00.00.2000 - Allah İnancı, İtaat, İdarecilere İtaat, Dedikodu, Münafıklar

00.00.2000 - Allah İnancı, İtaat, İdarecilere İtaat, Dedikodu, Münafıklar
Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmiddîn.
Emma ba’du;
Fe kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem;
آمُرُكُمْ بِثَلَاثٍ، وَأَنْهَاكُمْ عَنْ ثَلَاثٍ. آمُرُكُمْ أَنْ تَعْبُدُوا اللهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَأَنْ تَعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعًا وَلَا تَتَفَرَّقُوا، وَتَسْمَعُوا وَتُطِيعُوا لِـمَنْ وَلَّاهُ اللهُ أَمُرَكُمْ؛ وَأَنْهَاكُمْ عَنْ قِيلٍ وَقَالٍ، وَكَثْرَةِ السُّؤَالِ، وَإِضَاعَةِ الْـمَالِ. حب هـ حل وَابْنُ جَرِيرٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
Âmüruküm bi-selâsin. Ve enhâküm ‘an selâsin âmüruküm en ta’büdüllâhe ve lâ tüşrikû bi-hî şey’en ve en ta’tesımû bi-hablillahi cemî’an ve lâ teteferrakû ve tesma’û ve tutî’û li-men vellâhüllahu emraküm ve enhâküm ‘an kîlin ve kâlin ve kesrati’s-süâli ve idâ’ati’l-mâli.
Sadaka rasûlullah ne netaka habîbullah fî-mâ kâle ev ke-mâ kâle.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz; İbn Hibbân’ın, İbn Mâce’nin, Hulvani’nin, [1] İbn Cerîr’in, Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet eylediği bu hadîs-i şerîfte buyuruyor ki;
Âmüruküm bi-selâsin. Ben size üç şeyi emrediyorum.
Ve enhâküm ‘an selâsin. Üç şeyi de yasaklıyorum, Şu üç şeyi yapın. Şu üç şeyi de yapmayın.
Âmüruküm. Size emrediyorum ki;
En ta’büdüllâhe ve lâ tüşrikû bi-hî şey’en. Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, şerik koşmayın, sadece Allah´a ibadet edin.
Ve en ta’tesımû bi-hablillahi cemî’an ve lâ teteferrakû. Ve Allah’ın ipine, sımsıkı yapışın ve ihtilafa tefrikaya düşmeyin. Allah’ın ipine sımsıkı yapışın demekten murat; Kur’an-ı Kerîm’e, Allah’ın dinine, emirlerine sımsıkı sarılın. İslam’a sımsıkı sarılın demek.
Ve tesma’û ve tutî’û li-men vellâhüllahu emraküm. Allah’ın, işlerinizi kendilerine havale ettiği idarecilerinize; kulak verin ve itaat edin. Sözlerini dinleyin, emirlerini tutun ve itaat eyleyin.
Ve enhâküm ‘an kîlin ve kâlin. Sizi dedikodu yapmaktan, men ederim. Kîl ve kâl. Kîl, dendi ki demek. Kâle, dedi ki demek.Dedikodu vesaire bunları yapmaktan men ederim. Yapmayın böyle şey.
Ve kesrati’s-süâli. Ve çok soru sormaktan men ederim.
Ve idâ’ati’l-mâli. Malı boş yere zayi etmekten, telef etmekten, tahrip etmekten, lüzumsuz yerlere sarf etmekten, sizi men ederim.
Burada tabi Peygamber efendimiz, bir kere tevhidi emrediyor. Yani imanını güzel olmasını, doğru olmasını, sadece Allah’a ibadet edilmesini emrediyor. Şirke sapılmamasını, müşrikliğe kayılmamasını, hiçbir şeye Allah’a şerik koşmamayı emrediyor. Allah’ın dinine, Kur’an-ı Kerîme, emirlerine sımsıkı sarılmayı emrediyor. Tabi hem itikat, hem de Allah’ın dinine sımsıkı sarılıp, dini güzel yapmak bilgiyle olur. Bilgisiz olmaz. Bilmeden insan, çok hatalar yapar. Cahil insan, çok hatalar yapar.
