00.00.2000 - Kıyamet Alametleri

00.00.2000 - Kıyamet Alametleri
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmâin ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'dü;
Fe-kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
أَوَّلُ مَنْ يَشْفَعُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الْأَنْبِيَاءُ، ثُمَّ الْعُلَمَاءُ، ثُمَّ الشُّهَدَاءُ. أَبُو الشَّيْخِ فِي "الثَّوَابِ" وَالْخَطِيبُ وَالدَّيْلَمِيُّ عَنْ عُثْمَانَ.
Evvelü men yeşfe’u yevme’l-kıyâmeti’l-enbiyâü sümme’l-‘ulemâü sümme’ş-şühedâü.
Sadaka resûlüllâhi fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem; Ebû’ş-Şeyh ve Hatîb El-Bağdâdî ve Deylemî’nin, Osman radıyallahu anh dan rivayet ettiğine göre buyurmuş ki;
Evvelü men yeşfe’u yevme’l-kıyâmeti’l-enbiyâü. Kıyamet gününde ilk önce şefaat edecek olanlar.
El-enbiyâü. Peygamberlerdir.
Sümme’l-‘ulemâü. Sonra, ulemâ-i dindir. Ülemâ-i âmilîn, hulefâ-i vasilin, ilmiyle amil olan mübarek âlimlerdir.
Sümme’ş-şühedâü. Ondan sonra Cenâb-ı Hakk’ın yolunda yapılan savaşlarda can feda etmiş olan şehitlerdir. Biliyorsunuz ki, şefaat demek?
Birisini kurtulması için, işinin oluvermesi için, aracı olmak, ricacı olmak. İşi bitirecek kimseye, rica etmek manasına geliyor. Dünyevi işlerde de olur. Birisi, falanca insana bir şey yapacak ama tereddüt ediyor, yapmıyor vs filan. Ötekisi, onun tanıdığı bir kimseye diyor ki; bu adam beni tanımıyor vs. filan. Sen bir rica ediver. O da gidiyor. Ben bu adamı tanırım. Buna bu iyiliği yap. Bu, işin ehlidir. Bu işi iyi yapar. İşte böyle bir aracı, ricacı olmaya şefaat deniliyor.
Ahirette; Cenâb-ı Mevlâya, bazı kullarım affedilmesi için rica etmeye, niyaz etmeye de şefaat deniliyor. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem efendimiz, bu şefaat edeceklerin başında geliyor. Hatta hadîs-i şerîfte buyurmuş ki;
Şeffati li ehlil kebâiri min ümmeti. Ben ümmetimin, büyük günahları, işlemiş olanlarına şefaat edeceğim. Onlara da şefaatim olacak. Yani imanlı olduğu için, Resûlullah’a muhabbeti olduğu için, mümin olduğu için. Ya Rabbi! Bunu af ediver diye Peygambere efendimiz şefaat edecek. Şefaat edene ,şafi’ derler. Sonundaki harf ayın veyahut şefî’ derler. Şefaat; tabi makam tarafından ya kabul edilir ya da itibar olunmaz, kabul olunmaz. Sen karışma bu işe. Ben ona ne yapacaksam yapacağım. Sen hatırını ortaya koyma denilir.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem;
Eş-şefî’u’l-müşeffa’u.
Şefaati, makbul olan şefaatçidir. Reddedilmeyen, şefaati ricası kırılmayan şefaatçidir Peygamber sallallahu aleyhi vessellem efendimiz. İsimlerinden sıfatlarından birisi şefî’ dir. Ama nasıl?
Eş-şefî’u’l-müşeffa’u. Şefaati makbul olan, reddedilmeyen şefaatçi demek.
Peygamberlerin şefaat hakları vardır. Peygamber efendimiz, Cenâb-ı Hakk dua et, senin duanı kabul edeceğim demiş. Allahümmağfir li-ümmetî. Allahümmağfir li-ümmetî demiş iki defa. Dünyada, ümmetinin mağfiret olması için. Üçüncüyü tutmuş, ahirette şefaat için kullanacağını buyurmuş.
