İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Çevre

Çevre
30.08.2026
12 dk 13 sn

Bugün yine sözlerimize bir seyyahın, Lamartine'in, Türk halkının hususiyeti olan derin tabiat idrakine dair sözlerini naklederek başlayalım: 

"Güzel manzaralara, kükreyen denizlere, serinliklere, pınarlara, dağların karlı zirveleriyle çevrelenmiş engin ufuklara karşı duyduğu fıtri meyil Türk ırkının ana vasfıdır. Türkiye'nin her tarafında da aynı tabiat sevgisine rastlarız. Avam veya havas, büyük veya küçük her Türk'ün kalacağı yeri seçer ve düzenlerken bir tek kaygısı, bir tek ihtiyacı vardır. O  da güzel manzaralı bir ufka sahip olmaktır. Evini kurduğu yerin şartları ve fakirlik buna imkân vermediği takdirde hiç olmazsa evin civarındaki bahçeye dikeceği ağaçla, yetiştireceği kuş ve güvercinler sayesinde bu ihtiyacını gidermeye çalışır. Yine bu meyilleri yüzünden Türkler nerede yüksek ve manzarası güzel bir yere rastlarsa oraya hemen bir camii bir zaviye bir kulübe yerleştirirler. Muhteşem bir ufka nazır, çeşme yanında, şirin yapraklı dalların gölgesinde oturarak gözlerini kıra veya denize dikmek ve bu vaziyette saatler/gün boyu belirsiz, müphem temaşa ile sarhoş olmak... İşte bir Müslümanın hayatı budur! Evini nereye ve nasıl kuracağını da tayin eden bu hayat tarzıdır. Onun büyük ihtiraslar, kendisini alevlendirip doğuştan aldığı ve saklı tutmakla birlikte hiçbir zaman kaybetmediği enerjisini tekrar ortaya çıkarıncaya kadar sakin ve sessiz kalmasının sebebi de budur."

Elbette bu sözler üzerine söylenecek çok şey vardır lakin biz ağaçlarla yetineceğiz şimdilik. Bir başka vesile ile de diğer hususları izah ederiz.

Bahçeler düzenlemek, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmek, halkımız arasında adeta bir ahlak bir derin bir alışkanlık halindedir. Hatta şehirlere sıkışmış olanlarımız bile eskiden, gerçi şimdi de görmek mümkün, balkonlarını, cam önlerini sardunyalar, kokulu karanfiller, yasemenler, leylaklar hatta fesleğenlerle doldururlardı. Bu enfes çiçeklerin sade görünüşü değil saldıkları doyum olmaz rayihalar bulunduğu mahallenin kokusunu bile değiştirirdi.

Çiçekler ve ağaçlar üzerinde emek sarf edip yeni türler keşfederler, onlara hususi manalar yükleyip şairane isimler vererek sevilenle bir bağ kurmaya çalışırlardı. Ecdadımız ağaçların bakımı ve sulanmasına için vakıflar kurmuş, verimsiz veya meyvesiz de olsa ağaçların sıcaktan kurumasına meydan vermemek üzere her gün sulanmaları için işçilere para vakfedecek kadar çılgın Türkler bile yaşamıştır bu topraklarda. Doğrusu onlar çağdaş uygarlığın bile ruhunu henüz kavrayamadığı bir çevre bilincinin parlak örneklerini arz etmişlerdir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur zira biz taşı, toprağı, dağı seven onların da kendisini sevdiğini söyleyen bir Resulün, eşi görülmemiş bir sevgi medeniyetinin ürünleriyiz. Öyle der Rasulullah: “Uhud bizi sever, biz de Uhud'u severiz.”  

Bir başka hadisinde ise programımıza mevzu ağaça merhametini izhar eder. Bir çocuk açtır, yoksuldur, muhtaçtır. Daldan hurma düşürmek ister son derece şefkatli bir üslupla “Evladım” der, “ağaçları taşlama, dibine düşenleri al, ye!” (Tirmizi, Buyu’, 54.)  Tabiata her ne bahane ile olursa olsun zarar vermenin önünü bu yumuşacık hadisiyle keser.

Anadolu insanı onun yolunu takip ederek ağaçlara gösterilen sevgi ve alaka o dereceye çıkarmıştır ki, aynı coğrafyada yaşayan Hıristiyan vatandaşlar, bu sevgi ve alakadan çekindikleri için kendi bahçelerindeki ağaçları bile kesemez olmuşlardır. Ağaç bulunan yerlere kesinlikle ev yapmazlar, bu iş için ağaçsız yerleri tercih ederlerdi. Bir ağaç bulunan yerde ev yapacak olurlarsa eskaza, damlarının en güzel ziyneti saydıkları bu ağaca, evlerini daraltma pahasına kâfi gelecek bir açıklık bırakırlar, ona nadide bir aile ferdi gibi muamele ederlerdi. O sebeple zalimce de olsa ağaçların üzerine sırlarını kazıyanları hoş görmesek de bir parça anlarız. Çünkü onlar evin ve insanın sırdaşıdırlar bizim kültürümüzde. 

