyor. Bid’at; bedea, bir şeyi yoktan ortaya koymak manasına geliyor. Onun için Allahu Teâla Hazretlerinin sıfatlarından biriside;
بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
Bedî’u’s-semâvâti ve’l-ardı. (2/Bakara, 117) "Allah yeri göğü yoktan ortaya koydu."
Bid’at ne demek?
Bid’at da; dinde olmayan bir şeyi yoktan ortaya koymak demek.
Şimdi herkes kafasından ortaya bir şey koyarsa din bozulur.
Dinin korunması için ne lazım?
Resûlullah’ın öğrettiğinin aynen uygulanması lazım. Ne bir eksik, ne bir fazla. Tam uygulanması lazım. Resûlullah’a tam uyulması lazım. O'na uyarsak din kıyamete kadar bozulmadan durur. Kuran-ı Kerîme ve dine uyarsak. Ama her kafadan bir ses çıkarsa; 'şöyle yapalım böyle yapalım' derse, bir zaman gelir herifler namaz yerine tepe taklak atmaya başlar. El pençe divan durmak yerine, amuda kalkmaya başlarlar. Tam ters iş yapar.
Bu insanların kendi akıllarına bırakacak olursanız, her kafadan bir şey çıkar. 'Şöyle yapalım böyle yapalım' İhtilaf da olur, kavga da olur, herkes de bir başka türlü bir şey yapar. Uydurma.
"Dinin korunması neyledir?"
"Sünnete uymakladır."
"Dinin bozulması neyledir?"
"Bi’dat çıkartmakladır."
O zaman bid’at çıkartmak çok fena! Ortaya bid’at çıkartmak çok fena. 'Sen kim oluyorsun bid’at çıkartıyorsun' demeniz lazım. Nitekim sahâbe-i kirâm da böyle yapmışlardır.
Çok dikkat ediyorlar. Çünkü herkes dine, bir tuğla eklerse yamulur yamulur yamulur yamulur gümbür yıkılır. Yukarıya eğri eğri eğri eğri herkes bir santim eğriltse, her asırda birazcık eğrilse, din darmadağın olur.
Onun için ne yapacağız?
Kur’an okuyacağız, Kur’an’a uyacağız. Peygamber Efendimiz'in hadîslerini okuyacağız; hadîse uyacağız.
Tamam mı!
İşrâk namazı, duha namazı, tesbihler, dualar... Efendimiz sabah namazından sonra Hüvallahüllezi’yi okurmuş; şu sevap varmış. Elhamdulillahillezi’yi okurmuş; şu sevap varmış. Peygamber Efendimiz'in sünnetinde ne varsa onu şey yapacağız.
Bid’at çıkaranlara nasıl davranacağız?
Adam dinde yeni havalar çıkartmış, başka havadan çalıyor. Öyle şey yok! Olmaz!
Men a’rada ‘an sâhibi bi’dat’in. "Kim böyle bir bid’at çıkartan, bi’dat sahibi bir insandan yüz döndürürse, yüz çevirirse." Yüz çevirmek demek ne demek?
Onu sevmemek, ondan ayrılmak demek.
Buğdan lehû. "Kızdığı için ona." Sen dinde aslı olmayan bir şeyi ortaya çıkarttın. Bu senin yaptığın şey Peygamber Efendimiz'in zamanında yoktu. Uydurukçu, seni bi’dat’çı seni" diyerek yüz çevirirse;
Meleallâhü kalbehû emnen ve îmânen. "Allah onun kalbini emniyet ve iman doldurur." Kalbini nurlandırır, kalbine güven duygusu ihsan eder. İçi mamur olur insanın.
Neden?
Allah’ın sevmediği işi çıkartan kimseye yüz vermedi, döndü diye.
Ve meni’n-tehera sâhibe bid’atin. "Kim bi’dat sahibine azarı basarsa."
Nedir bu senin yaptığın?
Sen bunu nerden çıkarttın?
"İ’n-tehera" ne demek?
