20.06.1982 - Recep Ayının Önemi ve Faziletleri, Allahın Tevfiki
20.12.2025
26 dk 48 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
ElhamdülillâhiRabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtuve's-selâmualâseyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahûbi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fa'lemûeyyühe'l-ihvân fe-inneefdale'l-hadîsikitâbullah ve efdale'l-hedyihedyuseyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûrimuhdesâtuhâ ve külle muhdesetünbid'atün ve külle bid'atindalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâfî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyisallallahu aleyhi ve selemle ennehû kâl:
Recebu şehrun azîmun,
Receb ayı ile ilgili, birkaç hadîs-i şerîfpeşpeşe burada sıralanacak. Onlardan bir tanesi bu.
Şimdi biz hangi aydayız?
Biz şimdi Rebiulahir ayındayız. Peygamber Efendimiz’in mevlid kandilini geçen ayda tes’îd eyledik. O Rebiulevvel’de idi. Rebiulevvel bitti, Rebiulahir de bitiyor. Ondan sonra Cumadelula, Cumadelahire, Recep. Demek ki aşağı yukarı recep ayının girmesine ikibuçuk ay gibi bir zaman kalmış.
Bu Recep ayı hakkında Peygamber Efendimiz bakalım ne buyurmuş.
Recebuşehrunazîmun. “Recep büyük bir aydır. ”ŞehrArapça’da“ay” demek.
Ne bakımdan büyüktür?
İçindeki hayırlar, bereketler, insanların nâil olduğu izzetler, ikramlar, rahmetler bakımından ulu, büyük bir aydır.
Yudâifu’llâhu fî-hi’l-hasenât. “Bu ayın içinde yapılmış iyilikleri, AllahuTeâlâhazretleri kat kat arttırır.” Yani bir sadaka vermişsin; sanki çok vermişsin gibi sevabını verir. Bir oruç tutarsın; sanki çok fazla oruç tutmuşsun gibi sevap verir. Bir namaz kılarsın; sanki çok daha fazla namaz kılmışsın gibi, Allahu Teâlâ hazretleri kat kat arttırarak sevabı fazla fazla verir.
Fe-men sâmeyevmenminReceb. “Bir kimse Recep’ten bir gün oruç tutarsa.” Fe-keennemâ sâme seneten. “Sanki bir sene oruç tutmuş gibi büyük bir ecre kavuşur." Ve men sâme minhu seb’ate eyyâmin. “Bir şahıs bu ayda yedi gün oruç tutarsa.” Ğullikat anhuebvâbu cehennem. “Ondanyedi kat cehennemin yedi kapısı kapanır.” Ve men sâme minhu semâniyete eyyâmin. “Bir kimse Recep’ten sekiz gün oruç tutarsa.” Futihat lehû semâniyetu ebvâbi’l-cenneh. “Sekiz cennetin sekiz kapısı açılır.” Ve men sâme minhu aşrate eyyâmin. “On gün kim oruç tutarsa o ayda...” Lemyes’eli’llâheşey’en illâ a’tâhu. “Allah’tan ne dilerse Allah onu ihsan eder.” Ve men sâme minhu hamsete aşera yevmen. “Kim o ayda 15 gün oruç tutarsa.” Nâdâ münâdin mine’s-semâ. “Gökten bir melek nida eder ki.” Kadğufira leke mâmadâ. “Senin geçmiş günahlarını Allahu Teâlâ affeyledi.” Fe’ste’nifi’l-amel. “İşe yeniden başla, defter-i âmâlin pak, tertemiz oldu. Hadi bakalım bundan sonra kirletme, yeniden başla.” Ve men zâde zâdehullâh. “Kim daha ziyade ederse, tuttuğu orucun miktarını arttırırsa, Allah da ona lütf-u keremini artırır.”
