00.00.2000 - Ehl-i Beyt Sevgisi, Faiz Yiyenler, Niyet

00.00.2000 - Ehl-i Beyt Sevgisi, Faiz Yiyenler, Niyet
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâin ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'dü:
Fekale Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
أَثْبَتُكُمْ عَلَى الصِّرَاطِ أَشَدُّكُمْ حُبًّا لِأَهْلِ بَيْتِي وَلِأَصْحَابِي. عد وَالدَّيْلَمِيُّ عَنْ عَلِيٍّ.
Esbetüküm ‘ale’s-sırâtı eşeddüküm hubben li-ehli beytî ve li-ashâbî.
Hz. Ali radıyallahu anhuma’dan, Deylemî, İbn Abdülber rivayet etmişler ki,
Peygamber efendimiz şöyle buyurmuş;
Esbetüküm ‘ale’s-sırâtı. Sıratı geçerken, ayağı en sağlam, en kaymaz, en emniyetli şekilde olanınız, sıratta. Sırat ;cehennemin üstünde köprü, ayağı kayarsa cehenneme düşer kayanlar. Allah korusun.
Sıratta en ayağı sağlam basan, kaymayanınız?
Eşeddüküm hubben li-ehli beytî ve li-ashâbî.
Benim ehli beytime ve ashâbıma sevgisi en çok olandır. Ehli beyti peygamber efendimizin; ailesi, hanımları, çocukları, hanımları. Selmânu’l Fârisî’yi de severmiş, şöyle abasını onun da üstüne örtüp bürüyüp.
Selmânü minnâ ehle’l-beyti.
Selmân bizdendir, ehl-i beyttendir diye buyurmuş. Aile ferdi gibi. Onu öyle, taltif eylemiş, iltifat buyurmuş. Selmânî efendimiz radıyallahu anh.
Ehli beytime sevgisi olan, bir de ashabıma sevgisi olan; sıratta en sağlam durandır. Ayağı kaymayandır. Sevgisi yoksa, düşmanlığı varsa, kızgınlığı varsa, dil uzatıyorsa, kızıyorsa, o zaman sıratta ayağı kayar. Allah saklasın, cehenneme uçar gider.
İkinci hadîs-i şerîf.
أُتِيْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي عَلَى قَوْمٍ بُطُونُهُمْ كَالْبُيُوتِ، فِيهَا الْحَيَّاتُ تُرَى مِنْ خارِجِ بُطُونِهِمْ، فَقُلْتُ: مَنْ هٰؤُلَاءِ يَا جِبْرِيلُ؟ قَالَ: هٰؤُلَاءِ أَكَلَةُ الرِّبَا. هـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
Ütiytü leylete üsriye bî ‘alâ kavmin bütûnühüm ke’l-büyûti fîhe’l-hayyâtü türâ min hârici bütûnihim fe-kultü men hâülâi yâ cibrîlü kâle hâülâi ekeletü’r-ribâ.
Ebû Hüreyre radıyallahu anhden bu hadîs-i şerîf, peygamber efendimiz buyurmuş ki;
İbn Mâce’den alınmış.
Ütiytü leylete üsriye bî. Miraca çıkartıldığım gece.
‘alâ kavmin. Bir kavmin, yanına getirildim. Cebrâil aleyhi selam gezdiriyor. Yedi kat semavati geçirdi, cenneti cehennemi gösterdi, gezdiriyor. O gezdirirken bir kavmin yanına vardım ki;
Bütûnühüm ke’l-büyûti. Karınları ev gibi, ev kadar büyük karınları, kocaman veya o zaman çadır, beyt çadır manasına da geliyor Arapça da. Kocaman bir kubbeli çadır gibi, karınları kocaman.
Fîhe’l-hayyâtü. İçinde yılanlar kıvrım kıvrım kıvranıyor.
Türâ min hârici bütûnihim. Dışardan karınlarının içi de görünüyor, görebiliyor peygamber efendimiz, yılanlar kıvranıyor içerde.
Fe-kultü men hâülâi yâ cibrîlü. Ey Cebrâil, bu adamlar kim?
