16.06.1985 - Faziletli Dualar B

16.06.1985 - Faziletli Dualar B
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn.Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men kâle külle yevmin hîne yusbihu ve hîne yumsî hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm seb'a merrâtin kefâhu'llâhu mâ hemmehû min emri'd-dünyâ ve'l-âhireti sâdıkan bihâ ev kâziben.
Bu hadîs-i şerîf, Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ten. "Bununla da ilgili ileride mevzuyu takviye edecek başka hadisler gelecek." demiş. Bu hadîs-i şerîf İbn Asâkir'den ve İbn Sinnî'den de alınmış.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men kâle külle yevmin. "Her sabah her kim ki." Hîne yusbihu ve hîne yumsî. "Her gün, sabaha çıktığı zaman, akşama erdiği zaman şu sözleri söylerse."
Bir sabah, bir akşam; sabahleyin ve akşamleyin kim yedi defa derse, ne olur?
Kefâhu'llâhu mâ hemmehû min emri'd-dünyâ ve'l-âhireti. "Allah onun dünya ve âhiret işlerinden canını sıkan, tasalandıran ne işleri varsa hepsine kâfi gelir. O işlerin hepsini görür." Sâdıkan bihâ ev kâziben. "İster cân u gönülden bunları söylemiş olsun, isterse kalb-i lisânına muvafık olmayan bir tarzda söylemiş olsun; ne tarzda söylerse söylesin, ecri alır."
Sözlere gelelim, neydi sözler?
Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm.
Hasbiyallah, Arapça bir tabirdir; "Allah bana kâfi gelir." demek. "Allah bana yeter; başka bir yardımcıya lüzum yok. Allah kâfi gelir, yeter, artar, her işimi görebilir." Lâ ilâhe illâ hû. "O'ndan gayri mâbud, ilâh yok, tapınılacak yok. Allah var, gayrisi yok. Şerîki, nazîri yok; sadece O var." Aleyhi tevekkeltü. "Ben O'na tevekkül ettim, O'na dayandım, O'nu kendime vekil edindim, O'na sığındım, O'na iltica ettim." Ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm. "O azametli Arş'ın sahibi Allah'tır."
Arş; semaları, yeri, kürsüyü kuşatan, Allah'ın bir büyük yaratığıdır ki;
er-Rahmânu ale'l-arşi'stevâ. "Allahu Teâlâ hazretleri Arş-ı Âlâ'sına istivâ eylemiştir." diye Kur'ân-ı Kerîm'de geçiyor. Çok azametli, çok muazzam mesafeler, çok büyük mekânlar, tariflere sığmayacak, akılların almayacağı şeyler...
"İşte o Arş-ı Azîm'in sahibi veyahut Arş'ın sahibi azametli Allah'a ben tevekkül ettim. O'nun eşi, nazîri, şerîki yoktur; O tektir ve O bana kâfi gelir." diyecek.
Böyle dediği zaman Allah hem dünya işlerine hem âhiret işlerine kifâyet eder, yeter, kâfi gelir, işlerini onarır.
Sabahleyin ve akşamleyin, yedi defa; hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm denilecek. Sabahleyin çıkarken veyahut yataktan kalktığınız zaman veyahut sabah namazı vaktinde dersiniz. Borcunuz varsa Allah kolaylık verir, nereden geldiği belli olmaz. Hastalık varsa çaresi olur. Mânevî bir sıkıntın varsa, cehenneme düşmekten korkuyorsan, cennetten mahrum kalmaktan korkuyorsan... "Âhiret işine de faydası olur." diyor. Âhiret işine de, dünya işine de faydası olur. Çok güzel dua.
Kur'ân-ı Kerîm'de de vardır; Tevbe sûresinin sonunda aynı ibareler geçiyor:
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Fe in tevellev. "Eğer senin etrafındaki insanlar senin hak peygamberliğini anlamaz da ey Resûlüm, sana sırt dönerlerse, sırt dönüp giderlerse, ittiba etmezlerse, seni peygamber kabul etmezlerse, sana uymazlarsa, buyruğuna girmezlerse, sözünü tutmazlarsa..."
Tutmasın, cümle cihan halkı isterse kâfir olsun...
Fe-kul hasbiyallah. "O zaman de ki ey Resûlüm; 'Allah bana yeter!'"
Nereye giderseniz gidin, isterseniz kabul etmeyin! Peygamber Efendimiz'in ihtiyacı mı var etrafındakilere? Hayır.