Ve fî-recebe hamele’llâhu Nûhenfî’s-sefîneti. “Allahu Teâlâ hazretleri Nuh aleyhisselam’ı kavminden kurtardı ve gemiye Recep ayında bindirtti.” Fe-sâme recebe. “Nuh aleyhisselam da bütün Recep ayı boyunca oruç tuttu.” Ve emera men me’ahû en yesûmû. “Ve bütün etrafındaki, gemisindeki insanlara da oruç tutmalarını emretti.” Fecerat bi-himu’s-sefînetu sitte teeşhurin. “Gemi tufandan sonra altı ay yağan yağmurların üzerinde dolaştı.” Âhiru zâlike yevmu âşûrâ. “Bu altı ayın sonu Aşure günü oldu Muharrem’in, onun Aşûru günü oldu.” Uhbitealâ’l-cûdiyyi. “Gemi o zaman Cûdi dağına indi, takıldı, oraya kondu.” Fe-sâmeNûhun ve men me’ahûve’l-vahşuşükrenlillâh. “Nuh aleyhisselam, yanındakiler ve vahşi hayvanlar, Allah’a şükrolsun diye hepsi oruç tuttular.” Ve fî-yevmi âşûrâ’efeleka’llâhu’l-bahre li-benî isrâ’îl. “Bu aşûre gününde Allahu Teâlâ hazretleri benî İsrail’e denizi yardı.
Bu nasıl oldu?
Firavun vardı. O Firavun Mısır’daki benî İsrail’in evlatlarını, erkeklerini kesiyordu. Bunların içinden birisi çıkacak, senin saltanatını devirecek diye, rüya görmüş. Allah önceden Musa aleyhisselam’ın ona yapacağını gösteriyor. O da tedbir olarak, yahudilerden, benî İsrail’den kim varsa, çocukları oldu mu bakıyor, erkek çocuksa öldürtüyor. Kurtulacak güya ama, Allahu Teâlâ hazretlerinin hikmetine bak ki, Allah, Musa aleyhisselam’ı sarayında beslettirmiş. Tabii hikayesi uzun, başka münasip bir yerde geniş geniş anlatırız.
Sonra o, benî İsrail’i Musa aleyhisselam Firavun’un şerrinden kurtarmak için Mısır’dan alıyor, Filistin’e doğru kaçmaya başlıyorlar. Firavun da arkasından ordusuyla peşinde takılıyor. Onları yakalayacak, hepsini öldürecek. Kızıl Deniz’in-veyahut Nil’in- kenarına kadar geliyorlar. Ön tarafında derya gibi su, arka tarafta da düşman geliyor. Yolları kapandı kaldı. Bunun üzerine Musa aleyhisselam’ın ashâbı dediler ki;
İnnâ le-mudrekûn.[1] “Eyvah! Yakalandık, yakalanacağız! ”Çünkü ön taraf deniz, arka taraf düşman. Düşmanda tozu dumana katarak geliyor... Musa aleyhisselam dedi ki;
Kâle kellâinnema’iye rabbî seyehdîn.[2] “Hayır, asla ve kat’a öyle olmayacak. Allah bizimle beraber, Allah benim yanımda. O bize muhakkak bir çıkış yolu, bir kurtuluş yolu hidayet edecek, lütfedecek.” dedi. Hakikaten de,
Fenfelekafe-kâne küllüfirkınke’t-tavdi’l-azîm.[3] Derya yarıldı, öbür tarafa geçtiler. Firavun’un ordusu geldiği zaman, hâlâ orada sular yoktu. Onlar da onların peşinden o yollara düştüler. Kovalamaya devam ederken girdiler, sular tekrar kapanmaya başladı ve hepsi gark oldular. Benî İsrail’e, o denizin, suyun açılması aşûre gününde oldu.
Ve fî-yevmi âşûrâ’etâbe’llâhualâ Âdem. “Âdem aleyhisselam’a Allah aşûre gününde tevbe nasip eyledi.” Ve alâmedîneti Yûnus. “Ve Yunus aleyhisselam’ın kavminin bulunduğu şehre tevbeyi o zaman nasip etti. ”Ve fî-hi vulide İbrâhîm. “Ve İbrahim aleyhisselam bu zamanda, bugünde doğdu.” diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Recep’in faziletini anlattıktan sonra bu Recep’te olan şeyleri de zikrederek sözü bu kıssalara kadar getirmiş oluyor.
Ashâb-ı kirâm arasında bazı mücadeleler, bir takım ihtilaflı şeyler olmuştu. O zaman Hz. Ali Efendimiz'e birisi demiş ki;
E Talhatuve’z-Zubeyrukânâalâbâtılin? “Talha ve Zübeyr bâtıl üzerindeler miydi?” Talha ve Zübeyr Aşere-i Mübeşşere’den, hayatındayken cennetlik oldukları Resûlullah tarafından kendilerine müjdelenmiş bahtiyarlardan. Bir şahıs Hz. Ali Efendimiz'e diyor ki,
Onlar bir tarafı tutmuşlardı. O zaman onların bulunduğu yer yanlış mıydı? Cennetle müjdelenmiş iki kimse böyle olabilir mi?