Onun için; Allah’ın dinini güzel öğrenmek için, çalışmamız lazım. Büyüklere yönelik çalışma yapmamız lazım. Çünkü büyüklerde bilmiyor. Hanımlara yönelik çalışma yapmamız lazım. Çünkü hanımlar da bilmiyor. Delikanlılara yönelik, genç kızlara yönelik çalışma yapmamız lazım. Çünkü onlara biz öğretmemişiz. Hiçbir şey bilmiyorlar. Çocukları, hele hele küçükleri, tecrübelerimize dayanarak küçükten iyi yetiştirmemiz lazım. Sağlam yetiştirmeye çok dikkat etmemiz lazım. Küçükten, ağaç yaş iken eğilir. Güzel huyları öğretebilirsek, ibadeti, taati sevdirebilirske, en kolayı o zaman olur, büyüdükten sonra zorlaşır.
‘An kîlin ve kâlin. Yani dedikodudan men ederim.
Dedikodu ne demek?
Bir kere gıybet, demek. Olmayan insanın aleyhinde, şöyle olmuş böyle olmuş. İkincisi asılsız bir mesnede dayanmayan, ilmi değeri olmayan hurafeler demek. Boş laflar demek. Mâlayâni sözler demek. Bir de lafa çok dalıp da icraatı yapmamak. Yani icraatsız, kuru lafla yetinmek demek olabilir. Bunları yasaklıyor efendimiz. Birde çok soru sormayı yasaklıyor, efendimiz.
Çok soru sormanın yasaklanması nedendir?
Aslında soru sormak, güzel soru sormak iyi bir şeydir. Yerinde güzel bir soru sormak, ilmin bilinmeyen köşelerinin aydınlanmasına yol açar. Kalkarsın bir güzel soru sorarsın, o da ona cevap verince;
Ha iyi bak, ben bunun bu tarafını anlayamamıştım der, anlar. Onun için büyükler demişlerdir ki;
Hüsn ü suali minel ilmi.
Yani soruyu yerli yerince, tam güzel sormak, ilimdendir yani. Âlim, güzel soru sorabilir ve ilmi geliştirir. Lüzumsuz olmadık laf söylemez aklı başında olan insan. Sorusu da oturaklı olur, yerli yerinde olur. Fazla soru sormanın, bura da yasaklanmasının sebebi, peygamber sallallahu aleyhi vessellem efendimiz kendilerine ne emretti ise, az da değil fazla da değil onu yapsınlar. Fazla kurcalayıp da kendi işlerini zorlaştırmasınlar diyedir. Çünkü soru sordukça konu sıkışır, sıkıştıkça yapmak da zorlaşır. Soru sorulmadan.
--- Yani bu kadar alma, azıcık al, çöpe de atma. Yani sırf ekmeğin arkasına yapıştırılan, fırının adını yazan puldan, orasını çıkartacağız diye, çıkartıp kesip atıyorlar, sırf o ne kadar yekün tutuyormuş. O bile zayiat oluyor. Bir de artık tabağa fazla alıp yememek, yemeği beğenmemek, atmak mesela zayiat oluyor. İşte böyle israf etmek olabilir. Bir de malı yerine sarf etmemek olur. Yılbaşı eğlencesi için, şu kadar milyon şu kadar milyar masraf yaptı. İsraf bu. Ayıptır, günahtır, dünyada şu kadar fakir insan varken, açlıktan ölen insan varken, ne oluyorsun ya, bunun gibi olabilir. İşte mal aldığı zaman, insanın elinde malı olduğu zaman, onu da şöyle Allah’ın rızasına uygun kullanması gerekiyor.
İkinci hadîs-i şerîf.
