07.11.1998 - Kıyamet Alametleri

07.11.1998 - Kıyamet Alametleri
Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve's-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ecmaîne’t-tayyibîne’tâhirîn.
Emmâ ba’d:
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretleri, Kur’an-ı Kerim'in 17. Cüz'ün ün başında Sûretü'l-Enbiyâ'nın birinci âyet-i kerîmesi'nden itibaren şöyle buyuruyor.
Bismillahirrahmanirrahim.
اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَۙ لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ بَلْ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌۚ فَلْيَأْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَٓا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ
İktarabe li'n-nâsi hisabuhum ve-hüm fi-gafletin mu'ridun. Ma ye'tihim min zikrin mi'r-rabbihim muhtesin illes-temeûhu ve-hüm ye'labûn lâhiyeten kulûbuhum ve eserrun-ne'cvâ. Ellezîne zalemû hel hâzâ illa beşerun mislikum efet'etûnes-sihra ve entüm tüfsirun kâle rabbi ya'lemul kavle fi's-semâi ve'l art ve-hüvesemîu'l alim. [1]
Sadakallahü'l azîm.
Dört âyet-i kerîme açıklamak istiyorum.
Bu âyet-i kerîmenin birinci kelimesi iktarabe "yakınlaştı." demek.
İktarabe li'n-nâsi hisabuhum. "İnsanlar için hesaplarının görülmesi zamanı yakınlaştı."
Ve-hüm fi gafletin mu'ridun. "Ama onlar hala gaflette yüzüyorlar." Gaflet içinde kendilerine getirilmiş dinin, tebliğ edilen hakikatlerin kıymetinin farkında değil; yüz çeviriyorlar, sırt çeviriyorlar, hâlâ yan çiziyorlar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz müteaddit hadîs-i şerîflerinde, kıyametin yakın olduğunu ümmetine bildirmiştir. Zaten Peygamber Efendimiz ahir zaman Peygamberidir. "Nebiyyi ahiruz-zaman."
Men-lâ nebiyye ba'dehû. Hâteme’n-nebiyyîn. Hâteme’r-rusûl.
Kendisinden bir başka peygamber daha gelmeyecek artık. Şimdiye kadar insanlık tarihi boyunca nice peygamberler gelmiş geçmiş. En sonuncu peygamber; bizim peygamberimiz, ahir zaman peygamberi. Peygamberlerin mührü, sonu, sonuncusu, mühürleyicisi bitiricisi, âkıbi, ahiri Muhammed-i Mustafa. Bundan sonra Peygamber yok!
Daha önceki devrelerde hazreti Adem atamızdan itibaren insanlar dünyanın neresine yayılmışlarsa, her yerde Allah'ın emirlerini kendilerine tebliğ eden peygamber mevcut olmuş. Kendilerine peygamber gönderilmemiş kavim yok.
Allah-u Teâlâ hazretleri bize dinimizin öğrettiği, Peygamber Efendimiz'in öğrettiği, Kur’an-ı Kerim'in yazdığı hakikatleri başka insanlara da bildirmiş. Bu onun lütfunun, adaletinin, rahmetinin eseri. İnsanlar, cihana imtihan için gönderilmiş olduğu halde, kendi akıllarıyla Allah'ın varlığını birliğini anlayabilecek kabiliyette yaratılmış olduğu halde, Allah kolaylık gösterip peygamber gönderiyor, doğru yolu da gösteriyor. "Bak bu doğru yoldur, şunlar şunlar gerçeklerdir." diyor.
Fakat aklı, fikri, kabiliyeti olan insanoğlu bu gerçeklerden bazen yan çizebiliyor, yüz döndürebiliyor, kabul etmeyebiliyor; kafir oluyor, müşrik oluyor, peygamberlere düşman oluyor ve savaşabiliyor. Bu da Allah'ın verdiği bir fırsattan oluyor. Yoksa Allah dilese kendi peygamberlerine söz söylettirmez. Ama bu dünya hayatına insanlar imtihan için gönderildiği için serbest oluyor; kimisi inkarcı olabiliyorlar.
"İnsanların hesabı yakınlaştı." diyor, kıyametin kopması yakın. Fakat kıyametin kopması insanların İslam'a sarılması ve Allah'a güzel kulluk etmesiyle de ilgili. Eğer insanlar Allah'ın emirlerini tutmuşlar, yolunda gitmişlerse Allah lütfediyor, mühlet veriyor.
