22.12.1997 - İlmin Gerekliliği, Kibir

22.12.1997 - İlmin Gerekliliği, Kibir
Bismillâhirrahmânirrahîm
Bizi ve bütün diğer varlıkları; yerleri ve gökleri, insanları ve cinleri, dünyayı ve âhireti her şeyi yaratan, varlık veren, varlığını sürdüren, nimetlerle perverde eyleyen, duaları kabul eyleyen, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını bahş eyleyen; Erhamü’r-râhimîn ve Ekremü’l-ekremîn olan Allah-u Teâlâ hazretlerine sonsuz, sayısız, hadsiz hesapsız hamd ü senâlar olsun. Bizleri türlü türlü nimetleri içinde sıhhat ve âfiyet üzere onlardan istifade ederek çok kıymetli bir vesileyle topladı.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin âlemlere rahmet olarak gönderdiği seyyidü’l-evvelîne ve’l-âhirîn ve eşrefü’l-mürselîn, tüm insanların en yükseği ve bütün peygamberlerin önderi; Allah’ın en sevgili kulu, kendisine Makâm-ı Mahmûd’u verdiği, Havz-ı Kevser’i ihsan eylediği Peygamberimiz, serverimiz, rehberimiz, önderimiz, her şeyimiz Efendimiz Muhammed-i Mustafâ hazretlerine sonsuz salât-ü selâmlar olsun. Hâk-i pây-i risalet-penâhilerine salât-ü selâmlarımız, tahiyyat ve ihtiramlarımızı nisar eyleriz.
Allah-u Teâlâ cümlemizi Peygamber Efendimiz’in yolunda yürüyen, sünnetine uyan, ümmetine faydalı olan Resûlullah efendimizin sevdiği ümmetlerinden olmayı nasip eylesin.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevgisini ve rızasını kazanmak için onun sevdiği bir kul olmak için yapılacak güzel çalışmaların en değerlisi; eğitim çalışmasıdır.
Şüphesiz ki hayırların çeşidi çoktur ve Allah-u Teâlâ hazretleri herhangi bir kulunun bir hayrını, hasenesini, güzel davranışını severse; bir tek güzel davranışı dolayısıyla bile onu cennetine sokabilir. İnsan, kabul olmuş bir hasenesi dolayısıyla bile cennete girebilir.
Büyük hadis alimi İmam Nevevî, Riyâzü’s-sâlihîn isimli küçük fakat çok güzel kitabına hayır yollarının çok olduğunu söyleyerek başlıyor. Bir müslümanın hayır yapıp sevap kazanması, Allah’ın rızasını elde etmesi için yapılacak şeyler çoktur. İbadettir, sadakadır, hayrât ü hasenâttır, Kur’an okumaktır, zikir çekmektir, cihat etmektir, hizmet eylemektir…
Hayır kapıları çoktur. Çokluğunun ne kadar olduğunu öğrenmek isterseniz Riyâzü’s-sâlihîn kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Kendiniz, aileniz ve çocuklarınızla beraber hepinizin ilk okuyacağı kitaplardan birisi İmam Nevevî’nin Riyâzü’s-sâlihîn kitabı olmalı. Çünkü Riyâzü’s-sâlihîn sağlam bir kitaptır, büyük bir alimin önemli bir kitabıdır. Sizin doğru yolda yürümenizi sağlayan bir güzel kılavuzdur. Başka insanların sizin hakkınızda değerlendirme yapacağı zaman; “Bu; Riyâzü’s-sâlihîn’i okuyan, ona uyan bir insan, demek ki iyi bir müslüman.” diye iyi izlenimler, kanaatler edinebileceği, böyle bir sonuca sizi götürecek, eriştirecek güzel bir kitaptır o bölümü okursunuz.
Ben özet olarak söyleyebilirim ki; her şeyin başı öğrenmekten, ilimden, ilmî çalışmalar yapmaktan başlar ve öyle devam eder. Herşey derken; hem dinî çalışmaları, hem de dünyevî çalışmaları kastediyorum.
Dinî çalışmalardaki başarı da; ilimle olur, dünyevî çalışmalardaki başarı da; ilimle olur, ilimle olmuştur. İnsanlar karanlık çağların cahilliğinden ilimle kurtulduktan sonra, bugün içinde yaşadığımız rahat ortamları kurabilmişlerdir, ilimle geliştirebilmişlerdir. Onun için ilim; insanın hem dünyada, hem âhirette rahatını sağlar. Dünyada izzet, itibar, rahat isteyen de ilme sarılmalıdır. Ahirette mevki, makam, derece, nimet, cennet isteyen de ilme sarılmalıdır.