آيَةٌ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْـمُنَافِقِينَ شُهُودُ الْعِشَاءِ وَالصُّبْحِ، لَا يَسْتَطِيعُونَهُمَا. ض هب عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْـمُسَيَّبِ مُرْسَلًا.
Âyetün beynenâ ve beyne’l-münâfikîne şühûdü’l-‘ışâi ve’subhi lâ yestetî’ûne hümâ.
Bu hadîs-i şerîfte peygamber efendimiz buyurmuş ki;
Âyetün beynenâ ve beyne’l-münâfikîne. Münafıklarla bizim aramızdaki farkı gösteren belge, delil nedir?
Şühûdü’l-‘ışâi ve’subhi. Yatsı namazına ve sabah namazına bizim gelmemizdir. Bu bu işte fark. Münafıklar. Lâ yestetî’ûne hümâ. Bu iki namaza, münafıklar gelemezler.
Yatsıya neden gelemezler?
Gündüz çalıştım, yoruldum diye gelemez. Keyfini bırakamaz.
Sabaha niçin gelemez?
Uykudan kalkıp, uykusunu bölüp de gelemez. Yine keyfinden.
Bu keyfe düşkünlük, ibadeti yapmamak ,neden kaynaklanır?
O da münafıklıktan kaynaklanır. Münafıklar yatsı namazına, sabah namazına gelemezler.
Onun için sizin, yani sizlerin ve bizlerin yatsı ve sabah namazına özel gayret göstermemiz lazım ki münafıkların derekesine düşmeyelim, aşağıya düşmeyelim. Münafıklar gibi olmamak için, yatsı namazına, sabah namazına gelmemiz lazım. Sabah ve yatsı namazı için iş mazereti de olmuyor. Sadece işte yorgunluk oluyor. Bilmem uykuyu bölememek oluyor. O da Müslümana yakışmaz. Müslüman, uykunun esiri değildir. Müslüman yatsı namazına, sabah namazına gelmek değil, teheccüde bile kalkar. Daha geceleyin bile uykusunu böler. Şöyle bir yatayım, deliksiz bir uyku uyuyayım yok. Müslümanın uykusu, zaten parça parçadır. Bir miktar yatsıdan sonra yatar, uyur, teheccüde kalkar, teheccüdden sonra biraz yatar, sabaha kalkar, ondan sonra işine gider. Bir de ondan sonra, gündüz uyur. Efendimizin sünneti böyleydi.
Kaylûle denir gündüz uykusuna. Gündüz de uyudun mu, emredildiği şekilde yaparsın. Yaptım olur.
Mesela soru sorulduğu zaman, nasıl sıkışır onu anlatalım. Hanım dedi ki evde bugün yemek yok, git çarşıdan bir şeyler al. Çok rahat, Şimdi ne istersen onu alırsın eve getirirsin, olur. Çarşıdan bir şeyler al dedin, işte aldım. Biter. Kolay.
Hanım nasıl bir şey alayım?
Dur bakayım düşüneyim. Bilmem şundan al, şundan al, şu yemeği yapalım. Haydi bu sefer aldın mı başına belayı. Gideceksin o sipariş edilen malları arayıp bulacaksın. Ya Cleveland’a gideceksin. Ya şehre, city’e gideceksin, ya bilmem nereye gideceksin. Çünkü, sordun.
Hanım dedi ki; et al, et pişirelim. Hanım ne alayım? Yağsız kuşbaşı al. Kuşbaşı, koyun etinden mi alayım, sığır etinden mi? Kuzu etinden al. Yani iş biraz daha, kuzu eti her yerde bulunmaz. Gidersin kasaba. Yok abi der. Haydi bakalım. Kuzu eti de al dedi. Git pirinç al, gel. Tamam. Pirinci alır gelirsin. Olur biter. Amma nasıl pirinç alayım dedin mi? Pilavlık olsun, bilmem şöyle olsun, böyle olsun deyince, yani soru soruldukça, işi zorlaştırır, yapılacak işi zorlaştırır.