Ama eğer Allah'ın sevmediği insanlar, cihana hakim olacak bir durum olmuşsa o zamanda kıyameti kopartacak. Yeryüzünde "La ilahe illallah" diyen insan oldukça, "Allah Allah" diyen insan oldukça kıyametin kopmayacağına dair hadîs-i şerîfler var.
Demek ki; geçtiğimiz zaman içinde Müslümanlar Kur’an'a sımsıkı sarıldığından, Peygamber Efendimiz'in yolunda yürüdüğünden, Allah'ın rızasına uygun hareket ettiğinden başımıza taş yağmamış da bugüne kadar gelmişiz. Ama bozulduğu zaman da kurtuluş yok, Allah'ın azabından o zaman kurtuluş olmaz.
Allah iyilerden razı olsun. Salih kullarından, veli kullarından, mübarek kullarından razı olsun. Derecelerini arttırsın, mükâfatlarını arttırsın ki onlar kıyametin kopmasını engelleyen, geciktiren varlıklar. Kıymetli varlıklar... Yani cihanın ömrünü uzatan iksir gibi. Kıyamet cihanın ölümü demekse; müminler hayatı sağlayan iksirler, ilaçlar gibi. Onlar oldukça ölüm olmuyor ama onlar gitti mi olacak.
Peygamber Efendimiz, kendisine kıyamet yakın olabilir diye bildirildiğinden, kıyametle kendisi arasında çok az bir zaman olduğunu beyan ettiğinden kıyametin kopuvermesinden korkardı, endişe ederdi, telaş ederdi.
Uzaktan bir kara bulut gelse "acaba Ad Kavmi'ne, Semud Kavmi'ne eski kavimlere helak getiren helak bulutları mıdır." diye telaşlanırdı.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ümmetinin salâhını, felahını isterdi ve 'kıyamet kopabilir, yakın olabilir' diye ona hazırlanmayı, tedbir almayı ümmetine öğretmiştir.
Biz bir çok hadîs-i şerîften kıyametin şartlarının neler olduğuna eşratu's-sâah denilir. Es-sâah; kıyamet saati demek, kıyametin kopma zamanı demek. Onun ne zaman kopacağını aşağı yukarı biliyoruz.
Nereden biliyoruz?
Zaman olarak bilmiyoruz. Fakat evsafından biliyoruz, değişikliklerden biliyoruz. Cebrail aleyhisselam Peygamber Efendimiz'e ashabı arasında otururken gelip "kıyamet ne zaman kopacak." diye sorduğu zaman Peygamber Efendimiz diyor ki:
"Soru sorulan soruyu sorandan daha bilgili değil." Çünkü kıyametin zamanını Allah saklamış. Kıyametin zamanını insanlar bilse tatlı su içemezler, bir lokma yemezler. Kıyamet müthiş bir olay!
Kıyamet koptuğu zaman anneler, süt emziren yavrularını düşünemez duruma gelecek.
Çocuk topla cadde tarafına gittiği zaman nasıl koşuyordu çocuğum araba altında kalmasın diye?
Kıyamet koptuğu zaman süt emen yavrusunu düşünemeyecek ve hamile kadınlar korkudan yavrularını düşürecekler. İnsanlar sarhoş gibi olacaklar. Korkunç bir olay, çok müthiş bir olay!
Zamanı belli değil ama evsafı var; ahlak bozulacak, çok fecileşecek çirkinleşecek, insanlar sokak ortalarında kötülükler yapmaya başlayacaklar, o kadar yüzsüzleşecekler. Kıyamet en şerli insanların başında parçalanacak, onların başında kopacak. Çok acı, feci, muazzam bir olay olacak. Bu cihanın kıyameti.
"İnsanların hesabı yaklaştı hâlâ onlar yüz çevirip duruyorlar." diyor Peygamber Efendimiz. Hesapları yaklaştığından maksat; kıyamet olabilir. Kıyamet yaklaştı demiyor.
İktarabe li'n-nâsi hisâbuhum.
"Hesaplarının zamanı yaklaştı." diyor. Tabi insanın kendisi öldüğü zaman onun özel kıyameti kopmuş demektir. Hadis de var bu konuda. Bir kişi öldü mü tamam onun işi bitti, onun kıyameti koptu.
İzâ mate’l-insânu fe-kat kâmeh kıyâmetuhu.
Onun kıyameti kopmuş demektir, iş bitmiş demektir. Kârlı, sevaplı iş yaptıysa ne mutlu! Kötü ömür geçirdiyse, gafletle ömür geçirdiyse ne yazık!
