00.11.1999 - Dünya Hayatının Değersizliği

00.11.1999 - Dünya Hayatının Değersizliği
Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidi’l-evvelîne ve’l-ahirîne Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecme’în ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn. Emmâ ba’dü:
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Kura ile açılmış sayfalardan üç dört hadîs-i şerîfi okuyacağım.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
An Enesin radıyallâhu anhu kâle, kâle Resûlullâhi sallallahu aleyhi ve sellem. “Enes radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuştur;
يُؤْتَى بِأَنْعَمِ أَهْلِ الدُّنْيَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُصْبَغُ فِي جَهَنَّمَ صَبْغَةً، ثُمَّ يُقَالُ لَهُ يَاابْنَ آدَمَ هَلْ رَأَيْتَ خَيْراً قَطُّ، هَلْ مَرَّ بِكَ نَعِيمٌ قَطُّ فَيَقُولُ لاَ وَالله يَا رَبِّ، وَيُؤْتَى بِأَشَدِّ النَّاسِ بُؤْساً فِي الدُّنْيَا مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ فَيُصْبَغُ فِي الجَنَّةِ صَبْغَةً فَيُقَالُ لَهُ يَا ابْنَ آدَمَ هَلْ رَأَيْتَ بُؤْساً قَطُّ، هَلْ مَرَّ بِكَ شِدَّةٌ قَطُّ فَيَقُولُ لاَ وَالله يَا رَبِّ مَا مَرَّ بِي بُؤْسٌ قَطُّ، وَلاَ رَأَيْتُ شِدَّةً قَطُّ
[Yü’tâ] bi-en’ami ehli’d-dünyâ min ehli’n-nâri yevme’l-kıyâmeti fe-yüsbağu fi’n-nâri sabğaten sümme yükâlü: Yebne âdeme, hel raeyte hayran kattu? Hel merra bike naîmün kattu? Fe-yekûlü lâ vallâhi yâ Rabbi. Ve-yü’tâ bi-eşeddi’n-nâsi bü’sen fi’d-dünyâ min ehli’l-cenneti fe-yüsbağu sebğaten fi’l-cenneti. Fe-yükâlü lehû: Yebne âdeme, hel raeyte bü’sen kattu. Hel merra bike şiddetün kattu? Fe-yekûlü lâ vallâhi mâ merra bî bü’sün kattü, ve lâ raeytü şiddeten kattü.
Ravâhu Müslim rahmetullahi aleyh.
Peygamber Efendimiz’in bu hadîs-i şerîfinde buyuruluyor ki:
[Yü’tâ] bi-en’ami ehli’d-dünyâ min ehli’n-nâri yevme’l-kıyâmeti. “Kıyamet gününde cehennem ahalisinden bir kişi ortaya getiririlir.” Ama, Bi-en’ami ehli’d-dünyâ. “Dünyanın en çok nimetler içinde yaşamış olan kişisi -dünyada iken en çok nimetlere mazhar olan kimse- cehennemliklerden bir tanesi kıyamet gününde ortaya getirilir.” Fe-yüsbağu fi’n-nâri sabğaten. “Şöyle cehenneme bir daldırılır, çıkartılır.” Biraz şöyle, cehennem nasılmış kendisine bir gösterilir. Sümme yükâlü. “Sonra kendisine denilir ki.” Yebne âdeme. “Ey ademin oğlu, ey insan!” Hel raeyte hayran kattu? Hel merra bike naîmün kattu? “Hiç sen dünyadayken bir hayır gördün mü? Sana böyle bir nimet geldi de mutlu oldun mu dünya da iken? diye kendisine sorulur.” Fe-yekûlü. “Der ki.” Lâ vallahi yâ rabbi. “Hayır, vallahi sana andolsun ki yâ Rabbi, hiç görmedim." der.