Peygamber efendimize, birisi sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki; Allah size hac etmeyi emrediyor, hac edin.
Her sene mi Ya Resûllullah?
Her sene mi hac edeceğiz Ya Resûllullah?
Efendimiz sustu, cevap vermedi.
Ya Resûllullah, her sene mi hac edeceğiz?
Gene sustu, peygamber efendimiz.
Ya Resûllullah, her sene mi hac edeceğiz?
Efendimiz evine girdi, cevap vermedi, evine girdi. Bir müddet sonra çıktı. Demek ki o fazla ısrardan, memnun olmadı yani. Evine girdi. Biraz sonra çıktı.
Ey insanlar!
Dedi:
“Ben size bir şey söylemişsem yapın. Fazla soru sormayın. Çünkü eski ümmetler peygamberlerine çok soru sordular, işi zorlaştırdılar, yokuşa götürdüler, yapamadılar. Ondan helak oldular. Eğer demin her sene mi hac edeceğiz Ya Resûllullah? Dendiği zaman, ben de dönseydim onlara, evet deseydim, her sene hac etmeniz gerekecekti ve yapamayacaktınız ve günaha girecektiniz.Onun için ben size ne kadar söylemişsem o kadarını kabul edin. Fazla kurcalayıp da işi zorlaştırmayın. “
Yani bundan. Yoksa insanın bilmediğini sorması sevaptır.
Ben bunun nasıl olacağını bilmiyorum, bana anlatır mısınız?
Sorması sevaptır. Tamam. Yani sual yasak değil. Lüzumsuz, fazla sual yasak. İşi zorlaştıracak fazla sual yasak.
Ve bir de malın zayi edilmesi. Malın zayi edilmesi demek, israf edilmesi demek olur. Tenekeler dolusu, bidonlar dolusu yiyecekler, yemiyor millet, tabağının yarısı duruyor, yarısını atıyor, ekmekler küfleniyor vs vs.
Yani böyle sapasağlam olur. Çünkü Müslüman sabah namazına geldiğinden, ötekilerden dört saat önce başlamış oluyor güne. Dörtte, kalkmış oluyor. Beşte, camiye gelmiş oluyor falan. Ötekiler öyle yapmıyorlar. Onun için Müslümanın gündüz bir ara dinlenmesi lazım.
Gündüzün dinlenmek çok şifalıdır, çok da faydalıdır, çok da insanın dinç dinç iş yapmasını sağladığı için, sıhhatine de uygun olduğundan, işi de çok yapmaya sebep olduğundan, hatta mümkünse fabrikatörler işçilerine 45 dakika istirahat vermelidirler. Akşamleyin bir saat daha 45 dakika daha geç çıkartsınlar, işin verimi fazla olur. Öğleden sonra verim tamamen düşer, uykusu gelir, gözler kapanır vs. filan.
Gündüz uykusu, önemlidir.
Birde tabi gündüz uykusu uyuyamayacaksa, şimdiki çalışma düzeninden dolayı, insan akşam erken yatması çok önemlidir. Yatsıdan hemen sonra yatması, Müslümanların adetidir. Yatsı sohbetleri, yatsıdan sonraki sohbetler pek makbul değildir. Hakkında, böyle yapmayın diye hadîs-i şerîfler vardır. Yatsıdan sonra hemen yatıp uyumalı ki, uykusunu alsın, sabah namazına rahat gelsin. Geç yattığımız zaman, sabah namazına gelemeyiz. Erken yattığımız zaman teheccüde bile kalkarız. Sevap kazanırız.
O bakımdan; erken yatmayı adet edinmeli, yatsıdan sonra pek uzatmamalı, adet edinmeli.
