00.00.2000 - İsrailoğulları, Peygamberin Duasının Önemi, Müslüman Yetiştirme

00.00.2000 - İsrailoğulları, Peygamberin Duasının Önemi, Müslüman Yetiştirme
Bismillâhirrahmânirrahîm.
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَن۪ي وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْۜ فَلَمَّا زَاغُٓوا اَزَاغَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ
Ve iz kâle mûsâ li-kavmihî yâ kavmi li-me tü´zûnenî ve kad ta´lemûne ennî resûlullâhi ileyküm, fe-lemmâ zâğû ezâğallâhu kulûbehüm, vallâhu lâ yehdi’l-kavme’l-fâsikîne. [1]
Sadakallâhü’l-azîm.
Ve iz kâle. İz; Arapça'da, bir edat-ı tezkîr hatırlatma edatıdır. 'Hani hatırla o günleri ki, neydi o zamanlar. Bir zamanlar tarihte şöyle olmuştu ya hatırla o günleri' manasında bir kelimedir.
Ve iz kâle mûsâ. "Musa kavmine demişti ki" Yahudilere, Benî İsrâil’e demişti ki;
Yâ Benî İsrail. "Ey İsrâil’in evlatları!"
İsrâil sıfattır. İbrahim aleyhisselamın torunu, peygamber olan İshâk aleyhisselamın sıfatıdır, lakabıdır. O'nun evlatlarına, O'ndan gelişen nesillere İsrâil'in oğulları, yani İshâk aleyhisselamın evlatları denmiş oluyor. İshâk aleyhisselamın oğlu Yakup aleyhisselamdır. Yakup aleyhisselamın oğlu Yusuf aleyhisselamdır. Yakup aleyhisselamı biliyorsunuz, Yusuf aleyhisselamı biliyorsunuz. Kardeşleri neler etmişler; zindana atılmış, esir diye satılmış. Sonuç itibariyle Yusuf aleyhisselamın dedesinin lakabı olmuş oluyor. İbrahim aleyhisselamın oğlunun lakabı olmuş oluyor.
Ey İsrâil’in oğulları!
Ey İshâk aleyhisselamın neslinden gelen kavmim!
Ey akrabalarım, dostlarım, ırktaşlarım!
Ennî resûlullâhi ileykum. "Ben size Allah’ın gönderdiği elçiyim, peygamberim."
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنِي وَقَدْ تَعْلَمُونَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ فَلَمَّا زَاغُوا أَزَاغَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
Ve-iz kâle mûsâ li-kavmihi yâ kavmi lime tu'zûnenî ve kad ta’lemûne ennî rasûlullâhi ileykum felemmâ zâğû ezâğallâhu kulûbehum vallâhu lâ yehdî'l kavme-l fâsikîn.
Musa aleyhisselam kavmine dedi ki:
Yâ kavmi lime tû´zûnenî? "Ey kavmim niye beni üzüyorsunuz yahu?"
Ve kad ta'lemûne ennî resûlullâhi ileykum. "Benim Allah’ın size gönderdiği hâk Peygamber olduğumu da bilip dururken niye beni böyle üzer durursunuz siz yahu?"
Çünkü Benî İsrâil, Musa aleyhisselam kendilerini imana davet ettiği zaman, çok çekimserlikler gösterdiler, çok üzücü itirazlarda bulundular. "Madem seninle Cenâb-ı Hak vahiy yoluyla konuşuyormuş, bizimle de konuşsun." dediler.
حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً
Hattâ nerallâhe cehraten. [2]
"Allah’ı bize apaçık şekilde göster de görelim." dediler. Birçok şartlar, bir sürü nazlanmalar... Hem de Allah’ın Peygamberi olduğunu mucizelerden de görüp duruyorlardı, görüyorlardı. Firavunun şerrinden nasıl kurtuldular, denizi nasıl geçtiler, firavunun ordusu nasıl boğuldu... Ama yine de çeşit çeşit nazlar, itirazlar, haylazlıklar...
Lime tû´zûnenî? "Niye beni böyle üzüyorsunuz?"
Dedikodu ediyorlardı. Hatta haya ve edebinden dolayı, tesettürünü yanlış yorumluyorlardı. "Onun burası noksan, şurası noksan" gibi laflar söylüyorlardı. Bunlar hep dedikodu. Halbuki Allah’ın Peygamberi, ülü'l-azm peygamberlerden muazzam bir insan. Hem Peygamber olduğunu sezip duruyorlardı, görmüşlerdi, bilip duruyorlardı, hem de onu üzüyorlardı.
O'da diyor ki;
Lime tû´zûnenî ve kad ta´lemûne ennî resûlullâhi ileykum. "Benim Allah’ın hâk Peygamberi olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz."
