Sübhanallahi Ve Bi Hamdihi Cenneti Ağaçlandırır - 21.07.1985

Sübhanallahi Ve Bi Hamdihi Cenneti Ağaçlandırır - 21.07.1985
Men kâle "sübhanallâhi ve bi-hamdihî" ğaresa'llâhu lehû bihâ elfe şeceretin fi'l-cenneti asluhâ min zehebin ve fer'uhâ dürrün ve tal'uhâ ke-sedyi'l-ebkâri elyenü mine'z-zübedi ve ahlâ mine'ş-şehdi küllemâ uhize minhu şey'un âde kemâ kâne.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Birinci hadîs-i şerîf Sübhanallâhi ve bi-hamdihî mübarek sözü ile ilgili. Bu sözle ilgili müteaddit hadîs-i şerîfler geçmiş idi.
Burada Peygamber Efendimiz Enes radıyallahu anh'ten rivayet olunduğuna göre, Deylemî'nin Müsnedü'l-firdevs'inde kaydettiğine göre buyurmuş ki;
Men kâle sübhanallâhi ve bi-hamdihî. "Her kim ki sübhanallâhi ve bi-hamdihî der, bu sözü söylerse..." Ğaresa'llâhu lehû bihâ elfe şeceretin fi'l-cenneti. "Bu söylemesi üzerine Allah onun için cennette bin ağaç diker." Asluhâ min zehebin ve fer'uhâ dürrün. "Bu ağaçların kökleri altındandır, dalları iri incidendir." Tal'uhâ ke-sedyi'l-ebkâri. "Meyveleri iridir." Elyenü mine'z-zübedi. "Kaymaktan daha yumuşaktır." Ve ahlâ mine'ş-şehdi. "Şekerden daha tatlıdır." Küllemâ uhize minhu şey'un âde kemâ kâne. "Ondan ne zaman bir şey kopartılsa, cennette sahibi o meyvelerden yemek isteyip koparsa kopardığı yerde yeniden biter. Azalmaz, yerine hemen yenisi çıkar, meydana çıkar."
Bu sözün mânası ne ki bu kadar mükâfatlar verilmiş?
Sübhanallah bir sözdür ki hayranlık ifade eder. Hayretten, hayranlıktan, çok beğenmeden, güzel bulmaktan dolayı hayret ifade eder. "Allah Allah ne kadar güzel!" dediğimiz zaman sübhanallah diyoruz. Hayret edilecek şeyler için söylenir.
Mânası:
"Sübhan, mastardır." diyorlar. Yüsebbihu-sübhanallah. Yüsebbihu gizli fiilinin mef'ûlun mutlakı.
"Allah'ı öyle bir tesbih edişle tesbih ederim ki hiçbir noksan O'na isnad etmem. Her türlü noksandan pak bilirim, münezzeh bilirim. Her türlü kemâlat ile muttasıf bilirim. Her türlü güzelliğe sahip bilirim. Her şeyini hoş bilirim. Öyle tanırım, öyle inanırım."
Ve bi-hamdihî. "Ve O'nun hamdi ile iştigal ederim. O'nun hamdini, O'nu methetmeyi, övmeyi kendime iş edinirim."
Bu sözler; "Allahu Teâlâ hazretlerinin her işi, her şeyi güzeldir, hoştur, mükemmeldir ve ben O'na övgüler söylemekle, övmekle meşgul olurum." gibi bir beğenmeyi, bir de övmeyi ifade ediyor.
Sübhanallah beğenmeyi, hayran kalmayı; ve bi-hamdihî de övmek, methetmeyi ifade ediyor. İnsan sübhanallah dediği zaman Allah'ın her şeyini beğendiğini ifade etmiş oluyor.
Lütfu güzel, kahrı güzel, yaratıkları güzel, takdiri güzel, çiçekler güzel, dağlar güzel, ağaçlar güzel, pınarlar güzel... Çünkü O yaratmış. Hakikaten güzel yaratmış. Kelebekler, kokular neler düşünürseniz...
Bu çok kıymetli bir sözdür.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri âyet-i kerîmelerde buyurmuş ki;
Sebbaha lillâhi mâ fi's-semâvâti ve'l-ardi. "Yerde gökte ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eylediler."
