00.00.2000 - Alimin Üstünlügü, Şefaat

00.00.2000 - Alimin Üstünlügü, Şefaat
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidina Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmâin ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
فَضْلُ الْعَالِمِ عَلَى الْعَابِدِ سَبْعِينَ [سَبْعُونَ] دَرَجَةً، بَيْنَ كُلِّ دَرَجَتَيْنِ حَضْرُ الْفَرَسِ السَّرِيعِ الْـمُضَمَّرِ مِائَةَ عَامٍ، وَذٰلِكَ أَنَّ الشَّيْطَانَ يَدَعُ الْبِدْعَةَ لِلنَّاسِ، فَيُبْصِرُهَا الْعَالِمُ فَيَنْهَى عَنْهَا، وَالْعَابِدُ مُقْبِلٌ عَلَى عِبَادَتِهِ، لَا يَتَوَجَّهُ لَهَا، وَلَا يَعْرِفُهُا. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
Fadlü’l-‘âlimi ‘ale’l’âbidi seb’îne deraceten. Beyne külli deraceteyni hadru’l-ferasi es-serî’i’l-mudmari miete ‘âmin fe-zâlike inne’ş-şeytâne yede’u’l-bid’ate li’n-nâsi f-yubsiruhe’l-‘âlimü fe-yenhâ’anhâ ve’l’âbidü mukbilun ‘alâ ibâdetihî lâ yeteveccehü lehâ ve lâ ya’rifuhâ.
Âlimin diyor Peygamber sallallahu aleyhi vessellem. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre âbid üzerine üstünlüğü 70 derecedir.
Âlim ne demek?
Dini bilgileri bilen, bilgili, fakih insan demek.
Âbid ne demek?
Yatıp kalkıp boyuna ibadet eden, ibadete düşkün müslüman kul demek. Tabi ibadet etmek güzel. Namaz kılmak, ibadet etmek, her birisine ne kadar sevap alıyor ama dinini bilen âlimin o âbid üzerine üstünlüğü 70 derece.
Beyne külli deraceteyni. Bu 70 derecenin her birisinin, ikisi arası, süratli bir atın hızlı hızlı koşmasıyla 100 yıllık yol. Dıgıdık dıgıdık dıgıdık dıgıdık 100 yıl. Bir gün değil, 365 gün değil, 100 yıllık yol, her iki derecenin arası. Âlim o kadar üstün.
Neden?
Çünkü diyor Peygamber Efendimiz. Fe-zâlike inne’ş-şeytâne yede’u’l-bid’ate li’n-nâsi. Şeytan insanlara bir bid’at sokuşturur. Müslümanların arasına, dinde olmayan birşey sokuşturur, yutturur. Sünnete uygun değil. Bid’at, bir şeyi, Allah’ın sevmediği bir şeyi sokuşturur müslümanların arasına. Millette onu dinin aslı sanarak, esası sanarak, yalan yanlış şeyi yapacak yani. Din böyle böyle bid’at’lar gire gire bozulacak.
F-yubsiruhe’l-‘âlimü. Âlim bunu görür, yoo böyle şey olmaz, bu sünnete aykırı, böyle bir şey yok, bu yanlış, böyle bir iş yapılmıyor der.
Fe-yenhâ’anhâ. İnsanları bunun yapmaktan men eder. Yapmayın aman ha, bu doğru birşey değil, kim çıkarttı bu âdeti, olmaz böyle bir şey der. Yaptırtmaz dini kurtarır. Bid’at’i işletmez, dini kurtarır, dini karışıklığa uğramaktan, bozulmaktan kurtarır.
Ve’l’âbidü mukbilun ‘alâ ibâdetihî. Öbür taraftaki âbid ise, namazındadır, ibadetine yönelmiştir. Yatar kalkar namaz kılar.
Lâ yeteveccehü lehâ. Bu bid’at’ı görmez, yönelmez o bid’at’ın düzeltilmesine.
