İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Kandiller

Kandiller
25.12.2025
12 dk 39 sn

Mevlit Kandili, Beraat Kandili, Miraç Kandili, Regaip Kandili; geleneğimizde önemli bir yere sahip olan kandil geceleri… Neden gece değil de kandil diye isimlendirilmişlerdir? Neden Mevlit gecesi değil de Mevlit Kandili? 

Mübarek geceler için kandil kelimesinin kullanımı sadece Anadolu halkına mahsustur. Müslümanların kutsal saydıkları bu gecelere ‘’Kandil Geceleri’’ denmesinin sebebi, kandilin hem dinimizde hem de kültürümüzde belirli bir anlam ifade etmesidir. Kültürümüzde kandil ışığı, insanlar için hayatı; kandilin yağının tükenmesi, ışığının sönmesi ise ölümü temsil eder. Hatta edebiyatımızda:

"...Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakkı göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hâli..." benzeri beyitler vardır.

Kur’an’da Allah’ın nuru (nübüvvet, iman) kristal fanus içindeki ışık saçan bir kandile benzetilir (en-Nûr 24/ 35-36). Yine Kur’an’da güneş, burçların arasındaki bir kandile (el-Furkān 25/61; Nûh 71/16), yıldızlar da gök kubbeye asılmış kandillere (mesâbîh) benzetilmekte (Fussılet 41/12; el-Mülk 67/5) ve Hz. Peygamber’in de ışık saçan bir kandil olduğu söylenmektedir (el-Ahzâb 33/45-46).

Bu benzetmelerden hareketle mübarek gecelerde, bütün bu manaları cami bir eylem olarak kandil yakılması adet haline gelmiştir. Bu geceler kristal fanus içinde dünyayı, insanlığı aydınlatan din-i mübini İslam’ın bütün insanlara yeniden hatırlatılması ve kutlanılmaya değer en kıymetli bir nimet olmasından hareketle, kültürel bir faaliyet olarak elden geldiğince ziynetlendirilmeye çalışılmıştır.

Bir sıvı yağ haznesi ile fitilden oluşan basit bir aydınlatma aleti olsa da kazandığı çok ve çeşitli formlarla İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren dini mimarimizde kendisine özel bir yer edinmiştir. Mescid-i Nebevî’ye ilk kandilleri Temîm ed-Dârî getirmiş ve bundan çok memnun olan Hz. Peygamber, onları yakan Temîm’in âzatlısı Feth’e Sirâc (kandil) adını vermiştir. Hz. Ömer’in, hilâfeti sırasında da Mescid-i Harâm’ın sahasını genişletip ihata duvarı üzerine kandiller koydurduğu ve diğer mescidleri de yine kandillerle aydınlattırdığı ve bir Ramazan ayında buraları dolaşan Hz. Ali’nin Hz. Ömer için, “Mescitlerimizi aydınlattığı gibi Allah da onun kabrini aydınlatsın” diye dua ettiği bilinmektedir. Şam’daki Emeviyye Camii için çok sayıda kandil yaptırılmıştı. Hicri V. (Miladi XI.) yüzyıldan sonra buradaki kandiller mübarek gecelerde sabaha kadar yakılırdı çünkü mescitlerde kandil yakılması, Kur’an’da sözü edilen mescitlerin imarı (et-Tevbe 9/18) cümlesinden sayılmıştır.

Osmanlı’da bu gelenek II. Selim zamanında, yani 16. yüzyılda başlamıştır ama Türklerin, Selçuklular döneminden bu yana, mübarek gün ve geceleri kutladıkları bilinmekte. Peygamberimiz (SAS.)'in doğum yıldönümünde şenlik yapıp yaptığı şenliğe pek çok kişiyi davet eden, misafirlerini rengârenk çadırlarda, ikramlarla karşılayan ve bu törenlerde mevlit okutan ilk Türk emiri, Erbil Atabeyi Muzafferuddin Gökbörî (1190-1233) olmuştur.