Hasbiyallah. "Allah bana yeter!" Lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm.
Tam bu dua, orada Peygamber Efendimiz'e tavsiye edilmiş olan dua.
Burada Peygamber Efendimiz bize tavsiye ediyor; "Sabahleyin, akşamleyin yedi defa deyin; her dünyevî, uhrevî sıkıntınızda Allah kâfi gelir, işinizi görür." diye. Deneyin, göreceksiniz.
"Ben cân u gönülden acaba diyemedim mi? Çünkü ben biraz gafletli bir kulum hocam, Allah affetsin kusurumu, gafletten beni kurtarsın." Sâdıkan bihâ ev kâziben. "İster sâdıkâne söyle, ister kâzibâne söyle, fark etmez." Sözler kıymetli. Onun tesiri olur.
Gelelim ondan sonraki hadîs-i şerîfe:
Men kâle lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr lem yesbikhâ amelün ve lem tebga meahâ seyyietün. Taberânî, İbn Asâkir, Ebû Ümâme el-Bâhilî'den rivayet etmiş.
Şimdi burada ne diyor Peygamber Efendimiz?
"Her kim ki lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr derse."
Ne olur?
Lem tesbikhâ amelün. "Hiçbir sevaplı ibadet, amel bunu geçemez." Bunun sevabı daha çok.
Ve lem tebga meahâ seyyietün. "Bunu söyleyen adamın yanında da bir günah kalmaz, hepsi affolunur gider." Mânası:
Lâ ilâhe illallah. "Allah'tan gayri tanrı, mâbud, ilâh, tapınılacak yoktur." Vahdehû lâ şerîke leh. "O biriciktir, tektir; şerîki, ortağı yoktur." Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü. "Egemenlik Allah'ındır, hüküm O'nundur. Ne derse o olur."
Kâfirin kâfirliği nasıl oluyor?
Kâfirin kâfirliğine de hikmeti dolayısıyla müsade etmiş, ondan yapabiliyor. Müsaade etmese başına yıldırım yağdırır, onu o anda kahreder, yaptırtmaz. Müsaade etmiş. Çünkü cihan halkı hepsi kâfir olsa O'na bir zarar veremez; hepsi mü'min olsa bir fayda veremez. Hepsi kulları... İmtihan için serbest bırakmış; "Ne yaparsa yapsın bakalım şu kulum..." diye...
Mülk O'nun. Rızası yok ama fırsat vermiş. İpini salıvermiş, kâfir kâfirliğini yapıyor, müşrik müşrikliğini yapıyor. Ama ipini salıverdiğinden... O sanıyor ki kendisini; hür... Dilese Allah ezer; karınca ezer gibi... Çocuğun, bir şeyin altında ezildiği gibi ezer dilese. Ezmiyor, mühlet veriyor.
Belli de olmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz'i Taif'e gittiği zaman taşladılar, topuğunu yaraladılar. Cebrail aleyhisselam geldi;
"Yâ Muhammed! Allahu Teâlâ hazretleri beni sana gönderdi, dilersen bu beldenin altını üstüne getireyim... Lut kavmine olduğu gibi bu beldeyi tersyüz edeyim, mahvolsun bu ahâli!"
"Yâ Rabbi! Sen bu benim kavmimi affeyle çünkü onlar benim peygamber olduğumu bilemediler de cahilliklerinden yapıyorlar. Bunların evlatları iyi insanlar olacak." dedi Peygamber Efendimiz, onlara dua etti.
Belli olmaz. Şu anda kâfir olur; konuşursun, konuşursun, konuşursun, müslüman olur da eline ayağına sarılır; "Ya ben seninle çok hasımdım evvelce ama şimdi hak yolu anladım, doğru yola girdim." der.
Amerika'dan yok mu müslüman olan? Almanya'dan yok mu müslüman olan? Papazlardan yok mu müslüman olan? Dünya kadar... Kitaplara yazdık. Bir sürü papaz var, müslüman olmuş.
Onun için mülk O'nundur. Kâfire de mühlet veriyor. Zaten birazcık yeri sarsıveriyor, zelzele; bakıyorsun adamın benzi sapsarı sararmış, bıdır bıdır, bıdır bıdır duaya başlıyor.
"Yahu sen hiç dua etmezdin? Hiç namaz kılmazdın, hiç?.."
