00.12.1999 - Peygamber Efendimizin Vefatından Sonra, Hasta Ziyareti, Hatim Duası

00.12.1999 - Peygamber Efendimizin Vefatından Sonra, Hasta Ziyareti, Hatim Duası
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl’ihi ve sahbihi ecma’în ve men tebi’ahû bi-ihsanin ilâ-yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d;
وعَنْ أَنَسٍ قال قال أبو بكر لعمر، رضي الله عنهما، بعد وفاة رسول الله، صلى الله عليه وسلم: انطلق بنا إلى أم أيمن ، نزورها كما كان رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يزورها ، فلما انتهيا إليها بكت، فقالا لَهَا : ما يبكيك؟ أما تعلمين أن ما عند الله خير لرسول الله، صلى الله عليه وسلم فَقالت: إنى لا أبكي ، أني لا أعلم أن ما عند الله تعالى خير لرسول الله صلى الله عليه وسلم ، ولكن أبكي أن الوحي قد انقطع من السماء، فهيجهما على البكاء، فجعلا يبكيان معها. ((رواه مسلم وقد سبق في باب زيارة أهل الخير))
Ve an enesin radıyallahu anhu kâle kâle ebû bekrin li-Umera radıyallahu anhuhümâ ba’de vefati rasûlillahi sallallahu aleyhi ve selleme intalık bi-nâ ilâ ümmi eymene nezûruhâ ke-mâ kâne rasûlullahi sallallahu aleyhi ve selleme yezûruhâ fe-lemmâ inteheyâ ileyhâ beket fe-kâlâ le-hâ mâ yübkîki e-mâ ta’lemîne enne mâ ındellahi hayrun li-rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme fe-kâlet innî lâ ebkî ennî lâ e’lamü enne mâ ındellahi teâlâ hayrun li-rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme velâkin ebkî enne’l-vahye kad inkata’a mine’s-semâi fe-heyyechümâ ale’l-bükâi fe-ce’alâ yebkiyâni me’ahâ.
Ravâhu müslim rahmetullahi aleyh.
Enes radıyallahu anh’den rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf. Enes radıyallahu anh anlatıyor ki;
Ebû Bekr-i Sıddık, Ömer radıyallahu anhumaya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in vefatından sonraki bir zaman da, dedi ki;
İntalık bi-nâ ilâ ümmi eymene nezûruhâ. "Haydi bizi Ümmü Eymen radıyallahu anhaya götür de O'nu ziyaret edelim." Peygamber Efendimiz'in sağlığında o hanımı ziyaret ettiği gibi, bizde onu ziyaret edelim. Bu ensarın mücahit hanımlarından birisiydi. Resûlullah Efendimiz onu ziyaret ediyordu, sevip sayıyordu. Hasta demek ki, onu ziyarete gitmişler.
Fe-lemmâ inteheyâ ileyhâ beket. "Yanına vardıkları zaman, Ümmü Eymen radıyallahu anh ağlamaya başladı." Dediler ki:
Fe-kâlâ le-hâ mâ yübkîki. "Seni hangi sebep ağlatıyor?"
Ne ağlatıyor böyle?
Ağlamanın sebebi nedir?
E-mâ ta’lemîne enne mâ ındellahi hayrun li-rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme. "Allah’ın huzurundaki ikramlar, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme dünyada yaşamasından daha iyi olduğunu bilmiyor musun?"
Allah’ın huzuruna gitti. Allah’ın yanına vardı. Allah’ın yanında daha iyi olduğu muhakkak olduğuna göre ne diye Peygamber Efendimiz'in yokluğuna ağlıyorsun diye O'na söylediler.
Fe-kâle. "Dedi ki;"
İnnî lâ ebkî ennî lâ e’lamü enne mâ ındellahi teâlâ hayrun li-rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme. "Ben biliyorum -yani bilmiyor değilim- Resûlullah’a Allah’ın huzurunda verilen mükâfatların dünyada yaşamasından daha iyi olduğunu biliyorum." Ben onlara ağlamıyorum.
