00.00.2000 - Allahın Merhameti, Namaz, Hac, Zekat, Akrabaya İlgi, Ana Babaya İtaat, İyiliği Emretmek

00.00.2000 - Allahın Merhameti, Namaz, Hac, Zekat, Akrabaya İlgi, Ana Babaya İtaat, İyiliği Emretmek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîn. Muhammedini'l Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'dü:
Fe-kâle Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
أَتَرَوْنَ هٰذِهِ رَحِيمَةً بِوَلَدِهَا؟ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، اللهُ أَرْحَمُ بِالْـمُؤْمِنِينَ مِنْ هٰذِهِ بِوَلَدِهَا. عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ عَنْ ابْنِ أَبِي أَوْفَى.
E-teravne hâzihî rahîmeten bi-veledihâ vellezî nefsî bi-yedihî lallâhu erhamü bi’l-mü’minîne min hâzihî bi-veledihâ.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
E-teravne hâzihî rahîmeten bi-veledihâ.
"Şu kadını görüyor musunuz? Nasıl merhametli, şefkatlı evladına karşı? "
Nasıl bağrına bastı, nasıl emziriyor, ne kadar öpüyor, kokluyor. Görüyor musunuz ne kadar seviyor evladını şu kadın.
Görüyorlar tabi. Gözünün önünde bir sahne bu. Sanıyorum esirlerden bir kafile gelmiş. O kafilede yollarda -tabi esir nakli bu- ayrı düşmüşler. Kafile meydana getirildiği zaman, bu taraftaki kadınlardan bir tanesi koşturmuş, öbür taraftaki yavrusuna. Onu almış bağrına basmış, öpmüş, koklamış. Merhamet tabi, şefkat, anne sevgisi, evladıyla kavuşmanın sevinci var.
Demiş ki peygamber Efendimiz:
"Bakın yavrusuna nasıl merhametli bu kadın görüyor musunuz?"
Görüyoruz.
Lallâhu. Allah kelimesinin başına lâmı tekid gelmiş. Lallâhu vellezî nefsî bi-yedihî. "Canım kudreti elinde olan Allah'a yemin olsun ki." Nefsim elinde olana yemin olsun ki. Lallâhu. "Hiç şüphe yok ki Allah." Erhamü bi’l-mü’minîne. "Müminlere çok daha şefkatli merhametlidir." Min hâzihî bi-veledihâ. "Bu kadının, bu çocuğuna sevgisinden, merhametinden, şefkatinden çok daha merhametlidir."
Allah müminleri sever. Müminleri o kadının o evladını sevdiğinden çok çok daha fazla sever. Çok daha fazla onları korumaya, ateşe atmamaya, onları sevindirmeye Cenâb-ı Mevlâ’nın merhameti çok daha fazladır.
Buna rağmen tabi şirk koşanları, kâfir olanları, Allah’tan gayriye tapınanları, ya da Allah’a tapınırken Allah’a şerîk koşanları, kızı var, oğlu var Allah’ın, bu onun timsalidir vesaire... Onlara merhamet etmiyor, onları en şiddetli azapla azaplandıracak.
وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿١٦٣﴾
Ve ilâhüküm ilâhün vâhidün lâ ilâhe illâ hüve’r-rahmânü’r-rahîm. [1]
Onun için en önemli şey, insanların her işi bırakıp da ilk başta üzerinde duracakları en önemli konu; yaratanlarının birliğini, tek olduğunu, şeriki nazir olmadığını, O'ndan başka hiçbir ilah mâbud olmadığını, başka şeylere tapmanın çok yanlış olduğunu, çok büyük zulüm, çok büyük haksızlık, çok büyük yanlışlık olduğunu düşünüp toparlaması lazım.
Milyarlar vererek mabetler yapıyorlar, milyarlar vererek putlar dikiyorlar, yontuyorlar. Heykeller tunçtan, madenden; trilyonlar harcıyorlar. Halbuki orada, vatandaşları açlıktan ölüyor, sefaletten kırılıyor.