Ve lâ ya’rifuhâ. Onun bid’at olduğunu da, cahil olduğundan, âlim olmadığından keşfedemez, anlayamaz. Böylece bid’at’lar yayıla çoğala din çığırından çıkar.
İkinci hadîsi şerîf.
فُضِّلْتُ عَلَى الْأَنْبِيَاءِ بِخَمْسٍ: بُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ كَافَّةً، وَذَخَرْتُ شَفَاعَتِي لِأُمَّتِي، وَنُصِرْتُ بِالرُّعْبِ شَهْرًا أَمَامِي, وَشَهْرًا خَلْفِي، وَجُعِلَتْ لِيَ الْأَرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا، وَأُحِلَّتْ لِيَ الْغَنَائِمُ وَلَمْ تَحِلَّ [لِأَحَدٍ] قَبْلِي. طب عَنِ السَّائِبِ.
Fuddiltü ‘ale’l-enbiyâi bi-hamsin. Bu’istü ile’n-nâsi kâffeten ve zehhartü şefâ’atî li-ümmetî ve nusirtü bi’r-ru’bi şehran emâmî ve şehran halfî ve cu’ilet li-ye’l-‘ardu mesciden ve tahûran ve uhullet liye’l-ğanâimü ve lem yuhallü kabliî.
Taberânî rivayet etmiş bu hadîs-i şerîfi.
Peygamber Efendimiz diyor ki; Fuddiltü ‘ale’l-enbiyâi bi-hamsin. Başka Peygamberlerden Allah beni beş vasıfla mümtaz ve üstün kıldı. Onlara beş yönden daha üstün kılındım. Tafdil olundum. Daha faziletli eyledi Allah beni.
Nedir?
Bu’istü ile’n-nâsi kâffeten. Ben bütün insanlara Peygamber gönderildim.
Kâffeten. Tüm dünyada kaç kıta varsa, ne kadar insan varsa hepsine Peygamber gönderildim. Ee ötekiler?
Kimisi Ben-i İsrâil’e gönderildi, kimisi oraya gönderildi, kimisi şu şehre, kimisi bu bölgeye. Çünkü o zaman ulaşım ve iletişim imkanları onu gerektiriyordu. Daha fazla vazife yapabilmesi zor oluyordu demek ki, ama Peygamber Efendimize tüm insanlara Peygamberlik görevi verilmiş. Hatta Peygamber Efendimiz Resûlu sakaleyn’dir. Hem insanların Peygamberidir hem de cinlerin. Cinlere görünmez varlıklarada Peygamber kılındı. Sakaleyn ins ve cin demek. İnse cinne Peygamber kılındı Peygamber Efendimiz. O bakımdan üstün bir.
İki. Ve zehhartü şefâ’atî li-ümmetî. Şefaatimi ümmetim için elde tuttum. Ahirette şefaat edeceğim ümmetime. Başkalarına bu kadar geniş bir şefaat hakkı verilmiş değil. Peygamber Efendimiz şefaat edecek, şefaat edecek, şefaat edecek, ümmeti kurtulacak, kurtulacak, kurtulacak. “Şefâ’atî li-ehlil kemairi bil ümmetî”. Ümmetin günahkârlarına, kusurlularına, ama mümin, hatası eksiği kusuru var, bizim gibi pür hata, pür günah. Şefaat edecek, affedecek.
Allahu Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimizin şefaatine erenlerden eylesin. Başkasına bu imkan yok. Resûlullah Efendimizin şefaatleri çok. Haa duyarsınız o zaman sımsıkı durun, uyanık olun, sakın ha gerilemeyin. Şefaati var Peygamber Efendimizin.