Zelzele, ölüm korkusu... Bir kanser oluveriyor, bir hastalık oluveriyor, olmadık bir hastalık...
Evveli de sonrası da her şey Allah'ta. Mülk Allah'ın. Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü hamd de onun. Her türlü övgü, övülmeye layık iş O'nun sanatı, O'nun işidir. Hamd da O'nun. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. "O her şeye hakkıyla kâdirdir."
Azıcık filan değil, az buçuk değil; hakkıyla kâdirdir. Ne dilerse hiç zahmet, meşakkât çekmeden 'Ol!' dediği olur. Yapmak istediğini yapar, dilediğine hiçbir şey karşı duramaz. Kimsenin, hiçbir varlığın gücü yetmez. İşte bu mânayı böyle söylediği zaman onun sevabına hiçbir şey yetişemiyor ve o kulun üzerinde hiç günah kalmıyor.
Mânasını düşünerek bir deyiverelim:
Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
Öbür hadîs-i şerîfe geçtik:
Men kâle hîne ye'vî ilâ firâşihî estağfirullah ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayye'l-kayyûme ve etûbu ileyh selâse merrâtin ğafera'llâhu lehû zünûbehû ve in kânet misle zebedi'l-bahri ve in kânet adede veraki'l-şeceri ve in kânet adede remli âlicin ve in kânet adede eyyâmi'd-dünyâ.
Bu hadîs-i şerîf Ahmed b. Hanbel'in, Hanbelî mezhebinin kurucusu, imamın hadis kitabında da var, Tirmizî'nin de kitabında var. Tirmizî bu hadîs-i şerîfi hasenun garîbun diye tavsif etmiş. Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden.
Bu hadis ve bundan sonra bir hadis daha gelecek, ikisi, gece yatarken yapılacak dua ile ilgili. Gece yatacağız; ne dua ederek yatalım, o.
Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz;
Men kâle hîne ye'vî ilâ firâşihî. "Her kim ki yatağına sığındığı zaman."
Yani "yattığı" demek. İnsan adetâ yorgunluktan yatağına sığınıyor ya... Turşusu çıktı, gündüz gezdi dolaştı; yatağına sığınıyor. Barınak, sığınak gibi yastığına sarılıyor, yatıyor ya... "Yatağına sığındığı zaman her kim ki şu sözleri üç defa söylerse Allah onun günahlarını bağışlar." Ya çoksa günahları? Arkasından diyor ki:
Ve in kânet misle zebedi'l-bahr. "Denizin köpükleri kadar çok olsa da bağışlar." Deniz çalkanıyor, dalgaların üstünde beyaz beyaz, tomurcuk tomurcuk köpükler oluyor. O kadar çok olsa da bağışlar.
Ve in kânet adede veraki'l-şecer. "Ağaç cinsinin yaprakları adedince olsa da bağışlar." Ne kadar ağaç varsa, ne kadar yaprakları varsa o kadar günahı olsa bile bağışlar.
Ve in kânet adede remlin/remli âlicin. "Sahranın kumlarının sayısı kadar olsa bile affeder." Yani hep çok şeyleri sıraladı ki "Ne kadar çok günahı olursa olsun affeder." demektir.
Ve in kânet adede eyyâmi'd-dünyâ. "Dünya hayatının günlerinin sayısı kadar da olsa affeder."
Gece yatarken bu sözü söyleyeceğiz. Kağıt kalem, boş kağıt, boş defter; hemen yazıyoruz.
Ne diyecek? Estağfirullah.
Kolay, hatırımızda kalabilir.
Estağfirullah ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayye'l-kayyûm...
el-Hayye'l-kayyûm sözü, estağfirullah mef'ûl olduğu için ona bağlanırsa üstünlü olur, estağfirullah el-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hû el-hayye'l-kayyûm oraya bağlayarak üstün okuyabilirsin. Veyahut hüve'ye bağlayarak hüve'l-hayyu'l-kayyûm diye ötreli okuyabilirsin. Her ikisi de câiz.
Estağfirullah el-azim ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûm ve etûbu ileyh.
İleyhi. İleyk diyorlar bazen. İleyk, "sana" demek. İleyh, "Allah'a, ona" demek oluyor. Zamir farkı.
Estağfirullah ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyu'l-kayyûme ve etûbu ileyh.
Bu kadarmış. Bunu böyle deyince ne kadar günahı olsa affoluyor...