اِئْتِ الْـمَعْرُوفَ، وَاجْتَنِبِ الْـمَكْرُوهَ، وَانْظُرْ مَا يُعْجِبُ أُذُنَكَ، أَنْ يَقُولَ لَكَ الْقَوْمُ إِذَا أَنْتَ قُمْتَ مِنْ عِنْدِهِمْ، فَأْتِهِ، وَانْظُرِ الَّذِي تَكْرَهُ أَنْ يَقُولَ لَكَ الْقَوْمَ إذَا قُمْتَ مِنْ عِنْدِهِمْ، فَاجْتَنِبْهُ. خ فِي الْأَدَبِ، وَابْنُ سَعْدٍ، وَالْبَغَوِيُّ، هب عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ أَوْسٍ.
İ’ti’l-ma’rûfe ve’c-tenibi’l-mekrûhe ve’n-zur mâ yu’cibü üzünüke en yekûle le-ke’l-kavmü izâ ente kumte min ‘ındihim fe’tihî ve’n-zurillezî tekrahü en yekûle le-ke’l-kavmü izâ kumte min ‘ıdihim fe’c-tenibûhü.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vessellem ,bu akşam ki sohbetimizin bu sonuncu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
İ’ti’l-ma’rûfe. İyiliği yap. Aklının ve İslam’ın teşvik ettiği, doğru olduğunu söylediği, iyilik olarak belirttiği, güzel işi yap. Namaz olsun, ibadet olsun, sadaka olsun, hayır olsun, arkadaşına yardım olsun, ziyaret olsun vs. iyi şeyleri yap.
Ve’c-tenibi’l-mekrûhe. Hoşlanılmayan şeylerden de kaçın. Yani münker veya mekruh. Yani bundan kaçın.
E bunun ölçüsü ne?
Yani iyilik nedir?
Kötülük nedir?
Bunun bir ölçüsünü veriyor, bu hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz.
Ve’n-zur. Bak ki;
Mâ yu’cibü üzünüke en yekûle le-ke’l-kavmü izâ ente kumte min ‘ındihim. İnsanların arasında oturuyorken, sen onların arasından kalkıp gitsen, ayrıldığın zaman, senin arkandan insanlar ne derler senin hakkında, değerlendirmeleri, sözleri ne olur?
Ben şu işi yaparsam acaba, bana arkamdan, ben olmadığım yerde, beğenirler mi, ne derler acaba?
Eğer iyi şeyler konuşacaklarsa, emr-i bi'l mâruf, nehy-i anil münker vazifesini hiç ihmal etmeyelim. Dobra dobra, doğru doğru hakkı söyleyelim. Çünkü bazen bakarız ki; komşu, çocuklarına haksızlık yapıyor, birisini kayırıyor, ötekisini mahrum ediyor. Komşu bak bu günahtır. Çocuklarının arasında, adaletle muamele et.
Veya bakıyoruz ki, bir adam, melek gibi karısı var, gece gündüz dövüyor. Komşu, haksız yere sesini duyuyoruz. Kadıncağızı bangır bangır bağırttırıyorsun, dövüyorsun, böyle bir şey yapma ha. Yaparsam ne olur? Valla bir kere günah olur da, sonra iyi olmaz bak haa. Komşular bu işten pek hoşlanmadılar, hepsiyle de bozuşmak işime gelmez, en iyisi bu işi ben yapmayım, engel olma olur yani. Veyahut birisi birisini aldatacak. Ötekisi, aldanacak. Det hadi bakalım, saf buldun onu aldatmaya çalışıyorsun ha, yapma öyle falan bu bizim vazifemiz.
Emr-i bi'l mâruf, nehy-i anil münker, Müslümanın farz vazifelerinden birisidir.
Allah bu görevleri güzel yapmayı nasip eylesin. İslam’ı tam anlamayı öğrenmeyi ve öğretmeyi nasip eylesin. Çocuklarımızı güzel yetiştirmeyi nasip eylesin. Cennete de bi gayri hisab dahil eylesin, cümlemizi.
00.00.2000 -
Allahın Merhameti, Namaz,
00.00.2000 -
Alimin Üstünlügü, Şefaat