Velâkin ebkî. "Şu sebepten ağlıyorum ki;" Enne’l-vahye kad inkata’a mine’s-semâi . "Cenâb-ı Mevlânın vahyi, gökten kesildi." Resûlullah’a geliyordu, vahiy kesildi. Artık vahiy gelmez oldu. Ona ağlıyorum deyince;
Fe-heyyechümâ ale’l-bükâi. "Bu ikisini -Hz. Ömer ile Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk efendilerimizi- heyecanlandırdı." Kendisinin yanına ziyarete gelen bu iki mübarek cennetliği. Onlara da etki yaptı. Onlarda etkilendiler.
Fe-ce’alâ yebkiyâni me’ahâ.
"Onlarda onunla beraber başladılar ağlamaya." Tabi Peygamber Efendimiz'den sonra, çok zor oldu Peygamber Efendimiz'den ayrılmak. Bazıları Medine'de duramadılar. Bilâl-i Habeşî Medine'yi terk etti.
"Benim Resûlullah’ın gezdiği yerlerde, her yerde bir hatıramız var, duramayacağım." dedi. Şam’a falan gitti, dolaştı dolaştı. Sonra yine özledi. Medine-i Münevvere’ye geldi. "Aman hoş geldin ya Bilâl" falan demişlerdir muhakkak karşılamışlardır. Bilâl-i Habeşi, Peygamber Efendimiz'in müezzini, sevdiği bir kimse. "Buyur ezanı sen oku." dediler. Bilâl-i Habeşî bir ezan okudu Medine-i Münevvere de. Bütün evler, bütün Medine ahalisi, ezanı duyan herkes son derece heyecanlandılar. Resûlullah’ın devri geri mi geldi. Resûlullah geri mi geldi diye. Çünkü onun sesiyle özleşmişti Peygamber Efendimiz'in varlığı. Bilâl-i Habeşî’nin sesi de uzun zamandan beri duyulmuyordu. Tekrar O'nun ezanını duyunca hepsi ağlaştılar. Çok zor geldi. Ama bu fani dünya. Ayrılık şart. Ölüm var, ayrılık var. Katı bir gerçek. Ayrılık muhakkak oluyor. Asıl üzülücek ağlanacak şey; ahirette buluşulamazsa o zaman fena! O zaman öl ki ölem. Çok zor!
Allahu Teâlâ hazretleri bizi affetsin. Kusurlarımızı, günahlarımızı silsin. Her yönden tertemiz eylesin de, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin de, o mübareklere kavuşalım, buluşalım. Orada ayrılık olmasın. Burada ayrılık oldu, orada olmasın.
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " أَنَّ رَجُلاً زَارَ أَخًا لَهُ فِي قَرْيَةٍ أُخْرَى فَأَرْصَدَ اللَّهُ لَهُ عَلَى مَدْرَجَتِهِ مَلَكًا فَلَمَّا أَتَى عَلَيْهِ قَالَ أَيْنَ تُرِيدُ قَالَ أُرِيدُ أَخًا لِي فِي هَذِهِ الْقَرْيَةِ . قَالَ هَلْ لَكَ عَلَيْهِ مِنْ نِعْمَةٍ تَرُبُّهَا قَالَ لاَ غَيْرَ أَنِّي أَحْبَبْتُهُ فِي اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ . قَالَ فَإِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكَ بِأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَبَّكَ كَمَا أَحْبَبْتَهُ فِيهِ "
Ve an ebî hureyrate radıyallahu anh ani’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme enne racülen zâra ehan lehû fî karyetin uhrâ fe-ersadallahu lehû medracetihî meleken fe-lemmâ etâ aleyhi kâle eyne türîdü kâle urîdü ehan lî fî hâzihi’l-karyeti kâle hel leke aleyhi min ni’metin terubbühâ kâle lâ ğayra ennî ahbebtühû fillahi azze ve celle kâle fe-innî rasulullahi ileyke bi-ennellahe kad ehabbeke ke-mâ ehbebtehû fîhi.
Ve an ebî Hureyrate radıyallahu anh ani’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme.
Bugün ki ikinci hadîs-i şerîf, Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den.