Şimdi mânasına gelelim:
Estağfirullah. "Ben Allah'tan affımı, mağfiretimi istiyorum. Allah beni affetsin, mağfiret eylesin." demek. Estağfiru. "Ben istiyorum." Estağfirullâhe. "Allah'tan istiyorum." Allah afv u mağfiret edici ya, günahlarımı afvu mağfiret etmesini Allah'tan istiyorum. Ellezî. "O Allah ki;" Lâ ilâhe illâ hû. "O'ndan gayri ilâh yoktur." Bir O var. Rabbimiz O; eşi, şerîki, nazîri yok. Üç değil, iki değil, beş değil, on değil; tek. Hüve'l-hayyu'l-kayyûm. "O hayydır, kayyûmdur." Ve etûbü ileyh. "Ve O'na tevbe ediyorum, O'na dönüyorum, yöneliyorum, teveccüh ediyorum."
Tâbe-yetûbu, ilâ ile kullanıldığı zaman "bir şeye teveccüh etmek" demek. Kul Allah'a dönüp de; "Yâ Rabbi, ben günahımı anladım, günahtan vazgeçtim, yönümü sana çevirdim, teveccüh ettim." dediği zaman; yetûbu ila'llah, Allah'a tevbe etmiş oluyor. Allah da kulun öyle kendisine iltica ettiğini görünce sever. Tevbekâr kullarını sever.
İnnellâhe yuhibbu't-tevvâbîne ve yuhibbu'l-mütetahhirîn. "Allah tevbekârları sever, temizlenenleri sever. Temiz, pâk olanları sever. Mânevî, maddî kirlerden temizlenenleri sever." Sevdiği için Allah da kuluna teveccüh eder. Kul Allah'a tevbe edince Allah da kuluna teveccüh eder. Ona da derler; yetûbu'llâhu alâ abdihî aleyhi, yani o zaman alâ zamiri ile kullanılıyor. Kuldan Allah'a ilâ zamiri ile, Allah'tan kula alâ zamiri ile. Yani "Allah da kulunun üzerine rahmeti ile teveccüh ediyor." demek. "Sen misin hatasını anlayıp da bana dönen kulum; gel, senin yüzünün karasına bakmadım da seni affettim, seni rahmetime erdiriyorum." diyor.
İşte yatağa yattığı zaman bu sözü söylediği zaman günahlarını Allah bağışlar.
Bizim şeytana karşı en kuvvetli silahlarımızdan birisi, belimizde taşıdığımız küçük bir silah; tevbe ve istiğfar silahıdır.
Şeytan geçmiş Rabbimiz'in karşısına, edepsizliği ele almış, demiş ki;
"Madem ki sen beni rahmetinden kovdun, ben de senin kullarını azdıracağım." Allahu Teâlâ hazretleri de buyurmuş ki;
"Defol, git! Azdıracağını azdır. Onlar da tevbe ettikçe ben de tevbelerini kabul edeceğim."
Allah'la inat mı edebilir? Allahu Teâlâ hazretleri tevbe ettiği müddetçe kulların tevbesini kabul eder.
Çok kolaymış.
"Tevbe ettiği zaman kulda günah kalmaz." diye hadîs-i şerîfler var;
Lâ sağîrete mea'l-isrâr ve lâ kebirete mea'l-istiğfâr.
Burada da çıktı, akşamleyin yatağa yatacağız; estağfirullah ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyu'l-kayyûm ve etûbu ileyh diyeceğiz, günahlardan pâk olmak için.
Hatırınızda tutun.
Hüve'l-hayyu'l-kayyûm ne demek? "Allah hayydır, kayyûmdur." Allah hayat sahibidir, ölü değildir. Elektrik gibi kör bir kuvvet değildir.
Sargıları sararsın, kutupları yaparsın, şöyle yaparsan elektrik mecburen çalışır. Sistemini kurarsan öküze hizmet ettirir gibi elektriğe hizmet ettirirsin. "Çevir şu transformatörü"; çevirir. "Yak şu elektiriği"; 'çıp' çevirirsin, yanar, ortalığı aydınlatır. Elektrik; kör kuvvet.
Onu böyle tanzim edip şey yap da...
