İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Peygamber Sevgisi

Peygamber Sevgisi
Anadolu İrfanı

Peygamber Sevgisi

27.09.2026
12 dk 22 sn

Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra hayatlarını, samimiyetle inanıp bağlandıkları bu dine, Allah ve Peygamber sevgisine adamış bir millet olarak yaşamışlardır. Türk milletinde Peygamber sevgisi o kadar derindir ki, her Müslüman Türk, onun ismi anılınca saygı gösterir, hürmet ve tazimle elini sinesine bastırarak salâvat getirir. Ona duyulan aşk öyle bir sevgi atmosferi oluşturmuştur ki, iman ve kahramanlık sembolümüz olan ordumuzun askerine, Onun adını temsil eden “Mehmetçik" denilmiştir.  Yeryüzünde Peygamber'in ismini millî bir sembol haline getiren tek millet Türkler olmuştur.

Bunun yanında hemen her mısraıyla, sevgiyi terennüm eden edebiyatımızda, Hz. Peygamber'e duyulan samimi sevgi ile "Peygamber Edebiyatı" diyebileceğimiz kadar çok, çeşitli ve zengin türler oluşmuştur. Öyle ki, sadece onu anlatma ve övmeye tahsis edilen, başta naat olmak üzere esmâ-i nebi, gazavât-ı nebi, ahlâku'n-nebi, hicretü'n-nebi, mevlid, mu'cizât, mi'râciye, hilye, şefaat-nâme, kırk hadis, binbir hadis gibi manzum, mensur pek çok tür teşekkül etmiştir. Gerek bu türlerde gerekse başka türlerde onu anlatan yüzlerce, binlerce eser kaleme alınmıştır. Hatta Naat yazmak, okumak ve dinlemek, Türkler için muazzam bir zevk ve anane olmuştur.

Bu geniş "Peygamber Edebiyatı" arasında Ahmediyeler de bulunur. Ahmediyeler, Hz. Peygamber'in hayatından bahseden manzum nasihat kitaplarıdır. Ahmed, Hz. Peygamber (SAS.)’in adlarından biri olduğu için onun hayatını ve nasihatlerini  konu edinen manzum eserlere Ahmediye denmiştir. Bunlar halk için yazılmış eserlerdir ve en çok şöhret kazanmış olan  dört tane Ahmediye vardır: 

Bunlardan birincisi  Mahmudiye  adını da taşıyan Bayramiye tarikatına mensup Mahmud Bin Mehmet’in 14. yüzyılda yazdığı Mahmudiye adlı eserdir. İkincisi ve en tanınmış olanı ise  15. yüzyılda Gelibolu’da yaşamış olan Hacı Bayram’a intisap ederek Bayramiye tarikatına mensup Yazıcızade Mehmet ve Muhammediye (1449) adlı eseridir. 

15. yüzyıl şairlerinden  olan Akşemsettinzade Hamdullah Hamdi ise Yazıcızade Mehmet ve Muhammediye (1449) adlı eserine bir nazire yazmış, bu Ahmediye de halk arasında oldukça rağbet görmüştür. Dördüncüsü ise Diyarbakırlı Ahmet Hurşit Efendi’nin yazdığı (1689-1761) nasihatname adı ile de bilinen (1748) Ahmediye’dir. 

Kültür tarihimizde ve toplumsal inanç dünyamızda çok önemli yer teşkil eden Muhammediye'nin, Hz. Peygamber'i Türkçe terennüm ederek Türk milletine, Peygamber'i her yönüyle tanıtan ve toplumumuzun zihnindeki Peygamber imajını şekillendiren önemli bir klasiktir. Hatta şair ve mutasavvıf olan Yazıcızade Mehmed, eseri kadar meşhur olamamıştır.