Wollongong’daki mabed için kaçmilyardolarharcamışlar?
Paraları topluyorlar, veriyor öteki şaşkınlar da. Onlar da burada yapıyorlar. Çok acayip işler.
En önemli şey, doğru inanç.
Bu yeni okuyacağım hadîs-i şerîfte de Efendimiz buyuruyor ki;
اِتَّقِ اللهَ، وَأَقِمِ الصَّلَاةَ، وَآتِ الزَّكَاةَ، وَحُجَّ الْبَيْتَ وَاعْتَمِرْ، وَبِرَّ وَالِدَيْكَ، وَصِلْ رَحِمَكَ، وَأَقْرِ الضَّيْفَ، وَأْمُرْ بِالـْمَعْرُوفِ، وَانْهَ عَنِ الْـمُنْكَرِ، وَزُلْ مَعَ الحَقِّ حَيْثُ زَالَ. طب عَنْ مُخَوَّلٍ السُّلَمِيِّ.
İttekıllahe ve ekımi’s-salâte ve âti’z-zekâte ve hücce’l-beyte ve’temir ve berra vâlideyke ve sı'l rahimeke ve ekri’d-dayfe (ve’k-ri’d-dayfe olsa daha iyi) ve’mur bi’l-ma’rûfi ve’n-he ani’l-münkeri ve zül me’a’l hakkı haysü zâle.
Taberânî rivayet etmiş bu hadîs-i şerifi.
Efendimiz on tane emir, tavsiyede bulunuyor. Bu on tavsiyeden birincisi;
İttekıllahe. "Allah’tan kork." Aslında ittekî; sakın demek. Kendini korun, gelecek tehlikeye karşı kendini kolla demek. Allah’tan sakınmak neden?
Allah’ın sevmediği işi yaparsan Allah cezalandırır. Tehlikelerin en büyüğü; Allah’ın cezasıdır, gazabı, ateşi. Onun için Allah’tan İttekı deniliyor. "Allah’tan sakın! Kendini kolla ki, gazabına uğrayamasın." demek. Allah’tan kork!
Bu Allah’tan korkmak, sakınmak, kollamak kendisini, günahlara, haramlara düşmemek en önemli işidir Müslümanın. En önemli iş budur. Önce Allah’tan korkacak. Yapacağı işin, Allah’ın rızasına uygun olup olmadığına bakacak ve yapmayacak. İlk iş bu! Peygamber Efendimiz'in bu hadîs-i şerîfte ikinci emri;
Ve ekımi’s-salâte. "Namazı kıl." Allahu Teâlâ hazretleri bize günde beş defa huzuruna gelip ibadet etmeyi emretmiş. Bu namazı kılacak. Farz! Önemli bir ibadet. Günde beş defa Cenâb-ı Mevlâ’nın divanına varacak, huzuruna girecek, önünde ibadetini yapacak.
Üçüncüsü;
Ve âti’z-zekâte. "Zekâtı ver." Zekât da Müslümanın, topluma yönelik görevi. Her zenginin toplumdaki muhtaçlara parasından bir miktar vermesi lazım.
Nedir bu miktar?
Hepsi belirli. Altından, gümüşten, deveden, koyundan, ziraat mahsulünden, meyveden ne kadar verileceği hepsi... Zekât, öşür.
Sulanan araziden ne kadar verecek, sulanmayan araziden ne kadar verilecek?
Hepsi belli!
Bu verilecek.
Peygamber Efendimiz zekâtı toplattırırdı. Zekâtı toplayanlara zekât âmili denilirdi. Zekât işiyle vazifeli, amele demek. Zekât âmili -vazifeli- paraları toplar getirtirdi; topluma harcatırdı. Toplanan paralar topluma harcansa, toplumlar ihyâ olur, ihyâ olur, ihyâ olur. Büyük, çok büyük paralar, çok yanlış yerlere harcanıyor.