Peygamber Efendimiz anlatmış ki:
Enne racülen zâra ehan lehû fî karyetin uhrâ. "Bir adam, başka bir köydeki bir Müslüman kardeşini ziyarete başladı." Yola koyuldu.
Şimdi bu adam kim?
Ziyaret eden kim?
Ziyaret edilen kim?
Eski ümmetlerden mi, yoksa Peygamber Efendimiz'in ashabından mı?
Açıklama yok. Peygamber Efendimiz anlatıyor.
Fe-ersadallahu lehû medracetihî meleken. "Onun güzergahın da -geçtiği yerde- bir meleği gözcü olarak Allah görevlendirdi."
Fe-lemmâ etâ aleyhi kâle. "Ama meleği insan suretine soktu da öyle oturttu oraya."
"Melekler insan suretine girerlermi?"
"Girerler."
"Herkes görür mü?"
"Görür."
Peygamber Efendimiz bazen oturuyorken insan suretinde gelirdi. Cebrâil aleyhisselam sorular sorar giderdi, herkeste duyardı.
"Kim bu?"
"Bilmiyoruz ya Resûlullah!"
"Bu Cebrâil'di. Size dininizi öğretmeye geldi."
Olur!
Şimdi bu şahıs yol güzergahına oturdu. Ötekisi de -arkadaşını ziyarete başlayan da- yoldan geçerken sordu.
Eyne türîdü ? "Nereye gitmek istiyorsun?"
Kâle urîdü ehan lî fî hâzihi’l-karyeti. "Şu köydeki bir kardeşimi ziyarete gidiyorum." Ziyaret etmek istiyorum.
Kâle helleke aleyhi min ni’metin terubbühâ. O sana daha önceden bir iyilik yapmıştı da bir nimet bahşetmişti, ikramda bulunmuştu da, sen onun karşılığı olarak mı medyun-u şükran olduğun için onu ziyarete gidiyorsun?
Kâle lâ. "Hayır." Öyle birşey yok.
Kâle lâ ğayra ennî ahbebtühû fillahi. "Şu kadar var ki, ben onu Allah için sevmiştim. Allah için arkadaş edinmiştim." Öyle bir menfaat ilişkisi, medyun-u şükran olmak vesaire falan yok. Sadece Allah için sevmiştim.
Kâle fe-innî rasulullahi ileyke. Melek dedi ki; Sen benim bu görünüşüm de olduğuma bakma. Ben Allah’ın sana gönderdiği bir meleğim.
Bi-ennellahe kad ehabbeke ke-mâ ehbebtehû fîhi. "Vazifem sana, Allah’ın seni sevdiğini -sen nasıl kardeşini bu arkadaşını seviyorsan, benim vazifemde Allah’ın seni sevdiğini- bildirmek. Bu vazife ile Allah beni sana gönderdi dedi.
Ravâhu Müslim.
İmam-ı Müslim rivayet etti bu hadîs-i şerîfi.
Yükâlü erselehû li-kezâ izâ vekkelehû bi-lafzıhî medrecetihî bi-fethi’l-mîmi ve’r-râi et-tarîku. Ma’nâ terubbuhâ tekûmu bihâ ve tes’â fî salâhıhâ.
Medrece; yol demek diye kullanıyor. Kelime izahları yapmış.
Üçüncü hadis-i şeriîf;
Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den.
وعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "من عاد مريضًا أو زار أخًا له في الله، ناداه منادٍ، بأن طبت، وطاب ممشاك، وتبوأت من الجنة منزلاً" ((رواه الترمذي وقال : حديث حسن ، وفي بعض النسخ غريب)).
Ve an ebî hureyrate radıyallahu anh kâle kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi ve selleme men ‘âde merîdan ev zâra ehan lehû fillahi nâdâhü münâdin bi-en tıbte ve tâbe memşâke ve tebevve’te mine’l-cenneti menzilen.
Ravâhü’t-tirmiziyyü ve kâle hadîsün hasenün ve fî ba’di’n-nüsahi ğarîbün.
Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
Kim bir hastayı ziyarete giderse; men ‘âde merîdan. "Bir hastayı ziyarete giderse." Ev zâra ehan lehû. "Yahut bir Müslüman kardeşini ziyarete giderse." Fillahi. "Allah için sevdiği." Dost olduğu bir kardeşini ziyarete giderse.
Nâdâhü münâdin. "Allah’ın bir meleği, vazifelendirdiği bir melek ona şöyle nida eder."
Tıbte. "Ne kadar iyi bir insansın." Ne iyi bir kişisin. Ve tâbe memşâke. "Yolun -tutturduğun yol- ne kadar hoş iyi bir yol."
Ve tebevve’te mine’l-cenneti menzilen. "Cennette bir köşkü kendine hazır ettin." Bu ziyaretle, bir köşk kazandın der.
Bu hadîsi İmam Tirmizî rivayet etmiştir. "Hasen hadîs" demiştir. Bir nüshasında da İmam Tirmizî’nin kitabının, yazma nüshalarının birinde de, "garip hadîstir" diye buyurmuş. Hadîs ıstılahatı olarak, hasen seviyesinde değil demek oluyor.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi, birbirimizi Allah için candan, Allah’ın seveceği şekilde seven, hakiki müslümanlardan eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri ibadetlerimizi kabul etsin. Kusurlarımızdan dolayı yüzümüze çarpmasın, reddetmesin. Boşuna uğraşanlardan etmesin. Hatalarımızı, günahlarımızı affetsin. Kötü huylarımızı izale eylesin. Bizi güzel huylu, tatlı dilli, ibadet ehli, samimi, ihlâslı, Allah’ın sevdiği kullar haline getirsin. Hayırlı uzun ömür nasip etsin. Müslümanların güzel günlerini görmeyi, Ümmet-i Muhammed’in salahını, felahını, lütfa erdiğini, yükseldiğini, kurtulduğunu görmeyi nasip etsin. Cennetiyle, cemaliyle hüsn-ü hatimeler ile ahirete göçüp taltif eylesin.
Amelü'r-racüli bi-yedihî ve küllü bey'in mebrûrin.
Peygamberimiz Efendimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine; "Atyebü'l-kesb nedir?" diye sorulduğu zaman, böyle cevap buyurmuş.
Atyeb ne demek?
"En güzel, en hoş, en makbul" demek.
Atyebü'l-kesb. "Kazancın en hoşu." En makbulü, en güzeli, en iyisi hangisidir yâ Resûlullah, nasıl bir kazanç tutturalım?" diye sordukları zaman böyle buyurmuş:
Amelü'r-racüli bi-yedihî. "Kişinin eliyle işlediği iş."
Bu, sanatkârlığa da delalet eder. Sanat eliyle bir demirci, dülger -marangoz- veya daha başka bir iş; örme, dikme biçme, terzilik gibi sanatları da ifade eder. Kazma, kürek, bağ budamak de elle yapılıyor, onu ifade eder.
Elinin emeği iyidir, helaldir. Çünkü ortaya bir gayret koyuyor, bir hüner koyuyor, onun karşılığını alıyor.
Ve küllü bey'in. "Her alış-veriş mebruktur; bereketlidir, güzeldir."
Veyahut da mebruk kelimesi külli bey'in mebrûkin diye berk kelimesinin sıfatı da olabilir.
"Fitneli fesatlı olmayan mübarek alışveriş, işin içine tartı da ölçüde hile, aldatmaca karışmayan" mânasına da gelebilir.
Demek ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sanatı ve ticareti tavsiye etmiş oluyor. Kendisinin de Hatice validemizin ana sermayesini koyduğu bir kervanı çalıştırdığı mâlum. Şam'a kadar gitti. Diyar-ı Şam'dan çok güzel alışveriş yaparak, kervana çok kâr sağlayarak Hatice anamıza çok kazanç kazandırarak döndü.
Ebû Bekir es-Sıddîk Efendimiz bezzaz yani manifaturacıymış. Evliyâullah büyüklerimizin her birisi kendisi bir iş yaparak kazanıp kimseye yük olmadan geçinmeyi esas almışlar. Üstümüze kimsenin hakkını geçirmeyelim, diye!