Hz. Ali Efendimiz'in bu söze cevabı şaheser bir cevaptır ve büyük ansiklopedilerin başına yazılacak bir sözdür.
Ne diyor?
Yâhâzâ. “Ey filanca! ”İnnehû melbûsun aleyke. “Sen bu işi karıştırıyorsun, iyi düşünemiyorsun. ”İnne’l-hakka lâ yu’rafubi’r-ricâl. “Hakikat adamlarla bilinmez, ölçülmez. ”İ’rifi’l-hakka ta’rifehlehû. “Sen önce hakkı bil, tanı; kimin hak ehli, olduğunu o zaman iyi bilirsin.”
Bu o kadar büyük bir sözdür ki, bir kere daha söyleyeyim. lâ yu’raful hakku bi’r-ricâl. “Hakikat adamlarla bilinmez.”
“Filanca adam şöyle yaptı. Binâenaleyh hak öyle olsa gerek.”
Olmadı. O adam iyi bir kimse bile olsa, senin metodun yanlış. Öyle olmayacak.
Ya?
İ’rifi’l-hakk. “Önce hakkın ne olduğunu öğren, hakkı öğren, gerçek nedir, hak nedir onu öğren. ”Ta’rifeh ehlehû. “Kimin hak ehli olduğunu, kimin bâtılda o zaman iyi bilirsin. ”Bu en büyük ilmî kaidedir.
Mesela; falanca zâtın hürmet ettiği, filanca kimse, şöyle bir şey yapmış. “Ben de onu aynen yaparım.”
Olmaz.
Onun yapmasında çeşit çeşit sebepler, mazeretler, hikmetler, düşündüğü başka şeyler vardır. O şartlar onu öyle yapmayı gerektirmiştir. Sen onun yaptığı şey doğru mu değil mi, önce onu öğren. O yaptı diye onun yaptığı şeyi yapmaya kalkışma.
O halde biz , ne yapacağız?
Önce İslâm’ı güzelce öğreneceğiz. Hz. Ali Efendimiz’in -Allah şefaatine bizleri nâil etsin, mübarek hakikaten öyle bir söz söylemiş ki- dediği gibi önce hakikati öğreneceğiz.
İslâm nedir? Hakyol nedir? Âyetler, Kur’ân-ı Kerîm’ler, hadîs-i şerîfler bize hangi ışığı yakıyor, neyi gösteriyor, neyi yapmamızı emrediyor, neyi yapmamamızı emrediyor? Bunu iyice öğreneceğiz. Ondan sonra, onun bunun söylediği sözün, doğru mu eğri mi olduğunu anlarız. Çünkü herkes bir şey söylüyor. Herkes de aldatmak için, sözünü Kur’ân’a, hadise dayandırmaya çalışıyor.
“Efendim şu yasak değilmiş de, bunun mahsuru yokmuş da, şu şöyleymiş de... Sen kalbe baksan da, bakmak lazımmış da...” filan.
Herkes tutturmuş bir yol, ona bahane arıyor.
Onun da tek tek misallerini söylesem, misal söyleyince bazı kimselere dokunabilir. Misal söylemeyeceğim ama, din namına herkes bir şey söylüyor. Çıkıyor, yüksek yüksek yerlerden bir şeyler söylüyor.
Hangisi doğru?
“Filanca adam çok bilgilidir de, çok yüksektir de, rütbesi şöyledir de, mevkii böyledir de... Binaenaleyh herhalde onun dediği doğru.”
Yanlış! Senin düşünce tarzın yanlış. Önce hakikati öğren, bakalım kimin, hakkı söylediğini o zaman anlarsın.
Belli olmaz, bakarsın küçücük bir çocuk hakkı söylüyordur, ötekilerin hepsi başka bir sebeple yanlış bir şeye âlet oluyorlardır. Çok mühim bir kâide bu.
Allahu Teâlâ bize hakkı hak olarak gösterip, ona uymayı bize ihsan eylesin.
Hak ne ise, onu böyle ayırt etmek, çok mühim bir şeydir.
Hz. Ömer radıyallahu anh’ın vasfı, sıfatı nedir?
Ömer el-Fârûk.
Fârûk ne demek?
