Rabbimizden Dinimizden Efendimizden Razı Olma Duası - 14.07.1985

Rabbimizden Dinimizden Efendimizden Razı Olma Duası - 14.07.1985
Men kâle hîne yumsî "Radiytü billâhi rabben ve bi'l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin resûlen" fekad esâbe hakikate'l-imân.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Ata b. Yesar rahmetullahi aleyh'ten mürselen gelmiş bir hadîs-i şerîftir ki Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte şöyle buyurmuş:
Men kâle hîne yumsî. "Akşama erdiği zaman her kim ki şu sözleri söylerse..."
Nedir o sözler?
Radiytü billâhi rabben. "Allah'tan rab olarak razı oldum, hoşnut oldum, memnun oldum." Ve bi'l-İslâmi dinen. "Ve İslâm'dan din olarak hoşnudum, razıyım, memnunum." Ve bi-Muhammedin resûlen. "Muhammed'den de, aleyhi efdalü's-salavât ve ekmelü't-tahiyyât ve't-teslîmât, Allah elçisi olarak razı oldum, hoşnut oldum." derse; Fe-kad esâbe hakikate'l-imân. "İmanın ruhunu, hakikatini yakalamış olur, ona isabet etmiş olur, ona sahip olmuş olur."
Defterinize yazın, böyle dersiniz. Bu sözü yatarken de diyebilirsiniz, yastığınıza başınızı koyduğunuz zaman da diyebilirsiniz.
Akşam oldu, ne diyeceğiz akşam olduğu zaman?
Radiytü billâhi rabben ve bi'l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin resûlen diyeceğiz.
Başka rivayetleri de vardır, tabii şimdi bu rivayeti okuyoruz.
"Böyle derse imanın özünü, hakikatini elde etmiş, onu kavramış, ona tam isabet etmiş olur. Hata yok, şaşırma yanılma yok; tam isabet etmiş olur." buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Şimdi biz neciyiz ki, ne oluyoruz ki radiytü billâhi rabben diyebilelim?
"Ben Allah'tan rab olarak hoşnudum, razıyım."
Ne biçim söz, nasıl deriz biz?
O bizim Rabbimiz; biz bir hor, zelil zerreyiz, bir toz zerresi gibiyiz.
Ama bizim [teslimiyetimizi] gösteriyor.
"Yâ Rabbi! Sen bana kitap gönderin. Emirler var, yasaklar var, tavsiyeler var... Sen Rabsin, Rabbimsin; beni yarattın, yaşattın, bu hâle getirdin, terbiye ettin, geliştirdin, büyüttün, besledin; her şeyine, her hükmüne eyvallah. Hepsine rızam vardır, hepsine teslim olmuşum, hiç itirazım yok." demek.
De bakalım bu mânada...
Hanımefendi namaz kılıyor, kılıyor, kılıyor; tesbih çekiyor, çekiyor, çekiyor... Kocası latife ediyor, diyor ki;
"Hanım, bir eş daha alayım mı?" diye.
Hop, hemen kaşlar çatılıyor...
Ama işte dörde kadar müsade Kur'ân-ı Kerîm'de geçmiş; sen istesen de istemesen de öyle bir şey geçmiş. Dünyanın binbir türlü hâli var. Allah'ın hükmü hükümdür, razı geleceksin. Razı gelecek, rızası olacak.
Kimisi:
"Hadi bakalım, malından şu kadarını vereceksin."
"Ya nasıl verilir o kadar para?!" diyormuş.
Sana Allah 500 milyonu verdiği zaman, 1 milyarı verdiği zaman, bin tane milyon yani, nasıl verdi sana? Çok mu hak ettin de verdi?
O zaman verirken bir şey yok, "Sen de malının kırkta birini zekât olarak ver, sadaka olarak ver." dediğin zaman, "Ya nasıl verilir öyle o kadar para?!" diyormuş. 500 bin lira çıkartıp verecek.