Böyle karınları kocaman, ev gibi, çadır gibi ve içinde yılanlar kaynaşıyor.
Kim bunlar?
Dışardan görünüyor karınlarının içi.
Kim bunlar?
Kâle hâülâi ekeletü’r-ribâ.
Buyurdu ki, bunlar faiz yiyenlerdir faiz yiyenlerdir. Onların cehenneme gireceği, cehennemde de böyle durumlara düşeceği gösterilmiş oluyor, peygamber sallallahu aleyhi vessellem efendimize.
Şimdi tabi bizim burada gördüğümüz durum, herkesin bankada hesabı var, az çok bir faizde, o banka hesabına geliyor.
Bir hadîs-i şerîf var ,efendimiz buyurmuş ki;
Diyarı küfürde, ehli küfrün kendi örflerine âdetlerine göre müslüman’a faiz verirse, Müslüman onu alır. Yani Müslümanla kâfir arasında ribâ bahis konusu, faiz bahis konusu olmaz orada. Çünkü, onlar kendi şeriatlarına göre onu veriyorlar. Binâenaleyh gönül rızasıyla veriyorlar, anlaşmalı olarak orda bulunan müslüman da, onu alır kaçırmaz. Tabi daha güzeli; müslümanların kendi helalinden, paralarını değerlendirecek müesseslerini kurmalarıdır. Bu da finans kurumu gibi şeyler çıktı ortaya sonradan. Yani para alınıyor, toplanan parayla iş yapılıyor, kâr dağıtıyor. Binâenaleyh faiz değil. Yapılan işin çokluğuna göre, kârın çokluğuna göre de kâr ortaklara fazla dağıtıyor. Şekil bu. Bu güzel bir şekil olduğundan İslam ülkelerinde uygulanıyor.
Türkiye’de de uygulanmaya başladı. Millet de rağbet etti. Ama onları yönetenler de, hangi mantıkla onları idare ediyorlar, perdenin arkasında neler yapıyorlar, bir de heyetleri varmış, fetva heyetleri, her şeyi helalinden nasıl yapacaklarını sordukları heyetleri varmış deniliyor.
İşte o hadîs-i şerîfe göre burada, tabi parayı yanında gezdirmek de tehlikeli oluyormuş bir de. Mesela Amerika’da birisi çıkartmış cüzdanından para ödemiş Türklerden. Bir bayan yanaşmış demiş ki; beyefendi siz ne yapıyorsunuz? Çıldırdınız mı demiş? Niye cüzdanınız açtınız? İçinde paralar görünüyor. Para ödediniz burada. Sizin bu cüzdanınızda cash, hazır, taze para olduğunu gören, esrar keş sizi öldürür demiş, bu parayı almak için. Orda hiç para gezdirmezlermiş yanlarında, kartlarıyla gezerlermiş, alış verişleri öyle yaparlarmış. Gezdirirlerse çok kartın kullanılmayacağı yerlerde, üç beş şey az miktar gezdirirlermiş diye duydum. Onlar öyle yapmışlar.
Biz de keşke iyi müslüman olsak da esaslarımızı İslam’a göre ayarlasak da hiç harama günaha bulaşmadan yaşasak. Çok uğraştım Türkiye’deyken. Dedim ki; şu kardeşlerimizin paralarını bankalardan kurtaralım. Etmeyin, eylemeyin, büyük tüccarlar vardı sohbetlerimde. Ticarethanelerinizi açın halkımıza. Hisse senedi çıkartın, alın paralarını, kârı da dağıtın. Mutlaka bankadan daha şey olur. Oturmuş müessesleriniz var. Her sene belli kâr getiriyor. İyi idare ediliyor. Açın hissesini. Yüz milyarken olsun beş yüz milyar. Siz de kâr edin. Çünkü çok parayla alındığı zaman bir şey ucuz alınıyor. Daha çok kâr oluyor. Bir türlü bir şey sağlayamadık.
Sonuncu hadîs-i şerîf.