Çünkü Cenâb-ı Hak, Peygamberlerinin kızması ile kızdığı kimselere gazap eder. Sevmesiyle dua ettiği kimselere de rahmetine mahzar eder.
Peygamberler şakaya gelmez. İtiraza gelmez.
Peygamber Efendimiz "Gazileri, mücahitleri üzmeyin." diyor Çünkü Peygamberlere muamelesi gibi gazileri de Allah sever, onları da -mücahitleri- rahmetine mazhar eder. Mücahitlerin kızdığına gazap eder, sevdiğini sever, sevdiğini rahmetine erdirir. Âlimler, mücahitlerin en yükseği.
Bilip duruyorlar, itiraz ettikleri zaman bela geleceğini de biliyorlar. Öyle acaiplikler yaptılar ki...
Mesela; firavundan kurtuldular. Firavunun gark olduğunu gördüler. Fih sahrasında -çölde- Allah’ın kendilerine gönderdiği bıldırcın etleri ile beslendiler, kudret helvasını yediler. Bulutlarla gölgelendiler, sıcaktan kavrulmadılar, açlıktan kırılmadılar. Bütün bu mucizeleri gördükleri halde, puta tapan bir kavmin yanından geçerlerken dediler ki;
قَالُوا يَا مُوسَى اجْعَلْ لَنَٓا اِلٰهًا كَمَا لَهُمْ اٰلِهَةٌۜ …
Yâ mûsâ ic’al lenâ ilâhen kemâ lehüm âlihetün. [3]
"Bak işte bunların görünen putları var, tapındıkları mabudları var. Sende bize bir mabud yapsana." dediler. Bre insafsızlar Musa aleyhisselam sizi putlardan kurtarmaya geldi. Puta taptırmaya gelmedi ki.
Hasılı; Benî İsrâil’in, Musa aleyhisselamı üzmesi çok çeşitli yönlerden oldu. Bunlar Kur’an-ı Kerîm'de çeşitli surelerde beyan ediliyor.
Şahsi vücut yapısı ile ilgili dedikodular yaptılar.
فَبَرَّاَهُ اللّٰهُ مِمَّا قَالُواۜ
Fe-berraehuallâhu mimmâ kâlû. [4]
Allah öyle kusuru olmadığını gösterdi. İmanda kusurlar işlediler, Allah’ın yoluna davet edildiği zaman, ihlâsla koşup gelmediler, üzdüler. Hatta Allah kâfir kavimle savaşmayı emrettiği zaman dediler ki:
فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ
Fe'zheb ente ve rabbüke fe-kâtilâ innâ hâhünâ kâ’idûne. [5]
Fesübhânellâh!
"Sen git Rabbinle, o kâfirlerle çarpış, biz burada oturacağız." dediler.
Fe'zheb ente. "Sen git." Ve Rabbüke. "Rabbinle." Fe-kâtilâ. "İkiniz çarpışın." kâfirlerle, yenin onları.
İnnâ hâhunâ kâ’idûn. "Biz burada oturuyoruz, gelmeyeceğiz" dediler.
Hasılı cahillikleri çok. Hatta Musa aleyhisselam Tûr-i Sîna’ya çıktığı zaman, kavmin ziynet eşyalarını toplayıp, Sâmirî ismindeki putçu onlara altından bir buzağı heykeli yapıverdi.
عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌۜ
I'clen ceseden lehû huvârun. [6]
Hem de bööö diye böğüren, ses çıkartan bir buzağı heykeli yaptı. Çünkü içini oyuk yapmıştı, rüzgara karşı konulduğu zaman, rüzgar geçerken içinden vuuu diye ses yapıyordu. Sanatkâr. Ama altından. Harun aleyhisselam; "yapmayın, şeytana uymayın, Allah’ın gazabını çekmeyin." dediyse de, o buzağıya, Musa aleyhisselam Tur dağından gelinceye kadar bazıları ibadet etti. Yalanlarla, dolanlarla kavmini böyle aldattı. Kavminden bir kısmı da aldandı.
Hasılı her türlü itirazı, her türlü dedikoduyu, her türlü inançsızlığı, her türlü gevşekliği yaptıklarına dair misaller var ondan lanete uğradılar.
Musa aleyhisselam böyle üzülünce onlara dedi ki;
"Ya kavmim niye böyle yapıyorsunuz? Niye beni üzüyorsunuz? Niye beni ezalandırıyorsunuz?"
Ve kad ta´lemûne ennî resûlullâhi ileykum. "Ben Allah’ın Resûlüyüm. Bunu bildiğiniz halde niye beni üzüyorsunuz?"
Fe lemmâ zâgu ezâgallâhu kulûbehum. Dinlemediler. Yoldan saptılar, sapıttılar, kıvırttılar, kıvrıldılar. Allah da onların kalplerini döndürdü.