Hak ile batılı, hemen ayırabilen, tefrik edebilen; şu doğrudur, bu yanlıştır diye hemen karar verebilen.
Allah; hakkı hak olarak görüp ona uymayı nasip etsin, batılı bâtıl olarak görüp ondan uzaklaşmayı bizlere ihsan eylesin.
Bu devrin fitnelerinin en büyüklerinden birisi budur. Birçok şey, hak gibi gösteriliyor ve müslümanlar aldatılıyor.
Bunun çaresi nedir?
Bunun çaresi Müslümanların; Allah’ın kitabına ve Resûlullah’ın sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmasıdır. Başka hiçbir çaresi yoktur. Onun rütbesine, berikinin ünvanına vesaireye bakmayacağız. O profesörmüş, ötekisi bilmem neymiş. Önce Kur’ân’ı alacağız, okuyacağız.
Var mı mealleri?
Var.
Var mı tefsirleri?
Var.
Var mı Resûlullah’ın hadîs-i şerîflerini anlatan kitaplar?
Var. Gayet güzel dosdoğru anlatan kitaplar var. Oku.
Allahu Teâlâ hazretlerinin yetiştirdiği nice büyük alimler gelmiş geçmiş. Biz ayağının tozu toprağı olamayız. Onların [kitaplarını] oku. Ondan sonra bugün birçok insan var, yüksek yüksek yerlerde çıkıp çıkıp laflar söylüyorlar. Onlardan hangisinin doğru söylediğini, hangisinin eğri söylediğini, o zaman anlarsın. “Bak şu gerçeği söylüyor, bu yanlış.” dersin.
Piyasada satılan bir malı sen biliyorsan, maldan anlarsan, dersin ki; “Bu fiyat pahalı. Buraya etiketi böyle koymuş ama, bunun içinde şu katışıklık var. Binâenaleyh bu kumaş bu kadar etmez. Bu ucuz ama daha iyi.” dersin. Ama maldan anlamazsan, seni aldatırlar. Ucuz bir şeyi, süsleyip süsleyip büyük bir mağazada, çok pahalı bir fiyata satabilirler. Aynı şey, çok daha ucuz olarak, bir başka yerde bulunabilir. Onun için maldan anlayacağız. İlk önce hakikati bileceğiz,ondan sonra kimin hak ehli olduğunu bileceğiz. Bunun için de Kur’ân’a ve sünnet-i seniyyeye sarılacağız.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir keresinde buyurmuşlar ki;
“İleride karanlık gece parçaları gibi fitneler olacak.”
“Karanlık gece parçaları gibi” ne demek?
Karanlıkta insan önünü arkasını, sağını solunu görmez. Çukur mu, tepe mi, önünde taş mı var; takılır düşer, gidemez, ilerleyemez, gideceği yeri bulamaz. İnsana ışık lazım, nur lazım. Karanlık kötü bir şeydir. Karanlıkta bir şey yapılmaz.Ashâb-ı kirâm rıdvanullahi aleyhim ecmaîn diyorlar ki;
“Yâ Resûlallah!Biz o zamana erersek ondan kurtuluşun çaresi nedir? Ne yapmamız lazım?”
O zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz onlardan kurtuluş çaresi olarak Kur’ân-ı Kerîm’i ve hadîs-i şerîfleri zikrediyor.
Kur’ân’a sımsıkı sarılın. Kur’ân-ı Kerîm’e sımsıkı sarılırsa insan, o Allah’ın kopmayan sapasağlam ipidir, insanı hidayete götürür. Çeker kurtarır, çukurdan çıkarır. Resûlullah’ın sünnet-i seniyyesine, sımsıkı sarılırsa insan, çeker kurtulur. Ondan başka yollara saparsa; o tevillerin, o tefsirlerin, o izahların sonu gelmez. İnsan, adım adım sapıta sapıta, ibreyi döndüre döndüre, İslâm’dan 180 derece öteye döner farkına bile varmaz.
Bizim dinimizi koruyan, kollayan nedir?
AllahuTeâlâ hazretlerinin kelâm-ı kadîmi ve Resûlullah Efendimiz’in sünnet-i seniyyesidir. Bunları kaldır, hele hele sünneti kaldır,İslâmiyet gider! Çünkü ;Kur’ân-ı Kerîm ,anayasa gibidir. Belli miktarda sayfaya sahip bir kitap. Onun teferruatını Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz 23 senede bilfiil yaşayarak insanlara öğretti.
