00.00.2000 - Arkadaşın Önemi, İyi İnsanlarla Dost Olmak, Cömertlik, Faiz

00.00.2000 - Arkadaşın Önemi, İyi İnsanlarla Dost Olmak, Cömertlik, Faiz
el-Hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmu alâ-seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl’ihi ve sahbihi ecma’în ve men tebi’ahû bi-ihsanin ilâ-yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’dü:
Fekale Rasûlullah sallallahu aleyhi ve alîhî sellem.
اَلرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ. فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالُّ. د ت حَسَنٌ غَرِيبٌ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
Er-racülü ‘alâ dîni halîlihî fe’l-yenzur ehadüküm men yühâllü.
Tirmizî ve Ebû Dâvûd rahmetullahi aleyhima. İki mühim hadîs âliminin, rivayet ettiği ve hasen hadîs olarak kaydettiği bir hadîs-i şerîfi okudum. Ebû Hüreyre radıyallahu anh rivayet etmiş.
Peygamberimiz Efendimiz rehberimiz, önderimiz, başımızın tacı Muhammed-i Mustafa aleyhi efdal-i salavât ekmel-i tahiyyât vet teslîmât hazretleri buyuruyor ki;
Bu hadîs-i şerîfinde.
Er-racülü ‘alâ dîni halîlihî. Adam, arkadaşının dini üzeredir. Arkadaşının dindarlığı ona etki eder. Nasıl yol tutturmuşsa arkadaşı, arkadaş arkadaşa etki yapar. Arkadaşı dindarsa o da ibadetleri onunla beraber kolay yapar. Arkadaşı fasıksa, bunu fıskı fücura sürükleyebilir. Arkadaşı riyakârsa, buna riyayı bulaştırabilir. Hoş hafif gösterebilir. Edepliyse, edebinden etki yapar. Edepsizse, edepsizliği tesir eder.
Onun için demişler ki; misk dükkanına uğrayan, dükkandan çıktığı zaman üzerinde güzel kokular duyulur. Yani hiç birşey sürmeseler bile, dükkanın havasından dışarı çıktığı zaman güzel kokar. Demirci dükkanına uğrayan da dışarı çıktığı zaman, duman kokar. Koklandığı zaman duman kokar. Misk dükkanına uğrayan orada biraz birşeyler ikram eder almasa bile gene güzel bir kokuyla çıkar. Demirci dükkanına uğrayan; bir yere sürünmemeye dikkat etse bile, üstü başı kara olur veya ocaktan kıvılcım sıçrar bir yeri yanar. Yani tehlikeli muhit insanı, bazı zararlara uğratır. Güzel muhit, insanı istifade ettirir.
İyi arkadaş insana faydalı olur. Kötü arkadaş insana zararlı olur.
Fe’l-yenzur ehadüküm. Binâenaleyh sizden biriniz dikkat etsin baksın.
Men yühâllü. Kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin. Arkadaşını iyilerden seçsin. İyi kimselerle arkadaşlık etsin. Çünkü, kötü kimseyse o etki yapacak. O bakımdan arkadaş seçmeye, son derece dikkat etmeliyiz. Son derece dikkat etmeliyiz. Kötülerle ahbaplığı kurmak; sonunda farkına varmadan, tamam ben biliyorum dikkatliyim dese bile bir yerde etkilenmek durumuna düşürebilir.
Allah bize yardım etsin. Biz yabancı diyardayız. Ama yabancı diyarda olmasak da kendi ülkemizde olsak, buradan ne kadar fark var onu da daima konuşuyoruz. Halimiz çok fena. Yani İslam’ın tam olarak uygulandığı, tam olarak görüldüğü, Müslümanların tam İslama uygun yaşadığı hangi ülke var ki, kalkalım oraya gidelim. Hep arkadaşlarımız, iyi salih müslümanlar olsun. Çok zor. Bu asırda, bu devirde çok zor.