Vallâhu lâ yehdi’l-kavme’l-fâsikîne.
"Allah fâsık, fısk-u fücur sıfatlı insanları, kavimleri doğru yola sevk etmez." Onlara hidayet vermez, onlara hidayetini nasip etmez, onlar da sapıtıp kalırlar.
Yani fâsıklık sıfatları ile sıfatlamış.
Kavmel fâsikîn. "Fâsık kavimler." Fisk u fücurla vakit geçiren kavimler.
Bu âyet-i kerîme’den, bizim çıkaracağımız çok ibretler var. Çünkü âyetler 'okunsun, ibret alınsın' diye iniyor. Demek ki; Peygamberler üzülmeyecek. Demek ki; Peygamberlerin emirleri dinlenecek.
"Peki ben Peygamber Efendimiz'in emrini nasıl dinleyeceğim?"
Sünnetini okuyacaksın, sünnetini öğreneceksin, sünnetini uygulayacaksın. Peygamber Efendimiz'in sevmediği, yapmayın dediği işleri yapmaktan sakınacaksınız. Resûllullah bunu görse, görüyor, bilse biliyor, hoşlanmaz dediği işleri, anladığın işleri yapmayacaksın.
Onun için sünneti öğrenmek son derece önemli oluyor.
"Bakalım Resûllullah bize ne buyurmuş?
Bakalım Resûllullah tarafından sevilmenin yolları neymiş?" diye çare sünnet kitaplarında, hadîs kitaplarında. Onları çok güzel okumak ve uygulamak lazım.
"Hacı kardeşim herkes tıraş olurken, sen niye sakal bırakmışsın?"
"Çünkü Peygamber Efendimiz sakal bırakmayı tavsiye etmiş. İslam'da sakal kazıtmak haram onun için."
"Peki niye dişlerini misvaklıyorsun?"
"Sünnet olduğundan."
"Niye namaz evvelinde dört rekat namaz kıldın?"
"Sünnet olduğundan."
"Niye şunu şöyle yapıyorsun?"
"Sünnet olduğundan."
Her yaptığımız işi, Efendimiz'in hadîs-i şerîflerine uygun olarak, sünnetine uygun olarak yapacağız. Efendimiz'in yasakladığı işleri de yapmaktan uzak duracağız.
Çünkü Allah’ın Resûlü. Amenna ve saddakna! Elbette hâtemü'n-nebiyyîn! Elbette Allah’ın Resûlu!
Onu üzecek işler yapmaktan sakınacağız.
Peygamber Efendimiz'in üzüleceği işlerden birisi de; ashabına dil uzatmak. Onun için ashabına dil de uzatmayacağız. Hiçbir Müslüman Resûllulah’ın sevdiği insanları dedikodu mevzu yapmayacak, itham etmeyecek, onlar hakkında ileri geri konuşmayacak, edebi muhafaza edecek.
Efendimiz Kur’an’ı nasıl okuyun diyorsa, öyle okuyacak. Nasıl yaşayın diyorsa, öyle yaşayacak. Nasıl temizlenin diyorsa, öyle temizlenecek. Nasıl düğün yapın diyorsa, öyle düğün yapacak.
Ne aşırı gidecek, ne geri kalacak Efendimiz'in sünnetine uyacak. Bazıları, ibadette aşırı gitmek istediler, onları da Peygamber Efendimiz yasakladı.
"Ben sizin Allah’tan en çok korkanınızım. Böyle aşırı gitmeye lüzum yok. Benim sünnetime uyan, benimle beraberdir. Benim sünnetime uymayan, benden değildir." dedi.
Çünkü kimisi evlenmemeye meyletmek istediler. 'Kendimi hadım ettireceğim. Başımıza ne geliyorsa bu nefisten geliyor, evlenmeyeceğim kadınlarla hiç ilişkim olmayacak, vaktimi ibadetle geçireceğim.'
Yok! Öyle şey yok!
Neden?
Herkes evlenmezse, insan nesli biter. Olur mu? Evlenecek, evlat yetiştirecek. Hayırlı evlat yetiştirecek.
Bosna harbi oldu iki milyon, üç milyon Bosnalı öldü. Öldürmeye çalışıyorlar düşmanlar zaten. Çinliler bir aileye, bir çocuk yapma müsadesi veriyorlarmış, çocuk yaptırtmıyorlarmış.
Bu ne demek?
Anne baba belki memnun olur. 'Oh benim çocuğum var, rahat bakıyorum. Kavga yok, gürültü yok, evde hoplama yok, zıplama yok, bağırtı yok' der.
Ama ne demek?
İki kişinin evlenip bir çocuğu olursa, bir nesil sonra azalıyor demek.
Ondan sonra aşağıdaki evlenecek, onun da bir çocuğu olursa ikinci nesilde daha da azalıyor demek.