İyi, eylediler. Bir de bazı âyet-i kerîmeler var ki;
Yüsebbihu lillâhi mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ardi. "Her şey Allah'ı zikr u tesbih eyliyor." "Edip durmakta, hâli hazırda ediyor." mânasına.
İnsanoğlunun duyguları vardır, sanır ki her şeye sahip, her şeyi bilir, her şeyi görür. Ama bizim kulağımız bazı sesleri alıyor, bazı sesleri almıyor. İlim bunu tespit etmiş. Hatta seslerin dalga boylarını tespit etmiş; şu dalga boyundan yüksek olursa almaz, şu dalga boyundan alçak olursa almaz, şununla şunun arasındaki sesleri bu kulak sezer, öbür tarafta davul çalsan duymaz. Öteki sesleri duymaz. Ama başka mahlukâtın kulağı başka türlü yaratılmış. Mesela at, sahibi öyle sakin sakin dururken birden kulaklarını diker, bir tarafa döner, bakar; onun kulağı aldı. Öteki [insanın] almadığı [sesi], bunun kulak yapısı başka türlü olduğu için aldı.
Gözde de böyle, renklerde de böyle, ışıklarda da böyle. Biz bazı renkleri, bazı ışıkları, bazı dalga boyundaki şeyleri görmeyiz. Mesela sobanın etrafına da bir şeyler yayılıyor. Derimiz sıcaklığını hissediyor ama o sıcaklığı göz görmüyor. O da bir dalga, onu görmüyor. Fakat ışık olsa ışık hâlinde olduğu zaman görüyoruz. Hâsılı bunu fizikçiler, erbâbı bilir.
Diyorlar ki;
"Kalp gözü açık olan duyar, basireti açık olan duyar."
Hatta anlatırlar:
Hocası dervişlere demiş:
"Çiçek toplayın bakalım."
Herkes hocasına bir demet çiçek getirmiş. Bir tanesİ, dolaşmış dolaşmış dolaşmış, bir tane solgun çiçekle gelmiş, tek, sapı kırık.
"Oğlum, kır tepe bayır her taraf çiçek dolu, niye bir tanecik böyle getirdin?"
Ötekilerine ibret olsun diye soruyor, masustan, biliyor da soruyor.
"Efendim" demiş, boynunu bükmüş, mahçup;
"Hangi çiçeğe baktıysam tesbihte gördüm." Duyanlar bilirler ki derviş bir noktaya geldiği zaman cümle eşyanın zikr ü tesbih ettiğini duyar.
Cümle âzâm Hakk diyor, gönlüm Allah'a döndü.
İlâhiden bilirsiniz. Her âzâsı "Hakk" der, etraftaki her şey "Hakk" der, nereye baksa öyle Hakk'ı görür, Hakk'ı duyar. Öyle bir hâl gelebilir.
Keşfi açılan insanlar diyorlar ki;
"Söylüyor, söylüyor ama sen duymuyorsun."
Böyle dediği zaman, bu güzel sözler Allah'a sevgiyi, saygıyı, hayranlığı, O'nu övmeyi, edebi, terbiyeyi, kuldan Rabbine karşı edebi gösteriyor. Onun için böyle deyiverdi mi bir kul, Allah ona cennette bin tane ağaç diker.
Başka hadîs-i şerîflerde evvelki haftalarda geçti, hatırlarsınız:
"Cennetin arazisi düzdür." diyor Peygamber Efendimiz , "çıplaktır" diyor.
Diyelim ki sen gittin şehrin dışında "ev yapacağım" diye bir arsa aldın. Bu arsa nedir; tarla, ekilmemiş, dümdüz; bakıyorsun ne ağaç var, ne çiçek var, ne yeşillik var, bir şey yok. Ama arazi senin; tamam, on dönüm, almışsın, güzel. Etrafını çeviriyorsun, ondan sonra bir sürdürüyorsun. Ondan sonra getiriyorsun; "Hadi şu ağaçtan alayım, bu ağaçtan alayım, şundan dikeyim..." Bir zaman sonra, on sene sonra oradan geçenler bakıyorlar; "Ooo ne güzel bahçe!" diyorlar, "Oh şu ağaç ne kadar güzel olmuş. Altına otursak birazcık serinlesek... Şu meyvelerden yesek." diyorlar.
Ne oldu?
O arsa, o tarla çıplak alınmıştı ama sahibi işledi, dikti.