Kenarda şey yapmış.
E'z-zecib bi kelâmın galiz. "Ağır sözle bir şeyi yaptırtmamak için iyice bir azarlamak" demek.
Ve meni’n-tehera sâhibe bid’atin. Bi’dat sahibine kim "niye böyle yapıyorsun" diye onu engellerse;
"Bu senin yaptığın dinde aslı esası olmayan şey nedir?" derse;
Âmenehullâhü teâlâ yevme’l-feze’ı’l-ekberi. "İnsanların korkudan tir tir titrediği mahşer gününde."
Herkes korkmayacak mı?
Kabirden kalktı, mahşer yerinde toplandı, mahkeme-i kübrâ kuruldu, terazi ortaya getirildi. Öyle büyük bir terazi mizan ki, semâvât ve arz içine konulsa sığacak kadar büyük. Melekler, teraziye bakıp tir tir titriyorlar. Heybetinden melekler titriyor.
O zamanda insanlar korkmayacak mı?
Çok muazzam korkacaklar.
Nedir o günün adı?
Yevme’l-feze’ı’l-ekberi. "Çok büyük korkunun olduğu gün."
Herkesin ödü patlayacak, herkes korkudan titreyecek.
Neden?
Ne olacağını bilmiyor ki. Hesaba çekilecek, sırayı bekliyor. 'Sen gel bakayım, sen gel bakayım, sen gel bakayım' Melekler getirecekler, divan-ı ilahiye durduracaklar.
Allahu Teâla Hazretleri dört şeyi sormayacak mı?
"Sen bu ömrünü nerede tükettin." demeyecek mi?
"Sen bu parayı nerden kazandın, nereye harcadın." demeyecek mi?
"İbadet ve taat bâbında ne yaptın, ne yapmadın." demeyecek mi?
Bunların hepsini soracak.
"Falanca gün filanca günahı işlemiştin, falanca zaman şu yasağı yapmıştın.' diye bir bir bir bir hesaplar ortaya dökülmeyecek mi?
Defterler açılmayacak mı?
Bütün kayıtlar okunmayacak mı?
Okunacak!
Zerre kadar hayır işleyen hayrını görecek. Zerre kadar şer işleyen cezasını çekecek, cehenneme atılacaklar.
Korkmaz mı insan?
İmtihana giren talebeler korkmuyorlar mı?
İmtihan ne olacak ya. Nihayet dünyanın imtihanı, bir sınıftaki bir imtihan. Giremezsen bir daha ikmale kalırsın mesela. Ama o ahirette öyle değil! Başaramadığı zaman cehenneme gidecek. Onun için çok zor. İşte o çok büyük korkunun olduğu günde, Allah onu emniyette olan insanlar arasına alır. Çünkü bid’at sahibine nasihat etti, onu azarladı. "Seni bi’dat’çı seni. Bu ne biçim kıyafet, nereden çıkarttın şu şeyi. Seni bi’dat’çı seni."
Ve men ehâne sâhibe bid’atin refe’ahullâhü fi’l-cenneti miete deracetin. "Bi’dat ehline kim hor bakarsa, Allah onu cennette yüz derece yükseltir."
Buna mukabil; ve men selleme ‘alâ sahibi bid’atin. "Bid’at sahibine birisine selam verirse." Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh! Bilmem ne filan.
Ev lekıyehû bi’l-bişri. "Yahut da hoş geldiniz bilmem ne filan güleç yüzle karşılarsa."
Ve’s-takbelehû bi-mâ yesürruhû. "Veyahut onu onun sevineceği, memnun olacağı bir şekilde karşılarsa."
'Buyurun efendim, evimize şeref verdiniz, buyurun'
Kim böyle yaparsa;
Fe-kadi’s-tehaffe bi-mâ ünzile ‘alâ muhammedin. "Muhammed’e indirilen Allah’ın dinine, İslam’a değer vermemiş olur. İslam’ı hafife almış olur." İslam’ı hafife almış olur. Öyle bid’at ehline yüz vermek yok.