500 bin lirayı ben veririm âciz, nâçiz insan. Sen milyarlık adamsın; o para senin tırnağının ucuna dokunmaz. Çıkartıp vereceksin elbet! Senin malında fukaranın hakkı var.
Nasıl hak?
Allah'ın koyduğu hak.
Razıysan; radıytü billâhi rabben "Senin rabliğine razıyım yâ Rabbi..."
İşte o zaman itiraz yok.
Mülkün sahibi Allah. Senin de sahibin Allah. Senin malının sahibi de Allah. Onu da sana veren Allah.
Radiytü billâhi rabben. "Allah'a rab olarak razıyım." Ama o öyle kuru lafla olmaz; ahkâmına tâbi olmaya da razı olacak.
Dervişin bir tanesini yakalamışlar... İnsan iftiraya uğrar ya, iftiraya uğramış, yakalamışlar.
"Tamam, bu hırsızdır, arsızdır, edepsizdir, casustur..." bir iftira olmuş.
Doğru cellatın önüne... Kafasını uçuracaklar. İftiraya uğradı ya, kafası kesilecek, bir suçu var. Cellatın önüne gitmiş. Ama biz -bizim gibi kimseler- giderken gözümüz fal taşı gibi açılır;
"Eyvah! Ölüyorum... Kafam kim bilir nasıl kesilecek?..." filan, neler düşünür; insanın aklı başından gider.
O sanki başkasının kafası kesilecek, hiç oralı değil, kendi nefsine dönmüş, soruyormuş:
"Ey nefis..."
Kendisi ile konuşuyor:
"Ey nefsim! Söyle bakalım, eskiden beri 'Allah'ın hükmüne rıza göstermek lazım, teslim olmak lazım, kaderine itiraz etmemek lazım.' diye söyler dururdun. İşte bak şimdi iftiraya uğradın, haksız yere kafan kesilecek. Söyle bakalım, buna da razı mısın, teslim misin? Buna da itirazın yok mu? Ortada haksızlık var."
Nefsine soruyu sormuş. Kulağını da kabartıyor, nefisten ne cevap gelecek bakalım; itiraz var mı, çırpınma var mı, feryat figan var mı?
Ama böyle ârif kimse; nefsini terbiye etmiş, nefsini müslüman etmiş.
Nefisten hiç itiraz gelmemiş.
Kafası kesilmeye gidiyor; Allah'ın hükmüne içinden bir itiraz yok! Haksız yere kafası kesilmeye gidiyor; Allah'ın hükmüne içinden bir itiraz taşıp gelmiyor.
"Yâ Rabbi! Başıma bu da mı gelecekti?!"
Adamın ayakkabısının bağcığı kopsa böyle der...
Bakmış, hiç içeriden itiraz yok. Celladın önüne kadar gelmiş;
"Ne yapalım, demek vademiz burada yetti, ömür burada bitecek..."
Başını koyacak taşa, kafası kesilecek.
Bir haber gelmiş:
"Haksızlık oluyor. O adam suçlu değil. Onu serbest bırakın!"
Ellerini çözmüşler, kafası kesilecekken "Hadi git, bir yanlışlık oluyormuş, neyse hadi kurtuldun, git..." demişler. Adam kurtulmuş.
Biz ne yaparız?
Mektepten çıkıp karnesini almış, pekiyi karne almış bir çocuk mektepten çıkıp da evine çantasını havada sallaya sallaya, koşa koşa, bağıra çağıra, sevine sevine gider. Biz olsak öyle gideriz.
O şahıs diyor ki;
"Vallâhi billâhi kafamın kesilmesinden kurtulduğuma sevinmiyorum, o andaki ihlâsıma seviniyorum!"
Kafa kesilirdi kesilmezdi... Nefsinin ihlâsı var ya, teslimiyeti var ya, Allah'a bağlı ya, kafası kesilse de hak yoldan ayrılmıyor ya, itirazı yok ya; işte radiytü billâhi rabben o.
