00.00.0000 - İslamda Evlilik, İyi Komşuluk, Sükut ibadettir, Misafire İkram

00.00.0000 - İslamda Evlilik, İyi Komşuluk, Sükut ibadettir, Misafire İkram
el-Hamdüli’llâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve’s-selâtü ve’s-selâmü alâ senedinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn. Emma bâ’d:
Fekale Rasûlullah sallalahu aleyhi vessellem.
مَنْ كَانَ مِنْكُمْ ذَا طَوْلٍ، فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ؛ وَمَنْ لَا فَالصَّوْمُ لَهُ وِجَاءٌ. ن عَنْ عُثْمَانَ.
Men kâne minküm zâ tavlin fe’l-yetevezzec fe-innehû eğadduli’l-basari ve ahsanü li’l-ferci. Vemen lâ fe’s-savmü lehû vicâün.
Osman radıyallahu anh den rivayet edilmiş ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tavsiye buyurmuşlar. Men kâne minküm zâtavlin. Tavl, varlık demek, zenginlik demek. Sizden varlık, zenginlik sahibi, imkan sahibi olanlar.
Fel yetevezzec. Evlensinler.
Fe-innehû eğadduli’l-basari. Çünkü bu gözü namahreme dikmekten, insanı korumak için daha uygundur.
Ve ahsenülil ferci.Ahsenü yazmış burada, amma sanki ben Sad'la olsa daha iyi gibi öyle hatırlar gibiyim. Efendim Neseî den, ahsan demek yani daha iyi koruyucu, namusu daha iyi koruyucudur. Burada ahsen demiş yani namus için daha iyidir, manasına.
Vemen lâ. Mali imkanı evlenmeye müsait olmayan ise o.
Fe’s-savmü lehû vicâün. Oruç; onun için bir korunma, şehveti kırma vasıtasıdır.
Vicâün. Hayvanı idiş etmek demek. Yani hadım etmek demek.
Oruç tutunca insan, şehavatı öyle sakin olduğu için oruç tutsun. İslam'da evlilik bir ibadettir. Çok önemlidir. Evlenen insan, dininin yarasını kesin olarak kurtarmıştır. Öbür yarısına da gayret ediversin de dini bütün bir insan olsun.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem evliliği tavsiye etmiştir. O devirde tabi şartlar çok mahrumiyetli olduğu için, herkes evlenecek, bir düğün malzemesi alacak ve düğün yapacak veya kadını nikahını talep ettiği zaman efendim ona mehir vermesi lazım. Kadının istediği mehri verecek durumda olmuyordu.
Onun için Peygamber Efendimiz mehirlerini, kadınların yani mali hakları olan isteklerini, az tutanların, Allah'ın rahmetine mazhar olacağını söylemiştir. Yani onların işi böyle yokuşa sürmemelerini, çok para istememelerini, mehir parası olarak, karşı tarafın ödeyemeyeceği kadar paralar istememesini tavsiye buyurmuştur. Beri tarafa da mümkünse evlenmesini tavsiye buyurmuştur. Mümkün olmadığı zaman oruç tutsun. Bu onun için,
bir şehveti kırma vasıtasıdır buyurmuştur. Çocukların evlendirilmesini anneleri babaları tarafından tavsiye buyurmuştur. Eğer çocuk evlenmeyip de çapkınlık yaparsa vebalin
babası, annesi üzerinde olduğunu beyan etmiştir. Onun için bir an evvel evlendirmeyi tavsiye buyurmuştur.
İkinci hadîs-i şerîf, bu da ilginizi çekecektir.
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، فَلْيُحْسِنْ إِلَى جَارِهِ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ؛ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ. حم خ م ن هـ عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ، حم م خ د ت هـ حب عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَثَلَاثٌ عَنْ ثَلَاثٍ.
Men kâne yü’minü billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri fe’l-yuhsin ilâ cârihî ve men kâne yü’minü billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri fe’l-yükrim dayfehû ve men kâne yü’minübillâhi ve’l-yevmi’l-âhiri fe’l-yekül hayran ev li-yesküt.
Hüreyre radıyallahu anh’den bütün önemli kaynakların, hadîs eserlerinin yazdığı bir hadîs-i şerîf; Buhârî, Müslim, EbûDâvut, Tirmizî, İbnMâce, Sıhah-ı Sitte'nin altı meşhur hadîs kitabının beşi. Ahmet b. Hanbel, İbn Hibbân gibi kaynaklar kaydetmişler.