Şefaati inkâr eden bir kavim var, onlara tabi olan Türkiyede de bir takım insanlar var. Peygamber Efendimizin şefaati var. Ben şefaatimi şeye sakladım, elimde tuttum, şefaat edeceğim. Ümmetim, Ümmetim diyecek. Allahu Teâlâ hazretlerine niyaz edecek. Ümmetini kurtaracak. Mevlitte bir beyit var. Çok hoşuma gidiyor. Okunan yerlerinden değil. Mevlitin bazı kısımlarını seçme kısımlarını okuyor mevlithanlar. Baştan sona her tarafını okumuyorlar. Atlanılan kısımlarda, Peygamber Efendimizin çocukluğunu anlatan bir bölüm var. Doğum bölümünden sonra, viladet bahrinden sonra. Orada Peygamber Efendimizin daha beşikteyken konuştuğu ve ümmetim ümmetim dediği naklediliyor.
Şimdi Süleyman Çelebi bu rivayeti kitaplardan öğrendi ya, âlim adam ya mübarek, cennetlik. Allah şefaatine erdirsin.
Diyor ki;
Ol beşikte diler idi ümmetim. O Peygamber beşikteyken, Allah’tan ümmetini diliyordu. Affet Ya Rabbi! Ümmetimi diye. Ol beşikte daha küçükken, beşikteyken daha Peygamber olmadan ümmetimi affet Ya Rabbi! diyordu.
Ol beşikte diler idi ümmetim.
Sen kocaldın terkedersin sünnetin.
Sen ihtiyarladın gittin sünnetini terkediyorsun ha. O beşikteyken seni düşünüyor, sen ihtiyarladın, koca herif oldun, kazık gibi, yalı kazığı gibi sünnetini hala terkediyorsun ha diyor. Çok hoşuma gidiyor. Çok güzel yakalamış. Böyle edebî bir beyit yani. Ezberlenecek bir şey, güzel bir şey.
Evet Peygamber Efendimiz şefaatini alıkoymuş, elinde tutmuş, şefaat edecek ümmetine. Çok şefaatleri var. Hem bir yerde değil. Mahşerde çok şefaatleri var. Sıra sıra zamanı geldikçe, zamanı geldikçe şefaatler edecek.
Mesela millet bunalacak mahşer yerinde, ter içinde beklemekten. Yahu şu mahkeme-i kübra kurulsa da ehli cennet cennete gitse demeye başlayacaklar. Çok bunalacaklar. Kimse gık diyemeyecek. Herkes gelecek yalvaracaklar Peygamberlere. Yalvaracaklar yalvaracaklar. Hepsi diyecek ki bugün ben bunu söyleyemem. Bugün ben korkuyorum diyecek. Peygamber Efendimize gelecek ahali. Ya Muhammed! Şefaat eyle de, şu hesap görülsün de, ehli cennet burada daha sıkışmasın cennete gitsinler diye. Mahşer halkının mahkeme-i kübrada hesabının görülmesinin başlaması için. Çünkü binlerce yıl dizüstü bekleyecekler. Cenâb-ı Hakk’ın divanında binlerce yıl dizüstü bekleyecekler. Diz çöküp. Vetera külle ümmetin casiyeten. Bütün ümmetleri nasıl görürsünüz?
Diz çökmüş görürsün.
Casiye ne demek?
Diz çöker vaziyette. Öyle hürmet ifade eden bir şekil. Ayakta böyle kasılarak durmak değil. Diz çökmüş yalvarma vaziyetinde yani. Peygamber Efendimiz ileri varacak arş-ı rahmanın önünde secde eyleyecek. Cenâb-ı Hakk’tan hesabın görülmesini isteyecek. Bir şefaat bu. Daha başka, daha başka, daha başka, en sonunda da cehenneme hak etmiş ümmetinden şefaat edecek kurtaracak. Bu benim ümmetim Ya Rabbi! Şöyleydi, böyleydi diye affolacak.
Peygamber Efendimiz şefaat edecek. Âlimler şefaat edecek. Şehitler şefaat edecek. Ondan sonrada adam suçlu götürülüyor. Götürülürken orada cennetliklerden birisine bakacak tanıyacak; Ya filanca diyecek bana şefaat et.