Zaten insan her istediği ülkeye de gidip yerleşemiyor. Bir sürü resmi maniler çıkıyor. O halde bulunduğumuz yerde, iyi kimselerle arkadaşlık kurmaya, toplum oluşturmaya, beraber olmaya gayret etmeliyiz. Biz de burada onu yapmaya çalışıyoruz. Yani okyanusta, bir ada kurmaya çalışıyoruz. Bir ada da yaşamaya çalışıyoruz. Namazlı, oruçlu, zikirli, tesbihli, içki içmeyen, haram yemeyen, kötülüklerden uzak durmaya çalışan, iyi, Allah’ın emrettiği güzel işleri yapmaya çalışan kardeşlerle bir toplum oluşturmaya çalışıyoruz. Oluşmuş. Elhamdûlillah işte camimiz var. İşte toplanıyoruz.
Bu, hiç birinizin tahmin edemeyeceği kadar mühim bir olaydır. Siz şu anda içinde bulunduğunuz nimetin, belki önemini kavrayamıyorsunuz ama kalkıp çok güzel bir ülkeye şehre gitseniz buradan. Mesela Gold Coast. Mesela Sunshine Coast’ta tek başınıza, orada böyle tam deniz kenarında eğlencenin, zevkin, sefanın, lüksün, sefahetin çok olduğu bir yere gitseniz, ahiretiniz mahvolur. Farkına varmadan mahvolur. Sizin ruhunuz, kalbiniz kararır. Çoluk çocunuz mahvolur. Çoluk çocuğunuz elden çıkar.
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri buyurmuş ki:
Aleyküm bi’l-cemâ’ati aleyküm bi’s-sevâdi’l-a’zami. Topluluktan ayrılmayın, kopmayın.
Ve men şezze şezze fi’n-nâri. Kim aykırı, ayrılır giderse, cehenneme doğru ayrılır gider. Ayrılmak, kurtların kapmasına sebep olur. Sürüden ayrılanı, kurt kapar.
Onun için mutlaka mutlaka üç aile beş aile biryerde bulundu mu, bir cami yapması gerekiyor. Namazı beraber kılması gerekiyor ki, toplum oluştursun. İyilerle beraber olsun diye. Nereye giderseniz gidin. Her zaman burada kalmayabilirsiniz. Başka yere göç etmek mecburiyeti olabilir. İş icabı mecburiyetlerden, başka bir şehre gitmek zorunda kalırsınız. Nereye giderseniz gidin, iyi insanları arayıp bulup tanışmalısınız, onlarla arkadaşlık etmelisiniz.
İyi insan kim?
Mümin insan. İyi insanın en başta gelen vazgeçilmez vasfı, mümin olmasıdır. Mümin olmadıktan sonra onun gayrimümin, gayrimüslim olması, kâfir olması, müşrik olması mutlaka size zarar verir. Çok zarar verir, ahbaplık ederseniz.
Mutlaka iyileri arayacaksınız, bulacaksınız. Mutlaka onlarla bir toplum oluşturacaksınız. Mümkünse bir yer tutacaksınız. Mümkünse beraber namaz kılmaya çalışacaksınız.
Bir arkadaşımız geçtiğimiz günlerde Ruthenton’a gitti. Cuma günü geldi. Orada bir Cuma namazı kılınan yeri ikibuçuk saat aramışta. Yani eskiden kılınan yerde bile kılınmıyormuş. Koca bir şehirde, hem de müslümanlar varken, Cuma namazı kılınmaması çok acı bir olaydır. Korkunç bir olaydır. Üç cumayı mazeretsiz terkedenin kalbi mühürlenir, kapatılır, kilitlenir. Ceza olarak, belediye zabıtasının gelip dükkanı kapattığı gibi kapatılır. Gönlü çalışmaz hale gelir, kararır. Gönlü karardı mı bir insanın, kalbi karardı mı. Allahın sevmediği bir durum. Yavaş yavaş felakete doğru gider.
Bu dünyada zengin olsa, bu dünyada büyük bir binada yaşasa, bu dünyada gülse oynasa bile, işte Firavunlar, işte Nemrutlar, ahireti mahvolur, ahireti elden gider.
