00.00.2000 - Emr-i Maruf Nehy-i Münker, Anne, Baba ve Eşe İtaat, Ölüm Anı

00.00.2000 - Emr-i Maruf Nehy-i Münker, Anne, Baba ve Eşe İtaat, Ölüm Anı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'dü.
Fe-kâle Rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
مُرُوا بِالْـمَعْرُوفِ وَانْهَوْا عَنِ الْـمُنْكَرِ، قَبْلَ أَنْ تَدْعُوا اللهَ فَلَا يَسْتَجِيبَ لَكُمْ، وَقَبْلَ أَنْ تَسْتَغْفِرُوهُ فَلَا يَغْفِرَ لَكُمْ. إِنَّ الْأَمْرَ بِالْـمَعْرُوفِ وَالنَّهْيَ عَنِ الْـمُنْكَرِ لَا يُقَرِّبُ أَجَلًا، وَإِنَّ الْأَحْبَارَ مِنَ الْيَهُودِ، وَالرُّهْبَانَ مِنَ النَّصَارَى، لَـمَّا تَرَكُوا الْأَمْرَ بِالْـمَعْرُوفِ وَالنَّهْيَ عَنِ الْـمُنْكَرِ لَعَنَهُمُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى لِسَانِ أَنْبِيَائِهِمْ، ثُمَّ عَمَّهُمْ بالْبَلَاءُ. حل عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
Murû bi’l-ma’rûfi ve’n-hev ‘ani’l-münkeri kable en ted’ullâhe fe-lâ yestecîbü le-küm ve kable en testağfirûhü fe-lâ yağfiru le-küm. İnne’l-emre bi’l-ma’rûfi ve’n-nehye ‘ani’l-münkeri lâ yukarribu ecelen. Ve inne’l-ahbâra mine’l-yahûdi ve’r-ruhbâne mine’n-nasâra lemmâ terekü’l-emre bi’l-ma’rûfi ve’n-nehye ‘ani’l-münkeri le’anehümullâhü ‘azze ve celle alâ lisâni enbiyâihim sümme ammehüm bi’l-belâi.
Sadaka Resûlullâhi fî-mâ kâl ev-kemâ kâl.
Hulvânî’nin Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhüma’dan rivayet ettiği bu hadîs-i şerifte, Peygamber sallallahu alayhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlar ki;
Murû bi’l-ma’rûfi ve’n-hev ‘ani’l-münkeri. "Emr-i bi'l mâruf, nehy-i anil münker yapın." İyilikleri söyleyin, emredin, yaptırın, yapılmasına yardımcı olun. Kötülüklerin yapılmamasını söyleyin, yasaklayın, engelleyin, yaptırmayın. İyilikleri yaptırın, kötülükleri yaptırmamak için elinizden geleni ortaya koyun.
Kable en ted’ullâhe fe-lâ yestecîbü le-küm. "Dua edipte Allah’ın duanızı kabul etmeme durumuna düşmeden evvel."
Neden?
Emr-i bi'l mâruf, nehy-i anil münker yapmazsanız, Allah duanızı kabul etmez.
Kur’an-ı Kerîmde vâd eylemiş ki;
ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْ
Üd’ûnî estecib leküm. [1]
"Bana dua edin, ben sizin dualarınızı kabul ederim." Vaadi var, vadi haktır, vadinden hulfi yoktur, dönmez. Sözünü, vadini yerine getirir.
Amma, Emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapmazsanız, duanızı kabul etmeyeceğini bildiriyor. Emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapacaksınız.
İyiliği yapmaya, yaptırmaya, söylemeye, yaymaya çalışacaksınız. Kötülüğü yaptırmamaya, engellemeye çalışacaksınız. Bunu yapmazsanız, dua edipte duanızın kabul olmaması durumuna düşmeden evvel bu vazifeyi yapın. Yapmazsanız duanız kabul olmaz. Allah dualarınızı reddeder.
Ve kable en testağfirûhü fe-lâ yağfiru le-küm. "Allah’tan mağfiret istediğiniz halde, Allah’ın sizi mağfiret etmeme durumuna düşmeden evvel bu vazifeleri yapın." Yoksa affet beni Allah’ım dersiniz, dersiniz de Allah affetmez. Mağfiret eyle dersiniz de mağfiret eylemez.