Ve-yü’tâ bi-eşeddi’n-nâsi bü’sen fi’d-dünyâ min ehli’l-cenneti. “Cennnet ehlinden de dünyadayken en çok meşakkate uğramış olan bir insan ortaya getirilir.” Fe-yüsbağu sebğaten fi’l-cenneti. “Cennette şöyle biraz nimetlendirilir. Cennetin nimetlerinden şöyle bir tattırılır, şöyle bir batırılır çıkartılır.” Fe-yükâlü lehû. “Sonra sorulur.” Yebne âdem, hel raeyte bü’sen kattu, hel merra bike şiddetün kattu? “Sen dünyada iken hiç böyle bir sıkıntı çektin mi, hiç sana şöyle bir üzücü sıkıcı [olay geldi mi?]” Fe-yekûlü lâ vallahi. “Hayır yâ Rabbi, sana yemin olsun ki.” Mâ merra bî bü’sün kattü. “Hiç bana öyle bir üzücü, sıkıcı olay gelmedi.” Ve-lâ raeytü şiddeten kattü. “Dünyada böyle hiçbir sıkıntı çekmedim yâ Rabbi, der.”
Hadis alimi İmam Müslim, Müslim-i Nisaburî rivayet etmiş.
Dünyada nimetlerin içinde yaşamış, en çok nimet tatmış, mutlu olmuş adam, cehenneme şöyle birazcık daldırılıp çıkartılıp;
“Dünyada hiç nimet lezzet yaşadın mı?” [diye] soruluyor;
“Hayır tatmadım.”
Dünyadaki vız gelir tırıst gider, azıcık bir şey, unutulur. [Cehennem ehli kişi] cehenneme şöyle daldırılıp çıkartıldıktan sonra o dünyadaki nimetlerin hiçliğini, hiçbir para etmediğini anlar. Kendisini hiç nimet tatmamış gibi hisseder ve “Hiç tatmadım.” der. Halbuki ömrü hep saraylarda, zevklerde, sefalarda, çalgılarda, eğlencelerde belki haremlerde, şeylerde geçti. Cehennem ehlinin hali bu.
Cennet ehlinden bir kimse de dünyada en çok [sıkıntılı] günler geçirmiş, en ıstıraplı zaman yaşamış, çok dertlere, belalara uğramış bir insan getirilir. Şöyle cennetin içine bir girer, şöyle bir cennetin nimetlerine [batırılır çıkarılır,] azıcık şöyle bir [tattırılır.] Ona da, “Dünyada sen hiç sıkıntıya uğradın mı?” [diye sorulur, o da; “Hiç bana öyle üzücü, sıkıcı olay gelmedi yâ Rabbi!] Hiçbir [sıkıntıya uğramadım” der.] Böyle [cennetin azıcık] tadılması dünyadaki küçücük meşakkatlerin hepsini unutturur.
Bu dünya hayatının tamamı, 80 senesi, 100 senesi nimet ve lezzet içerisinde geçse âhirette bir an gibi gelmeyecek, “[Hiçbir nimet] tatmadım.” diyecek.
Dünyada bütün ömrü kahırla, cevr ü cefâ çekmekle, sıkıntıyla, üzüntüyle geçmiş olan bir kimse bile âhirette cennetin birazcık nimetlerini görünce o kadar mutlu olacak ki hiç dünyada sıkıntı çekmemiş gibi olacak. Dünyada çektiği sıkıntılar cennet nimetleri yanında çok önemli değil. Dünyada nimetler yediyse cehenneme gidecekse, dünyadaki şeyler sıfır. Keşke [dünyada] hep kahır çekseydi de cennetlik olsaydı da o cehenneme düşmeseydi. Burada hiçbir şeye yaramayacak. Firavun’un hayatı, Nemrut’un hayatı, bilmem falanca kralın, filanca hükümdarın hayatı sıfır. Kıymeti yok!
Ömrü meşakkatle geçmiş insan ise cennetteki nimetleri görünce dünyada hiç sıkıntı çekmemiş gibi olacak. Dünya da yaşarken ibadetlerinden kesilmiyor, sabrediyor, hâline şükrediyor. Bir insan cehenneme girecekse sefası da mühim değil. Cennete gidecekse, bir insanın nazarında dünyanın cefası da mühim değil!
Âhirette anlayacak bunu. Çünkü âhiret sonsuz olduğu için dünya onun yanında sıfırın yanında sıfır kalacak. Ne hal olursa olsun -Sırp da gelse, Rus da gelse- Cenâb-ı Hakk’a güzel kulluktan vazgeçmeyecek.
Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin. diyor. Felek toplayıp gelmiyor hepsi Cenâb-ı Hakk’ın takdiri. Feleğin birşeyi yok. Ama ne türlü baskı, tazyik olsa bile dinden imandan ayrılmayacak, yine yaşamaya, uygulamaya gayret edecek. Her ne türlü zevk teklif edilse; paralar, hazineler, zenginlikler, mevkiler [verilse güzel kulluktan vazgeçmeyecek.] Pek çok insan bunun aksini yapıyor, azcık menfaat için dinini, âhiretini mahvediyor. Azıcık zevk için âhiretini mahvediyor. Dünya hayatının iki para etmeye, bir para etmeyen, bir pul etmeyen küçük bir zevki uğruna âhirette ebedî cehenneme girmekten gözünü kırpmıyor. Maalesef!..
مَا الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلا كَمَا يَجْعَلُ أَحَدُكُمْ أُصْبُعَهُ فِي اليَمِّ فَلْيَنْظُرْ بِمَ يَرْجع.
Ani’l-müstevridi’bni şeddâdin radıyallahu anhu kâle: Kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem: Me’d-dünyâ fi’l-âhirati illâ mislü mâ yec’alü ahadüküm üsbü’ahû fi’l-yemmi fe’l-yenzur bi-me yerci’.
Bunu da Müslim isimli hadis alimi nakletmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
“Dünya âhiretle kıyaslandığı zaman, insanın parmağını denize daldırdıktan sonra denizden çıkan ıslaklık kadardır.”
Parmak ne kadar ıslaklıkla çıkarsa işte dünya o kadardır. Okyanusa parmağını daldırıyorsun çıkarıyorsun, bir ıslaklık; elinde denizden bir ıslaklık. İşte dünya âhiretin nazarında o okyanusa göre şu ıslaklık kadar az.
Parmağındaki o ıslaklık o denizin nesiyle ölçülebilir, nasıl, hangi rakamla ifade edebilirsin?
Hiç ifade edilmez. Dünyanın hiç öneminin olmadığını gösteren [bir ifade.]
Fe’l-yenzur bi-me yerci’. “Ne kadar az birşeyle döner! Bunu düşünüversin.” diyor Peygamber Efendimiz.
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَرَّ بِالسُّوقِ، دَاخِلًا مِنْ بَعْضِ الْعَالِيَةِ، وَالنَّاسُ كَنَفَتَهُ، فَمَرَّ بِجَدْيٍ أَسَكَّ مَيِّتٍ، فَتَنَاوَلَهُ فَأَخَذَ بِأُذُنِهِ، ثُمَّ قَالَ: «أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنَّ هَذَا لَهُ بِدِرْهَمٍ؟» فَقَالُوا: مَا نُحِبُّ أَنَّهُ لَنَا بِشَيْءٍ، وَمَا نَصْنَعُ بِهِ؟ قَالَ: «أَتُحِبُّونَ أَنَّهُ لَكُمْ؟» قَالُوا: وَاللهِ لَوْ كَانَ حَيًّا، كَانَ عَيْبًا فِيهِ، لِأَنَّهُ أَسَكُّ، فَكَيْفَ وَهُوَ مَيِّتٌ؟ فَقَالَ: «فَوَاللهِ لَلدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى اللهِ، مِنْ هَذَا عَلَيْكُمْ»
[An] Câbirin radıyallahu anhu enne Resûlallah sallallahu aleyhi ve sellem merre bi’s-sûki ve’n-nâsü kenetefeteyhi fe-merra bi-cedyin esekke meyyitin fe-tenâvelehû fe-ehaze bi-üzünihî. [Sümme kâle,] eyyüküm yuhibbü enne hâzâ lehû bi-dirhemin. Fe-kâlû mâ nühibbu ennehû lenâ bi-şey’in. Ve mâ nesna’u bihî. Kâle e muhibbûne ennehû leküm? Kâlû vallâhi lev kâne hayyen kâne ayben ennehû esekkü fe-keyfe ve hüve meyyitün? Fe kâle fe-vallâhi le’d-dünyâ ehvenü alellâhi min hâzâ aleyküm.
Ravâhu Müslim ve kavlühû kenetefeteyhi ey an cânibeyhi. Esekkü es-sağîru’l-üzüni.