أُتِيْتُ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي عَلَى قَوْمٍ تُقْرَضُ شِفَاهُهُمْ بِمَقَارِيضَ مِنْ نَارٍ، كُلَّما قُرِضَتْ دُقَّتْ؛ فَقُلْتُ: يَا جِبْرِيلُ، مَنْ هٰؤُلَاءِ؟ قَالَ: هٰؤُلَاءِ خُطَبَاءُ أُمَّتِكَ الَّذِينَ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلونَ، وَيَقْرَؤُونَ كِتَابَ اللهِ وَلَا يَعْمَلُونَ بِهِ. هب وَابْنُ أَبِي دَاوُودَ عَنْ أَنَسٍ.
Ütiytü leylete üsriye bî ‘alâ kavmin tükradu şefâhühüm bi-makârîda min nârin küllemâ kuridat deffet fe-kultü yâ cibrîlü men hâülâi kâle hâülâi hutabâü ümmetike’l-lezîne yekûlûne mâ lâ yef’alûne ve yekrâûne kitâballâhi ve lâ ya’melûne bi-hî.
Miraç gecesinde; yine bir takım insanların yanına uğradım, gezerken, gezdirilirken, Cebrâil tarafından. Baktım ki, dudakları ateşten makaslarla, çatır çatır, ağızları, dudakları kesiliyor. Kesilir kesilmez yeniden oluşuyor, gene kesiliyor, gene oluşuyor, her seferinde azap tazeleniyor, kesildiği zaman, kesik kalmıyor, gene bitiyor, gene kesiliyor, öyle azap görüyor. Dedim ki;
Ya Cebrâil!
Bunlar kim?
Buyurdu ki Cebrâil aleyhi selam;
Hâülâi. Bunlar.
Ümmetike. Senin ümmetinin hatipleridir. Yani hatip, hitabet eden kimse, vaiz, hoca, müftü. Camide cuma kıldıran, neyse yani hepsi dahil.
E’l-lezîne. O kimseler ki, o hatipler, o vaizler, o hocalar ki;
Yekûlûne mâ lâ yef’alûne. Kendilerinin yapmadıkları şeyleri, söylüyorlar halka.
Ve yekrâûne kitâballâhi ve lâ ya’melûne bi-hî.
Kur’an-ı Kerîmi, Allah’ın kitabını okuyorlar ama onun içindeki emirleri uygulamıyorlar, tutmuyorlar. Onunla amel etmiyorlar. Ondan dolayı, siz bu dudaklarla mı yapmadığınız şeyleri söylediniz. Halka talkım verip, kendiniz salkım yuttunuz diye cehenneme atılacaklar anlaşılıyor ve azaplarının da şekli; dünyadaki işledikleri günahın cinsine uygun olarak, dudakları kesilmek suretiyle, çatır çatır, ateşten makaslarla, her seferinde yeniden bitiyor, yeniden kesiliyor.
İslam da bildiğini uygulamaya; ilmiyle amil olmak deniliyor. Öğrendiğini yapması lazım Müslümanın. Çünkü, böylece nasihatler tutulmuş olur. Böylece sevaplar, kazanılmış olur. Böylece ahlâk, düzeltilmiş olur. İşler böyle ileri gider. Ama millet dinliyor dinliyor, başını sallıyor, bildiğini yapıyor. Uygulamıyor.
Bildiği halde, niçin iyiliği yapmıyor
Öğrendiği halde, niçin kötülükten kaçınmıyor?
Diye onların özel cezası oluyor. Bilhassa ondan cezası oluyor. İlmiyle amil olmayan kimselerden. Tabi bunların başında; ilmi çok olan âlimler geliyor, hocalar geliyor. Onlar biliyorlar, halktan daha iyi biliyor. Bildiğini bile bile gene yapıyor, günahı. Sevabı bildiği halde gene uzak duruyor sevaptan, işlemekten, tembelleniyor, kaçınıyor. O zaman içi başka dışı başka oluyor, özü sözüne uymamış oluyor, ilmiyle amil olmamış oluyor. Allahu Teâlâ hazretleri de cezalandırıyor.