Allah öyle değil. Allahu Teâlâ hazretleri hayydır, hayat sahibidir. Kör kuvvet değildir. Tabiât değildir. Tabiât O'nun mülküdür, O'nun emrindedir. Hayat sahibidir, canlıdır, diridir, hayydır. Öyle kör kuvvet, ölü, tabiât, âciz, cansız, cemâdat değildir.
el-Kayyûm; varlığı kendisindendir, kimsenin desteğine muhtaç değildir. Ayakta durmasında, rubûbiyetini, ulûhiyyetini îfâ ve icrada hiç kimseye muhtaçlığı yoktur. Gücü kuvveti kendisinden.
Mülkünde Hak tasarruf eder keyfe mâ yeşâ. "Allahu Teâlâ hazretleri mülkünde nasıl dilerse öyle hükmeder."
Külle yevmin hüve fî şe'nin. "Hergün bir başka şa'ndadır."
Her gün de O bir şa'nda,
Geh kahr u geh ihsanda.
Bazen kullarına kahreder; bazı kullarına ihsan eder, ikram eder. Her gün de değiştirir, çeşit çeşit...
Şu kıştan sonra şu baharı görmüyor musunuz? Şu kâinatın coşkunluğunu... Hilkâtin, sanatının coşkunluğunu görmüyor musunuz? Çiçeklerin rengini görmüyor musunuz? Dağların çimenlerini, yeşil halıları görmüyor musunuz? Halıların üstündeki desenleri görmüyor musunuz? Dallardan sarkan meyveleri görmüyor musunuz? Şu kudrete bak! Her anda ayrı bir şa'nda Allahu Teâlâ hazretleri, ayrı bir işte, ayrı bir yaratmada.
Kayyûm; zâtı kendinden güç alıyor, hiçbir başka şeye dayalı değil.
Ben neye bağlıyım? Ben havaya bağlıyım, suya bağlıyım. Havayı kesseler burada iki dakika sonra çırpına çırpına ölürüm. Yemek yedirmesen bana, üç gün, beş gün dayanırım, ondan sonra ölür giderim. Boğazımı, gırtlağımı sıksan, nefes alamasam; biraz sonra boğulur giderim. Yani her birimiz bir şeye bağlıyız.
Allahu Teâlâ kayyûmdur. Kıyâm bi-nefsihî sıfatı vardır; varlığı kendindendir. Hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O'na muhtaçtır. İşte o.
Hayy olan... Sen ölüyorsun, yatıyorsun; uyurken gittin sen. Bir çeşit ölüm gibi. Hırsız gelse evini soysa haberin yok; katil gelse, öldürse haberin yok. Ölüm gibi bir şey. Sen ölüyorsun ama Allah uyumuyor.
Lâ te'huzuhû sinetün ve lâ nevm. "O'nu uyku, uyuklama tutmaz."
Daima nigâhbandır. Daima kullarına nezaret eder. Dua edenin duasını işitir, isteyene istediğini verir.
"Şimdi uyku vaktidir, açmayın kapısını, çalmayın kapısını." diye bir şey yok. O dünya insanlarına mahsus. "Geceleyin çalınmaz kapısı ya hocaefendinin, etme, uyuyordur şimdi..."
Allahu Teâlâ hazretlerinin gece gündüz dergâhının kapısı açıktır. Kullar girsin, dua etsin. Hayy u Kayyûmdur.
İşte insan "O Allah'a; şerîki, nazîri olmayan, o hayy ve kayyûm olan Allah'a ben tevbe ediyorum, istiğfar ediyorum, O'na iltica edip O'ndan affımı, mağfiretimi istiyorum." demiş oluyor.
Bir arkasındaki hadîs-i şerîf de yine yatarken yapılacak dua idi. Onu da söyleyiverelim:
Men kâle hîne ye'vî ilâ firâşihî ve hüve tâhirun elhamdü lillâhi'llezî alâ fe-kahar ve'l-hamdü lillâhi'llezî batana fe-ceber ve'l-hamdü lillâhi'llezî meleke fe-kader ve'l-hamdü lillâhi'llezî yuhyi'l-mevtâ ve hüve alâ külli şey'in kadîr harece min zenbihî ke-yevmi veledethü ümmühû. Ebû Ümâme hazretlerinden diğer bir hadîs-i şerîf. İbn Hibban rivayet etmiş.
Bu uzunca bir dua, kısa kısa izah ediverelim.
Men kâle hîne ye'vî ilâ firâşihî. "Geceleyin yatağına yattığı zaman her kim ki şöyle derse."