"Muhammediyye" yüzyıllardır Müslümanlarca zevkle okunmuş, elden ele dolaşmış, adı dillerden düşmez olmuştur. 9020 beyitlik bu hacimli eser, Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i ve Mevlânâ'nın Mesnevi'si etkisinde ve onların tarzında kaleme alınmıştır. İçeriği de onlara yakındır. Tasavvuf ehli olan yazar, eserinde ince tasavvufi konuları da işlemiş, bunları halkın anlayacağı bir şekilde sunmaya çalışmıştır. Muhammediyye'nin bu kadar ün kazanmasını Fuad Köprülü, onun ehl-i sünnet inancına sıkı sıkıya bağlı olmasına bağlamıştır. Hz. Muhammed (SAS.)'e karşı çok samimi bir sevgi ve bağlılığı dile getirmesinin de şüphesiz bu ölçüde benimsenmesinde rolü vardır. Evliya Çelebi, Anadolu'da birçok insanın Muhammediyye'yi ezbere bildiğini kaydetmektedir. Şu rahatlıkla söylenebilir ki, Muhammediyye, Mevlid'den sonra, aynı konuda yazılmış eserlerin en ünlüsü ve en beğenilenidir.

Bu eserin yazılış sebebi, Muhammediye'nin baş tarafında şöyle beyan olunmaktadır: Gelibolu'nun maneviyat erbabından bir heyet toplanıp müellifin inzivaya çekildiği deniz kenarındaki hücresine gelmişler. Sıra söze gelince, Peygamberimizin kemâlâtını dile getiren manzum bir eser yazmasını kendisinden rica etmişler. Onun gelen zatlara cevabı şöyle olmuş:

"Düzülmüştür nece mevlid kitabı, Yazılmıştır nece evsâf-ı kübrâ."

Ancak, istedikleri kitabın mevcutlardan farklı bir eser olduğunu; tefsir ve hadislere yer verecek, ilim ile ilâhî aşkı, zikirle fikri, hacimde şekil gibi mezc edecek ve İslâmî hakikatleri dimağlara nakşedecek bir eserin yazılmasını rica ettiklerini izah ve tekliflerinde ısrar etmişler. Bunun üzerine müellif:

Dedim ki, ger ola takdir-i ilâhî,
Koyam bu yüzde bir zülf-i mutarrâ.
Benâgâh düşüm olur bir gece ben,
Görürsem ki Muhammed sırr-ı esrâ.

Bunun üzerine gördüğü bu mesut rüyada müellif,kâinatın yegâne efendisinden aldığı işaret üzerine Muhammediye'yi yazmaya başlar. Rivayete göre müellif, eserini kaleme aldığı sırada bir noktada Resulullah aşkıyla öylesine bir gönül yangınına tutulmuştur ki elindeki kâğıtlar yanmaya ve kararmaya başlamıştır. 

"Senin vasfın kitabını yazarken Yazıcıoğlu
Yanar cânı eder âhı elinde tutuşur evrâk"

beyitleriyle ve eserin ilk nüshasında bu beytin bulunduğu sayfa üzerindeki yanık izleriyle desteklenen bu rivayet halk arasında oldukça rağbet görmüştür. 

Türk edebiyatında -özellikle tasavvufî edebiyat vadisinde- çokça kullanılan devriye tekniğiyle kaleme alınan eserde aklın yaratılışından insanın yaratılıp yeryüzüne inişine, diğer peygamberlerin hayatından Hz. Peygamber'in ve âl-ü ashâbının yaşantısına ve kıyamet alametlerinden kıyamete kadar dünyanın ve insanın başından geçen ve geçecek olan her şey belli bir düzen çerçevesinde ele alınmıştır. Elbette ki kitabın konusu gereği Hz. Peygamber'in yaşantısı diğer bahislere göre daha geniş bir yer teşkil etmektedir. Muhammediye'de Hz. Peygamber sadece zahirî yönleriyle değil, bâtıni güzellikleriyle de anlatılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Hz. Peygamber'in hayatı, mücadelesi ve çektiği sıkıntıların yanı sıra yüce ahlâkı ve mucizeleri de geniş bir biçimde ele alınmış ve özellikle de bu bahislerde coşkulu ve dokunaklı bir anlatım öne çıkmıştır. 