Men kâne yü’minü billâhi ve’l-yevmi’l-âhirife’l-yuhsin. Ebû Sizden her kim, Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa,
Men kâne yü’minü billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri. Sizden her kim ki Allah'a inanıyorsa, ahiret gününe inanıyorsa.
Fe’l-yuhsin ilâcârihî. Komşusuna iyi muamele yapsın, iyilik yapsın,
iyi komşuluk yapsın, komşuyla iyi geçinsin.
Men kâne yü’minü billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri. Yine kim Allah'a inanıyorsa ve ahiret gününe inanıyorsa.
Fe’l-yükrim dayfehû. Gelen misafirine iyi ev sahipliği yapsın, ikramda bulunsun.
Ve men kâne yü’minü billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri . Sizden kim Allah'a inanıyorsa ahiret gününe inanıyorsa.
Fe’l-yekül hayran. Konuştuğu zaman hayır söylesin.
Ev li-yesküt. Yoksa susun. Söylediği hayır olmayacaksa dedikodu, gıybet, malayani şeylerle ağzını boş yere açmasın, konuşmasın, sussun. Çünkü İslam'da susmak da ibadettir. Birçok kimsenin bilmediği bir nokta bu. Sükut, ibadettir İslam'da.
Tefekkür tabi sükut edince tefekkür düşünme olacak. Tefekkür en büyük ibadettir. Tefekkürü saatin, bir miktar şöyle düşünmek yani altmış dakika manasında değildir saat oralarda. Şöyle bir miktar düşünmek.
Tefekkürü sâ’atin hayrun min ibâdeti senetin. Bir senelik ibadetten daha hayırlıdır. Oturacak, düşünecek. Kara kara düşünecek. Efendim benim halim ne olacak diye. Üzüle üzüle düşünecek.
Bu Müslümanları nasıl kurtarabilirim diye?
Ne yapmamız lazım?
Bu Müslümanları nasıl uyandıracağız?
Bu Müslümanların hali ne olacak?
Nedir bu irtibatsızlık?
Düşünecek. Çare ne olabilir diye düşünecek.
İslam'ı yüceltmek için, sevdirmek için, başkalarını İslam'a çağırmak için yapabileceğim bir şey var mı?
Ne yapabilirim diyecek?
Çoluk çocuğumu iyi Müslüman yetiştirmek için, acaba neler yapsam nasıl olur?
Uygun olur? diyecek.
Siyaset güdecek, çareler düşünecek, tedbirler alacak, uğraşacak, didinecek. Bir insanın İslam'a kazandırılması; o insanın ömrü boyunca İslami yaptığı çalışmaların hepsinden,
ibadetlerden aynı miktarda ona verilen sevap kadar sevabı kazanmaya sebep olduğundan gayret edecek, çalışacak, çabalayacak, uğraşacak. Ama onları da düşünecek, planlayacak.
Tefekkür, bazen altmış senelik ibadetten bile daha hayırlı olur. Çünkü insanı doğru yola çeker, çevirir. Allah'ın sevdiği kul, haline getirir.
Komşularla iyi geçinmek çok önemli. Komşu, gayrimüslim bile olsa iyi geçinmek lazım. Çünkü komşudur. Komşu olmasından dolayı komşuluk hakkı vardır. Gayrimüslimlerle bile ikram, hediye, bilmem bir şeyler efendim iyi geçinmek lazımdır. Ayrıca bizim burada benim gördüğüm kadarıyla, komşuyla iyi geçinip İslam'ı sevdirmek, İslam'ı yaymak için bir vasıtadır, biçaredir.
Onun için Müslümanlığın ne kadar güzel bir din olduğunu onlara göstermeye de gayret etmek lazım.
Bir de misafire ikram, misafire ikram. Tabi misafir asıl misafir, uzun yolculuktan oraya gelen geçecek olan kimsedir yani. Yatırılması, karnının doyurulması filan lazım. Bizde misafir deyince, komşu geliyor, bu akşam sizİ ziyaret etmek istiyoruz. Efendim kalkıyor geliyor. Çay yapılıyor, pasta yapılıyor, kahve yapılıyor, bu anlaşılıyor. Bu bence basit bir şey. Çünkü adamın zaten orada evi var, komşu. Zaten senin kadar varlığı var. Buzdolabı var, parası var, pulu var. Belki senin evinde, senin ona ikram ettiğinden daha güzel yiyeceği, içeceği var. Yani onun gelip de sana yarenlik etmesi, ziyaret etmesi, misafirlik etmesi basit bir şey ve ona ikram etmek, çok önemli değil.