Niye?
Beni tanımadın mı?
Tanımadım. Yahu diyecek hani dünyadayken bir kere sen çok susamıştın da, bizim evin önünden geçiyordun, bizim bahçenin önünden geçiyordun da, su istedin de, bende sana bir su verdim, içtin de, sende Allah razı olsun dedin ya, işte ben oyum.
Ya öylemi!
O da; Ya Rabbi! Diyecek. Bu bana dünyada iken su vermiş bu. Bunu affediver diyecek. Çünkü artık kurtarmış paçayı cennetlik. Allah ona su verdi diye onuda kurtaracak. Böyle şeyler olacak yani. Böyle işler var.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi azaba, kahra, gazaba uğramadan, doğrudan doğruya cennete girenlerden eylesin. Efendimize komşu eylesin. İkinci sıfatı bu.
Bütün insanlara, cinlere Peygamber gönderildi bir. Şefaati elinde, şefaat edecek, şefaat şeyi var, selahiyeti verilmiş kendisine. Peygamber Efendimiz şefaat edicidir. Yani şefi'-ül müznibin. Günahkârların şefaatçisidir.
Birde eşşefiül müşeffahtır.
Müşeffah ne demek?
Senin şefaatin makbul, et bakalım, ne söylersen kabul edeceğim denilen kimse.
Peygamber Efendimiz hatırı yeterli şefaatçi. Allah’ın sevgili Peygamberi. Habîbullah. Onun için önemli. Şefî el- müşeffah, şefî ve şefaati makbul şefaatçi. Şefaatine itibar olunan şefaatçi.
Sonra. Nusirtü bi’r-ru’bi şehran emâmî ve şehran halfî. Bir ay mesafe önüme, bir ay mesafe arkama kadar bir aylık mesafedeki düşmana, Allah benim korkumu kalbine düşürür, ciğerini yakar. Öyle düşmanıma korku düşürmekle Cenabı Hakk’ın yardımına mazhar olundu. Daha yanına varmadan Peygamber Efendimiz, herifin yüreği ağzına gelir. Bir ay mesafedeki. Neden?
Peygamber Efendimize Allah öyle bir meziyet ve selahiyet vermişte onun için. Korkusu yüreğini hoplatıyor bir ay ötedeki düşmanı. Heybetli.
Sonra.
Ve cu’ilet li-ye’l-‘ardu mesciden ve tahûran. Yeryüzünün her tarafı bana namaz kılınacak bir yer olarak, mescid olarak olabilir diye musahhar kılındı ve temizleyici malzeme olarakta kabul olundu toprak, yeryüzü benim için. Çünkü biz toprakla temizleme diye birşey var. Birde toprakla teyemmüm abdesti alıyoruz. İki darp bir niyet, yüzüne ve ellerine sürmek, oldu abdestli gusüllü. Suyu olmayan yerde teyemmüm.
Neyle toprakla?
Toprak veya toprak cinsinden birşey. Tuğlaya da vursan olur, toprağa da vursan olur, kumada vursan olur. Hasta yatağında kıpırdayamıyor, kan revan içinde, sargılar içinde, bilmem ne. Nereden kalkacakta abdest alacak. Alamaz. Teyemmüm yapacak mazereti var. Tamam. Önüne iki tane tuğla getirirsin veyahut biraz kum getirirsin, kuma elini vurur, şöyle çırpar, bir yüzüne şey yapar. Bir daha vurur ellerini mesh eder. Oldu abdestli. Kıl namazı. Kılar. Allah toprağı temizleyici kıldı ve mescid kıldı.
Bizde işte gidiyoruz Avustralya da. Ondan sonra namaz vakti geldi mi çekiyoruz arabaları kenara, kıbleyi tayin ediyoruz, ezanı okuyoruz, namazı kılıyoruz. Çatılı, bahçeli, salonlu, sandalyeli, masalı, mâbed arıyor muyuz?