Ahiret çok önemlidir. Çünkü ebedidir. Dünya, önemsizdir. Çünkü azıcıktır, fanidir. Bizim hepimizin ahireti kazanmaya, ahireti kaybetmemeye, ahirette iyi durumda olmaya çok dikkat etmemiz lazım. Her işimizi ona göre ayarlamamız lazım.
Falanca yerden bana teklif geliyor.
Ben gideyim mi gitmeyeyim mi?
Eğer orada müslümanlığını yaşayabileceksen, daha iyi yaşayabileceksen, git. Yaşayamayacaksan, gitme.
Bir yerde müslümanlığı uygulayabilmek, gönlünce yaşayabilmek mümkün olmadığı zaman, müslümanın o yerden hicret etmesi gerekir. Hicret, o zaman mecburi olur.
Peygamber Efendimizin Mekkeden ayrılıp Medineye gittiği gibi.
Nereye hicret edecek?
İslamiyeti uygulayabildiği bir yere.
Onun için Avustralya da Port de bir arkadaş, Darwin de bir arkadaş, orada yanlızsa, orada cami yoksa, kalkıp Brisbane gelecek, Siydney’e gelecek, Melbourneye gelecek. Müslümanların yanında yerini alacak. Amerikadaysa arayacak tarayacak, müslümanların yoğun olarak yaşadığı bir yere, camisinin olduğu bir yere gidecek. Orada işini kurmaya çalışacak.
Arkadaşı seçecek; iyi kimseleri değerlendirecek, etrafında konuştuğu kimseleri, iyilerle arkadaşlık kuracak, ahbap olacak, kötülerle ilişkisini geri çekecek. Varsa bile daha önceden, mektepten, tanışıklar, askerlikten tanışıklar falanca yerden filanca yerden ama adam berbat, adam tehlikeli. Onunla ilgisini, kesmesi lazım.
Çünkü Efendimiz, kiminle arkadaşlık ettiğine kişi bakmalı buyuruyor, binâenaleyh diyor bakmalı diyor. Bu çok önemli bir husustur. Küçük bir çocuk, gittiği bir mektepte sınıfta kötü bir kimseyle arkadaş olursa ayağı kayabilir. Sınıfta iyi bir çocukla arkadaş olursa, sınıfın çalışkanları arasına girebilir. İyi bir mektepte okursa, iyi aile çocuklarının olduğu bir mektepte okursa, iyi yetişebilir. Düşük bir okulda okursa, düşük çocukların arasında, kendisini ne kadar iyi eğitim, aile terbiyesi görmüş olsa bile, mutlaka kaybı olur.
Onun için çocuklarımıza da iyi muhit hazırlamaya, iyi mekteplerde okutmaya, onların arkadaşlarını kimlerden seçtiklerini gözetmeye, mutlaka dikkat etmek zorundayız. İyilerle ahbaplık kurmalarına da yardımcı olmalıyız. Onları çağırmalıyız evimize, evlerine gitmeliyiz vesaire.
İkinci hadîs-i şerîf;
اَلرِّزْقُ إِلَى بَيْتٍ فِيهِ السَّخَاءُ أَسْرَعُ مِنَ الشَّفْرَةِ إِلَى سَنَامِ الْبَعِيرِ. ابْنُ عَسَاكِرَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ.
Er-Rızku ilâ beytin fîhi’s-sehâ u- esra’u mine’ş-şefrati ilâ senâmi’l-ba’îri.
İbn Asâkir, Ebû Saîd hazretlerinden radıyallahu anh rivayet eylemiş ki;
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor; Rızk, insanın yediği, içtiği, kısmeti, nasibi, rızkı. İçinde cömertlik olan eve; bıçağın devenin hörgüç yağına girmesinden, yağın içine girmesinden daha kolay girer. Bıçak yağın içine, tabi orası Arabistan olduğu için mevcut yağı söylüyor, yani devenin hörgücünün yağı. Gevşek orası. Hörgücü gevşek. Yağ çıkıntısıdır o. Hayvanı kestin, yüzdün filan, hani nasıl koyunun arkasında kuyruğu oluyor, yağ oluyor. Onun gibi. Yani orası da, ben görmedim hiç devenin hörgücünün yağı nasıl oluyor ama. Onun içine bıçak fırtt diye girer, kolay, zor değil, kolay girer.