Dördüncüsü;
Ve hücce’l-beyte. Bir de "Beytullah’ı hacceyle, ziyaret eyle." Ve’temir. "Veyahut umre yap."
Hac zamanında hac yap. Hac mevsiminin dışındaki zamanlarda da umre yap. Veya hacca gittiğin zaman hem hac, hem umre yap. Bunu da emrediyor.
Beşincisi;
Ve berra vâlideyke. "Ana, babana iyi evlatlık yap." Bu da çok önemli. Anne, babasına hizmet etmek, ihtiyarlığında onu rahat ettirmek veya gençliğinde... Genç de olsa -babası yirmi iki yaşında da olsa, otuz yaşına geldiği zaman evladı on yaşına gelir, o zaman bile- itaat edecek, babasına saygı gösterecek. Hatta büyük abi bile, baba makamında saygı görecek. İslam'da ayakkabısını masaya dayayıp da ismiyle hitap etmek yok babaya. Yaslanıyor, masaya da ayağını bacak bacak üstüne atıyor, ne kalkmak, ne şey yapmak. Babasına John diyor, merhaba diyor, hoş geldin diyor, bilmem ne diyor.
Benim aklım gidiyor geliyor, donup kalıyorum ben.
Baba otur demeyince, oturulmaz. El pençe divan durulur, hürmet edilir. Anaya hürmet edilir. Ne anayı dinleyen var, ne babayı dinleyen var. Ne müslümanlarda, ne başkalarında.
İslam'da öyle değil!
İslam'da evlat, anne babaya son derece saygılı, itaatli olacak. Ama yanlış yola sevketmeye çalışırsa, o zaman değil! Çünkü asıl itaat, Allah’a. Allah’ın emri olduğundan ana babaya itaat ediyor.
“Gel benimle put haneye”.
Gelmem! Öyle şey yok.!
“E Ben senin babanım.”
Babamsın. Ama Allah puta tapmayın dedi.
“İç bakalım şu içkiyi”
Olmaz!
“İşi değiştirelim. Lokantaya içki koyalım”
Olmaz!
Allah’ın yasakladığı şey yapılmaz, emrettiği şey bırakılmaz. Ana babaya itaat -hatta her büyüğe, herhangi bir mevki makam sahibine itaat- Allah’ın emrine uygun emrettiği taktirdedir. Allah’a emrine aykırı, isyan olacak bir şeyi emrettiği zaman itaat yoktur. Günahtır, yasaktır.
Lâ tâ’ate li-mahlûkin fiâ ma’siyeti’l-hâlık.
"Allah’a isyanda, birisine Allah’ı isyanı emretti mi itaat olmaz." İtaat olursa günah olur.
Parti başkanı...
Olmaz!
Öğretmen...
Olmaz!
Müdür...
Olmaz!
Anne babaya itaatten sonra;
Ve sıl' rahimeke. "Akrabana bağlantını, ilgini, kayırmanı, gözetmeni devam ettir." Akrabalık bağlarını canlı tut. Sevgini, saygını muhafaza et. Onlara gerekirse maddi yöndende yardımcı ol.
Ve ekri’d-dayfe. "Misafir geldi mi, misafire de layık olan ikramı yap." Yani yeme içme babında...
Şimdi çölde gidiyor adam. Akşam oldu, suyu bitti, torbasında hurması kalmadı bir köye geldi.
Ne olacak?
Dükkan yok, kasap yok, bakkal yok, fırın yok.
Ne olacak?
Aç mı kalacak?
"Vermezlerse bile vir misafire verilmesi gerekeni alın." diyor Peygamber Efendimiz.
Ha! Demek ki; hayat, can önemli! Başkasının malı alınmaz diye adam ölsün mü?
O mal başkasının değil ki, Allah’ın malı. Allah vermiş ona. O’da ona verecek. Misafirin hakkı var.