İnne’l-emre bi’l-ma’rûfi ve’n-nehye ‘ani’l-münkeri lâ yukarribu ecelen. "Emr-i ma’rûf yapmak, nehyi münker yapmak; iyiliği yapmaya, yaptırmaya çalışmak, söylemek çalışmak, çabalamak, kötülüğü yaptırmamaya çalışmak, engellemek için karşısına çıkmak, durmak, uğraşmak, insanın ecelini yaklaştırmaz."
Hayır öyle yaparsam asarlar, döverler söverler, keserler.
Hayır! Emr-i mâruf, nehy-i anil münker, insanın ecelini yaklaştırmaz. "Korkmayın ölmezsiniz." demek yani. Korkmayın kimse size zarar veremez. Emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapın. Dosdoğru konuşun, doğruyu söyleyin demek. Eceliniz neyse o zamana kadar yaşayacaksınız. Rızkınız ne ise o kadar rızkı yiyeceksiniz. Yoksa emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapınca hayatımı korudum, yapmayınca hayatımı koruyacağım, yaparsam başım belaya girecek. Öyle şey yok! Bu yanlış bir düşünce.
Ve inne’l-ahbâra mine’l-yahûdi. "Yahudilerden hahamlar."
Ve’r-ruhbâne mine’n-nasâra. "Hristiyanlardan rahipler." Hahamlar ve rahipler. Lemmâ terekü’l-emre bi’l-ma’rûfi ve’n-nehye ani’l- münker. "Emr-i ma’rûf yapmayı, nehy-i münker yapmayı bırakınca, terk edince, gevşetince, yapmayınca; Le’anehümullâhü ‘azze ve celle ‘alâ lisâni enbiyâihim. "Aziz ve celil olan Allahu Teâlâ hazretleri, Peygamberlerinin dili ile onları lanetledi." Allah belanızı versin. Ne müstehaksa size, Allah öyle eylesin dedirtti. Peygamberlerinin vasıtası ile, peygamberlerinin lisanı ile onları lanete uğrattı, lanetledi.
Sümme ‘ammehüm bi’l-belâi. "Sonra belayı da hepsinin üzerine topluca indirdi." İstisnasız indirdi. Kötülüğü yapanlar belaya uğradılar, cezayı çektiler. Birde kötülüğü yapılmasını engellemeyenler cezayı çektiler. Emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapmayanlar da belanın altında ezildiler, mahvoldular, yıkıldılar, kahroldular gittiler.
Farzlarımızdan birisi, yapmamız gereken vazifelerden bir tanesi; Allah rızası için emr-i mâruf, nehy-i münker yapmaktır. Emr-i mâruf, nehy-i münkeri ecel korkusundan ölürüm diye yapmamak yanlıştır. Çünkü eceli yaklaştırmaz. Emr-i mâruf, nehy-i münkeri yapmamak çok fenadır. Çünkü Allah dualarınızı artık kabul etmez, yapmıyorsunuz diye. Af dilersiniz, mağfiret dilersiniz, af mağfiret eylemez. Çok fena!
Biz ne istiyoruz?
Allah’ın bizi affetmesini, dualarımızı kabul etmesini istiyoruz. Onun için Emr-i mâruf, nehy-i münker yapılacak.
İkinci hadîs-i şerîf;
Ebû Eyyüb radıyallahu anh’dan
مَسْأَلَةٌ وَاحِدَةٌ يَتَعَلَّمُهَا الْـمُؤْمِنُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ، وَخَيْرٌ لَهُ مِنْ عِتْقِ رَقَبَةٍ مِنْ وَلَدِ إِسْمَاعِيلَ؛ وَإِنَّ طَالِبَ الْعِلْمِ، وَالْـمَرْأَةَ الْـمُطِيعَةَ لِزَوْجِهَا، وَالْوَلَدَ الْبَارَّ لِوَالِدَيْهِ، يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ مَعَ الْأَنْبِيَاءِ بِغَيْرِ حِسَابٍ. أَبُو بَكْرٍ النَّقَّاشُ وَالرَّافِعِيُّ عَنْ أَبِي أَيُّوبَ.
Mes’eletün vâhidetün yete’allemühe’l-mü’minü hayrun le-hû min ‘ıbâdeti senetin ve hayrun le-hû min ‘ıtki rekabetin min vüldi ismâ’île ve inne tâlibe’l-‘ılmi ve’l-mer’ate’l-mutî’ate li-zevcihâ ve’l-velede’l-bârre li-vâlideyhi yedhulûne’l-cennete me’a’l-enbiyâi bi-ğayri hisâbin.