Câbir radıyallahu anh’ten rivayet edildiğine göre;
“Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi ve selem.]” Merra bi’s-sûki ve’n-nâsü kenetefeteyhi. “İki tarafında ahaliden, ashabından insanlar olduğu halde Peygamber Efendimiz çarşıya girmiş.” Fe-merra bi-cedyin esekke meyyitin fe-tenâvelehû fe-ehaze [bi-üzünihî.] “Orada kısa kulaklı, ölü bir oğlak gördü.”
Kaldırımları yapılmış, üstü gölgelikli şahane bir çarşı, pazar düşünmeyin. Meydana ahâli mallarını yaymış; tozlu topraklı bir meydan; çöpler bir tarafta, mallar bir tarafta, öyle bir yer herhalde. Sürü geldiği zaman oğlaklardan bir oğlak ölmüş.
Küçük kulaklı ölü bir oğlak gördü. Onu, ölü oğlağı, küçük hayvanı böyle bir kulağından tutmuş. Dedi ki;
Eyyüküm yuhibbi enne hâzâ lehû bi-dirhemin. “Kim ister ki bu oğlağı bir dirheme alsın?” Bir dirhem versin de bu oğlak onun olsun. Bir dirheme bu oğlağı kim satın alır?
Ölmüş oğlak, kısa kulaklı, kusurlu yani sakat. "Kim bir dirheme alır." diyor. Dirhem, o zaman gümüş para. Boyları, ebadları neyse bilmiyorum.
Oğlak ölüsünü kaldırıyor, “Kim almak ister bunu?
“Yâ Resûlallah!” Mâ nühibbu ennehû lenâ bi-şey’in. “Herhangi bir para karşılığında bunun bizim olmasını hiçbirimiz istemez, hiçkimse bunu almaz.”
Ve-mâ nesna’u bihî. “Biz onu ne yapalım?” “Ölmüş bir oğlak.
Kâle en muhibbûne ennehû leküm? “Sizin olmasını istemiyor musunuz” diye soruyor.
Kâlû vallahi lev kâne hayyen kâne ayben ennehû esekkü. “Eğer canlı olsaydı; yine kusurlu, sakattı. Kulağında kusur var.” Fe-keyfe ve hüve meyyitün? “Bir de ölmüş üstelik. Canlı olsaydı bile bir para etmezdi. Bir de ölmüş. Ne yapalım, istemeyiz.”
“İstemiyor musunuz?”
“İstemiyoruz.”
Fe-kâle. “Bunun üzerine Peygamber Efendimiz buyurdu ki;” Fe-vallâhi. “O halde bilin ki, Allah’a yemin olsun ki.” Led-dünyâ ehvenü. “Dünya bundan daha aşağıdır, kıymetsizdir.” Alellahi min hâzâ aleyküm. “Sizin yanınızda bu oğlağın beş para etmediği gibi, dünya da Cenâb-ı Hakk’ın nazarında o kadar kıymetsizdir.”
Dünyayı alacağız diye âhiretini herkes mahvediyor. Kazanacağım diye namaza gelmiyor. Haram mal elde edeceğim diye Allah’ın yasaklarını çiğniyor. Ömrünü günah yolunda geçiriyor.
Ne yapacağız?
Âhirete kıymet vereceğiz. Âhireti kazanmaya, Allah’ın rızasını kazanmaya, cenneti kazanmaya çalışacağız. “Bunları sana vereceğiz, gel dininden fedakârlık yap.” deseler bile, dünyayı verseler de vermeyeceğiz.
“Verme dünyaları alsan bu cennet vatanı.” dediği gibi…
Cennet vatan ne!
Ahiret!..
Sana ne verseler almamak lazım. İnsanların almaması lazım ama, alıyorlar.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi gönül gözü açık kullarından eylesin. Arif kullarından eylesin. Aşık-ı sadîk kullarından eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin. Dünyada iyi Müslüman olarak yaşayıp ahirette de iyi kul olarak cennetine girenlerden, habib-i edibine komşu olanlardan, cemalini görenlerden, rıdvan-ı ekberine erenlerden eylesin.
00.12.1999 -
Duanın Önemi, Tok
00.00.1999 -
Münafıklar, Evlenirken Tercih