İlme sarılmayan bir insan iyi niyetle başlattığı işleri bile iyi niyetle götüremeyebilir, hatalara düşebilir. İnsanların hatalara düşmelerini engelleyen çalışma ilmî çalışmadır. Onun için hepimizin yanında kalemi defteri olmalı, çantası olmalı, hepimizin elinde okuyacak kitabı olmalı... Hepimizin aklında yapacağı ilmî çalışmalarla ilgili bir tasarısı bulunmalı. Kadın ve erkek, büyük ve küçük, emekli ve çalışan; hepimizin mutlaka ilimle ilgilenmesi gerekiyor. Mutlaka bir şeyler öğrenmesi, öğretmesi gerekiyor. Bu çalışma beşikten başlıyor, mezara kadar devam ediyor.
من المهد الى اللحد
Mine’l-mehdi ile’l-lahd.
Mehd, “beşik” demek; lahd “kabir” demek.
Beşikten mezara kadar devam etmesi lazım. Hakikaten insan bebek iken dahi bir şeyler öğrenir. Hiç tahmin etmediğiniz bir zamanda bile çocuk bir şey öğrenmektedir. Hatta henüz doğmamışken bile bir şeyler öğrenir! Annesinin yatmasından, kalkmasından, yemesinden, içmesinden, uyumasından, uyanmasından çocuk bir şeyler kapar, bir şeyler öğrenir. Onun için ilim beşikten mezara kadardır!
En sevaplı, sevabı en çok yazılan çalışma ilmî çalışmadır. Bir müslümanın elinde çeşitli seçenekler, imkânlar varken “Acaba namaz mı kılsam, zikir mi yapsam, ilim mi öğrensem, şunu mu yapsam, bunu mu yapsam...” Hayır çeşitleri çok olduğuna göre en hayırlısını seçmek istediği zaman; ilmî çalışma yaparsa en büyük sevabı alır.
“İlimden bir bölümü okuyup öğrenmek; şu koca dünyadan ve bu dünyanın içindeki tüm zenginliklere sahip olmaktan daha önemlidir!”
Bunu ben söylemiyorum, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz söylüyor. İlim çok önemlidir. O hâlde hepimiz bir şeyler öğrenmeye çalışmalıyız, bir!
Hepimiz ailemize ve çoluk çocuğumuza en güzel şeyleri öğretmeye çalışmalıyız, iki!
Hepimiz kendimize ve yakınlarımıza bu sevaplı işi yaptırmak için her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmamalıyız!
Her türlü fedakârlık nedir?
Başta maddî fedakârlıktır. Mesela; buraya geliş, yol masrafı, kalış masrafı, çocuğu mektebe yazdırmak, mektebe devam etmesi, mektebin masrafları, aldığı kitaplar, kâğıtlar, kalemler... Bunların hepsi ilim yolundaki masraflardır.
En sevaplı, en kârlı yatırım ilmedir.
Eğer bir millet, bir devlet yahut bir cemiyet, bir fert, bir kişi para kazanmak istiyorsa yatırım yapmak, kâr elde etmek istiyorsa en kârlı yatırım hangisidir?
İlme yapılan yatırımdır.
Bunu bilim adamları söylüyor. İktisat ilminin gereklerini çok iyi bilen bilim adamları, üniversite hocaları, profesörler, atılımcılar, parası olan sermaye sahipleri; “Acaba ben paramı nereye yatırırsam daha çok kâr kazanırım?..” diye inceleme yapmışlar. Bunun bilimsel sonucu; en kârlı yatırım bilime yapılan yatırımmış! En kârlısı ama en masraflı yatırım da o! Onun için büyük fabrikalar, çok büyük müesseseler kazançlarının çok büyük kısmını, araştırma geliştirme bölümüne harcarlar.
Diyelim ki %20’sini kendi yeme içmesine, gezmesine, keyfine harcar, %80’ini araştırmaya, geliştirmeye harcar. Bir fabrika, bir otomobil fabrikası, bir elektronik fabrikası…
Bu bir boşa harcama değildir. Kuma su sıkmak değildir. Emeklerin havaya gitmesi değildir. İlmî çalışma yapıldıktan sonra harcanan para kat kat geri gelmektedir. Dünyevî bakımdan da böyledir, âhiret bakımından da böyledir.
Âhiret bakımından bir insan esir doğmuş olabilir. Fakir bir aileden dünyaya gelmiş olabilir; yiyecek lokması, yatacak odası, giyecek hırkası bulunmayabilir. Ama ilim sonunda yükselir. İlmin sonunda padişahların elini öptüğü bir makama, bir dereceye ulaşır. İlim; fakiri zengin eder, zayıfı güçlü eder. İnsanı her bakımdan kuvvetlendirir. Bunlar edebiyat değildir. Bir edebiyatçının yaldızlı sözleri değildir. Bunlar mühendislerin, istatistik yapan, rakamlarla uğraşan, her şeyi katı katı acı acı katı gerçeklerine bakarak; eğriyse eğri, doğruysa doğru dümdüz söyleyen insanların vardığı sonuçlardır. Bir edebiyatçının, bir din adamının hayali değildir.