Allahu Teâlâ hazretleri, bizleri affı mağfiret eylesin. Eğer ince bir hesaba tabi olursak, halimiz nice olur bilmiyoruz. Cenâb-ı Hakkın rahmetine kalmış, durumumuz. Çünkü, mutlaka nice nice kusurlarımız var. Mutlaka bizde işte burada hadîs-i şerîfi açıyoruz, okuyoruz.
Ama bu hadîs-i şerîflere göre, tam kâmil Müslüman mıyız?
Tam uygulayabiliyor muyuz?
Bazen uyguluyoruz, bazen unutuyoruz, bazen tekrar hatırlatıyor. Ha şu şöyleydi diyoruz. Belki Cenâb-ı Hakkın lütfunden umulur ki; niyetimiz iyi, tutmak istiyoruz da ama tutamıyoruz. İyi bir şey yapmak istiyoruz da tam yapamıyoruz.
Niyetimize göre belki Cenâb-ı Hak mükâfatlandıracak. Hani evinden namaz kılmak maksadıyla çıkan bir kimsenin, yürümeye başladığı esnadan itibaren namazda sayılıyor, o sevabı alamaya başlıyor, camiye gidinceye kadar, namaza ister yetişsin, ister namazı kaçırsın. Yetişemedi geç kaldı, öyle bile olsa sevabı alıyor. Çünkü İslam’da, niyet önemlidir.
Ameller niyetlere göre değerlendiriliyor. İyi niyetle, bir şeyi yapmaya niyet eden bir insan yaparsa, birden yedi yüze kadar, yedi yüzden yetmiş bine kadar daha fazla bir gayrı hesap sevap alıyor. Niyetlenir de yapamazsa, niyetinden dolayı gene sevap alıyor.
Kötü bir şeye niyetlenip de yapacağı sırada, Allahtan korkup da yapmazsa gene sevap alıyor, gene sevap alıyor. Kötü birşeyi işlerse, bir günah yazılıyor. Ama iyi bir şeyi işlerse, bire on, bire yetmiş, bire yedi yüz, bire yetmiş bin kat kat fazla veriliyor. İyilik yaptığı zaman kat kat fazla veriliyor. Kötülük işlerse, bir kötülük yazılıyor defterine.
Bir iyilik yapmışsa, on iyilik yapmış gibi veya yetmiş iyilik yapmış gibi veya yedi yüz iyilik gibi iyiliğin cinsine göre, yapılışındaki güzelliğe göre sevap alıyor. Bir namaz kılıyor ,yedi yüz namaz kılmış gibi sevap alıyor. Bin dolar harcıyor, Allah yolunda; yedi yüz bin dolar harcamış gibi sevap kazanılıyor. Ama bir günah işlerse, bir dolarlık bir günah yazılıyor.
Allahu Teâlâ hazretleri, iyilikleri kat kat artırıyor. Hatta büyütüyor. Yani sizden biriniz, devesinin yavrusunu, atının yavrusunu, tayını büyüttüğü gibi Cenâb-ı Hak sizin iyiliğinizi besler, büyütür diyor peygamber efendimiz.
İyiliği Cenâb-ı Hak büyütüyor, kocamanlaştırıyor. Küçücük yavru iken, küçücük kuzu, kocaman koç oluyor. Öyle sevaplar çoğalıyor.
Cenâb-ı Hak rahmetine, bahane arıyor. Bahanelerle bizi cennetine sokuyor. Yoksa bizim halimiz harap.
Cenâb-ı Hak rahmet etmezse, çok sevap vermezse, affedici olmasa, bağışlayıcı olmasa, tevbeleri kabul edici olmasa, ne yapacağız?
Tevbeleri kabul etmezse ne yaparız?
Mahvoluruz. Kabul etmedi. Eski suçların hesabını soracağım dedi.
Nereye yalvaracaksın?
Nereye başvuracaksın?
Hapı yuttun. Affediyor. Hatta, affet beni Ya Rabbi! Demeden, pişmanlığını sezince, bu kulum yaptığından pişman oldu diye pişmanlığında, daha sözü söylemeden bile affediyor.
Hatta;
يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ … ﴿٧٠﴾ [1]
Yübeddilullâhu seyyiâtihim hasenâtin.