Ama nasılken diyecek? Ve hüve tâhirun. "Temizken diyecek."
Bu tâhirun sözü iki mânaya gelir.
"Abdest alıp da yatmışsa..." Onun için biz burada kardeşlerimize tavsiye ediyoruz;
"Gece yatarken abdest alın, öyle yatın." Bu hadislerden okuduğumuzdan, bildiğimizden tavsiye ediyoruz, faydası var diye. Gece yatarken öyle yatın. Bir bu mânaya.
Bir de, insan hades-i ekber derler, cünüp olabilir. O zaman cünüp olursa olmuyor, o hâlden kurtulmak lazım. Cünüpken de olmaz. En iyisi yatarken abdest almaktır.
Kişi abdestliyken, tâhirken, pak iken bu duayı yapacak.
"Hocam, insan cünüpken yatıp uyuyabilir mi?"
Uyur ama işte bazı böyle ufak tefek veya ufak sayılmayacak mahrumiyetleri oluyor.
"Ben şimdi oruçluyken cünüp yatsam, sahur vakti geçse, sabaha kalksam orucum olur mu?"
Oruç olur. Oruca bir zararı yok. Sakın öyle sanıp da orucu terk etmeyin. Oruca zararı yok ama elinde fırsat varsa hemen yıkanmak iyidir. Onu da görüyorsun, iyi oluyor.
Temizken her kim dua edecek, ne dua edecek?
Elhamdü lillâhi'llezî alâ fe-kahare. "O Allah'a hamd olsun ki." Alâ. "Yücedir." Fe-kahare. "Kulların hepsinden üstündür, yücedir ve kahretmiştir."
Kahhârdır; her şeye gücü yeter, her şeyin üstündedir, dilediğini kahreder.
Ve'l-hamdü lillâhi'llezî batana fe-cebere. "O Allah'a hamd olsun ki." Batana. "Gizli oldu." Bâtın; gizli. Gizli oldu Allahu Teâlâ.
Ama; fe-cebere. "Görünmemesine rağmen kullarına istediğini yaptırır." Cebbârdır; dilediğine zorlaya zorlaya istediğini yaptırır. Görünmüyor diye sen O'nu yok sanma, gücü yetmez sanma; dilediğini yapar. Yücedir, isterse kahreder. Görünmüyor ama cebbârdır; zorlaya zorlaya, cebr ile yaptırır. Bir o mâna var.
Bir de cebere, Arapça'da "sargı, kemiği sarmak" mânasına geliyor.
"Kolum kırıldı, kolum kırıldı!" Tamam, çıkıkçıya gidelim, düzeltelim, iki tarafına iki tahta, alçı saralım, 15 gün sonra bir şeyciğin kalmaz. İşte ona cebr derler; "kırık kemiği sarmak." "Allah cebbârdır" demek; kırılmış ilik, kemiği perişan olmuş, hurdahaş olmuş, onu tedavi eden Allah'tır. Cebbâr sözünün o mânası da var. "Görünmez ama Allah her dertlere deva eder; her kırığı tedavi eder, sarar sarmalar." demek. Görünmez ama sen O'nun görünmemesine takılıp şaşırma, yanılma. Sonra;
Ve'l-hamdü lillâhi'llezî meleke fe-kadere. "O Allah'a hamd olsun ki egemenliğe sahiptir, hükümranlık sürer." Fe-kadere. "Her şeye gücü yeter, kudret-i külliyyesi vardır, ne dilerse onu yaptırır."
Ve'l-hamdü lillâhi'llezî yuhyi'l-mevtâ. "Ve o Allah'a hamd olsun ki ölüleri diriltecek."
Allah bu ölülerin hepsini diriltecek. Bu kabirdekilerin hepsi kalkacak, mahşer yerinde toplanacak. Kara toprak içine karışsalar da, kemikleri ezilip büzülüp toz toprak olmuş olsa da Allah onları, yuhyi'l-mevtâ, ölüleri diriltecek.
Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. "Her şeye kâdirdir."
Arabistan'ın kâfirciklerinden bir tanesi Peygamber Efendimiz'in yanına gelmiş, bir eski kemik almış, -insan kemiği- sararmış, solmuş. Mezarın kenarından buldu demek ki; çürümüş bir kemik. Almış çürük kemiği, elinde ufalamış; tozları yere dökülüyor...
"Allah bu çürümüş kemikleri de mi diriltecek?" demiş. Ne sandın ya?
Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Her şeye kâdir.
Yâsîn sûresinde diyor ki Allahu Teâlâ hazretleri buna cevap olarak ki yani tıp, fizik, kimya profesörlerinin küçük dilini yutacağı bir cevap;
Ve hüve bi-külli halkın alîm.
Ne sandın ya... "O her çeşit hılkâte, yaratmaya kâdir."
Sen yaratmayı bir çeşit mi sanıyorsun? Seni küçücük bir tohumdan annenin karnında yarattı, büyüttü de, koca adam etti de edepsizlik ediyorsun, kâfir oluyorsun. Küçücük zerreden koca adam haline getiren Allah seni tekrar o küçük toz zerrelerinden, kemik parçalarından tekrar yaratmaktan zorluk mu çeker?
Ve hüve bi-külli halkın alîm. "Her çeşit yaratmaya kâdir. Her çeşit yaratmayı bilir."
Sen bilmezsin; Allah her çeşit yaratmayı bilir. Görmüyor musun sanatının kudretini? İlimler, üniversiteler anlayamıyorlar. İnceliyorlar, inceliyorlar... Biyonik diye bir ilim dalı var.
"Uçağın kanadını nasıl yapalım?" Al kırlangıcın kanadını, incele, öyle yap.
"Gövdesinin şekli nasıl olsun?" Al kuşun gövdesine, bak bakalım, nasılsa öyle olsun.
"Geminin şeklini nasıl yapalım?" Al balığı karşına, balığın şekline bak, suyun içinde yüzecek olan gemini de ona göre yap.
"Paraşütü nasıl yapalım?" Ya sen hiç böyle 'püf' diye çocukların üflediği zaman havada uçuşan o paraşüt otunu görmedin mi?
İşte onun gibi... Üste havayı tutacak bir şey yapacaksın; o onu taşır, hava taşır.
İşte etrafına baktığı zaman, insan sanat görüyor, sanat! Eşsiz, emsalsiz bir kudret; insanı hayranlıktan sırt üstü yere düşürecek bir kudret ve sanat görüyor. Allahu Teâlâ hazretleri mühendisler mühendislerinin mühendislerinin mühendisi; alimler alimlerinin alimlerinin alimi. Her şeyi biliyor.
Cebir bilir mi?
Bilir.
Kimya bilir mi?
Bilir.
Matematik bilir mi?
Bilir.
Feza ilmi bilir mi?
Bilir.
Her şeyi O yaratmış da insanlar O'nun yarattığını anladığı derecede, bir parça ilerlediği derecede alim oluyor. Yani mevcudu anla... O yoktan yaratmış, O'nun kudretinin büyüklüğünü anla ki ortada bir model yokken yaratmış. Sen ortada model var da ağacı esas alıyorsun, balığı esas alıyorsun, kuşu esas alıyorsun da kendi şeyini ona göre yapıyorsun. O yoktan var etmiş. Sen bir model yaratılmış, elinde de malzeme var, Allah'ın malzemesi yine, senin yaptığın şey de Allah'ın verdiği malzeme; o verdiği malzeme ile Allah'ın yarattığı şeye bakarak yapıyorsun. Sana da aklı yine Allah vermiş.
Onun için Allahu Teâlâ hazretleri her çeşit yaratmayı bilir. Yaratacak. Kara toprağa karışsa da kemikleri toz toprak olup; yaratacak.
Belâ kâdirîne alâ en nüsevviye benâneh. "Şu parmak uçlarındaki parmak izlerini bile aynı şekilde, müsavi bir tarzda yapmaya biz kâdiriz." diyor Allahu Teâlâ hazretleri.
Sen bırak başka tarafı; "Parmağının ucundaki parmak izlerini bile aynen yapmaya kâdiriz." diyor.
İşte böyle hamd ederse...
Anasından doğduğu gün bebeğin kusuru, kabahati, günahı olur mu?
"Olmaz. Daha mesûliyeti, vebali yok. Daha aklı başına gelmedi, âkil ve bâliğ olmadı, günahı yok; bu bebek mâsum."
İşte sen de böyle dediğin zaman anandan doğduğun gündeki gibi tertemiz günahsız olursun.