Hatta mesela İbrahim ibn-i Ethem hazretleri gündüz çalışırmış, kazancıyla yiyecek içecek alırmış; akşam kaldığı ribata, fukaranın barındığı yere gelirmiş. Orada onlara ziyafet çekermiş. Gündüz çalışır, kazancıyla kazanır akşam da onlara ziyafette, ikramda bulunurmuş.
Allah hepimize helal kazançlar nasip etsin. Çünkü helal helal kazanç feyzin, sevabın kaynağıdır. Helal kazançla yaşayan insanın işleri rast gider. Allah'ın sevgili kulu olur, derecesi yükselir, sevapları kazanır. Haram kazanç ile beslenen bir insan da mutlaka cehenneme girer. Çünkü Efendimiz;
"Her haram lokmadan haram et hâsıl olur. Haram ete de cehennem ateşi mutlaka dokunur!" diye buyuruyor.
Allahu Teâlâ hazretleri hepimizi, her çeşit haramdan korusun.
Ani'l-gülâmi şâtâni mükâfeetâni ve ani'l-câriyeti şâtün.
Bir rivayette de;
Ani'l-gülâmi akîkatâni ve ani'l-câriyeti akîkatün, diye geçmiş.
Mânası:
Ani'l-gülâmi şâtâni mükâfeetâni. "Doğan çocuk erkek ise, erkek çocuğa iki koyun kesilir." Akika kurbanı olarak iki koyun kesilir. Yeterli, kâfi gelen iki koyun kurban edilir.
Ve ani'l-câriyeti şâtün. "Kız çocuğa da bir koyun kurban edilir."
Bir insanın yeni bir evlâdı doğduğu zaman eğer o evlat erkekse haftası içinde şükür olarak ona iki kurban kesilir. "Cehennemden kurtulsun eti etine, kemiği kemiğine, kanı kanına, iliğine feda olsun; evlat hayırlı olsun" diye kurban kesilir.
Bu yedi gün içinde erkekse iki kurban kesilir, kız ise bir kurban kesilir.
Akika; "Çocuğun saçları, çocuğun doğumdan sonraki ilk saçları." demektir. Onlar yedi gün sonra tıraş edilirmiş. Onların ağırlığınca sadaka verilirmiş. Ağırlığı ne olacak ama işte bir miktar sadaka verilirmiş. Ağırlığı kadar altın, para sadaka verilirmiş.
Eğer çocuğun akikası kesilmemişse büyüdüğü zaman dahi kesilir. Eğer insanın, kendisinin akikasinin kesilmediğine tereddüdü varsa; "Bizim köylerde bu âdet bilinmiyordu, belki babamız anamız kesmemiştir." diye kendisi namına kendi akikasını kesebilir. Önemli bir kurbandır, önemli vazifedir! Onu yapmak lazım.
Erkek çocuk için iki tane, kız çocuk için bir tane!
İnde külli hatmetin da'vetün müstecâbetün.
Enes radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlar ki;
"Her hatim tamamlandığı zaman o hatim tamamlandı diye hatmin bereketine Cenâb-ı Hak o hatim indirenin duasını müstecâb eder. Duası müstecâb olur, makbul olur."
Kur'ân-ı Kerîm'in hatmi; başından başladı, Fâtiha'dan bitti.
Onun için bu hadîs-i şerîften dolayı hatim indirecek olan şahıslar Kur'ân-ı Kerîm'in son sayfasına kadar gelirler. En son sayfasında Kul hüvallah, Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs vardır. Orada dururlar; "Hatmi ağzı dualı, saçı sakalı ağırmış mübarek insanlarla camide yapalım. Tek başına yapmayım da herkesin mübarekliğinden istifade edilsin daha da iyi olur, sevap daha çok olur" diye camiye saklar. Camide eûzü besmeleyi çeker: Kul hüvallahü'yü okur, Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs'ı okur; hatmi tamamlar.
Bu son sûreleri okuduktan sonra hepsinin arasında; Allahu ekber, Allahu ekber, lâ ilâhe illallâhü vallahu ekber, Allahu ekber ve lillâhi'l hamd denir.