“Bir kesim tarafından bidat olarak kabul edilse de Kandil gecesi kutlamaları, dinden değildir ama ayet ve hadislerle değerine dikkat çekilen Kadir, Regaip, Berat, Miraç ve Resulullah Efendimizin dünyayı şereflendirdikleri gecelerin, bize mahsus bir hoşamedisidir esasında. İbadetin, hayrın, iyiliğin tavsiye edildiği mağfiret ve necat gecesinde topyekûn bütün halkın ibadete teşviki, bilmeyenlerin öğrenmesi, çocuk ve gençlere de bu gecelerin sevdirilmesi çabasıdır. Bir gelenek, bir hatırlatma, bize mahsus bir sevinç gösterisidir. 

Osmanlı zamanında devlet adamlarının, saray görevlilerinin ve ilmiye mensuplarının kutlamalar sırasında hazır bulunduklarını, büyük camilerin şeyhlerinin sıraya uygun şekilde vaaz ettikten sonra kendilerine hilatler giydirildiğinden, armağanlarla taltif edildiklerinden bahseder kaynaklar. 

Kandil gecelerinde camilerin minareleri kandillerle donatılır. Cami minareleri arasına gerilen iplere tutturulmuş kandillerle yazı ve süsleme yapılır, diğer adıyla mahya. Mahya yakmak da Türklere mahsus bir gelenektir. Çok eskiden kandil uçurma ya da kandil uçurtması denilen bir gelenek vardı. Birbiri ardına kayan kandiller yıldız kaymasına benzer bir görüntü oluşturur, bu görüntü halk tarafından ilgiyle izlenirdi. Kandil uçurtması yapmak için öncelikle ipin bir ucu minarenin şerefesine, diğer ucu yerden yaklaşık bir metre kadar yükseklikte bir yere takılır. Ardından kandiller uçurtmacı tarafından, muhafazalı kaplar içerisinde minareden aşağıya bırakılır. Kandillerin içlerine koyulduğu muhafazalı kaplar yere indiklerinde, bu kapların içine uçurtmacıya bir hediye mahiyetinde şeker ve kurabiyeler koymak bir gelenek haline gelmiştir.

Halkın da evlerinde kandil yaktığı mübarek gecelerde hayır işlemeye oldukça önem verilir, birçok insan bu günleri oruç tutarak geçirirdi.  Osmanlı’da, hayır sahipleri damacanalarla su alarak ya da şerbetler yaptırarak bunları çarşılarda, meydanlarda “sebil, sebil” diye bağırarak halka dağıtırlardı. Bu günlerde herkes imkânları ölçüsünde fakirleri, yetimleri, öksüzleri, kimsesizleri, yolda kalmışları sevindirir, onların ihtiyaçlarını giderirdi. İhtiyaç sahipleri için hazırlanan nafakalıklar kapıların önüne konulur ve kapı çalınır, kapı açılıncaya kadar da gidilirdi. Kimden geldiği bilinmeyen bu yardım paketleri böylece alanların gönüllerinin kırılmamasını sağlardı. Bakkallara veresiyelerin yazıldığı günlerde, hali vakti yerinde olanlar fakirleri tespit eder, onların borçlarını öderdi. Bakkallar bu borcu kimin ödediğini kimseciklere söylemez, borç sahibi de incinmezdi. Kandil simitleri yapılır, komşulara lokma, helva, şerbet dağıtılırdı. Büyüklere kandil ziyaretlerinde bulunulurdu.

Saray ya da konakta bulunan harem dairelerindeki hizmetli cariyeler, evlenmek isteyip haremden çıkmak istediklerinde, efendilerinin bu gecelerde çok hayır yapacağını bildiklerinden özellikle kandil gecelerinde bir kâğıda, “Kulun istediği murat, ihsan efendimizindir.” diye yazar, altını imzalayıp görünecek bir yerlere koyarlardı. Bir daha efendisine görünmemek için odasına kapanırdı. Bunun üzerine efendi çeyizini yaptırır, gerekli akçeyi verir ve uygun bir kısmet çıkınca da evlendirirdi