Elhamdü lillâhi'llezî alâ fe-kahar ve'l-hamdü lillâhi'llezî batana fe-ceber ve'l-hamdü lillâhi'llezî meleke fe-kader ve'l-hamdü lillâhi'llezî yuhyi'l-mevtâ ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
Yazan yazar. Bir daha söyleyeveriyim:
Elhamdü lillâhi'llezî alâ fe-kahar. Bir cümle bu.
Ve'l-hamdü lillâhi'llezî batana fe-ceber. İkinci cümle bu.
Ve'l-hamdü lillâhi'llezî meleke fe-kader. Üçüncü cümle bu.
Ve'l-hamdü lillâhi'llezî yuhyi'l-mevtâ. Dördüncü cümle bu.
Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Beş cümlelik bir dua ama mânası son derece derin.
Sayfanın en sonundaki hadîs-i şerîfi de okuyoruz.
Men kâle cezallâhu Muhammeden annâ mâ hüve ehlühû et'abe seb'îne kâtiben elfe sabâhin.
Bu hadîs-i şerîf de ne kadar tatlı...
Taberânî'nin, Hulvânî'nin, Hatîb-i Bağdâdî'nin, İbnü'n-Neccar'ın Hz. Âişe validemizden ve İbn Abbas radıyallahu anh'ten naklettiğine göre, Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
"Bir kimse cezallâhu Muhammeden annâ mâ hüve ehlüh derse." Et'abe seb'îne kâtiben. "Yetmiş kâtibi yorar; halsiz, dermansız bırakır." Elfe sabâhin. "Bin sabah."
"Bin sabah 70 tane kâtibi halsiz dermansız bırakır."
Ne demek bu? Yani böyle dediği zaman melekler sevabını yazacaklar ya... 70 tane melek bin sabah yaza yaza yaza yaza turşuları çıkacak, halleri kalmayacak, "Bu kulun sevabını yazmaya gücümüz kalmadı!" diyecekler. Böyle dua eden kimse onları yoracak. Ne güzel bir ifade, çok tatlı...
Et'abe seb'îne kâtiben elfe sabâhin.
Böyle diyen kimse 70 kâtibi bin sabah yorgun argın hale getirir. Yani melekler sevabını yazmaktan bitkin düşerler.
Cezallâhu Muhammeden annâ mâ hüve ehlühû. Mânası:
Cezallâhu. "Allah mükâfatlandırsın."
Ceza, Arapça'da "karşılık vermek" demek. Hem hayra ceza olur hem şerre ceza olur; çünkü "karşılık" demek. Cezâka'llâhu hayran kesîra. "Allah seni çok hayırla mükâfatlandırsın. Allah seni hayırla cezalandırsın." diyorsun. Yani bu böyle dua olabilir. Hep şer mânasına değil. Türkçe'de ceza, "Allah cezanı versin!" dedi mi insan kavgalı olur; yani "Bana hakaret etti, beddua etti." diye. Arapça'da öyle değil; ceza, "karşılık vermek" demek. Cezallâhu Muhammeden. "Allah Muhammed'e mükâfat versin."
Nereden? Annâ. "Bizim nâmımıza."
Başkasınının kesesinden harcıyoruz, dikkat ederseniz. Yani bizim bir şeyimiz yok; "Yâ Rabbi! Sen ver." diyoruz, Peygamber Efendimiz'e dua ediveriyoruz. Ama kese bizim değil.
Cezallâhu Muhammeden annâ. "Allah bizim nâmımıza Muhammed'i mükâfatlandırsın."
Ne ile? Mâ hüve ehlühû. "Neye layıksa o mübarek peygamber, onunla mükâfatlandırsın."
Biz fazla söylemeyelim; o peygamber neye layıksa, ne gibi iltifatlara, mükâfatlara, hediyelere mazhar olmak şânındansa, layıksa ona, Allah o mükâfatları bizim nâmımıza O'na versin.
Böyle dua ederse 70 meleği bin sabah yorgun argın bırakır.
Bu güzel bir duadır çünkü Peygamber Efendimiz'e böyle dua ettiği zaman Peygamber Efendimiz o kuldan haberdar olur, memnun olur, Peygamber Efendimiz'le arada muhabbet olur, rüyasına gelir, yardımına erişir, insan Peygamber Efendimiz'in sevgisine mazhar olur.
Allahu Teâlâ hazretleri sevgisine erenlerden eylesin.
Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.
14.07.1985 -
Peygamber Efendimizin Tavsiye
31.03.1985 -
Râmûz 427 Cemaatle