Misafir aslında Arapça' da yolcu demek, seferde olan demek. Sefer kelimesiyle ilgili. Seferi demek yani. Kalkmış o şehirden, bu şehre gelmiş. Şimdi bu adamın, işte burada ihtiyacı çok. Çünkü bu garip burada. Ne evi var efendim, ne imkanı var. Şimdi işte iyilik yapmanın zamanı,fırsatı, onu misafir etmek lazım.
Tabi o devirlerde otel dediğimiz, han dediğimiz, kervansaray dediğimiz şeyler de yoktu. Hiç öyle bir şey yoktu. Bir şehirden bir şeyle giden bir insanın ancak ve ancak bir çaresi vardı, tanıdığı bir kimseye misafir olmak, konaklamak yani. Başka bir çaresi yoktu. Sonra Selçuklular filan yaptılar bu kervansarayları. Baktılar ki ülke büyüdü. Oradan oraya seyahatler çok oluyor. Durak yerleri yaptılar, benzin istasyonları gibi. Atlar geliyor, develer geliyor, Develerin konulacağı yerler var. Ahalinin yatıp kalkacağı yerler var, ikram var. Vesaire var. Büyük kervansaraylar yaptılar, hanlar yaptılar, yolları kolaylaştırdılar.
İşte Konya'dan e Aksaray'a giderken. Kaç tane meşhur kesme taştan kale gibi sağlam han vardır. Kayseri'den bilmem nereye giderken kaç tane han vardır. Hem de emniyetli, yani gece baskını filan olsa, savunma imkanı olan yerler. Emniyetli, hayvanlar için yiyecek var, insanlar için yiyecek var, yatma imkanları var filan. Bunlar seyahati kolaylaştırdı. Afrika'da da bunu yapmışlar.
İslam'ın doğmasından bir asır sonra, bir buçuk asır sonra, Afrika'nın bir ucundan, öbür ucuna kadar muntazam gidilebilecek imkanlar yapılmış ve tek bir imparatorluk hakim olmuş. İsmi Mali İmparatorluğu. Bilmiyoruz hiç. İlginç şeyleri öğretmiyorlar. Bir ucundan ,bir ucuna tek bir devlet olarak, bayağı da mamur, güzel şeyler olmuş, yapmışlar. Seyahatler ,Afrika gibi yerde.
Afrika'yı Avrupalılar mahvetmiş. Köyleri yakmışlar, yıkmışlar, insanları almışlar Amerika'ya götürmüşler, tarlalarda esir olarak çalıştırmışlar. Köpek, diye hitap etmişler vesaire vesaire. Köylere baskın yapıp, yakaladıklarını esir alıp götürüp sattılar. Avrupalıların işi. Afrika'yı mahveden, yakıp yıkan, bu eski medeniyetleri bilinmez hale getiren, unutulmuş harabeler haline getiren Avrupa. Dünyanın her yerini böyle yapmış.
Şimdi Avusturalya'ya bakıyorum. Avustralya'da seyahat imkanları çok güzel.
Siz de biliyorsunuz, siz de gördünüz, seyahatlerde, çok iyi kararlar almış. Her kasabada motel var, bir kasaba varsa mutlaka en aşağı iyi kötü bir tane motel vardır orada değil mi? İçeride veya dışarıda. Nerede olursa olsun. Eh motelde; gayet güzel bir odası var, sana ait banyosu var, sana ait efendim yüz numarası var, sana ait ocağı var,
yani kalabilirsin. Geceni geçirirsin, yıkanırsın, yatarsın, yorgan var, yatak var. Çok güzel. Çok iyi bir teşkilat.
Her kasabanın bir umumi bahçesi var, yüz numara var, su var, masa var. Git otur, yemeğini ye. Yürü git, dinlen, gölgelik, ağaçlık güzel. Bunlar çok iyi, çok iyi şeyler.
Biz Türkiye'de mesela bunu yapmamışız. Her köyün, öyle bir bahçesi yoktur.
Gelenin istifade edeceği bir yer yoktur. Gelirse caminin bir yeri vardır, oraya gider. Caminin bir umumi yüz numarası vardır. Onlar da iyi değildir. Ben o kanaatte değilim.
Ali kardeşimiz böyle yapıyor, parasızlıktan diyor. Hayır. Zihniyet. Zihniyet güzel oldu mu bunların hepsi yapılır. Ben öyle yerler gördüm ki, o kadar güzel yüz numaralar yapmış ki ecdat tarihte, kesme taşlardan, yüz numaranın deliğinin altından kanal yapmış su akıp gidiyor. Çok güzel. Zara'ya gittim mesela. Şaldır şaldır. Çok güzel, hamam yapmış. Çok güzel yüz numaralar yapmış. Yani hiç pislik tutması mümkün olmayan, yüz numaralar yapmış. Akıp gidecek şeyler yapmış. Koku olması mümkün olmayan. Çok güzel şeyler yapmış ecdat. Amma sonrakiler unutmuş. Parayla değil, yani azim oldu mu bir de tabiat oldu mu. Yani zevki selim, hissi selim, aklı selim dediğimiz; sıhhatli akıl, sıhhatli zevk, sıhhatli his o zaman olur. Biz bizim köyün yalısına bir cami yaptık ki herkes ziyarete gelmeye başladı.