Vermem.
Vermezsen yılan sokar seni.
Sahabeden birkaç kişi gittiler böyle bir yerde, yolda bir oba gördüler, bedevi obası, yanaştılar. Çadırlar... Bir kabile artık. Dediler ki; "yolcuyuz, yardımcı olun bize." Mübarek insanlar, sahâbe bunlar. Allah’ın sevgili kulları. Peygamber Efendimiz'in asabından yani.
"Yok." dediler. Ne barındırdılar, ne misafir ettiler, ne bir şey ikram ettiler. Bunlar kumlara yattı, içeri de almadılar. Biraz sonra içerden bir feryadı figan... Bir bağrışma çığrışma... Şöyle yüzünü örterek bir cariye geldi, kadın geldi.
Bunlara "İçinizde hekimlikten anlayan var mı? Kabile reisini zehirli yılan soktu, ölecek. Zehire tedavi çaresi bilen var mı?” dedi. Adam gidecek, ölecek.
Bir tanesi kalktı "ben biliyorum." dedi. Gitti Fâtiha’yı okumuş mübarek. Mübarek ağzıyla mübarek Fâtiha suresini okumuş; zehir durmuş ve ölümden kurtulmuş.
Çünkü sahabe-i kiram bunlar. Evliya bunlar. Allah’ın mübarek kulları. Fâtih’a da Allah’ın kelâmı. Şifa...
Artık ikram ikram... Haa daha evvel aklınız nerdeydi? İlk başta niye yapmadınız? Allah işte böyle yılanı sokturtturur, canınızı yaktırtır, burnunuza getirtir ondan sonra da kuzu kuzu ikramı yaparsınız. Ondan sonra canı kurtuldu diye neler neler ikram etmişler.
Ama o mübarek de üzülmüş. "Yahu Kur’an okuduk, maddiyata kavuştuk. Doğru mu yaptık eğri mi yaptık. Bu ikramlara hediyelere dokunmayın. " demiş.
Gelmişler, Peygamber Efendimiz'e anlatmışlar. "Bu durumda bir mahzuru yok. Siz Kur’an’ı Kerîm’i satmadınız, sömürmediniz, Kur’an ticareti yapmadınız. Olayların gelişmesi tabii. Ben de yerim verin." demiş. Helal olduğunu beyan eylemiş.
Demek ki; misafire ikram da bir şart! Ölecek mi adam? Yapacaksın ikramı.
Sonra;
Ve’mur bi’l-ma’rûfi. "Dinin güzel saydığı, aklın güzel şey saydığı şeyi emret." Çoluk çocuğuna, etrafına, gücünün yettiği kadar, mevki makamın yettiği kadar yaptır. Emr-i mâruf yap.
Hepimizin iyiliği yapması ve yaptırtmaya çalışması lazım. Hepimizin!
Çevremizde gücümüzün yettiği, borumuzun öttüğü yerde 'burada benim borum öter. Ðüttüdü düüüt. Burası benim hakimiyetim altında. Her horuz kendi çöplüğünde öter, burası da benim mıntıkam' Tamam! O zaman sen orada emr’i mâruf yapacaksın. Sözün dinleniyor. Hatta senin borunun ötmediği yerde bile nasihat olarak yapacaksın. "Kardeşim siz böyle yapıyorsun, günahtır, ayıptır. Öyle yapmayın! Şöyle yapın! Şöyle yaparsanız sevaptır." diye söyleyecek. Emr-i mâruf.