Ama efendim çok ârif kimse, çok ârif kimse, bilmem ne, bilmem ne, filan aman bilmem ne. Ne ârifi ya. Ârif olsa sünnete uyar. Ârife tarif gerekmez. Ârif olan sünnete en iyi uyan kimse. Öyle bid’at işi işler mi?
Onun için bütün işlerimize dikkat edelim. Her işimiz sünnete uygun olsun. Giyimimiz, kuşamımız, çocuğumuzun giyimi, hanımımızın giyimi, evimizin hali, kendi yaşantımız, ibadetlerimiz. İbadetlerde de uyduruk bir şey çıkartırsa insan o da fena. O daha fena. İbadetlerde de bid’at çıkarma var. Sünnet-i seniyye nasılsa, Efendimiz nasıl yapmışsa öyle.
İkinci hadîs-i şerîf;
مَنْ أَغَاثَ مَلْهُوفًا، كَتَبَ اللهُ لَهُ ثَلَاثًا وَسَبْعِينَ مَغْفِرَةً: مِنْهَا وَاحِدَةٌ فِيهَا صَلَاحُ أَمْرِهِ كُلِّهِ، وَاثْنَتَانِ وَسَبْعُونَ دَرَجَاتٌ لَهُ عِنْدَ اللهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. خ فِي "التَّارِيخِ" وَابْنُ أَبِي الدُّنْيَا فِي قَضَاءِ الْحَوَايِجِ عق وَالْخَرَائِطِيُّ خط كر عَنْ أَنَسٍ.
Men eğâse melhûfen keteballâhü lehû selâsen ve seb’îne mağfiraten minhâ vâhidetün fîhâ salâhu emrihî küllihî ve’s-nâni ve seb’ûne deracâtün lehû ‘ındellâhi yevme’l-kıyâmeti.
Buhârî, Sahîhi Buhârî’de, İbn Ebü'd-Dünyâ Kadâi’l-Havâic kitabında, Harâitî, Hatîb-i El-Bağdâdî ve İbn Asâkir, Enes radıyallahu anh’den rivayet etmişler bu hadîs-i şerîfi.
Men eğâse melhûfen. "Naçar kalmış, yardıma muhtaç bir insanın, birisi imdadına yetişirse." Aman şunun çok başı darda, sıkıntıda, hop yetişti. Öyle bir sıkışık bir insanın yardımına kim yetişirse.
Bu yardıma yetişmek nasıl olur?
Mali bakımdan sıkıştığı zaman olur. Maddi bakımdan birileri üstüne çullanıp döveceği zaman, hop bir yardım edersin, kurtarırsın öyle olur. Denize düşmüştür kurtarırsın öyle olur. Yani daralmış bir insanı sıkıştığı, daraldığı bir zamanda, gidip ona yardımcı olmak ve onun duasını almak. "Allah senden razı olsun ya. İmdadıma yetiştin. Sağ ol var ol. Allah sana dünyada ahirette hayırlar ihsan etsin." falan. Duasını almak böyle. Kim böyle yaparsa;
Keteballâhü lehû selâsen ve seb’îne mağfiraten. "Allah ona yetmiş üç mağfiret yazar." Verir. Al sana yetmiş üç mağfiret-i rahman. Rahmanın mağfiretinden yetmiş üç tanesi.
Minhâ vâhidetün. "Bu mağfiret."
Yetmiş üç mağfiret ne miktardır hocam? Kaç tondur? Kaç kilodur? Hacmi nedir? Ağırlığı nedir? Faydası nedir? Kıymeti nedir? Dersen. Minha. "Bu yetmiş üç mağfiretten bir tanesi." Vâhidetün fîhâ salâhu emrihî küllihî. "Bütün işlerinin ıslahına yetecektir." Bir mağfiret; yardıma koşanın bütün işlerinin hepsinin düzene girmesine, sıkıntılardan kurtulmasına kâfi gelir, Allah’ın bir mağfireti. Geriye kalan yetmiş iki tanesi de, Allah indinde, kıyamet gününde ona derece olacak.