Yapabilirsen yap.
Hükmüne itiraz etme. Kaderine itiraz etme. Kur'ân-ı Kerîm'in, şer'i şerîfin ahkâmına itiraz etme.
Herkeste itiraz dolu... Kur'ân-ı Kerîm'in, şeriatin her ahkâmına her yerden bir itiraz sesi, her yerden bir kıvırttırma, yani kaçamak noktası arama...
"Efendim bira alkollü içki değilmiş de şu şöyleymiş de bu böyleymiş de..."
Ya içen sarhoş oluyor mu olmuyor mu? İlkokul çocuğuna içiriyor musun, ortaokul çocuğuna içiriyor musun? İçtiğin zaman direksiyonda, kanını muayene ettiğin zaman alkol çıkıyor mu? Alıp da mahkûm ediyor musun? Ne diye kaçamak, kıvırttırıp duruyorsun?
İnsanlarda İslâm'ın emirlerine itiraz tümen tümen, çeşit çeşit.
Radiytü billâhi rabben. "Yâ Rabbi! Ben senin rabliğinden hoşnudum, razıyım; her hükmün güzeldir, her fiilin güzeldir, her sıfatın güzeldir. Tamam yâ Rabbi; senin kulunum, senin bendenim, sana teslimim."
Radiytü billâhi rabben.
Ve bi'l-İslâmi dînen. "Din olarak da İslâm'dan memnunum."
Dünya üzerinde binlerce din var, Hindistan'da yüzlerce akide var. Birçok mezhep var, birçok grup var, birçok kavil var, birçok kanaat var, birçok fikir var... Dünya üzerinde ne kadar insan varsa o kadar fikir var. O kadar kafa, o kadar ayrı düşünce... Beğen, beğendiğini al.
En güzeli İslâm.
Allahu Teâlâ hazretleri âyet-i kerîmede buyuruyor:
el-Yevme ekmeltü leküm dîneküm ve etmemtü aleyküm ni'metî ve radıytü lekümü'l-İslâme dînen. "Bugün size dininizi tamamladım; nimetimi tamamladım, nimetimi üzerinizde itmam eyledim ve sizin ancak din olarak müslüman olmanıza razı geliyorum."
Allah'ın bizden istediği dine biz itiraz eder miyiz?
Rabbimiz bizden o dini istiyor, biz de Rabbimiz'in bizden istediği İslâm'dan hoşnuduz, razıyız. Emriyle, yasağıyla, haramıyla, mekruhuyla, helaliyle her şeyine razıyız. Hiçbir şeyine itirazımız yok. "Şurası şöyle olsaydı..." diyecek [durumumuz] yok. Her şey güzel.
Şer-'i şerîfin en küçük ahkâmı bile başımızın tâcıdır. Küçüğü büyüğü olmaz. Çünkü şeriat bir bütündür. Şeriat bir saray gibi, bir makine gibi, bir bina gibi her şeyiyle bir bütündür. Bir yeri eksik olsa, "O duvarı eksik kaldı, bu binanın şurasında bir eksiklik var." deriz, "Şu makinenin şu parçası eksik, çalışmıyor." deriz. Öyle değil; her şey tamam.
Ve bi-Muhammedin resûlen. "Peygamber olarak, elçi olarak da Hz. Muhammed'den hoşnudum, razıyım."
Hepsine sevgisini belli ediyor. "Yâ Rabbi! Sana kulum, senin benim Rabbim olmandan hoşnudum. İçimden sevinç taşıyor. İslâm'ın hak din olmasından hoşnudum. Hz. Muhammed'den de peygamber olarak hoşnut ve razıyım."
Bu, akşamüstü diyeceğiniz bir duaydı:
Radiytü billâhi rabben ve bi'l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin resûlen.
Razı Olma
Duası - 02.06.1985
Musibetler Karşısında
Edilecek Dua -