Bak! Yok etmenin usulü, doğumu tahdit ediyor, fazla doğum yapma diyor.
O halde gün gibi aşikâr olan şey nedir?
Müslümanlar evlat yetiştirecek. Çok çocuğu olacak ve evlatlarını da tam Müslüman yetiştirecek. Hâfız yetiştirecek, kuvvetli Müslüman yetiştirecek, ihlâslı yetiştirecek, imanlı yetiştirecek. Vazife! Evlat yetiştirmek önemli!
Efendim işte olmuyor da bilmem ne de... Haa hiç olmazsa mevcutları Müslüman yetiştirecek. Kendi mekteplerimiz yok.
Demek ki evlatlarımızı iyi müslüman yetiştirmek için mekteplerimizi kuracağız. Herkes karınca kararınca üye olacak, çocuğunu oraya verecek. Çocuğumuzu Müslüman, mütedeyyin, namazlı, niyazlı, imanlı, irfânlı yetiştireceğiz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnetini diriltmeye, canlandırmaya çalışacağız.
Yahudiler uğraşarak Filistin’e yerleştiler. Yahudi devletini kurdular, resmi dil olarak İbraniceyi seçtiler kendilerine. Halbuki İbranice tarihe gömülmüş, ölü, tarihi dillerden bir dildi. Artık konuşanı kalmamıştı. Devlet olarak onu resmi dil ilan ettiler, canlandırdılar, dirilttiler, şu anda İbraniceyi konuşuyorlar. Halbuki İngilizce biliyorlar, Fransızca biliyorlar, Almanca biliyorlar, Türkçe biliyorlar. Hangi yerden gelmişlerse oranın dillerini biliyorlar. Çocuklarını okutuyorlar. İbraniceyi çocuklarına öğretiyorlar.
Biz niye çocuklarımıza Kur’an dilini öğretmiyoruz?
Niye Arapça'yı öğretmiyoruz?
Okuduğu zaman Arapça'yı anlayacak. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini anlayacak.
Bak ölü bir dili, devlet gücüyle dirilttiler. Çölleri devlet gücüyle yeşerttiler, orman haline getirdiler, ağaçlık hale getirdiler. Mal meyve ihraç ediyorlar, yetiştirdikleri meyvelere İsrâil'de üretilmiştir diye damga vuruyorlar.
Bizde sünnet-i seniyeyi nebevîyeyi ihyâ edeceğiz, dirilteceğiz.
Neden?
Sünneti uygulayan kalmadı ki... Kaç kişi kaldı.
Peygamber Efendimiz böyle mi giyiniyordu? Peygamber Efendimiz'in hanımları böyle mi giyiniyorlardı? Peygamber Efendimiz'in ashâb-ı kirâmı böyle mi hareket ediyordu? Bizim hareketlerimiz onların hareketlerine uygun mu? Bizim zihniyetimiz onların zihniyetine uygun mu?
Hayır!
Biz derece derece, kademe kademe sünnetten uzaklaşmış müslüman evlatlarıyız. İslam tarihe gömülmüş, iman unutulmuş, İslamî bilgiler Peygamber Efendimiz'in sünneti uygulanmıyor.
Ne yapacağız?
Sünnet-i seniyyeyi ihyâ edeceğiz.
مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِي عِنْدَ فَسَادِ أُمَّتِي فَلَهُ أجر مائَة شَهِيد
Men ahyâ [temesseke] bi-sünnetî ‘ınde fesâdi ümmetî fe-lehû ecrü mietü şehidün.
"Benim ümmetimin bozulduğu zaman, benim sünnetimi ihyâ eden, uygulayan, tatbik eden öğrenen, öğreten yüz şehit sevabı alır." Çok sevap. Çoluk çocuğumuzu öyle yetişireceğiz. Kendimiz öyle giyineceğiz, öyle oturacağız, öyle kalkacağız. Herşeyimiz Peygamber Efendimiz'in sünnetine uygun olacak.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi bu söylediklerimizi rızasına uygun şekilde yapmaya muvaffak eylesin. Şu yabancı diyarlarda İslam’ı çok güzel uygulayıp, tatbik edip Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmayı, bu diyarlara İslamı yerleştirmeyi, yaymayı, evlatlarımızı iyi Müslüman yetiştirdiğimiz gibi nice insanların da imanı, İslam’ı öğrenip de İslam’a gelmesini sağlamayı, vesile olmayı nasip eylesin.
El Fâtiha.
[1] Saff 5
[2] Bakara 55
[3] Âraf 138
[4] Ahzab 69
[5] Maide 24
[6] Tâhâ 20
00.00.2000 -
Kehf Sûresi, Allahın
00.00.2000 -
Hikmet, İlim Öğrenmek,