Mümin kullarının günahlarını, döndürüyor iyiliğe. Biz her gün, günah işliyoruz. O da her gün nimetini vermeye devam ediyor. Nimetini kesmiyor üzerimizden. Her dem hata ediyoruz. Her nefes alış verişlerde kusur işliyoruz. Her konuşmamızda günaha bulanıyoruz.
Estağfirullah deyince, affediyor. Abdest alınca affediyor, siliyor. Namaz kılınca affediyor.
Birisi geldi Ya Resûlullah! Ben suç işledim. Suçum kabahatim şu şu şu. Ezan okundu o sırada. Namazı kıldılar cemaatle.
Ne kadar müjde?
Namazdan sonra gene geldi Ya Resûlullah! Ben namazdan önce size söylemiştim ya. Ben bir günah işlemiştim. Cezalıyım. Cezamı çekmeye razıyım. El pençe divan bekliyor yani. Resûlullah cezayı uygulasın da, ahirette başı derde girmesin. Bu dünyada kurtulsun diye.
Peygamber efendimiz ona dedi ki; sen şimdi ezan okundu, kamet getirildi, namaz kıldık. O namazı sen bizimle beraber kılmadın mı?
Kıldım Ya Resûlullah! Kıldım dedi. Kıldıysan, o zaman silindi dedi. Namazı kıldın ya, silindi.
Hem namaz; bir önceki namazla, aradaki günahları siliyor. Her ramazan, bir önceki ramazanla aradaki günahları siliyor. Büyük günahlarından kaçınılırsa, adam öldürmek, hırsızlık vs. gibi her Hac, günahları siliyor. Hatta Hac’da; artık Mina da Müzdelife’ye, Müzdelife’den Arafat’tan Mina’ya, Müzdelife’ye geldiğin zaman, Araft da affediyor affediyor affediyor. Müzdelife de Arafat da affolmayanlar affoluyor affoluyor. Mina’ya geldiği zaman artık deveciyi bile affedermiş Cenâb-ı Hak. Ya adam hacıya devesini kiraladı. Devesinin yanında onun için duruyor. Deveci yani, otobüsün şoförü gibi. Türkiye’den otobüsüyle gitmiş, oraya para kazanmak için, niyeti hac etmek değil ama para kazanmak için. Suud’lular bir otobüs başına şu kadar para veriyorlar diye konuşmuşlar, imzalamışlar, anlaşma, tamam, falanca firmadan yirmi tane otobüs gitmiş oraya, şoförüyle. Şoförlere demişler ki; alın bu otobüsleri götürün, firma götürmüş. Onun gibi.
Devecileri dahi affediyor.Ya Rabbi! Bunlar Hacca gelmediler. Bunların maksatları develerinin yanında durmak. Alıp gidecekler develerini.
Sonra Müslümanlar, zikir yapıyor. Allah sevap veriyor. Yanına postacı gelmiş, bilmem ne, hizmetçi gelmiş, başka bir maksatla birisi gelmiş, gidecek, adamla konuşup gidecek, ona da sevap verin diyor Cenâb-ı Hak.
Melekler diyorlar ki; Ya Rabbi! Bu o kavimden değil. O zikreden kimse değil. İşi için geldi. Gidecek. Olsun. Onlar öyle iyi insanlar ki; onlarla oturan, onların yanına gelen insan da mahrum olmaz.
Allah bizi imandan sonra küfre, inkâra düşürmesin. İzzetten sonra, zillete uğratmasın. Sevdiği kul olarak yaşatsın. Hüsn-ü hâtime nasip eylesin. Âhirette de cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.
Sübhâneke lâ 'ilme lenâ illâ mâ 'allemtenâ inneke ente'l-alîmü'l-hakîm.
Sübhâne rabbike rabbi'l-'izzeti ammâ yesıfûn ve selâmün 'ale'l-mürselîn ve'l-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn.
el-Fâtiha.
[1] Furkan [70]
00.00.2000 -
Emr-i Maruf Nehy-i
00.00.2000 -
Dünyaya Değer Vermemek,