Aziz ve değerli kardeşlerim!
Onun için hepimizin, mutlaka ilimle ilişkili olması gerekiyor. Zaten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
“Ya alim ol, bilgili ol, öğretici ol ya da öğrenen ol! Ya alim ol ya da mütealim ol, bunların dışında bir üçüncü olma! Alim de değil, müteallim de değil. Hoca da değil, talebe de değil. Öğretmiyor da, öğrenmiyor da… Üçüncüsü olma, helâk olursun!”
Helâk olursun ne demek?
Mahvolursun, yok olursun demek. İnsan hem dünyevî bakımdan yok olur, hem âhiret bakımından yok olur. Çünkü yaptığımız ibadetlerin bile tehlikeleri vardır, püf noktaları, incelikleri vardır. Onları bilmeyen insan o hataları yaparak ibadet ederse; ibadeti kabul olmaz. Allah kabul etmez. Peygamber Efendimiz bildiriyor, Kur’ân-ı Kerîm bildiriyor.
Mesela; bir adam sadaka veriyor, zekât veriyor. Cebinden para çıkıyor fakirin avucuna da geçiyor. Alma verme işlemi tamam.
Adam zekâtını verdi, kabul olmaz!
Neden?
Zekâtı verişin incelikleri, usulleri vardı; onlara riayet etmedi. Karşı tarafın kalbini kırdı, eza cefa etti, minnet etti, başa kaktı; sevabı kaçtı.
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki:
لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰىۙ
Lâ tübtilû sadakâtiküm bi’l-menni ve’l-ezâ. “Verdiğiniz insanı üzerek ezalandırarak zekâtlarınızı, sadakalarınızı iptal etmeyin, boşa çıkartmayınız!” [1]
'Sevabını kaçırmayın' diyor. Zekâtın sevabı kaçabilir, namazın sevabı silinebilir. Herşeyin sevabı gidebilir. O hâlde neler insanı sevaptan mahrum eder, kazancını sıfıra düşürür, puanlarını sildirir bunları bilmek lazım. İşte yine bilgi karşımıza geliyor.
Demek ki; ibadette bile insanın ibadetin afetlerini bilmesi lazım. Onu için büyük alimler herşeyi yazdıkları zaman arkasından da, onun afetlerini yazmışlardır: İbadet; ibadetin afetleri, ilim; ilimin afetleri, servet; servetin afetleri...
İlmin afeti olur mu?
Olur! İlmin afeti de; alimin kibirlenmesidir, kimseyi beğenmemesidir, herkese tepeden bakmasıdır, ilmiyle mağrur olmasıdır. İlmi öğrenmiş ama tevazuu öğrenmemiş. Kibirli!
Kibirli olanı Allah sevmez. Kim kibirliyse; Allah onu alaşağı eder.
مَنْ تَكَبَّرَ وَضَعَهُ اللهُ
Men tekebbere ve-daahullâhü. “Allah tekebbür edeni, kibirleneni alaşağı eder, aşağı indirir.”
Demek ki onu bilmediği için o da orada hata edebilir. İlmin de afeti var; her şeyin afeti var. İşte bu afetin bilinmesi de ilimdir. Mesela her suyu içmiyoruz. Bunu tabii olarak yapıyoruz . Her gıdayı yemiyoruz. Evde hanımlar bazı gıdaları atıyorlar.
Neden?
Kokluyor; “Bu yenmez artık." diyor. Efendi görmeden çöpe...
Neden?
Artık yenmez?
Çünkü yenmeyecek hâle geldiğini biliyor. Herşeyin bir ilmi var.
Aziz ve değerli kardeşlerim;
Bir şeyi bastıra bastıra söylemek istiyorum. Biz burada hem en sevaplı işi yapıyoruz, hem en kârlı işi yapıyoruz. Hem dünyevî bakımdan güzel bir iş yapıyoruz, hem de âhiret bakımdan güzel iş yapıyoruz.
Allah hepinizi sevdiği kullardan eylesin. Sevgili kullarından eylesin, evliyâsından eylesin. Hepinize sıhhat, âfiyet, zenginlik, huzur, hoşluk, huzur, esenlik versin. Hepinizin çoluk çocuğuyla, çevrenizle, eşiniz dostunuz, akrabanızla hem dünyada hem âhirette mutlu olmanızı diliyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû
[1] 2/Bakara, 264.
00.12.1999 -
Allah İçin Birbirimizi
13.11.1997 -
Şefaat Etmek, Peygamberlerin,