Şefaat ahrette; müteaddit yerlerde, kademe kademe, sıra sıra insanların başına gelecek olaylara göre, müteaddit yerlerde olacak şefaati. Mesela millet Mahkeme-i Kübra’yı, Arasat meydanında beklerken, terlere batmışken, tepesi kaynıyorken, Mahkemeyi Kübra başlasa da, herkesin yeri belli olsa diye Peygamberlere gittikleri sırada. Peygamber efendimize gelecekler. O Cenâb-ı Mevlâya; Ya Rabbi! Başlayıversin bu mahkeme. Ehli cennet gecikmesin cennete gitmekte diye. Böyle ilk şefaat oradan olacak. Sonra çeşitli yerlerde, bütün peygamberlerin korktuğu, çekindiği, durduğu noktalarda da peygamber efendimiz öne geçip şefaat edecek. İşlerin ilerlemesini, olumlu gelişmesini niyaz edecek Cenâb-ı Haktan. O da şefaatini kabul edecek efendimizin, diye hadîs-i şerîfler var.
Her peygamberin de kendi ümmeti hakkında şefaati olacak. Kendisine tabi olan, yardım eden, destek olan, kendi vazifesinin yapılmasında, Allah’ın dininin yayılmasında, hizmeti geçenlere, elbet şefaati olacak.
Şefaat edenlerin başında, Peygamber efendimiz geliyor. Bütün peygamberler, şefaat edecekler. Şefaat hakları var.
Sonra âlimler şefaat edecek. Tabi hadîs-i şerifte, âyet-i kerîme de âlim denildiği zaman, Allah’ı bilen, Allah’a güzel kulluğu bilen, Allah’ın sevdiği şekilde Allah’a güzel ibadet eden âlim kastediliyor. Yoksa, bilgi yığınlarını kafasına tıkmış, doldurmuş, bilgili insan manasına gelmiyor. Hatta öyleleri, makbul olmuyor. Yani bilgisi var ama uygulamıyor. Makbul olmuyor. Hatta Cuma suresinde; böyle âlimlerin, sırtına kitap yükletilmiş merkeplere benzetildiğini görüyoruz.
مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَارًاۜ … ﴿٥﴾
Meselüllezîne hummilü’t-tevrâte sümme lem yahmilûhâ ke-meseli’l-himâri yahmilü esfâran. (62/Cum’a 5)
Tevrat kendilerine indirildiği, gönderildiği halde, o Tevrat’ın Allah’ın emirlerinin uygulamasını yapmayanlar, emre uymayanlar, bilgi geldiği halde, bilgiyi uygulamayanlar, sırtına kitaplar yükletilmiş, merkeplere benzer. Himâra benzer diye geçiyor. İlmini kullanmayana vebal çok. İlmiyle amil olmayana, vebal çok. Hepsi helâk olacak. Yani bilgi yetmeyecek. Müftü olmuş, diyanet başkanı olmuş, meşhur olmuş, yazar olmuş, çok kitaplar yazmış. İlmini uygulamamışsa, o ilmi ona vebal olacak.
El-‘ılmü bi-lâ amelin vebâlün. İlmi uygulamazsa insan, o uygulanmayan ilim ona ahirete vebal olacak. Sen bunu biliyordun da niye uygulamadın? Yapmadın kendin? Denilecek. Halka nasihat edip, vaaz verip, telkin verip, halkı doğru yola çevirip de kendisi doğru yolda yürümeyen âlimleri de Peygamber efendimiz, muma benzetiyor. Mum. Yanan muma benzetiyor. Mum yanar, etrafı aydınlatır ama kendisini yakar tüketir. İlmini uygulamayan âlim, kendisini yakıp tüketen muma benziyor. Tabi çok güzel bir benzetme. Âlim deyince; peygamber efendimizin, Kur’an-ı Kerîm’in bahsettiği âlim deyince, dindar insan akla geliyor. Dindar olmayan, âlim değil.
Neden?
Allah’ın emirlerini tutmuyor. Cahil adam. Aklı olsaydı Allah’ın emrini tutardı. Allah’a asi geliyor. Demek ki âlim değil. Bir kere o siliniyor.
Şu kadar fizik bilirim, bu kadar kimya bilirim, matematikte bir taneyim, kendi fennimde, kendi bilgi dalımda uluslararası şöhret kazanmışım, şu kadar madalya almışım. Allah indinde, seni kurtarmaz bunlar. Çünkü Allah, bildiğini uygulayan âlimi seviyor, mümin insanı seviyor. Sen bunları yapmadın, senin kıymetin yok.
