İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Başımın Gözümün Sadakası

Başımın Gözümün Sadakası
Anadolu İrfanı

Başımın Gözümün Sadakası

25.10.2026
9 dk 5 sn

Ecdada bin nimet ki dinimizin nice emrini ahlakımıza işlemiş birer alışkanlık, genlerimize nüfuz etmiş birer huy olarak toplumsal hayatımıza adeta nakşetmişler. İstesek de söküp atamıyoruz. Misal, Allah Resulü der ki Ahmed b. Hambel’in rivayetine göre “Sadaka kötü ölüme mani olur.” Veya  “Üzüntüleri ve sıkıntıları sadakalarla telafi ediniz. Böyle yaparsanız Allah sizin sıkıntılarınızı giderir, düşmanlarınıza karşı size yardım eder, şiddet ve sıkıntı anında ayaklarınıza sabit kılar. Daha onlarca sadaka hadisi, bir o kadar da yardımlaşma, sevgi muhabbet hadisi vardır. Anadolu irfanı bunu birkaç özlü sözle özetleyerek demiş ki “başımın gözümün sadakası".

Başına gelen her fenalığı def etmek için, her nahoş halden imtina için, doğanı yaşayanı kem talihten muhafaza için, can-mal-evlat-ahlak selameti için, sayılması imkansız nimetlere şükür için, sevap için, hayır için ecdadın aklına hep sadaka gelmiş. Bir hanede işler ters gitmeye mi başladı, hemen eski hanımlar özel ölçek kaplarını çıkarının bolca undan, pirinçten, bulgurdan artık Allah ne verdiyse hepsinden kepçe kepçe doldurur zaten tanınmakta olan fakir fukaraya, muhtaca bir çırpıda dağıtırlarmış.

Haneye bir dert bir hastalık mı uğradı, hemen bir sadaka payı ayrılır. Bu Anadolu'muzun her yerinde aynıdır. Yaygın bir ahlak halini almıştır. Öyle ki hemen birinin yüzünü güldürmeye, onu sevindirmeye çalışılır. Peygamber Efendimizin “Hastalarınızı sadakayla tedavi edin. Sadaka, her hastalığı ve belayı defeder” sözü bu davranışın kökenidir.

Birinin ayağı taşa takılsa daha dizinin ağrısı geçmeden bir hayra koştuğunu mesela güvercinlere yem attığını, bir çocuğun başını okşadığını görürdünüz. Tam aksi de olurdu. Olmaz ya istemeden birine zarar verdiyse Anadolu insanı akabinde başına gelen fenalığı o ilk fenalığına bağlar, onu düzeltmenin bir yolunu arar, “Ahmet dayı borç istediydi vermedim. Şimdi para haybeye çarçur oldu gitti” der hatasından ders çıkarırdı. Yahut başına bir hal geldiğinde “sadaka mı vermedik acaba" deyip cebini yoklar bu açığı kapatmanın yolunu arardı.

Bu alışkanlığı “pazarlıklı hayır”, yani bir karşılık beklentisi ile yapıldığı için faydasız görenler de var elbette. Ancak toplum üyelerinin aralarındaki ilişkiyi kuran ve sürdüren, onları birbirine bağlayan bir özelliği de var. Bencilliğin en yüksek seviyeye ulaştığı günümüz düşünme alışkanlıkları içinde bir çıkar ilişkisi olarak yorumlanması şaşırtıcı elbette, eskinin kavram ve alışkanlıklarını reddetse de yerine yenilerini koyamayan bir dönemin attığı çakıl taşları bunlar sadece... Aslında bu durum bir yerde sevinci ve kederi başkaları ile paylaşmak, hayatına onların duaları ile hayır eklemek, ne kadar muktedir olsa da mü’min kardeşlerinin duasını almadan bir hiç olacağını hatırlamanın önemli bir yoludur. Ayrıca bir kardeşini sevindirmek kişinin kendi saadeti için de vesiledir inancımızda ve kültürümüzde. Eş dost sevinirse sevinir bizim halkımız, biri üzgün ve mahzunken doya doya gülemez bile.