İçinde cömertlik olan eve rızk, bıçağın devenin hörgüç yağına girmesinden daha hızlı gelir. Rızk gelir.
Neden?
Cömertlik var.
Cömertlik, Allah’ın çok sevdiği bir güzel ahlâktır. Kişi kendisinin sahip olduğu zenginlikten, az da olsa varlıktan, başkasına ikramda bulunursa; ona cömertlik deniliyor. Al kardeşim yarım elma buyur. Yarısı senin, yarısı benim. Yarım elma, gönül alma. Ama tabi daha çoksa, daha çok verir. Daha çoksa daha çok verir.
Bugün ülkemizde veya başka yerlerde, hatta Avustralya da toplumun istifade ettiği pek çok kıymetli şeyin sebebi, o binaları, o tesisleri, o imkanları cömert birilerinin, topluma bağışlamasından dolayıdır.
Camilerde namaz kılıyoruz. Kim yaptırmış bu camileri? Falanca ağa, falanca padişah, filanca sadrazam, filanca vezir. E yaptırmamış olsaydı; orada cami olmayacaktı, camide kılıyoruz namazı. Halının üstüne rahatça namaz kılıyoruz, taşta kılsaydık ayağımız üşüyecekti. O halıyı seren, bir hayır yapmış. Bilmem hastanede tedavi oluyorsun. Valide Sultan yaptırmış hastaneyi, Allah razı olsun. Çeşmeden su dolduruyorsun içiyorsun kim getirdi?
İşte falanca hayır sahibi, falanca yerden getirmiş, istifade ediyorsun. Yani toplum, cömertlerin sayesinde rahat yaşıyor. Cömertler hayırları yapıyor, cömertlikleri yapıyor, ikramlarını hediye ediyor birilerine de, onun için toplum rahat ediyor. Kimse kimseye zırnık vermese, koklatmasa, toplum çok sıkıntılara düşer.
Amerika da ödünç vermeyi bir kanun olarak meclisten geçirecekleri zaman, misal vermiş Reisi Cumhur. Bu kanunu oylayacağız şimdi, siz oy verin, mesela demiş sizin evde yangın çıktı. Merdiven lazım ki, su fışkırtasınız yangının üstüne. Komşunuzda merdiven var, sizde merdiven yok. İşte ondan ödünç onu almak, işte budur diye. Haa öylemi hemen imzalamışlar geçmiş kanun. Yani güzel misal vermişler.
Evet yani birisi birisine, olan şeyini verirse o adam rahat eder. Vermezse cayır cayır yanar evi. Yani suyu dökecek şeyi yok. Aman şu şöyle oldu, sende şu alet var mı, şurasını şey yapıvereyim. Olur, tamam.
Yani bizim sineklik telleri bile, ben yokken burada, takmakta çok zorlanmışlar arkadaşlar. Halbuki yuvarlak bir tekerleği var onun tırrrtt yapıveriyorsun şöyle çerçeveye hemen yuvasına oturuveriyor. Alet. Seyitçiğim, sende şu alet var mı ver bakim bilmemne, tırtt yapıverirsin olur biter. Çakın varsa ver hemen çıkartır verir olur biter. Ben de çakı yok. Ee birşeyle kesilecek, lazım oldu.
Yani kişi olarak cömerdi Allah sever. Bir evde de cömertlik varsa, yani baba cömert, hanım cömert vesaire. O eve de rızık çok gelir. İçinde cömertlik olan eve, Cenâb-ı Hakk rızkı gönderir. Hem de hızlı bir şekilde gönderir. Nereden geldiğini anlayamazlar, şükrederler, hamdederler, Allah Allah, şunlara bak neler geldi filan diye.