Anadolu ve ağaç deyince ala hemen iki ağaç türü gelir: Çınar ve Selvi. İkisi de çok mühimdir hayatımızda, bir kalıcılığı ve uzun ömrü, kuvvet ve kudreti işaret ettiği gibi diğeri fenayı, beka alemini ve daha çok ölümü hatırlatırlar. Bir seyyah ağaçlara gösterdiğimiz bu alakaya yine şöyle değiniyor:

“Türklerin asırlardan beri gölgelerinde dinlendikleri bu güzel tabiat mahsullerine karşı besledikleri hürmet sâyesinde Türkiye’de altı, sekiz ve hattâ on ayak çapında çınarlar vardır: Bâzan bunlar tâzeliklerinde letâfet ve şöhretini te’min ettikleri evi havasız ve ziyâsız bırakacak nisbetler almaktadır.”

Osmanlı hatırasında Osman Bey ile bağlantılı bir çınar hatırası da var elbette, her görüldüğünde bu muazzam devletin inkişafını hatırlatan. Fakat çınarın onu çeşitli benzetmelere konu eden vasfı mutlak ve mutlak temiz bir kaynak suyuyla var olabilmesidir. Dikildiği yerde olmasa dahi, yakınlardan bir yerden geçiyorsa eğer, çınarın kökü gidip o suyu bulur ve oraya bağlanır. Kaynağa kökten bağlanmamışsa, dışardan sulamakla iflah olmaz çınar. Yani bir yerde çınar varsa, derinliklerinde onu kökten besleyen tertemiz bir kaynak suyu da var demektir. İşte burada ecdad bu hikmetli ilişkiye büyük anlamlar yüklüyor. Diyor ki misal:

“Su” anasır-ı erbaadan ve Efendimiz (SAS.)’e işarettir. Fuzûlî’nin meşhur na’ti bunun için “Su Kasidesi”dir. Mürşîd-i kâmil olan ya sulben ya manen Hz. Peygamber (SAS.)’e bağlıdır. O’nun getirdikleri, O’nun ikrâm ettikleriyle beslenir ve var olabilirler ancak.” Bâkî de sonbaharı anlattığı şiirinde bu benzemeden hareketle: 

Eşcâr-ı bağ hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan.

[Bahçedeki ağaçlar tecrit hırkasına girdi; (yapraklarını döktü). Sonbahar rüzgârı çınar (ağacından) el aldı.]

Hatta şiirlerimizde “aşk ateşiyle içi kavrulmuş âşıkların” mazmunu olarak, daha çok yıldırım ateşine uğramış, içi yanmış, kabuktan ibaret böyle çınarlardan çokça söz edilir. Neye benzetmek mümkün ama çınarda şikayet yok, o sebeple  çınarlar daha çok rıza makamına,  fenâfillâh mertebesine erişmiş mürşid-i kamillere teşmil edilmiştir. Mürşid-i kâmiller; nasihat ve öğütlerinin uzun ömürlü olması, nesilden nesile aktarılması sebebiyle de çınara benzetilmiş eski kültürümüzde. 

İnsanı ruhen ve bedenen teskîn eden, kalbe huzur veren çınarların diğer ağaçlara nispetle birkaç derece daha serin olduğunu söylüyor bilim adamları. Hatta, yapraklarından salgıladığı bir öz su yardımıyla gölgesinde zararlı ot bitirmediği ise başka bir ilmî tesbit. Ana yol güzergahlarında yolun iki tarafına çınar ağaçları dikilerek oluşturulan hıyabanları yanında çınarlar bu özelliklerinden dolayı köy meydanlarında ve cami avlularında da çokça görülürler. Parantez arasında belirtelim ki, cami avlularına çınar dikilmesi, gölgesinden istifade kadar, bu ağacın yıldırımları çekme hususiyetinden faydalanıp yapıyı korumaya matuf bir tedbir olarak da görev üstlenmiş. Bir benzeri bugün Bayezid meydanında görülebileceği gibi çınar gölgesinin çekici bir mizacı da var. İnsanlar ister istemez ona yönelirler, çayını yudumlarken hatırasının en tatlı sohbetlerinden birini tecrübe ederler. 

Bakın buradan ne çıkarmış ne güzel bir teşbih daha üretmiş ecdadımız: bu muzahrafattan ari, kalbe ve bedene şifa serinlikler içindeki çınar altı sohbetlerini bir mürşid-i kâmilin sohbet halkasında buldukları zevk ve emniyete benzetmişler.

Bir de selvimiz var bizim… Bahçelerimize, cami hazirelerine, yol, su ve özellikle de ırmak kenarlarına dikilmiş servilerimiz. Rüzgarda ince uzun endamıyla sallanan bu zarif servilerin ince, narin görünüşleri için atalarımız; "Selvi uzun hem de yapısı güzel" demişler, güzellerin boyunu selviye benzetmişlerdir. Selvi olmayan Türk köyü, evi yoktur desek, tek tek bakmamış olsak bile isabet ihtimalimiz nerdeyse yüzde yüzdür.