Yoo toprağın neresinde olsa namazı kılarız. Büyük bir nimet. Yeryüzü bizim mescidimiz. Mescid kılındı Peygamber Efendimize ve temizleyici kılındı.
Sonra.
Ve uhullet liye’l-ğanâimü ve lem yuhallü kabliî.
Benden önceki Peygamberlerde harpte alınan ganimetler helal değildi, alamazlardı, kullanamazlardı. Bana ganimet helal eyledi Allah, helal kılındı.
Kaç oldu şimdi?
Bütün insanlara Peygamber kılındı bir. Şefaat hakkı var iki. Korku salıyor Allah düşmanların yüreğine üç. Yeryüzü ona mescid ve temizlenme mazlemesi kılındı dört. Ve ganimetlerde helal kılındı bizim ümmete. Ganimet, ganimet de helal. Gaziler arasında değiştirilir.
İkinci Viyana’yı kuşatmaya gitti müslümanlar. Kırım’dan da 40 bin kişilik Kırım ordusu geldi. Romanya üzerinden 40 bin kişi. Osmanlı ordusu geldi. Belgrad’dan şeyler geldi filan. Viyana muhasara edildi. Kahlenberg tepesi üzerine Paşa çadırını kurdu. Viyana böyle halı gibi ayağının altında. Böyle fethedilecek. Hangi akıllı, nereden, ne olduda, niye söylediyse.
Sadrazam dedi ki; Şehir alındığı zaman yağmalanmayacak, ganimet alınmayacak. Öyle şey yok. Savaşıldığı zaman ganimet alınır. Ganimetin yüzde 80’i, beşte dördü yani gaziler arasında taksim edilir. Artık onlar aldıkları ganimetlerle yurtlarına öyle dönerler. Milyoner, milyarder olarak dönerler. Yüzde 20’si yani beşte biri pencü yeki, pencik diyorlar. Yani humusu devlete ganimet olarak kalır. Başkomutan olmaz böyle şey dedi, darılttı şeyi, Kırım ordusu yaa öylemi dedi bilmem ne yürüdü geri gitti 40 bin kişi. Az değil. Ordu da 40 bin silahlı atlı çevik, kuvvet gidiverdi. Düşman bu vaziyeti görünce kuvvetli hazırlanmış zaten. Saldırdı maldırdı ikinci Viyana bozgunu Osmanlı Ordusu geri çekildi. Yoksa Viyana’nın evlerinin, mahallerinin, sokaklarının görüldüğü tepeye Kahlenberg tepesine Otağı kurmuştu Paşa. Alınacaktı evet deseydi. İşte artık kader. Allahın emrinin, dinin ahkâmının bilinmemesi.
وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ … ﴿٤١﴾
Va’lemû ennemâ ğanimtüm min şey’in fe-enne lillâhi humusehî. [1] Âyet-i kerîme var.
O âyet-i kerîmeyi bilmezsen, dinin ahkâmına uymazsan yanlış hareket edersen, Allah o zaman emrinin tutulmamasını sevmez.
Allah bizi kendisinin dininin ahkâmına tam uyanlardan eylesin. Ahkâm-ı ilahiyeyi çiğnemekten bizi, şeytana uymaktan, nefse uymaktan, dünyaya kapılmaktan, yanlış hesaplar yapmaktan korusun. İyi müslüman olarak yaşayalım. Huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varalım. İyi müslüman olana, tam müslüman olana Allah yardım eder. Her iş, her yerde, her zaman yardım eder. Ummadığı yerde yardım eder. Tevekkül edeni korur, kurtarır. Allah bizi sevdiği, koruduğu, kurtardığı, yardım ettiği, muvaffak ettiği, muzaffer ettiği, galip ettiği, me’sûd ettiği kullarından eylesin.
El Fâtiha.
00.00.2000 -
Allah İnancı, İtaat,
11.11.1998 -
Münafıklar, Yahudiler, Medine,