“Namaz kılın.” diyor Kur’ân-ı Kerîm. Namazın nasıl kılınacağını nereden öğreneceğiz? Kur’ân-ı Kerîm’de “Secdede üç defa ‘Subhâne rabbiye’l-a’lâ’ de.” diye söylemiyor. Sadece “Namaz kılın.” diyor.
Biz o namazın öteki teferruatını kimden öğreniyoruz?
Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’den.
Onun için bir kimse size sünnet-i seniyyeyi küçültücü söz söylerse, sünnet-i seniyyeden uzaklaştırmaya çalışırsa; bilin ki dininizi yıkmaya çalışıyor. Çünkü teferruatı bilmeyince insan asıllarda da şaşırır, sapıtabilir. Onun için ona sarılacağız.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi sünnet-i seniyyeye sımsıkı sarılan kimselerden eylesin.
Çünkü Peygamber aleyhisselatü vesselam Efendimiz buyurmuş ki;
Men temessekebi-sünnetî ‘inde fesâdiümmetî fe-lehûecrumi’etişehîd.[4]
Benim ümmetim kıyamet vakti yaklaştığı, âhir zaman olduğu zaman insanlar şaşıracak, sapıtacak, bozulacak. Çeşitli fitneli,fesatlı işler ortaya çıkacak.
Men temessekebi-sünnetî ‘inde fesâdiümmetî. “Benim ümmetimin fesada uğradığı zamanda kim benim sünnetime sarılırsa...”Fe-lehûecrumi’etişehîd. “Ona yüz şehidin sevabı var.”
Bir şehid olmak insana yeter zaten. İnsan bir kere şehit oldu mu, cennet ile müjdeleniyor. Bir kere şehit olması, insanı zaten bahtiyarların en bahtiyarı hâline getiriyor. Yüz şehit sevabı var...
Ne demek?
Şehitlerin de, yüz kat fazla katında, daha yüksek bir ecre nâil olacağını gösteriyor. Gelde şimdi sünnet-i seniyyeye sarılma! Gelde Resûlullah’ın sünnetinin kulu kölesi olma! Gelde bu hadîs-i şerîf karşısında onun sünnetinden bir şeyin, çiğnenmesine razı ol!
Allahu Teâlâ, bizim gözümüzü açsın da, neye sarılacağımızı iyice göstersin.
Recebumin-şuhûri’l-hurumive eyyâmuhûmektûbetunalâebvâbi’s-semâ’i’s-sâdisetife-izâsâme’r-racülüminhuyevmen ve ceddedesavmehûbi-takvâ’llâhinataka’l-bâbu ve nataka’l-yevmufe-kâlâ “Yâ rabbi! İğfirlehû.”Ve izâlemyutimmesavmehûbi-takvâ’llâhilemyesteğfirâ ve kîlehata’atkenefsüke.[5]
Recep ile ilgili iki hadîs-i şerîf daha vardı onları da tamamlayalım.
Recebuminşuhûri’l-hurum.“Recep, haram aylardan bir aydır.”
Haram aylar ne demek?
Araplar 12 ayın dört tanesini haram ay yapmışlar; Zilhicce, Zilkade, Muharrem, ondan sonra bir de Recep ayı. Bu dört ay, haram ay.
Ne demek?
Bu dört ayda, birbirleriyle harp etmezlerdi Araplar. Onun dışında bu haram aylar bitti mi birbirleriyle hücum, yağmalama vesaire her şeyi yaparlardı. Fakat bu dört ay gelince, bu mücadeleyi yapmazlardı. Bunlara eşhur-u hurum deniliyor. Bunların içinde Zilhicce, Zilkade, Muharrem peşpeşe gelir; Recep ta ileridedir. Muharrem’den sonra Safer, Rebiu’l-evvel, Rebiu’l-âhir, Cumâde’l-evvel, Cumâde’l-âhir ve Recep geliyor. Ta ileridedir. Onun için Recep ayına, Recebu’l-ferd demişler, tek başına öbür tarafta kaldı, üçü bir arada diye.
Recep haram aylardan birisidir. Onun içinde cidal, mücadele, cahiliye devrinde de yapmazlarmış.