Peygamber Efendimiz de diyor ki;
"Cennetteki arsalar, yerler çıplaktır; siz orasını dikeceksiniz."
Namaz kılacaksınız, tesbih çekeceksiniz, ibadet edeceksiniz, ne kadar ibadetiniz Allah indinde makbul, güzel olursa cennetteki yeriniz o kadar güzel olacak, zînetlenecek. Çünkü bir sübhanallâhi ve bi-hamdihî diyorsun, Allah bin tane ağaç dikiyor.
Yer çok mu geniş?
Cennete en son girecek olan insan, cehennemden en son çıkacak insandır. Bazı günahkâr müslümanları günahlarından dolayı Mevlâ cezalandırmak için cehenneme atacak; yanacaklar, kömür olacaklar... Kömür birbirine girer. Kok kömürü yanar yanar yanar... Hani sen bunları kürek kürek atarken ayrı ayrıydı, bunlar bir araya geldi, birbirine kilitlendi, kenetlendi, bir kara hâle geldi. Öyle yanacak yanacak, o hâle gelecek. Ondan sonra Allahu Teâlâ hazretleri onların cezası bitince onları cehennemden çıkarttıracak, hayat suyuyla yıkayacak; o zaman değişecekler, tekrar hâl, şekil kazanacaklar. Ondan sonra cennete girecek.
Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte en son giren insanın macerasını anlatmış.
Diyor ki;
Kul, imanlı ama çok kabahat işlemiş, çok hataları var, cehenneme girmiş, ondan önce çıkanlar çıkmış da farkında değil bu, en sonuncu artık, mü'minlerden en sonuncu. Bu çıkacak, başka içeride mü'min yok. Kâfirler;
Hüm fîhâ hâlidûn. "Cehennemde ebedî kalacaklar, onlara çıkmak yok."
Bu çıkacak, dermiş ki;
"Yâ Rabbi! Beni bu azaptan kurtar, senden gayri hiçbir şey istemem."
"Peki."
Mevlâ takdir etmiş zaten, cennete [sokacak]; çıkartıyor.
Çıkartıyor ama cehenneme bakmak bile o kadar eza verici, azap verici, o kadar korkunç bir şey ki;
"Yâ Rabbi! Yönümü şu cehennemden döndür, başka bir şey istemem!"
"Peki."
Allahu Teâlâ hazretleri emir buyuruyor, yönünü cehennemden döndürüyorlar, cehennemi artık görmüyor. Ama bu sefer karşısında cenneti görüyor. Cenneti görünce;
"Yâ Rabbi! Beni buraya sok, başka bir şey istemem!" diyor.
Ondan sonra oraya sokuluyor, giriyor... Ve kendisine o kadar çok yer verilecekmiş ki bu yeryüzü kadar, bu gökler kadar. O kadar geniş yerler verilecekmiş ki... O zavallı sanacakmış ki -zavallı değil, yine bahtiyar çünkü cennete girdi- "Allah cennette en büyük mülkü bana verdi." sanacakmış…
Ooo senden daha nice yüksek kullar var, nice âlî makamlara ermiş, nice geniş yerleri elde etmiş kullar var ama, en sonuncu ama bu yerler bu gökler kadar yere sahip olacakmış.
Onun için sübhanallâhi ve bi-hamdihî dediği zaman Allah bin tane ağaç diker.
Ama nasıl bu ağaçlar?
Kökleri altındandır, dalları iri incidendir, dürrdendir. Meyveleri de iri iri demek ki. Tabii ifadede çok incelikler var. Kaymaktan daha yumuşaktır ve şekerden daha tatlıdır. Baldan, şekerden daha tatlıdır. Şehd, "bal" demek. Şimdi biz şeker deyince aklımıza kesme şeker gelir, çay şekeri gelir, toz şeker gelir. Bal demek. Baldan daha tatlıdır. Ne zaman meyvesi kopartılsa, yense -tabii çok tatlı olacak, çok lezzetli gelecek- hemen arkasından yeniden çıkıverir, o dal boş kalmaz.
Sübhanallâhi ve bi-hamdihî, sübhanallâhi ve bi-hamdihî...
Allah bizi bu sevgiden, bu edepten ayırmasın.
Sübhanallahi Ve
Bi Hamdihi nin
Sıkıntı Yalnızlık
Ve Boşlukta Hissedilince