Nobel mükâfatı aldın. Bunların hepsi dünyada kalacak. Mirasçılara kalacak. Kitaplarda kalacak. Ahirette, Cenâb-ı Hak insanı, ameliyle değerlendirecek. İlmini uygulamayan âlimleri helâk edecek. Hatta uygulama bile, şarta bağlı. İlmini uygularken, ibadet ve taat ederken, ihlâslı olmak şartı da var. İhlâslı olmadığı zaman da, başka maksatla yaptığı zaman da kıymeti olmuyor. Ya şimdi beldenin müftüsü olmuşum, hacca gitmesem, bu halk bana ne der yav. Yani en iyisi kalkayım bir hacca gideyim. Olmadı. Sen bu halkın dilinden kurtulmak için hacca gidiyorsun. Senin haccın, güzel bir temele dayanmıyor. İyi niyete, ihlâsa dayanmıyor. Şimdi bu kadar mağazamız var, şu kadar zenginiz. Şimdi öteki zengin de kendi adına bir cami yaptırdı. Ben yaptırmasam, ondan aşağı kalırım, ayıp olur ya, ben de bir cami yaptırayım. Çünkü herkes de, ya öteki zengin cami yaptı. Sen nerelerdesin diyor, ayıp oluyor, bir cami de ban yaptırayım da, hatta onunkinden biraz kubbesi yüksek olsun, çapı büyük olsun, bahçesi geniş olsun. Haa sen nefsani bir yarış içindesin. Senin amelin ihlâslı değil. Güzel bir şeyi yapmak yetmiyor. Kafası, zihniyeti, niyeti güzel olmalı o işe yaparken. Niyeti bozuk olunca, riyakârca olunca, ihlâssız olunca, yine kabul etmiyor, Allah.
Âlim, ilmini uygulayan tatlı insandır. Ârif insandır, evliyâdır. Yani diyelim ki, burada önce peygamberler şefaat edecek.
Sümme’l-‘ulemâü. Sonra evliyâ şefaat edecek. Çünkü evliyâ, Allah’ın dostları demek. Allah’ın dostu nasıl olur insan?
Allah’ın sevdiği amelleri, yaparak. Sevmediği amellerden, kaçınarak olur. Ama bu adamı diploması yok. Çobanlık yapıyor, dağda. İyi ama Allah’a güzel kulluk yapmayı bilmiş ya, işte o âlim. Havada uçuyor. Mekke de namaz kılıyor. Sonra, geri geliyor.
Onun için, diploma meselesi değil. İrfan meselesi. İrfan sahibi ise ârifse, oduncu da olsa evliyâ olmuşsa âlimdir. Onlar da şefaat edecek.
Sümme’ş-şühedâü. Ondan sonra da Allah yolunda yapılmış olan mücadelerde, savaşlarda katılmış, Allah rızası için cihat etmiş, ondan sonra da canını vermiş, canından olmuş, dönmemiş.
Şimdi takvimde okudum. Oğluna nasihat ediyor. Şu nasihate bak. Diyor ki; Bilecik istasyonunda, oğlunu trene bindiriyor, harbe gönderiyor, baba.
Diyor ki;” Hüseyin. Aslan oğlum benim. Dayın Şıpka da, babam Dökme de, abilerin sekiz ay evvel Çanakkale de şehit düştüler. Bak son yongam sensin. Minareden ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse, sütüm sana haram olsun.” Tabi anneymiş bu, sütüm sana haram olsun diye, anne söylüyor. Bunu babası da şehit oldu ya. Babası da Dökme de şehit oldu. Dökme neresi bilmiyorum.
Anası diyor ki; sütüm sana haram olsun. Düşman gelecek de, bu camiler, minareler yıkılacak, kandiller sönecekse, sütüm sana haram olsun. Öl de, köye dönme. Düşmanı sokma. Yolun Şıpka’ya uğrarsa; dayının ruhuna, bir de benim için Fâtiha okumayı unutma. Kardeşi kendisinin yani. Haydi oğlum. Allah yolunu açık etsin. Ya gazi ol ya şehit. Böyle demiş. Anne böyle demiş. E kolay değil bu sözü söylemek. Evladım bir çaresini bul, askerden kaç, savaşa gitme. Sen bana lazımsın. Baban da öldü zaten. Başka insan mı yok, şehit olacak filan diyebilirdi. Ama öyle demiyor. Aman evladım diyor. Dinini koru diyor. Amma biz dinimizi koruyamadık. Hristiyanlar birleşti birleşti, ikinci cihan harbinde birbirlerinin tepelerine yağmur gibi bomba yağdıranlar, ittifak eylediler. Hollanda, kendisine saldıran Almanya ile birlik kurdu. İngiltere, Almanya ile dost oldu. Fransa ,Almanya ile barıştı. Avrupa Birliğini, Katolik Birliğini kurdular. Zaten daha önceden, dünyanın her yerinde, siyasete hakim olmadan da, halka hakim idiler bu teşkilatlar, kiliseler, ahaliyi elinde tutuyorlardı, kralları indiriyorlardı tahttan, kralları yalvartıyorlardı kendilerine.