Ebû Eyyûb hazretlerinden. Sanıyorum bu Eyyûb el- Ensârî hazretleri olmalı. İstanbul da kabri bulunan mübarek sahabe radıyallahu anh. Rivayet etmiş ki;
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuşlar;
Mes’eletün vâhidetün. "Bir tek dini konu, bir mesele, bir konu."Yete’allemühe’l-mü’minü. "Müminin öğrendiği bir tek konu." Dininde, işte namazda hata yapılırsa sehiv secdesi yapılır falan. Öğrendiği bir konu. Hayrun le-hû min. "Onun için daha hayırlıdır, daha sevaplıdır, kıymetlidir, iyidir."
Min ‘ıbâdeti senetin. "Bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır."
Bir mesele, öğrendiği bir mesele, kitaptan bir bölüm, okuduğu bir kısım, hocadan dinlediği, öğretmeninden öğrendiği bir konu; bir sene ibadetinden daha hayırlıdır.
Ve hayrun le-hû min ‘ıtki rekabetin min vüldi ismâ’île. "İsmail aleyhisselamın mübarek, asil evlatlarından bir tanesi, düşmanın eline düşmüş, esir olmuşta onu esaretten kurtarmak için, esirlikten kurtulma parası vermişsin kurtarmışsın. Ondan daha hayırlıdır. Köle azat etmek gibidir.
Ama nasıl köle?
İsmail aleyhisselam soyundan. İsmail aleyhisselam Peygamber Efendimiz'in dedesi, İbrahim aleyhisselamın oğlu. Arapların, Mekkelilerin, Kureyşlilerin ceddi. En kıymetli sülale.
Bir; ve inne tâlibe’l-‘ılmi. "Hiç şüphe yok ki ilim öğrenmeye hevesli ve ilim öğrenmeye girişmiş, ilim öğrenmekte olan kişi."
İki; ve’l-mer’ate’l-mutî’ate li-zevcihâ. "Kocasına itaatli hanım."
Üç; ve’l-velede’l-bârre li-vâlideyhi. "Ana babasına itaatli evlat."
Burasa bu üçü sayılıyor. Yedhulûne’l-cennete. "Cennete girecekler." Me’a’l-enbiyâi. "Peygamberlerle beraber." Bi-ğayri hisâbin. "Hesaba maruz kalmadan."
İlim öğrenenler -ilim beşikten mezara kadar. Yaşı yok, yaş sınırı yok, emeklilik sınırı yok- ilim öğrenenler, bir.
Kadınlardan kocasına itaatli hanımlar, iki. Mümin kocasına itaatli hanım. Herif kâfir ise, ayyaş ise, sarhoş ise, "hanım geç aynının karşısına süslen, donan, bir dekolte elbise giy, saçlarını berberde dalgalandır, taran. Paris’ten gelme kokuları sürün, mücevheratını, yüzüklerini, gerdanlıklarını boynuna tak, küpelerini tak. Dudaklarını yanaklarını boya, kaşlarını gözlerini ayarla, ilaçla, süsle, seni koluma takacağım, baloya götüreceğim, operaya götüreceğim, dans ettireceğim. Utanıyorum sen kapanınca, mantolu olunca, senden utanıyorum, sen ile ne diye evlenmişim ben ya. Allah Allah. Başımın belası mısın. Açıl ya, açıl ya." Ona itaat değil.
Neden?
Dün okuduğumuz hadîs-i şerîflerden dolayı ki, hiçbir kimse Allah’ın emrettiğinin aksini emredemez, Allah’ın emrini çiğneyemez, Allah’ın yasağını kaldıramaz. Koca da kaldıramaz, baba da kaldıramaz, amir de kaldıramaz, müdür de kaldıramaz, başkan da kaldıramaz, reis-i cumhur da kaldıramaz, kimse kaldıramaz. Kimsenin hakkı ve salahiyeti yoktur. Hakkı ve salahiyeti olmadığı halde, böyle abuk sabuk şeyleri emrediyorsa, ona itaat etmek uygun olmaz.
Lâ tâ’ate li-mahlûkin fî ma’siyeti’l-hâlık.
"Allah’a isyanı emrettiği zaman, herhangi bir kula, itaat edilmez." Hiçbir itaat yoktur, böyle bir itaat yoktur. Mümin kocaya itaatli, mümin kadın demek olur bu. Ondan sonra ana-babasına iyi davranan, itaatli evlat. Bir de ilim öğrenen kimse. Bunlar Peygamberlerle cennete girecekler. Hem de hesap olamadan.