Eskiden köylerimizdeki mahallelerin her birinde beldenin ‘Emin’leri bulunurdu. Bazı bölgelerde bu ’emin’lere “Kâhya” veya “Şimbil” de denirdi. Kimin muhtaç, kimin ihtiyacı olduğunu işte o beldenin ‘Emin’i bilir, yapılan yardımlar Emin’in vasıtasıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılırdı. Emin kime ne verdiğini, ulu orta dillendirip söylemezdi. Ne alan kimden aldığını bilir, ne de veren kime verdiğini bilirdi.

“Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek” düsturunu baş tacı yapan dedelerimiz, birbirinden manidar sistemler geliştirmiş, vakıflar açmış, bu hizmetler devam etsin diye 20.000’den fazla vakıf kurmuş, ‘Sadaka Taşları, Mola Taşları’ gibi insan aklını zorlayacak icatlarda bulunmuşlardır.

Camilerin, mahallelerin kıyısına köşesine saklı olan sadaka taşlarını bilmeyen var mıdır acaba? Verecekler vereceklerini gizliden getirir oraya bırakır ki bu bazen para olur bazen giyim-ev eşyası olur bazen de erzak, alacak gelir karanlıkta kimselere görünmeden ancak ihtiyacı miktarı alır giderdi. Dilencilik hoş değil diyoruz ama ecdadın dilencisi bile bir hoşmuş, öyle beyefendi hanımefendi edasındaymış. Ben siftahımı yaptım deyip gelen müşteriyi komşu esnafa gönderen tokgözlü esnaflara sahip milletimizin isteyicileri bile ihtiyaçtan fazlasını istemez, bir başkasının nasibine bırakırlarmış.

Sadaka taşlarının bazıları kısa, bazıları da bir buçuk, iki metre civarında boya sahip ve silindir şeklinde olurmuş. Ortasında bir çukur bulunuyor ve paralar oraya bırakılırmış. İnsanın göz seviyesinden daha yukarıda olan bu taşlara birkaç basamakla çıkılırmış. Sadaka taşlarına para bırakmak ve oradan para almak için genelde akşam saatleri tercih edilirmiş. Bunun sebebiyse hem ışık olmaması hem de sadaka taşının yüksekliği para miktarının görülmesini engellermiş. Sadaka taşları, halkın kolayca ulaşabileceği yerlerde bulunduğu gibi tenha yerlerde de bulunuyormuş. Verenin alanı görüp kibre kapılmaması, alanın da vereni görüp mahcup olamaması prensibine dayalı sadaka taşları, vereni büyütmeden alanı rezil etmeden iki tabakadan insanı birbirine bağlarmış. Şimdi bu alıp verme meseleleri yüzünden hepimizde bir yüzsüzlük hali almış gidiyor ne yazık ki.

Osmanlı insanının ulaştığı ahlaki şahikayı gösteren nişanelerden biri de sadaka taşlarının benzer uygulaması olan “Zimem” defteriydi. O güzel insanların hali vakti yerinde olanları özellikle Ramazan ayında hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav vb. dükkânlarına girer, onlardan Zimem defterini, yani veresiye defterini çıkarmalarını isterdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele bazı sayfaların yekûnunu yaptırıp, “silin borçlarını… Allah kabul etsin” der, giderlerdi. Mali durumu daha iyi olanlar ise defterin tamamının yekûnunu yaptırır ve ödemesini verirdi.

“İsteyiciyi boş çeviren eve, bir hafta melekler uğramaz” diye inanan insanımız “altın semerle bile gelse kapıdan kimseyi  boş çevrilmezdi ve kimin istediğine aldırmadan kapısına gelene az çok bir ikramda bulunur, yedirir, içirir öyle gönderirdi. 