Ve eyyâmuhûmektûbetunalâebvâbi’s-semâ’i’s-sâdise. “Bunun günleri altıncı semanın kapıları üzerine yazılıdır.”Fe-izâsâme’r-racülü minhu yevmen.“Kim Recep’te bir gün oruç tutarsa.“Ve ceddede savmehû bi-takvâ’llâhi. “Ve takvaya riayet ederek, Allah’tan korkarak orucunu güzel yaparsa, yeni, ter ü taze tutarsa.” Nataka’l-bâbu ve nataka’l-yevmu. “Hem o semadaki kapı, hem o Receb’in günü AllahuTeâlâ hazretlerine -Allah onlara dil verir –derler ki,” Kâlâyâ rabbi,iğfirlehû. “Yâ Rabbi!Şu günü oruçla geçiren şu müslümana mağfiret eyle.” derler, dua ederler.
Bu ne demek?
Tabii biz bunu bilemiyoruz. Çünkü altıncı sema nedir, Receb’in günlerinin oraya nasıl yazıldığını, onların AllahuTeâlâ hazretlerinin huzûr-u âlîsinde ne tür bir konuşmayla konuştuklarını bilmeyiz. Ama bildiğimiz bir tek şey var; kim Recep’te oruç tutarsa ve takvaya riayet ederek tutarsa orucu, güzel,ter ü taze tutarsa,orucunu zedelemezse, o zaman kendisine mağfiret olunması için bir takım mânevî talepler, yardımlar oluyor.
Ve izâlem yutimme savmehûbi-takvâllâhi.“Takva ile orucunu tamamlamazsa, oruç tutarken takvaya riayet edemezse,”Lemyes teğfirâ. “Onlar, Allah’tan bu kişi için mağfiret talep etmezler.” Ve kîle. “Ve bu kişiye denilir ki.”Hata’atke nefsüke. “Ahh! Sen yapamadın, senin nefsin seni aldattı.” Gökteki melekler öyle nida ederler.
Buradan çıkan ders nedir?
İki sade ders çıkıyor.
Birisi; Recep’te oruç tutmanın fazileti. Geçmiş hadiste de onu anlamıştık. Şimdi dört gözle Receb’i bekliyoruz ki, inşaallah gelsin de oruç tutalım diye.
İkinci bir ders çıkıyor; demek ki orucu, takvâ ile beraber yürüteceğiz.
Takva ne demek?
Takva Allah’tan sakınmak, çekinmek demek. Yani yaptığı her işi, attığı her adımı Allah’tan korkarak, sakınarak, çekinerek, titreyerek, düşüne düşüne atmak demek. Oruçlu insan böyle yapacak. Yoksa;
“Oruç tutttum, tamam. Zaten yemeden daha iyi oluyor. Biraz da şişmanlamışım. Zayıflamış olurum.” deyip ondan sonra da kavga gürültü, kötü söz, çekişme, onu bunu kırma, ona buna zulmetme olursa, olmadı. O oruçla beraber, bütün âzâlar, oruç tutacak. Sadece mide oruç tutmayacak. Midenin orucu yemek yememek; gözün orucu harama bakmamak; kulağın orucu haramı dinlememek; dilin orucu haram şeyleri söylememek, gıybet etmemek, dedikodu yapmamak, küfretmemek, vesaire...Her âzânın, kendine göre orucu var. Sen sadece mideye oruç tutturur da ötekileri salıverirsen, onlar da bildikleri yere saldırırlar da her türlü kötülüğü yaparlar, günahı işlerlerse o zaman oruç tamam olmuyor, zedelenmiş oluyor.Onun için, zedelenmemek şartıyla bu dua olur. Yani orucun hayır ve bereketine kişi, o zaman nâil olur. Aksi taktirde nâil olmaz.
Recebu şehrullâhi ve şa’bânu şehrî ve ramadânu şehru ümmetî.[6]
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;
“Recep Allah’ın ayıdır. Şaban benim ayımdır. Ramazan ümmetimin ayıdır.”
Bu ne demek?
Ayların hepsi Allah’ın; kulların hepsi de Allah’ın; yer, gök, ne varsa cümle eşya Allahu Teâlâ hazretlerinin ama neden Peygambersallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz “Recep Allah’ın ayıdır.” diye söylemiş? Allahu Teâlâ hazretler,i bu Recep’te lütfunu, keremini, rahmetini, mağfiretinifazlaca saçar kullarına demek.