Bu hesap; kişisel olarak öldüğü zaman da olacak, umumi olarak dünya bozulduğu zaman da, kıyamet koptuğu zaman da olacak. Bunu insanların düşünmesi lazım. Bununla ilgili çok sureler, ayetler var. Fakat demek ki o zaman kafirler, hâlâ yan çiziyorlar yüz döndürüyorlar. Bu korkunç olayın dehşetini hissetmiyorlar.
İnsanoğlu öyledir. Karnı tok olduğu zaman hiç acıkmayacakmış sanır. Gençlik yıllarında hiç ihtiyarlığını düşünmez. Varlık zamanında yokluğunun kıymetini bilmez. Ama geldiği zaman o zaman iş işten geçmiş olur. Pişman olduğu zaman artık çare kalmamış olur.
Mâ ye’tîhim min zikrin min rabbihim muhtesin ille’s-temeûhu ve hüm yel‘abûn.
"Rablerinden kendilerine bir hatırlatma gelmeyedursun hemen onunla alay ederler. Dinlerler ama dalga geçe geçe, oynaya oynaya dinlerler."
Lâhiyeten kulûbühüm.
"Gönülleri eğlence lehv-i gaflet içinde dinlerler." İnsanoğlunun tabiatında bu var. Peygamberleri Allah mucizelerle göndermiş, bu tabiat kırılsın gerçekleri anlasınlar diye. Doğru şeyler söyleniyor, ondan sonra mucize gösteriliyor fakat mucizeyi de gene bir bahane bulup kabul etmemişler. "Sihir." demişler. "Şu ayı, ikiye parçalarsan sana inanacağız." demişler. Peygamber Efendimiz parmağıyla işaret etmiş, ayın bir tarafı Cebel-i Ebu Kubeys'in orasına, bir tarafı öbür tarafa... "Muhammed gözümüzü boyuyor sihir yapıyor." demişler.
Siz istediniz; olağanüstü bir şey istediniz işte buyrun olağanüstü şey! Allah gösterdi. Allah nur vermedi mi mucize de kâr etmiyor.
Ne derlermiş?
Ve-eserrun necve’llezîne zalemû.
Günahkarlar, kafirler, zalimler, kendilerine nefislerine zulmedenler, inkar edenler birbirleriyle fısıldaşırlarmış.
Ne demişler?
Hel hâzâ illâ beşerun mislikum.
"Bu da sizin gibi bir insan, beşer." demişler.
Efete’tûne’s-sihra ve entüm tübsirûn. "Göz göre göre siz bu sihirlere uyacak mısınız? O da sizin gibi bir insan." demişler. Sizin gibi bir insan. Evet, Peygamber Efendimiz de zaten 'ben de sizin gibi bir insanım' diyor. Başka bir şey demiyor.
İnnemâ ene beşerun misliküm.
"Ben de sizin gibi bir insanım." diyor ama;
Yûhâ ileyye. "Bana Allah vahiy gönderiyor." diyor.
Bunlar ne diyorlar?
"Sihir" diyorlar. Olağanüstülüğü de görüyorlar. Olağanüstülük de var. Peygamber -Muhammed el Emin- güvenilen bir insan, sözleri haklı. Bir söz söylediği zaman, dinledikleri zaman içlerinden "bu haklı" diyorlar. Mucize de gösteriyor. Fakat yine de "sihre mi uyacaksınız. Sihirbaz, sâhir." diyorlar.
Musa aleyhisselam'a da öyle demişler. Peygamber Efendimiz'e de sâhir dediler. Sâhir; sihirbaz demek. Kahin dediler. Kahin de o devirde; istikballe ilgili haberleri söyleyen, olağanüstü şeyler kendisine sadır olan insan demek. Şair dediler. Şair de o devirde biraz kahin gibi. Sıradan bir insan değil; biraz bir şeyler hissedebilen, şuur tarafı gelişmiş insan demek. Kur’an-ı Kerim'in ifadesi güzel olduğundan şair dediler. Peygamber Efendimiz'in tavrından dolayı kahin dediler. Mucizelerinden dolayı sâhir dediler.
"Göz göre göre bu sihirlere uyacak mısınız?" dediler.
İnsanlara gerçeği anlatmanın başka yolu var mı Allah aşkına?
Ne diyeceğiz yani? Ne denilebilir?
Allah Peygamber gönderiyor; haklı konuşuyor, mucize de gösteriyor.
Daha ne olsun?
O zaman Peygamber Efendimiz kendisine böyle itirazlar olunca buyurmuş ki:
Kâle rabbî ya'lemu’l-kavle fi’s-semâi ve’l-ard.
"Rabbim gökteki, yerdeki her sözü -lehimde, aleyhimde, gizli, aşikar- biliyor. Benim sözümü de biliyor, söylediklerimi de biliyor. Bana vahiy gönderen de o.