Sonra;
Ve’n-he ani’l-münkeri. "Kötülüktende men edecek." Kötülüğü de yaptırmayacak. 'Ne yapıyorsunuz ya, yapmayın onu' diyecek yaptırtmayacak. Yaptırtmamaya gücü yetiyorsa; yaptırmayacak. Pazısı kuvvetliyse, efeyse, ağaysa yaptırtmayacak. O kadar güçlü kuvvetli değil, karşıdaki adamlar kalabalıksa, söyleyecek. "Yapmayın, etmeyin, günahtır." diye engellemeye çalışacak. Ona da gücü yetmiyorsa;
“Ya Rabbi! Sen bu zalimlerle beni aynı kefeye koyma. Ben bunların yaptıklarına razı değilim. Gücüm yok. Çeviremiyorum bu yaptıklarından, döndüremiyorum bunları. Söylüyorum laf anlamıyorlar. Aman Ya Rabbi!" diye Allah’a sığınacak. Dokuzuncusu bu.
Onuncusu;
Ve zül me’a’l-hakkı haysü zâle. "Hak nerede ise, hakkın peşinden git hakla beraber ol." Haktan yana ol. Kim haklıysa dobra dobra "kardeşim sen haklısın. Ben senin yanındayım." de. Bu da işte Müslümanın ahlâkı. Haklıdan yana olmak. Şöyle bir bakacak manzaraya, olayı şöyle bir inceleyecek.
"Kardeşim sen haksızsın, bu haklı!" diyecek. Hemen haklının yanında yer alacak.
Ve zül me’a’l-hakkı haysü zâle.
Sonra kendisine hak söylendiği zaman, kendisi, hakkın yanına gelecek. Yanlış yapıyorsa bırakacak; hakkı kabul edecek. O da önemli! Bazısına söylüyorsun, kıpkırmızı kesiliyor; yapmıyor. Senin söylediğini yapmıyor öyle olmayacak.
Efendimiz bu hadîs-i şerîfte on tane emri toplamış.
Ve üçüncü hadîs-i şerîf;
اِتَّقُوا اللهَ، وَاعْدِلُوا بَيْنَ أَوْلَادِكُمْ. خ م عَنِ النُّعْمَانِ، وَطب عَنْهُ: اِتَّقُوا اللهَ، وَاعْدِلُوا بَيْنَ أَوْلَادِكُمْ، كَمَا تُحِبُّونَ أَنْ يَبَرُّوكُمْ.
İttekullahe va’dilû beyne evlâdiküm. Kemâ tuhibbûne en yeberrûküm.
Efendimiz buyurmuş ki;
İttekullâhe. "Allah’tan sakının, korkun." Azabından, gazabından korunun, korkun.
Va’dilû. "Adalet eyleyin." Hakkaniyetli davranın. Beyne evlâdiküm. "Evlatlarınızın arasında."
Başka bir rivayette de Efendimiz şu ifadeyle söylemiş:
"Allah’tan korkun, evlatlarınızın arasında adaletli, eşit davranın."
Kemâ tuhibbûne en yeberruküm.
"Onların size itaatli olmasını nasıl seviyorsanız, siz de onların seveceği gibi adaletli davranın." Onların size itaatli olmasını istiyorsunuz ama sen de eşit davran. Birisini sevip ötekisini dövmek... Bir arkadaşın hanımı, bizim hanıma açıkça söylemiş. Ben de şaşırdım. "Ben çocuklarımdan şunu severim, ötekileri sevmem." demiş. Açıkça!
Olmaz! Eşit davranacak.
Gerçi sevgi insanın elinde olan bir şey. İtaat edeni sever, söz dinleyeni sever. İsyan edene kızar ama adaletli davranacak, eşit davranacak, eşitsizlik yapmayacak.
Bazen duyuyoruz mirasta filan, birisini kayırıyor, ötekisini üzüyor. Sevgide saygıda farklılıklar olabiliyor. Adaletli davranmazsa, o zaman ahirette onun hesabı var. Sorguya suala maruz olur.
Allah her işimizi adaletle yapmayı nasip etsin.
El Fâtiha.
[1] Bakara 163
00.00.2000 -
Arkadaşın Önemi, İyi
00.00.2000 -
Allah İnancı, İtaat,