Hz. Muhammed (SAS.)'i övmek için yazdığı bir kasidenin şu beyitleri, ne kadar güzel, akıcı ve duyguludur:

Eğer Rûmun revanında görürsem ben dilârâyı,
Revanına revan ide Semerkand'i Buhârâ'yı.
Dilârâdır tutan hürrem, gözüm gönlüm cihanını,
Ve illâ nite bulaydı dilârâyı dilârâyı.
Gelür derler dilârâmı, gider derler dilârâmı,
Şu dem bulur dilârâmı, ki ben bulam dilârâyı
Senin hüsnün hayâlinin çü düştü âleme aksi,
Sabâ nakkâşi renk âmiz edüp yazdı hezârâyı
Çü gördü Yazıcıoğlu ki sensin âşık u mâşuk,
Bi-küllî sende mahvoldu, kodu tedbir ile râyı.

İnsan, beyitlerdeki lügatlerin manasını tamamen anlayamasa bile, bir aşk ve heyecanın lemasını ruhunda müşahede etmektedir. Bu değerli eserin anlaşılmasını teshil için, İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri "Ferahu'r-Ruh" adlı, iki ciltlik çok kıymetli ve Türkçe bir şerh yazmıştır. Ferahu'r-Rûh, "Muhammediye"nin içinde geçen muğlak kelimelerin izahını ve tasavvufî tabirlerin teşrihini yapmaktadır.

Anadolu insanını aynı şemsiye altında toplayan ve dili, ırkı, mezhebi ne olursa olsun bütün bir İslam milletine seslenen nadide eserlerden biri de Süleyman Çelebi’nin Muhammediye’ye rakip kabul edilen eseri “Vesiletü’n-Necat” adlı eseri yani Mevlid’dir. Mevlid, Süleyman Çelebi’nin rüyası, sadaka-ı cariyesidir. Yıllar yılı okunagelmiştir. Mevlid, hala okunmaktadır. Anadolu halkı Mevlid’e o kadar değer vermiş ki, ölülerinin arkasından bile, okumuş, okutmuştur. “Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber” diyerek, ölümü güzel görmeyi ve göçen kişinin Allah Resulü ile ebedi âlemde buluşacağını, kalanlara müjdeleme ve yüreklerine su serpme vesilesi saymışlardır. Anadolu halkının bu güzel buluşu ise bu hikmete erişemeyenler tarafından, "ölünün arkasından Mevlid mi okunur" diye itiraza bile sebep olmuştur. 

Mevlid, halk nezdinde o kadar tutulmuş ve rağbet görmüştür ki, adeta şerh edilircesine, ona haşiyeler düzülürcesine Mevlid’le bağlantılı yeni eserler ortaya konmuş ve bu eserler Mevlid’lerin sonuna eklenmiştir. “Vefat-ı Fatımatü’z-Zehra”, “Hikâye-i Geyik”, “Hikâye-i Güvercin”, “Hikâye-i Deve” bu eserlerden bazılarıdır.

Bütün bunlar şüphesiz Peygamber sevgisinin ürünü ve tezahürüdür. Anadolu insanının Resulü şiir diliyle, kafiyeli diziliş ve manzum ifadelerle anması da ayrı bir durumdur çünkü şiir, insan kalbi ve duyguları üzerinde teshir halk eder, işiteni iki misli etkiler. Anadolu insanının dimağı, şiir dilinin musikisindeki lezzete asırlardır aşinadır. 