Onun için müslümanın müslümanın yardımına koşması lazım.
Ben şahsen Sudan’a gittim. Kişisel olarak Sudan’a gittim.
Dedim ki; "Ben size yardım etmek istiyorum. Arkadaşlarım var. Çok arkadaşlarım var. Çok şeyler yapmak istiyorum. Fabrika kurmak istiyorum. Ne isterseniz yapmak istiyorum. Şunları şunları yapabilirim." diye gittim.
Bakın burada Nil nehri var. Şurada topraklarınızı sulamıyorsunuz. Boru fabrikası kurayım. Plastik mavi boru, yeşil boru, renkli boru, plastik boru fabrikası kurayım. Burada çok işinize yarar; ziraatiniz gelişir. Hurma bahçeleri olur. Mısır gibi, Aşağı Nil deltası gibi, güzel olur filan. Boru, boruları gönderdim numune olarak. Fabrikayı Türkiye'de -İstanbul'da- gösterdim. Bak bu fabrikayı sökeceğim. Bu bizim mavi boru fabrikamız. Bunu oraya getireceğim dedim. Ustaları oraya gönderdim. Herifler benim iyiliğime kolaylık göstermediler. Açmadılar şeyi, kaldı. Kendileri bilir. Ama yapmak istedim.
Daha başka şeyler götürdüm. Bak şunu da imal ediyoruz dedim. Ondan sonra hediye de ettim, meçhul şahıslara. Aldılar, şimdi bir tanesi Turabi de, bir tanesi bilmem kimde. Hasan Turabi’nin yanına filan gittik. Davet etti bizi.
Biz bunları yapabiliriz. Daha ilerisini de yapabiliriz. İmkan verirseniz bize daha ilerisini yaparız. Köprü kurarız size. Hava hava köprüsü kurarız. Türkiye’den Mısır’ın üstünden atlayarak, Kızıldeniz’den geçerek Mısır’la böyle, emperyalizim bunları birbirine düşman etmiş. Her şeyi yaparız dedik. Bizi ciddiye almadılar. Sudan’a gittik iki defa. Arkadaşları gönderdik beş defa. Ciddiye almadılar.
Sonra Sudan’ın en yüksek şahsiyetleri İstanbul’a geldiler. Bir müsteşarmış. Bizim Çamlıca’daki evimize geldi. Odamıza geldi. "Ben sizden şikayetçiyim. Böyle böyle yaptım, şöyle şöyle oldu. Hiç şey yapmadınız." dedim.
"Peki hocam not alalım." Bilmem ne.
Geri kalmış ülkeler neden geri kalıyor biliyor musunuz?
İş yapmasını bilmiyorlar, iş yapana da fırsat vermiyorlar. Bize 'gelin buyurun. Yapın yapacağınızı' diyecek. Biz de para kazanmak için değil, masraf ederek oraya hayır olsun diye yapacağız. Çünkü yardıma muhtaç diye. Müslüman kardeş diye. Arapçayı da güzel konuşuyorlar, bozuk değil Arapçaları. Mısır’ın arapçaları bozuktur. Çok bozuktur. Mısır Arapçayı çok bozmuştur. Sudan’ın ki çok güzeldir. Talebelerimizi oraya göndereyim dedim. Buraya yurt yapayım size. Üniversitenin şeyine gittim. Üniversitede dekanın odasına girdik. Böyle bir büyük oda. Ortaya bir kiriş atmışlar dekanın üst katında da bir şey yok, boş. Somya kalınlığında bir kiriş atmışlar. Tek kişilik somya var ya, o kalınlıkta kiriş atmışlar. Yani bir köprü yapılır onunla. Bir köye bir okul yaparsın. Bir kiriş atmışlar. Ya buna lüzum yok. Bir paturel koy, bir ağaç koy yeter. Birileri aldatmış bunları.