Ve'd-Duhâ'dan aşağıya gelindiği zaman; Ve'd-Duhâ dâhil, oradan itibaren böyle okunur. Çünkü Peygamber Efendimiz'e Ve'd-Duhâ sûresi indiği zaman ashâb-ı kirâm; Allah âhirette Peygamber Efendimiz'e çok mükâfat verecek!" diye duyunca "Allahu ekber, Allahu ekber!.." demişlerdir. Heyecanlanmışlar, sevinmişlerdir! Ondan dolayı Ve'd-Duhâ'dan aşağıya hatim indirilinceye kadar o sûrelerin arkasından [Allahu ekber… denir].
"Hatim tamam oluyor, makbul dua zamanı geliyor." diye bir heyecan, bir sevinç, bir bereket… Onun için Allahu ekber Allahu ekber deniliyor.
"Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs'ı bitirdik; unu eledik, eleği duvara astık…"
Hayır, öyle değil! İş bitmemiştir. Müslümanın Kur'ân-ı Kerîm'le ilişkisi bitmez. Onun için hemen orayı bitirir bitirmez Kur'ân-ı Kerîm'in başına geçer:
"Yâ Rabbi! Ben daha senin kitabına doyamadım. Bunu bitirip, bırakacak da değilim."
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhirabbi'l-âlemîn… yeniden başlar. Bir de Bakara sûresinin baş tarafını okuyuverir. Baş tarafta Elif-lâm-mîm diye sayfanın sonuna gelince tamam, artık duasını yapar. Kur'ân-ı Kerîm'in sonunu bitirdi, başına bağladı. Hiç kesiklik yapmadı, hemen yeni hatime başlamış oldu. O zaman el açıp dua eder.
Hatim indirildiği için kendi kelamı okundu, hatmolundu diye Allahu Teâlâ hazretleri sevindiğinden, duaları makbul ve müstecâb eyler. Onun için hatim duası yapmak, o duada bulunmak, hatim duasına katılmak çok kârlıdır. Çünkü Cenâb-ı Hak bir topluluk bir şeye dua ettiği zaman birisininkini kabul edip ötekisininkini bırakmaz! Birisinin hürmetine hepsini kabul eder de birisinin edepsizliğinden hepsini reddetmez. Cenâb-ı Hakk'ın lütfu çoktur.
Hatta hacda kurban bayramı günü; Mina'ya, Müzdelife'ye gelince Allahu Teâlâ hazretleri herkesin affını emredermiş. Melekler derlermiş ki;
"Yâ Rabbi! 'Herkesin…' buyurdun ama bunların arasında deveciler var, hacıya devesini kiralamış. Hacı, vazifesini yaparken deveci orada duruyor. Sonra ondan parasını alacak, devesini alacak, gidecek kabilesine. Deveci de var, bu adam hac da yapmadı. Deveci, haccı yapan kimse de değil!.."
"Olsun, onları da affedin, mağfiret edin!" diye Allahu Teâlâ hazretleri onları da affettirirmiş. Devecileri, iş icabı gelenleri dahi affettirirmiş.
Zikir meclisine katılanları da afv u mağfiret edermiş.
"Yâ Rabbi! Onların içinde oraya tesadüfen gelmiş, geçerken uğramış veya bir iş sebebiyle orada bulunan kimseler de var." deyince Cenâb-ı Hak Teâlâ onlara buyururmuş ki;
Hümü'l-kavmü lâ yeşkâ bihim celîsühüm.
"O zikredenler öyle mübarek insanlardır ki onların yanında olan insanlar da mahrum kalmaz, onlar da onlardan sayılır!"
Dışardan birisi geldi: "Ali Efendi seni arıyor, kahvede seni bekliyor." diye geldi, haber verdi. O anda oturuyor, O'da mağfiret olurmuş.
İyilerle olmanın böyle faydası vardır, kötülerle olmanın da çok zararları vardır.
Allah bizi hep iyilerle beraber eylesin, iyilerden eylesin.
00.12.1999 -
Peygamber Sevgisi, Camilerin
00.12.1999 -
Her şey Allahın