Öyle ki Anadolu halkı çok uzakta olsa da Hz. Peygamber (SAS) ve O’nun kabrinin bulunduğu Medine şehri arasında bir sevgi köprüsü kurmayı başarmıştır. Öyle ki, O’na esen rüzgârlar ve akan sularla selâm, hasret, tazim ve sevgilerini göndermişlerdir. Şu şiir bunu ne güzel dile getirmiştir:

“Ey bâd-ı saba, yolun uğrarsa semt-i Haremeyn’e,
Tazimimi arz eyle, Resûlü's- Sekaleyne” 

Fuzuli de Su Kasidesi’nde Fırat ve Dicle’nin aktığı istikameti Peygamberin istikameti olarak değerlendirmiştir. Bu iki nehrin başlarını taştan taşa vurup o yöne doğru zorla da olsa yol almalarını Peygamber (SAS.)’e ulaşmanın çırpınışları olarak değerlendirmektedir:

“Ravza-i kûyına her dem durmayıp eyler güzar
Âşık olmuş galiba ol serv-i hoş-reftare su.
Hak-i payine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa urur gezer avâre su.” 

Belki insanımızın Kur’an’ın bütün emirlerine riayette kusuru bulunur ama Allah ve Resulünü sevmekte kimse üstüne zerre kadar halel getirmemiştir.

Bir Sonraki

Renkler

Bir Önceki

Okçuluk

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
Ahiret Kardeşliği
09.08.20268 dk 33 sn
Anadolu İrfanının Önemi
05.11.20197 dk 15 sn
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 1
27.05.20267 dk 49 sn
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 2
28.05.202611 dk
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 3
08.06.20257 dk 49 sn
Anadolu Şehirlerinde Ramazan
28.02.20264 dk 34 sn
Asker Kınası
06.09.202611 dk 58 sn
Aşure
25.06.20269 dk 29 sn
Ayet Sofraları
21.02.20267 dk 9 sn
Bacıyanı Rum
13.09.20268 dk 5 sn
Başımın Gözümün Sadakası
25.10.20269 dk 5 sn
Bed-i Besmele-Amin Alayı
16.08.20268 dk 14 sn
Beşik Alayı
01.08.202611 dk 30 sn
Çevre
30.08.202612 dk 13 sn
Çiğdem
31.10.20266 dk 57 sn
Çocuk Terbiyesi
10.10.202610 dk 57 sn
Deyimler
04.10.20267 dk 5 sn
Dilencilik
23.08.202610 dk 43 sn
Erenler
01.04.20208 dk 45 sn
Evler
29.08.202610 dk 56 sn
Fütüvvet
22.08.20269 dk 53 sn
Goygoyculuk
26.09.20267 dk 25 sn
Hac
16.05.202611 dk 52 sn
Halk Edebiyatı
03.02.202011 dk 32 sn
Helva Sohbetleri
05.09.20269 dk 37 sn
İkramiyeler
23.03.20245 dk 33 sn
Kahve
12.07.202610 dk 17 sn
Kandiller
25.12.202512 dk 39 sn
Köy Odaları
20.09.20269 dk 48 sn
Meczuplar
24.10.202610 dk 45 sn
Mezartaşları
03.10.202612 dk 9 sn
Misafirperverlik
19.09.20268 dk 23 sn
Müslüman Saati
15.08.20267 dk
Namazgâhlar
26.07.202610 dk 2 sn
Ninniler
17.10.202611 dk 40 sn
Okçuluk
01.04.202010 dk 34 sn
Renkler
01.04.202010 dk 19 sn
Sala
03.02.20208 dk 11 sn
Selamlaşma
08.08.20267 dk 23 sn
Şivlilik
02.01.20227 dk 57 sn
Su
18.10.202611 dk 20 sn
Sütannelik
02.08.20268 dk 59 sn
Temizlik
11.10.202610 dk 14 sn
Usta Çırak-Ahilik
12.09.202610 dk 36 sn
Vakıflar
19.07.202614 dk 21 sn
Yağmur
01.11.20269 dk 58 sn
AKRA