"Bize elli metre uzunluğunda köprü yapabilir misiniz?" dedi.
"Beş yüz metre uzunluğunda köprü yaparım size. Ben burada size bir bina yapayım da görün." dedim. Çünkü bizim prefabrikçi kardeşlerimiz var. Oraya götürürüz, onların o bir kiriş parasıyla onlara şehir kurarız. Bir kirişe harcanın çimentoyla. Aldatılıyorlar, birileri bu iş bilmedikleri için aldatıyor bunları.
Üniversitenin matbaasına gittik berbat. İstanbul’un en berbat, en eski, en külüstür matbaalarından birisinden daha berbat. "Böyle olmaz. Biz size güzel baskı, matbaa makineleri filan kurarız." dedik. Türkiye’ye geliyorlar, beni makamında ziyaret ediyorlar; itibar ediyorlar. Ben Sudan'a gidiyorum hiç bizi dinleyen yok. Dinleyen varda, iş yapan yok. Defterden sildim. Allah biliyor. İş yapılmaz diye karar verdim. İş yapılmıyor. Her şeyi götürüyorsun önüne yani yemeği götürsen, ağzına kaşıkla tutsan, pışt yapıyor, böyle adamlar.
Ne yapmak lazım?
Bir tanesiyle -bir mağfiret-i ilâhiye- bütün işlerinin ıslahına yeter. Yetmiş iki tanesi de cennette o kişiye derece olur. Yardıma koşmak lazım.
Peki bunlara küsüpte bırakmak mı lazım?
Hayır! Bırakmamak lazım. Bırakmamak lazım ama benim de pilim, arada sırada şarj etmek istiyor, akü bitiyor benim. O cereyana bağlı olmayan şeyler gibi, tabanca vida tabancaları gibi, bir zaman sonra bitiyor aküm benim. Benim de şeyim lazım. Benim de param pulum çok değil. Yani götüreceksin oraya fabrikayı kuracaksın, çalıştıracaksın, onu da yapmıyor. Hiç ilgi de göstermiyor. Evireceksin, çevireceksin başka çaresi yok. Bulacaksın zorla kalkındıracaksın herifleri.
Herif kuyudan çıkmak istemiyor. 'Burada rahatım ben' diyor. Çekeceksin 'orada durulmaz, çık yukarı. Bak burada güneş var, çayır var, çimen var. Otla, ye iç' filan. Aşağıya girmiş kuyuya, kuyudan çıkmak istemiyor. Elini uzatıyorsun itiyor. Burası serin diyor gölge diyor.
Üçüncü hadîs-i şerîf;
مَنِ اغْبَرَّتْ قَدَمَاهُ فِي سَبِيلِ اللهِ، حَرَّمَهُ اللهُ عَلَى النَّارِ. حم خ ت حب عَنْ أَبِي عَبَسَ، ط حم ع حب ض عَنْ جَابِرٍ.
Men iğberra kademâhü fî sebîlillâhi harramahullâhü ‘ale’n-nâri.
İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Buhârî, İmam Tirmizî, İmam Neseî, İmam İbn Hibbân, Ebû Abse’den; Tahâvî, Ahmed ibn-i Hanbel, İbn-i Abdülber ve diğer kaynaklar Câbir radıyallahu anhden -rahmetullahialeyhim ecmain- kısa bir hadîs-i şerîf nakletmişler. Bunun da manası şöyle;
Men iğberra kademâhü fî sebîlillâhi. "Her kimin ki, ayakları, Allah yolunda tozlanırsa."
Ne demek?
Ayakları Allah yolunda tozlanırsa deyince, neyi kastetmiş oluyor Peygamber Efendimiz?
Allah yoluna giderse, yolda yürürken ayakları tozlanırsa, biraz yol alırsa, Allah yolunda adım atarsa.
Allah yolu nedir?
Hac ve umredir.
Kalkıp gidiyor yürüyerek gidiyor; o da Allah yoludur.
Başka Allah yolu nedir?