O halde hepimiz defteri kalemi alalım, talib-i ilim olalım. İlim öğrencisi olalım. Ömrümüz böyle kapansın.
Ben hatırlıyorum. Altın çerçeve gözlüklü, ak sakallı, bir hacı babayı. Zengin hacı baba, hem de paralı hacı baba. Mağazaları var. Muazzam, meşhur, dillere destan mağazaları var. Hocamız onu ele aldı. Allah Allah. Hocamız buna özel ders veriyordu. Rahmetullahi aleyh. İkindiden sonra geliyor, elinde çantası, fermuarlı, koltuk altı çantasına okudukları ders kitaplarını alıyor, kalemini defterini alıyor, hocamızın ikindiden sonra önüne oturuyor, Hocamız da ona özel ders veriyor. Bir değişti adam, bir değişti adam, bir güzelleşti, bir güzelleşti, bir hizmet ehli, bir güzel derviş oldu ki...
Neden?
Evliyâullah, mürşîd-i kâmiller böyledir işte. Onlar irşâd etmese, bu halkın hali ne olacak?
Bu kötü, bu kötü, ayır bunları, götür çöpe at.
Peki ne olacak?
İyi insan yok ki... Her birinin bir kusuru var. Eğitecek, öğretecek, Allahın emrini tebliğ edecek, bildirecek, emr-i mâruf, nehy-i münker yapacak, durduracak. Kötülüğü durduracak, iyiliği yaptıracak.
Üçüncü hadîs-i şerîf;
مُعَالَجَةُ مَلَكِ الْـمَوْتِ أَشَدُّ مِنْ أَلْفِ ضَرْبَةٍ بِالسَّيْفِ، وَمَا مِنْ مُؤْمِنٍ يَمُوتُ إِلَّا وَكُلُّ عِرْقٍ مِنْهُ يَأْلَمُ عَلَى حِدَةٍ، وَأَقْرَبُ مَا يَكُونُ عَدُوُّ اللهِ مِنْهُ تِلْكَ السَّاعَةَ. الْحَارِثُ حل عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ مُرْسَلًا.
Mu’âceletü meleki’l-mevti eşeddü min elfi darbetin bi’s-seyfi ve mâ mü’minün yemûtü illâ ve küllü ‘ırkın minhü ye’lemü alâ hıddetin ve akrabu mâ yekûnü aduvullâhi minhü tilke’s-sâ’ate.
Neûzübillâhimineşşeytânirracîm.
Buyurmuş ki bu hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi vessellem;
Mu’âceletü meleki’l-mevti. "Ölüm meleğinin, insanın canını almaya girişmesi." Bunun, bu işleme başlaması, canını alacak, geliyor yanına, canını alacak.
Eşeddü min elfi darbetin bi’s-seyfi. "Kılıçla bin defa adama çat çut pat küt diye vurup, vücudunu yaralamasından daha şiddetlidir." Ölüm.
Ve mâ mü’minün yemûtü. "Hiçbir ölen mü´min kul yoktur ki" İllâ ve küllü ırkın minhü. "Onun her bir damarı." Ye’lemü alâ hıddetin. "Şiddetli bir şekilde o ölümün acısını mutlaka duyar." Her bir damarından acısını duyar. En düşündürücü tarafı da; ve akrabu mâ yekûnü ‘aduvullâhi minhü. "Allah’ın düşmanı şeytan aleyhillanenin -lanetlik şeytanın- kula en yakın olduğu zaman. Tilke’s-sâ’ate. "İşte o zamandır." Dikilir başına. Taaaa en önemli saatte, acıyı çektiği sırada, başına dikilir.
Şeytan bu müminin başına niye dikiliyor?
O acısı sırasında, o ölüm telaşı içinde, aklı başından gitmişken, can hulkuma gelmişken "ona nasıl vesvese veririm de, nasıl aklını çelerimde, nasıl isyan ettiririm de, nasıl imanını alabilirim" diye fırsat kolluyor. Akbaba gibi. Ölsün de şunun etini yiyeyim diye, yolcunun çölde tepesinde uçtuğu gibi. Akbabanın "bu sendeleyerek gidiyor, biraz sonra yıkılacak. Ölsün de şunu yiyim." dediği gibi. Hemen saldıramıyor. Çünkü adam savunacak. Ama düştüğü zaman tamam. Hemen oturacaklar başına. Böyle başında beklediği zamandır .