Onun için cömertliğe dikkat edelim. Cömert olmaya, elimize hayır imkanı geçti mi, bir fakir muhtaç gördük mü, hayrımızı, hasenatımızı yapmayı nimet bilelim.
Kişinin evinin önünde, kapısındaki muhtaç fakir, dilenci, Allahın ona gönderdiği bir hediyedir diyor Peygamber Efendimiz. Allah’ın hediyesi.
Niye?
Kapıya kadar gelmiş. Allah rızası için birşey ver diyor. Sende veriyorsun, bedavadan, yorulmadan. Yoksa sen arayacaktın. O, kapıya kadar gelmiş. Çıkartıp veriyorsun. Hiç birşey veremezsen, ona dua ediver diye Peygamber Efendimiz. Paran yok, pulun yok, istediği şeyi verecek durumda değilsin. İşte o zaman kardeşim kusura bakma, olsaydı verirdim ama Allah sana ihsan eylesin, bende muhtaç durumdayım, bende de yok filan. Şimdi bunu yanlış anlamışlar. Fakir geliyor istiyor. Allah versin diyor. Canım Allah herkese veriyor zaten. Ne demek Allah versin?
Zaten verirse verir. Allah versin. Yani ben vermiyorum demek o. Varsa vereceksin de yoksa Allah sana ihsan etsin, diyeceksin. Yanlış kullanılıyor bence. Öyle tahmin ediyorum.
Ve üçüncü hadîs-i şerîf.
اَلرِّبَا اثْنَانِ وَسَبْعُونَ بَابًا، أَدْنَاهَا مِثْلُ إِتْيَانِ الرَّجُلِ أُمَّهُ، وَأَرْبَى الرِّبَا اسْتِطَالَةُ الرَّجُلِ فِي عِرْضِ أَخِيهِ. ابْنُ جَرِيرٍ عَنِ الْبَرَاءِ.
er-Ribâ isnâni ve seb’ûne bâben ednâhâ misle ityâni’r-racülü ümmehû ve erbe’r-ribâ istitâletü’l-racülü fî ‘ırdı ehîhi.
Berâ İbn Âzib radıyallahu anh’den rivayet edilmiş ki:
Faizin, riba’nın çeşitleri çoktur. 72 çeşidi vardır faizin. Bunun her çeşidi fenadır. Ve riba’nın en berbatı da, kişinin müslüman kardeşinin ırzına namusuna dokunacak laf söylemesidir, dil uzatmasıdır. Bak onu da riba sayıyor Peygamber Efendimiz.
Ribanın en berbatı; adamın bir müslüman kardeşinin ırzına namusuna taalluk eden, iftira kabilinden laf söylemesidir, dil uzatmasıdır. En faizi, en fenası budur buyuruyor. Böylesini bilmiyorduk yani. Birisinin ırzına, namusuna dokunacak, kötüleyici laf söylemenin, faiz sayılacağını bu hadîs-i şerîften öğrenmiş oluyoruz.
Binâenaleyh dilimizi, bu kötü şeylerden de tutalım. Yani bunu da yapmamaya dikkat edelim. Müslüman kardeşimizin aleyhinde, ırzı namusu aleyhinde konuşmayalım. Onun hali şudur, bilmem nesi budur. Maalesef, insanları şeytan kandırıyor. Çok gıybetler, çok dedikodular, çok iftiralar, çok yalanlar dolanlar oluyor.
Allah cümlemizi, her günahtan korusun. Her hayrı yapmaya muvaffak eylesin.
Sübhanekellâhümme ve bihamdik, eşhedü enlâ ilahe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbü ileyk.
Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente’l-alîmü’l-hakîm.
Sübhâne rabbina rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün ale’l-mürselîn velhamdülillahi rabbi’l-âlemîn.
el-Fâtiha.
00.00.2000 -
Cemaatin Önemi, Müslümanların
00.00.2000 -
Allahın Merhameti, Namaz,