Demek ki biz ,Receb’e doğru hazırlanacağız, kendimizi hazırlayacağız. Ondan sonra Allahu Teâlâ hazretlerine iltica edeceğiz. İnşaallah tevbeler nasip edecek, kötülükleri bırakmayı nasip edecek, hatalardan temizlenmeyi nasip edecek. Ceng ü cidali, kavgayı gürültüyü, kötü huyları bırakacağız. İyi kul olacağız.
Neden?
O ayda Allah’ın rahmeti çok. O aya tahsis etmiş.
Şa’bânu şehrî.Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz “Şaban benim ayımdır.”demiş. Demek ki, Resûlullah Efendimiz Şaban’da oruç tutarmış, onu ihyâ edermiş, o bakımdan da olabilir. Bizim yönümüzden düşünecek olursak, demek ki önce Allahu Teâlâ hazretleri tarafından tevbemiz kabul olunursa, AllahuTeâlâ hazretlerinin lütufları ile mağfiret olunursak, ondan sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’in inşallah şefaatine de nâil olacağız. Oradan da o feyizler, bereketler de gelecekler.
Ve ramadânu şehru ümmetî.“Ramazan’da bizim ayımız.” oluyor. Resûlullah’ın da hoşnutluğunu kazanmış olarak Şaban’dan Ramazan’a ulaştığımız zaman, artık mahsul ayı; başaklar olgunlaştı, taneler irileşti, sarardı, dallarda ağırlaştılar, boyunlarını büktüler, hadi artık harman zamanı. Onları inşaallah harmanlayacağız, mahsulü alacağız, feyizlere, bereketlere nâil olacağız. Ondan sonra da inşaallah kaybetmeyip ömür boyunca ,bunu devam ettireceğiz.
Artık bu düzelmeden sonra Allahu Teâlâ bir daha bizi tekrar bozmasın. İmandan sonra küfre, izzetten sonra zillete,kabulden sonra redde düşürmesin. Kerametten, ikram hâlinden sonra ihanete,hevanhâli ne indirmesin.
“Hocam acaba ben, Receb’e kadar çıkabilir miyim ki? O arada yine iki buçuk, üç ay varmış, ne yapayım?”
Allah’ın günleri, hepsi güzeldir. Münebbihât isimli kitapta okumuştuk. “Ayların en iyisi nedir?”,“Günlerin en iyisi nedir?” diye orada soru geçiyordu. İbn Abbâs radıyallahu anhumâ cevap vermiş, diyor ki;“Günlerin en iyisi cumadır. Ayların en iyisi Ramazan’dır.”Hz. Ali Efendimiz'e ulaşmış bunun bu sözleri. Hz. Ali Efendimiz diyor ki;“Çok güzel söylemiş. Maşrıkta mağripte ne kadar alim toplansa bu kadar söyleyemezlerdi. Yalnız, ben de bunu bir başka yönden izah edeceğim.
“Günlerin en hayırlısı, kulun içinde Allah’a tevbe ettiği gündür.”diyor. Cuma elbette hayırlıdır ama sen cumadan gafilsen cumanın hayrından sana ne? Gaflette, içki, kumar masasında geçirdin. Cuma hayırlıydı da, sana faydası ne? O halde asıl hayırlı olan gün, içinde senin tevbe edip Allah’a yöneldiğin, Allah’a has kul olmaya karar verdiğin ve o tarafa yürümeye başladığın gündür, diye böyle izah ediyor.
Onun için, Allahu Teâlâ Receb’e de cümlemizi sıhhatle, afiyetle eriştirsin. Nice Receplere, Şabanlara, Ramazanlara da ulaştırsın. Ama, bugünden inşallah tevbe nasip etsin. Sevdiği yola ayağımızı döndürsün ve o yolda yürümek cümlemize nasip ve müyesser eylesin.
[4] Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, V, 315, r. 5414; Deylemî, el-Firdevs, IV, 198, r. 6608; EbûNuaym, Hilyetü'l-evliyâ, VIII, 200; Münzirî, et-Terğîbve't-terhîb, I, 8, r.30; İbn Adî, el-Kâmil, III, 174; Münâvî, Feyzü’l-kadîr, VI, 261, r. 9171; Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl, I, 184, 214, r. 936, 107.
[6]Beyhakî, Şuabu'l-îmân, V, 346, r. 3532;Deylemî, el-Firdevs, II, 275, r. 3276;İbnAsâkir, el-Mu'cem, I, 186, r. 210;Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, IV, 18, r. 4411;Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl, XII, 310, r. 35164;Gümüşhânevî, Râmûz, 289, r. 2.