Kadir gecesine mahsus bir Kadir Alayı vardır. Kadir Alayı XIX. ve XX. Yüzyıllarda Abdülmecid Han’ın yaptırdığı Tophane’deki Nusretiye Camii ile II. Abdülhamid’in yaptırdığı Hamidiye Camii meydanında yapılırdı. O gece, meydanın çevresi renkli fenerler ve fanuslarla donatılırdı ve cami meydanı bir ışık deryası haline gelirdi. Hava kararmadan önce, haremde bulunan kadınlar ve sultanlar iki atın çektiği arabalara binerler, meydanda kendilerine ayrılan yerlerinde dururlardı. Arabadan inmezler, arabaların perdeleri kaldırmazlardı. Harem ağaları, her arabaya gümüş tepsilerle iftariye, yemek, meyve, yaz ise dondurma, kahve dağıtırlardı. Harem ile alayın geçeceği meydana kadar yol, renkli kandiller ve fenerlerle donatılırdı. Harem arabalarının önlerinde ikişer kavas, gümüş kaplamalı deri fenerler taşırlardı. Padişah camiye girdikten sonra meydanda bulunan askerlere büyük pideler ve şerbetler dağıtılırdı. Namaz bitinceye kadar, meydanda atılan fişekler seyredilirdi. Namazdan sonra kadın efendiler ve sultanlar, şehirde yapılan şenlikleri seyretmek için kısa bir tur yaparlar sonra hareme dönerlerdi.

Miraç Kandili, yukarıda sayılan hayır ve hasenatlar yanında yine kandiller yakarak ve donamanın top atışları ile kutlanmıştır eskiden. Bunun yanında, Miraç Kandilinin kutlamaları daha çok camilerde ibadet edilerek, dergâhlarda ve tekkelerde miraciyeler okunarak yapılmıştır. Şehzade Camii, Hazreti Sümbül Dergâhı, Yenikapı Mevlevihane’si, Merkez Efendi, Hüdayi Tekkesi, Nasuhi ve Kadirihaneler ve diğer tekkelerde miraciyeler okunarak gecenin ihyasına çalışılmıştır. Bunların yanında Miraç Kandili kutlamalarında, miraciye okunması amacıyla vakıflar tahsis edilmiştir. Bursalı Safiye Hanım’ın Bayramiye tarikatına bağlı Himmet Efendi Tekkesinde, Sultan Mehmed Reşad’ın ise Yenikapı Mevlevihanesi’nde miraciye okunması için vakıf yaptırılmıştır.

Mevlid-i Nebî Osmanlının 1514’den 1918’e kadar 414 sene Hicaz bölgesinin yönetimini üslendiği dönemde kutlanmıştır. Bu yıllarda Medine’de Ravza-i Mutahhara merkezli Efendimizin (s.a.v.) velâdeti büyük törenlerle kutlanırdı. Şehrin emiri, o günün sabahı beyaz giysilerini giyer, her zaman olduğu gibi Efendimizin (s.a.v.) kabr-i şerifini bizzat kendi elleriyle, büyük bir huşu içerisinde siler süpürür, temizldi. O gün Medine’de bayram yapılırdı. Dükkânlar kapanır, vitrinleri süslenirdi. Çocuklar bayramlıklarını giyer, Müslümanlar Mescid-i Nebî’ye akın eder; hatimler indirilir, Mevlid-i şerifler okunur, binlere varan salâvat-ı şerifeler âfâkı inletirdi. 

Sabahleyin ecdadımız top sesleriyle o günün Mevlid-i Nebî olduğu halka duyurulurdu. Sokaklara, çarşılara ve büyük alanlara Efendimizin (s.a.v.) hadislerini ihtiva eden dev dövizler, afişler ve pankartlar asılırdı. Dünyanın değişik bölgelerinden Medine’ye hac ve umre yaptıktan sonra Allah Rasûlü (s.a.v.)’nü ziyaret için gelen Müslümanlar, bu muhteşem ve feyizli hâllere tanık olurdu. Dönüşlerinde Osmanlı’nın bu geleneğini kendi ülkelerine taşırlardı. 

Bugün hâlâ çeşitli İslam ülkelerinde ecdadımızın Mevlid-i Nebi kutlama ve Mevlid-i Şerîf okuma geleneği yaşatılmaktadır.