Yahya Kemal "biz" diyor ‘ölüleriyle yaşayan bir milletiz. Hatta ölülerini de yaşatan bir milletiz desek mübalağa olmaz. Zira şehrin en güzel ve yeşillik yerlere kabristanlardı bizde, öyle bakımlı, temiz, yeşil, ışıl ışıl. Kabristanlıkların yeşillendirilmesi için çeşitli bitkiler dikmişiz. Ama en çok selvi ağaçlarını tercih etmişiz. Özellikle eski mezarlarımızda dağ gibi selvi ağaçları göze çarpar. Bunun bir sebebi var elbette: Selvi ağacı görünüş itibariyle birliği temsil eder. Tıpkı Osmanlı yazısındaki Elif harfi gibi… Uluhiyete uzanışı, vahdeti hatırlayışı yanında dünyanın geçiciliğini, kalanın sadece hayır ve güzellikler olduğunu, gidenin vereceği hesaba bile yardım ve destek gayretini bildiriş vardır kabirlerdeki selvi endamında. Bu alışkanlığı ecdadımızın şu hadisi şerifi hatırlatır herkese, Buhari’den nakildir: 

"Resul-i Güzin efendimiz iki kabre uğramış ve şöyle buyurmuştur: 

'Şüphesiz ki o ikisi azap çekiyorlar. Çektikleri azap da büyük bir şey değildir (kolay olan, fakat ondan korunmaları nefislerine zor gelen bir şeydir) Oysa o şey, büyük günahtır.' Sonra şöyle buyurdu: 'Evet! Onlardan birisi, (insanlar arasında) laf getirip-götürürdü. Diğeri ise idrardan korunmazdı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra yaş bir dal isteyerek onu ikiye ayırdı. Bir parçasını birinin üzerine dikti, diğerini de öbürünün üzerine dikti ve: 'Bu iki dal, yaş kaldıkça o ikisinden azabın hafifletmesini ümit ederim' buyurdu."  [Buhârî, hadis no: 1387, Müslim, hadis no: 292]

Anadolu insanı evvelden gidenleri hep ferah tutabilmek için selvi gibi uzun ömürlü ve zarif silüetli ağaçları dikerek Rasulullah Efendimizin incelik ve şefkatini belirten en güzel emareleri kabirlerimize armağan etmişlerdir.

Bir Sonraki

Çiğdem

Bir Önceki

Beşik

Alayı

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
Ahiret Kardeşliği
09.08.20268 dk 33 sn
Anadolu İrfanının Önemi
05.11.20197 dk 15 sn
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 1
27.05.20267 dk 49 sn
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 2
28.05.202611 dk
Anadolu Şehirlerinde Bayram Gelenekleri - 3
08.06.20257 dk 49 sn
Anadolu Şehirlerinde Ramazan
28.02.20264 dk 34 sn
Asker Kınası
06.09.202611 dk 58 sn
Aşure
25.06.20269 dk 29 sn
Ayet Sofraları
21.02.20267 dk 9 sn
Bacıyanı Rum
13.09.20268 dk 5 sn
Başımın Gözümün Sadakası
25.10.20269 dk 5 sn
Bed-i Besmele-Amin Alayı
16.08.20268 dk 14 sn
Beşik Alayı
01.08.202611 dk 30 sn
Çiğdem
31.10.20266 dk 57 sn
Çocuk Terbiyesi
10.10.202610 dk 57 sn
Deyimler
04.10.20267 dk 5 sn
Dilencilik
23.08.202610 dk 43 sn
Erenler
01.04.20208 dk 45 sn
Evler
29.08.202610 dk 56 sn
Fütüvvet
22.08.20269 dk 53 sn
Goygoyculuk
26.09.20267 dk 25 sn
Hac
16.05.202611 dk 52 sn
Halk Edebiyatı
03.02.202011 dk 32 sn
Helva Sohbetleri
05.09.20269 dk 37 sn
İkramiyeler
23.03.20245 dk 33 sn
Kahve
12.07.202610 dk 17 sn
Kandiller
25.12.202512 dk 39 sn
Köy Odaları
20.09.20269 dk 48 sn
Meczuplar
24.10.202610 dk 45 sn
Mezartaşları
03.10.202612 dk 9 sn
Misafirperverlik
19.09.20268 dk 23 sn
Müslüman Saati
15.08.20267 dk
Namazgâhlar
26.07.202610 dk 2 sn
Ninniler
17.10.202611 dk 40 sn
Okçuluk
01.04.202010 dk 34 sn
Peygamber Sevgisi
27.09.202612 dk 22 sn
Renkler
01.04.202010 dk 19 sn
Sala
03.02.20208 dk 11 sn
Selamlaşma
08.08.20267 dk 23 sn
Şivlilik
02.01.20227 dk 57 sn
Su
18.10.202611 dk 20 sn
Sütannelik
02.08.20268 dk 59 sn
Temizlik
11.10.202610 dk 14 sn
Usta Çırak-Ahilik
12.09.202610 dk 36 sn
Vakıflar
19.07.202614 dk 21 sn
Yağmur
01.11.20269 dk 58 sn
AKRA