Ve hüve’s-semîu'l-alîm.
"O her şeyi işitiyor, her şeyi en iyi biliyor." diye Allah-u Teâlâ hazretlerine tevekkül etmiş, iltica etmiş.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz "Allah şahit olsun. Bak Allah herşeyi biliyor." demiş oluyor.
Fakat yine de;
Bel kâlû etgâsu ahlâmin.
"Karmakarışık hayaller bunlar, rüyalar." dediler. Çünkü vahyi anlayamıyorlar. Anlayan var, iman eden var anlamayan da var.
Beli'ferâhu. "Allah'a iftira etmiştir." 'Kendisi söylemiştir de Allah söylüyor demiştir. Allah'a iftira etmiştir' dediler.
Be'l hüve şâir. "Şair." dediler.
Fe'l-ye’tinâ bi-âyetin kemâ ursile'l evvelün.
"Daha önceki dinlerde Peygamberler mucize getirdiği gibi, bize de mucize getirsin." diye mucize istediler.
Peygamber Efendimiz'e Allah-u Teâlâ hazretleri nice nice mucizeler ihsan eyledi. Mucizat'ül enbiya-i hakkun. "Olağanüstü olaylar, fevkalade olaylar." Fizikle, kimyayla basit izah edilip geçiştirilecek olaylar değil. Güzel mucizeler gösterdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Hak Peygamber olduğunu anlayan anladı, imana geldi, ashabı arasına girdi, dünya ve ahiret saadetini kazandı. İnanmayan da kendine göre bazı laflar buldu, kafirlikte devam etti ama sonunda pişman oldu. Ahireti, dünyası mahvoldu.
İmtihan aynen devam ediyor aziz ve muhterem kardeşlerim!
Aynı şartlar bizim için de bahis konusudur. Kur’an-ı Kerim karşımızda, din gerçeği karşımızda. Dindarlar var, dini inkar edenler var. Allah'tan korkup, akıllı, uslu, mantıklı, adaletli, dürüst hareket edip yaşayanlar var. Vur patlasın çal oynasın oynayanlar, gezenler, tozanlar, çalanlar, çırpanlar, yiyenler, içenler var. İmtihan dünyası aynen devam ediyor.
"İnsanların hesabı yakın ama, onlar hâlâ gaflet içinde yan çizip duruyorlar."
Allah bizi gaflet uykusundan uyandırsın. Gerçekleri görüp o gerçeklere uymayı, Hakk'ı Hak olarak görüp uymayı nasip eylesin. Batılı batıl olarak görüp ondan korunmayı nasip eylesin. Şeytana mağlup olmamayı nasip eylesin. Allah'ın rızasına uygun yaşamayı nasip eylesin. Tevfikini refik eylesin. Haramlardan günahlardan uzak yaşayıp huzuruna sevdiği razı olduğu yüzü ak, anlı açık kullar olarak varalım. Rabbimiz bizi cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Peygamberi zişanına, firdevs-i âlâsına komşu eylesin. Ebedi saadete nail eylesin, sevdiklerimizle çocuklarımızla beraber.
Bu devirde, bu mücadelede görev bizde. Bu devirde bu iman ve küfrün mücadelesinde; kafirlerin inkarı, müminlerin de tebliği-talimi meselesinde görev bizim omzumuzda muhterem kardeşlerim. Hepimiz belli bir yaşa geldik, çocukluktan çoğumuz kurtulmuş ev bark sahibi olmuş durumdayız. Torun sahibi olanlarımız var. Bu dine hizmet etmenin görevi, hizmetin yükü bizim omzumuzda. Allah-u Teâlâ hazretleri bu dini anlayıp kendi hayatımızda uygulamayı, çoluk çocuğumuza öğretmeyi, çevremize de sahabe-i kiram gibi, tebliğ edip İslam'ı yaymayı bizlere nasip eylesin.
Elimizden, çalışmalarımızdan, müesseselerimizden, camilerimizden nice insanların istifade etmesini, doğru yola gelmesini, kurtulmasını cennetlik olmasını Allah nasip etsin. Bizi öyle güzel şeylere aracı eylesin.
Sübhaneke la-ilmelenâ illa mâ-allemtenâ inneke entel alîmu'l hakîm. Sübhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun ve selamün ale'l murselin ve'l-hamdülillâhi rabbil alemin.
El Fatiha.
[1] 21/Enbiyâ, 1-5.
08.01.1998 -
Allahın Kudreti, Dünyalıklar,
00.00.0000 -
Allah Korkusundan Ağlama,