Kandil gecelerinde camilerde kandillerin yakılması, kandiller için gerekli olan zeytinyağının karşılanması, dergâhlarda hizmet edenlerin ihtiyaçlarının karşılanması ve fakirlere atiye dağıtımı için gerekli olan paralar vakıflar aracılığıyla, bazı durumlarda ise ceb-i hümayundan karşılanmıştır.

Kandil kutlamaları hususunda, neyin ibadet neyin gelenek olduğunun Müslümanlarca bilinmesi zaruridir. Müslümanların cuma ve bayramlar dışında bazı gün ve gecelerde, dinî-tarihî olayları hatırlayarak heyecanlarını tazelemeleri ve bunları kutlamada heyecan göstermeleri normaldir. Hatta bu heyecanı paylaşmak ve yaygınlaştırmak, mübarek gecelerden hayırlar yaparak, ibadet ederek istifade edenlerin sayılarını bile artırabilir. Osmanlının, hayırlar ve hayırları yaygınlaştırma, halk tabanına yayma, ibadetleri teşvik medeniyeti olduğunu unutmamak gerekir. Elbette kutlamaların bir ibadet olmadığını da hatırlamalıdır. Zira doğruluğu sabit olmayan veya uydurulan rivayetlere dayanan bazı ibadet şekillerini ifa tasvip edilemez. Bu açıdan bakıldığında kandiller münasebetiyle gösterilen faaliyetler, doğrudan İslâm’ın bir emir veya tavsiyesi değil, çeşitli Müslüman toplumların gelenekleri konumundadır.

Bir Sonraki

Köy

Odaları

Bir Önceki

Kahve

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
Ahiret Kardeşliği
09.08.20268 dk 33 sn
Anadolu İrfanının Önemi
05.11.20197 dk 15 sn
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 1
27.05.20267 dk 49 sn
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 2
28.05.202611 dk
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 3
08.06.20257 dk 49 sn
Anadolu Şehirlerinde Ramazan
28.02.20264 dk 34 sn
Asker Kınası
06.09.202611 dk 58 sn
Aşure
25.06.20269 dk 29 sn
Ayet Sofraları
21.02.20267 dk 9 sn
Bacıyanı Rum
13.09.20268 dk 5 sn
Başımın Gözümün Sadakası
25.10.20269 dk 5 sn
Bed-i Besmele-Amin Alayı
16.08.20268 dk 14 sn
Beşik Alayı
01.08.202611 dk 30 sn
Çevre
30.08.202612 dk 13 sn
Çiğdem
31.10.20266 dk 57 sn
Çocuk Terbiyesi
10.10.202610 dk 57 sn
Deyimler
04.10.20267 dk 5 sn
Dilencilik
23.08.202610 dk 43 sn
Erenler
01.04.20208 dk 45 sn
Evler
29.08.202610 dk 56 sn
Fütüvvet
22.08.20269 dk 53 sn
Goygoyculuk
26.09.20267 dk 25 sn
Hac
16.05.202611 dk 52 sn
Halk Edebiyatı
03.02.202011 dk 32 sn
Helva Sohbetleri
05.09.20269 dk 37 sn
İkramiyeler
23.03.20245 dk 33 sn
Kahve
12.07.202610 dk 17 sn
Köy Odaları
20.09.20269 dk 48 sn
Meczuplar
24.10.202610 dk 45 sn
Mezartaşları
03.10.202612 dk 9 sn
Misafirperverlik
19.09.20268 dk 23 sn
Müslüman Saati
15.08.20267 dk
Namazgâhlar
26.07.202610 dk 2 sn
Ninniler
17.10.202611 dk 40 sn
Okçuluk
01.04.202010 dk 34 sn
Peygamber Sevgisi
27.09.202612 dk 22 sn
Renkler
01.04.202010 dk 19 sn
Sala
03.02.20208 dk 11 sn
Selamlaşma
08.08.20267 dk 23 sn
Şivlilik
02.01.20227 dk 57 sn
Su
18.10.202611 dk 20 sn
Sütannelik
02.08.20268 dk 59 sn
Temizlik
11.10.202610 dk 14 sn
Usta Çırak-Ahilik
12.09.202610 dk 36 sn
Vakıflar
19.07.202614 dk 21 sn
Yağmur
01.11.20269 dk 58 sn
AKRA