“Malın bekçisi sadakadır” der, sadakanın malı bereketlendireceğine itimat eder, verirken “elini korkak” alıştırmadığı için bütçesine göre bol bol ikram ederdi. Eskiden zengin konaklarının etrafı, konak sahiplerinin koruyuculuğunu üstlendiği insanların evleri ile çevrelenir, her zengin aile muhakkak 3-5 ailenin daha aile geçimine katkıda bulunurdu. Birbirlerinin dertlerini bilir ve destek olurlardı. Kah zengin fakire kah fakir zengine emsalsiz bağışlar yapar, kimse elindekini kendisinin addetmez, varlıklı insanlar kendilerini aracı farz eder, emanetleri sahiplerine iletirlerdi. Allah Teala'nın rızıkları doğrudan vermeye muktedir iken insanları birbirlerine aracı kılmasının, kiminin rızkının kiminin kazancının içine yerleştirmesinin hikmetini anlar ve tevazu içinde yaşarlardı.

Günümüz toplumunda sadaka vermenin dilenciliği artıracağına dair görüşler bir yere kadar doğru sayılabilir. Zira biz artık dilenmemenin şiarını, dilendirmemenin sorumluluğunu terk etmiş ve bunu halka öğreten kurumlarını da ifsad etmiş bir toplumuz. Bu denge, yani hayra teşvik ve yanlışlardan uzak durma-durdurma mekanizmalarımızı işletebildiğimizde gönül rahatlığı ile sadaka verebileceğimiz, kimsenin de bunu suiistimal etmediği zamanlar gelecektir.

Hayır ve iyilik her şart, biçim, tür ve durumda güzeldir. Böyle saymış ecdadımız, yayalım ki başımızın gözümüzün sadakası olsun.

Bir Önceki

Bacıyanı

Rum

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
Ahiret Kardeşliği
09.08.20268 dk 33 sn
Anadolu İrfanının Önemi
05.11.20197 dk 15 sn
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 1
27.05.20267 dk 49 sn
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 2
28.05.202611 dk
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 3
08.06.20257 dk 49 sn
Anadolu Şehirlerinde Ramazan
28.02.20264 dk 34 sn
Asker Kınası
06.09.202611 dk 58 sn
Aşure
25.06.20269 dk 29 sn
Ayet Sofraları
21.02.20267 dk 9 sn
Bacıyanı Rum
13.09.20268 dk 5 sn
Bed-i Besmele-Amin Alayı
16.08.20268 dk 14 sn
Beşik Alayı
01.08.202611 dk 30 sn
Çevre
30.08.202612 dk 13 sn
Çiğdem
31.10.20266 dk 57 sn
Çocuk Terbiyesi
10.10.202610 dk 57 sn
Deyimler
04.10.20267 dk 5 sn
Dilencilik
23.08.202610 dk 43 sn
Erenler
01.04.20208 dk 45 sn
Evler
29.08.202610 dk 56 sn
Fütüvvet
22.08.20269 dk 53 sn
Goygoyculuk
26.09.20267 dk 25 sn
Hac
16.05.202611 dk 52 sn
Halk Edebiyatı
03.02.202011 dk 32 sn
Helva Sohbetleri
05.09.20269 dk 37 sn
İkramiyeler
23.03.20245 dk 33 sn
Kahve
12.07.202610 dk 17 sn
Kandiller
25.12.202512 dk 39 sn
Köy Odaları
20.09.20269 dk 48 sn
Meczuplar
24.10.202610 dk 45 sn
Mezartaşları
03.10.202612 dk 9 sn
Misafirperverlik
19.09.20268 dk 23 sn
Müslüman Saati
15.08.20267 dk
Namazgâhlar
26.07.202610 dk 2 sn
Ninniler
17.10.202611 dk 40 sn
Okçuluk
01.04.202010 dk 34 sn
Peygamber Sevgisi
27.09.202612 dk 22 sn
Renkler
01.04.202010 dk 19 sn
Sala
03.02.20208 dk 11 sn
Selamlaşma
08.08.20267 dk 23 sn
Şivlilik
02.01.20227 dk 57 sn
Su
18.10.202611 dk 20 sn
Sütannelik
02.08.20268 dk 59 sn
Temizlik
11.10.202610 dk 14 sn
Usta Çırak-Ahilik
12.09.202610 dk 36 sn
Vakıflar
19.07.202614 dk 21 sn
Yağmur
01.11.20269 dk 58 sn
AKRA