Ya bu cami nasıl cami?
Mihrabı değişik, minberi değişik, şekli değişik, şemaili değişik diye .Bir yüz numaralar yaptık ki fayans döşedik, yani görülmüş değil. Kullanan berbat ediyor. Su var, pırıl pırıl fayans kullanmasını bilmiyor. Bu Singapur'da hoşuma gitti. Bir yüz numara pis bırakılırsa bilmem kaç yüz dolar ceza veriyormuş herif. Arkadan gelen, girdi içeriye baktı pis hemen gidip haber verdi mi? Yakaladılar mı çıkanı? Bilmem kaç yüz dolar ceza. Tertemiz bırakacak. Böyle şey yok. Yani yapan yapıyor.
Singapur da çiklet çiğnemek yasakmış. Çünkü çok pisletiyor çiklet. Belçika'da ben gidiyorum, caddelerde böyle lap lap lap lap böyle yapış yapış yapış yapış yapış yapış, dedim ya burada inşaat olmuş da sıvalar mı sıçramış yere? Hani öyle olur ya yerler, sıvadan sıçrar. Bunlar ne böyle dedim. Yani burada bir tamir de görünmüyor dedim. Evlere bakıyorum, eski külüstür, yerler berbat. Yok bunlar çiklet hocam dediler, çıkmıyor da dediler,
kazısan da çıkmıyor, bitti. Singapur yasak koymuş; çiklet çiğneyene bilmem şu kadar ceza bitirmiş işi, zihniyet. Yani bir şeyi temiz yapma niyetleri. Tükürmek ceza, yüz numarayı kirli bırakmak ceza, çiklet çiğnemek, basarsın cezayı. Bir de insanlar temiz oldu mu güzel olur.
Osmanlı her yere ne götürmüş?
Hamam götürmüş. Cami, caminin yanında hamam, cami varsa su vardır, hamam vardır, beleşten bedavadan yıkanmak vardır. Kesin. Onu yapmış. Yani abdest alsınlar, işte abdest alma yeri. Gusül alsınlar, işte gusül alma yeri, işte namaz. Yanına da medrese yapmış, cami, hamam, medrese; ibadet yeri, temizlik yeri, ilim yeri.
Daha ne?
Bir ülkeyi kalkındıracak üç şey.
Düşündün mü olur?
Bunlar da düşünmüşler, taşınmışlar, şey yapmışlar.
Ben Osmanlıların Kapalı Çarşısı'na hayrandım, aferin ya İstanbul'da ne kadar güzel Kapalı Çarşı yapmışlar. Bir yerden giriyorsun kar yağsa üzülmezsin, yağmur yağsa ıslanmazsın, üşümezsin. Bir ucundan giriyorsun öbür taraftan çıkıyorsun. Kapılar dükkanlar çok güzel. Zaten her gelen orayı bir ziyaret ediyor, görmeye.
İstanbul'un nesi var?
Gold Bazar. Yani kapalı çarşı şaşıyor. işte bunlar şimdi onu çağdaşlaştırdılar, modernleştirdiler.
Sizin çatıştığınız, dükkanlarınızın olduğu çarşılar nedir?
Birer Kapalı Çarşı. Millet dışarı sıcaksa, fırt oraya geliyor. Soğuksa, fırt oraya giriyor. Yağmur yağıyorsa, fırt oraya giriyor. Çünkü bir sürü dükkan var, oturma yerleri var. hava şartları sıcaksa serinletme var, soğuksa ısıtma var, gayet güzel, halletmişler. Yani aynı şeyleri modernleştirmişler şimdi. Düşününce olur. Büyük çarşılar yapma işi, işinde geri kalmışlar. Halbuki Kapalı Çarşı bizde var. Zihniyet meselesi.
Allah, bizi galip eylesin. Allah, bizi mağlup etmesin. Allah, bizi mağdur etmesin. Allah, bizi zalimlerin önünde hor zelil duruma düşürmesin.
El Fâtiha.
00.00.0000 -
Kuran-ı Kerimin Anlayarak
00.00.0000 -
Evlilik İçin Aracı