Allah’ın dinine hizmet için yapılan yolculuklar, seyahatlerdir. Mesela; kalkıyor adam, İslam’ı anlatmak için yamyamların arasına, bilmem kimlerin arasına gidiyor. Yok ki öyle. Var mı Müslümanlardan öyle?
Yapan çok nadir. İslam’ı anlatıyor. Dağın başına gidiyor İslam’ı anlatıyor. Nerde... İmdat diyorlar, çağırıyorlar bize de biz daha Brookun hill’e bir imam gönderemedik değil mi? Brooken Hill’den, yoksa şeyden mi, daha yukarıda ne var? Alice Springs. Alice Springs’den veya Brooken Hill’den bizden hoca istemişlerdi ordan eskiden Afganlıların yaptığı camide vardı. Daha oraya imam gönderemedik biz. Bir kardeşimize oraya git diyecektik. Gene gidelim Brooken Hill'e. Mart ayında Broken Hill’de cami açmaya harcayalım bari. Ama önce imam bulmamız lazım. Brooken Hill’de görev yapacak imam...Kim gidecek fedakâr? Fedakâr insanlar lazım. Kızlardan var fedakârlar. Türkiye’den bana "hocam Afrika’ya gideriz" diyen kızlar vardı, babayiğit kızlar. Erkeklerden daha babayiğit. Afrika’ya göndersen gitmeye razıyız diye, anaokulu öğretmenliği mektebinden kızlar vardı. Nereye istersen. Samimi... Laf olsun diye değil. Mahrumiyet yeri de olsa diye söyleyen kızlar var.
Kademâhü. "Kimin iki ayağı." Fî sebîlillâhi. "Allah yolunda tozlanırsa." Harramahullâhü ale’n-nâri. "O kişiyi Allah cehenneme haram kılar." O insan cehenneme gitmez, o insan cennete gider.
Onun için fîsebilillâh bir yerlere gitmemiz lazım. Allah rızası için gidip orada hizmet yapmamız lazım. 'Ben gideceğim, malımı mülkümü satacağım. Alice Springs’e orada mektep açacağım. Aborjinlere hizmet edeceğim' falan bir şeyler diyor. Aferin! Daha güzel fikirler ortaya atıyor. Ama gitti Melbourne’de güzel saray gibi bir ev aldı, orada oturdu ayrı. Alice Springs dedi Melbourne gitti. Mahrumiyet dedi, güzel bir ev aldı. İki katlı şahane bir malikhane. Gene gider belki. Hayırlısı.
Bize Allah kendi dinine güzel hizmet etmeyi nasip eylesin. Çoluk çocuğumuza. Çocuklarımızı da, bizi de, sülalemizi de kıyamet kopuncaya kadar bizim neslimizden gelen herkesi, İslam’a en güzel hizmet eden insanlardan eylesin.
Bizim eskilerimiz Orta Asya’dan Anadolu fetholunuyor diye oraya göndermemiş mi müritlerini?
Onlar orada İslam’ı yaymamışlar mı?
Anadolu’dan, Balkanlara göndermemişler mi müritleri?
Onlar orada İslam’ı yaymamışlar mı?
Arnavutlar eskiden Müslüman mıydı?
Değildi.
Boşnaklar eskiden Müslüman mıydı?
Değildi.
Balkanlara taa Bavyera’ya kadar Müslüman eden kimler?
Böyle mübarek çalışan insanlar.
Allah bize de dini için böyle güzel çalışmaları nasip etsin. Rızasını kazanmayı nasip etsin. Huzuruna sevdiği kul olarak varmayı nasip etsin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.
Allah akıl fikir versin. Allah her yaptığımız işi kendi rızası için yapmaya muvaffak eylesin. Allah hepimizi hem dünyada, hem de ahirette aziz bahtiyar eylesin.
El Fâtiha.
00.00.0000 -
Fısıldaşma, Arayı Düzeltme,
00.00.0000 -
İyi ve Kötü