Papalığın da bir devleti var. Bütün devletlerin de Vatikan da büyükelçiliği var. Saydırtıyor kendisini. Türkiye de büyükelçi göndermiş.Bu kadar onlar,birlik beraberlik yapmışlar.
Şimdi yeni millenyuma girdik diyorlar. Millenyum bin demek. Milyona da bin tane bin olduğu için milyon demişler. Millenyum da üçüncü bin demek. İki bin yılıyla beraber 1900 lü yıllar bitti. Hz İsa tarihine göre aleyhisselam. Hristiyanların bininci yıl bitti. İkinci bininci yıl da bitti. Üçüncü bin yıl ilk yılındayız. Yeni millenyum diyorlar. Yeni bin yıla girdik. Yüzyıla asır diyoruz. Bunlar bin yıla, millenyum diyorlar. Ama bu milenyum; yani üçüncü millenyum da bütün dünyaya hristiyanlar hakim olacak. Herkesi hristiyan edeceğiz diye bir fikrin adı aynı zamanda. Millenyum. Kaş göz kıpırdıyor.
Ne demek?
Hani var ya, o binde artık bütün dünyaya hakim olacağız da herkesi benzeteceğiz ya,, o millenyum. Kaş göz kıpır kıpır, işaret, doğrudan doğruya sadece bin demek değil. Hristiyanların dünyaya hakim olacağı, bin diye heveslendikleri bin.
Biz de onun için diyoruz ki, bundan sonraki yıl, bu yıl tevhid yılıdır. Bundan sonraki bin yılda bütün dünyaya, İslam’ın hakim olacağı yıldır. Bizim dediğimiz olacak. Muhakkak olacak. Ne mutlu o olacak şeye, yardımcı olanlara. Sonunda ne Hristiyanlık kalacak. Ne Yahudilik kalacak. Ne Budizm kalacak. Ne put kalacak. Hz. İsa bile, Peygamber efendimizin şeriatına uyacak. Haçı, kıracak. Domuzu, öldürecek. Hadîsler de kesin.
Roma bile, Lâ ilâhe illlah ile tesbih ile feth olunacak sonunda. Biz galip olacağız ama buna yardımcı olanlara, bu sevabı kazananlara ne mutlu.
Şimdi imtihan zamanı. Şimdi salihin halisin, hakiki iyi niyetlinin belli olacağı zaman. Buna yardımcı olan, malıyla, canıyla kazanacak. Onların tarafına geçen, onları destekleyen, Türkiye de, başka ülkelerde onlar için uşaklık yapan, onların yayılmasına çalışan, onlar mahvolacak. Hem Türkiye de, hem buralarda, hem Avrupa da, hem Amerika da Müslüman evlatları, Hristiyan yapmak için çok çalışmalar var.
İzmir de çalışmaları, ne kadar insanı Hristiyan yaptıklarını. Hayret edilecek bir şey. Arkadaşımız da bilgisayardan internetten çekmiş, bana getirdi yazılı olarak. Aydınlık bize gelmiyor ama aydınlığın yazıları internete giriyor, oradan alıyoruz. Adamını göndermiş. Orada dönen dolapları bir iki mantıka aykırı yerde, itiraz etti diye, sen bundan sonra toplantıya gelme demişler ona. Onları anlatıyor. Ama ne kadar kişinin Hristiyan olduğunu da anlatıyor. İzmir de. O İzmir’deki yere gitmiş. Daha Almanya da ne kadar insan Hristiyan oldu. Çünkü kimisi de para ile, kimisi de başka şeyle bastırıyorlar.
Bir de bana, bizim kardeşlerimizden bir tanesi sormuş:
“Çocuğumu Katolik kolejine göndereyim mi?”
Olmaz ya...
“Oradaki eğitim daha güzel!”
Eğitim daha güzel ama senin küçücük çocuğun, allâme-i cihan değil ki oradaki sözlere kanar, aldanır, gerçekleri öğrenemez.
Allahu Teâlâ hazretleri uyanıklık nasip etsin, gayret nasip etsin. Güzel çalışıp da bu fırsatta, bu imtihanda, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmayı cümlemize nasip etsin.
el-Fâtiha.
00.00.2000 -
Namazın Miraçta Gelmesi,
00.00.2000 -
Kehf Sûresi, Allahın