Allahu Teâlâ hazretleri bizi şeytanın şerrinden bütün hayatımız boyunca, bu en son ve en önemli devirde, zamanda korusun. Birde bu son zamanının elemini, acısını duymayan kullarından eylesin.
Çünkü, Mukarrabîn. "Allah’ın sevgili mübarek kullarına ölüm"
فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ﴿٨٨﴾ فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ ﴿٨٩﴾
Fe-emmâ in kâne mine’l-mukarrabîne. Fe-ravhun ve reyhânün ve cennetü na’îmin. [2]
Çok rahat ve hoş kokularla, hop diye geçerek, cennete girecek, mümin kul öyle. Böyle bir sineğin ısırması kadar acı duymayacak veya o kadar duyacak.
Cenâb-ı Hak güzel şeylerle meşgul edip, ne olduğunun farkına varmasına fırsat olmadan canını aldırtacak.
Allah bizi sevgili, kendine yakın kullarından eylesin. Onu nasıl sağlamak mümkünse onları da nasip eylesin, yapalım, sevgili kulu olalım. Ömrümüzü emr-i mâruf, nehy-i münkerle, sevgili kul olarak geçirelim de, Cenâb-ı Hak bizi hüsn ü hatimelerle ahirete göçenlerden eylesin.
Çünkü son zamandaki durum daha evvelki yaşamla ilgili. Çünkü peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Nasıl yaşadıysanız öyle de ölürsünüz. O yaşamınıza uygun bir ölümle ölürsünüz." İçki içerek yaşayan, meyhanede çatlayarak ölür. Kumarla yaşayan, kumar masasında ölür. Zina ile yaşayan zina anında ölür. Hırsızlık yaparken, hırsızlıkla ömrünü geçiren hırsızlık yaparken ölür. Su testisi su yolunda kırılır. Yaşamına uygun bir ölümle ölür. Onun için yaşamı düzeltmek çok önemli. Yaşamı Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun yapmak çok önemli. Bizim bir dakika durduğumuz kabahattir. Sizin gevşekliğiniz kabahattir. İlim öğreneceğiz, öğrendiğimizi uygulayacağız. Nefse baskı yapacağız. Dur diyeceğiz, bu iş ciddi diyeceğiz. Aman çalışalım diyeceğiz. Çünkü
Allah bizi cezalandıracak olduğu zaman cihanın orduları gelse bizi kurtaramaz. Mühim olan Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın sevgili kulu olmak. Her şey boştur. Bir tek amaç vardır. Allah’ın sevgili kulu olmak.
İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî.
"Cenâb-ı Hakk’ın rızası ermektir asıl gaye." O olmadı mı, her şey boş. Bütün ünvanlar, bütün zenginlikler, bütün çalışmalar, bütün bilgiler, bütün mevki makamlar hepsi boştur. Alkışlar malkışlar boştur. Dünyanın alkışı, ahirete gitmez. Dünyanın parası ahirette geçmez, ahirette geçmez.
Çare; Allah’ın sevdiği kul olmayı sağlamaktır. Cenâb-ı Hakk’a yalvarıp yakarmaktır "beni de onların arasına kabul eyle yâ Rabbi. Yardım eyle yâ Rabbi." demektir.
Çevremizde görüyoruz, kendi üzerimizde izliyoruz ki, iyi Müslüman olmak kolay değil. İyiliği bilmek yetmiyor, bir de iyiliği yapacak gayret gerekiyor. Allah’ın muvaffak etmesi gerekiyor. Yoksa biliyor da gene yapmıyor. Sigaranın hayatını söndürdüğünü biliyor, içiyor. Kumarın evi yıktığını biliyor, oynuyor. Zinanın haram olduğunu biliyor, gene yapıyor yapacağını.
Hasılı; insanoğlunun bildiği zaman bile, bildiğini yapması büyük bir iş.
Allah yardım etsin.
Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente’l alîmü’l hakîm. Sübhâne rabbinâ rabbi’l izzeti ammâ yasifûn ve selâmün ale’l mürselin ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.
El-Fâtiha.
[1] 40/Mü’min, 60.
[2] 56/Vâkı’a, 89.
00.00.2000 -
Hamd Etmek, Selamlaşmak,
00.00.2000 -
Ehl-i Beyt Sevgisi,
