Zenginlik Sebebi Kabirde Yoldaş Ve Cennetin Kapısını Çaldıran Dua - 09.06.1985

Zenginlik Sebebi Kabirde Yoldaş Ve Cennetin Kapısını Çaldıran Dua - 09.06.1985
Men kâle fî külli yevmin miete merretin: "Lâ ilâhe illallâhu'l-melikü'l-hakku'l-mübîn" kâne lehû emânen mine'l-fakri ve ünsen min vahşeti'l-kabri ve'steclebe bihe'l-ğınâ ve'stekra'a bihâ bâbe'l-cenneti.
Allah Allah...
Deylemî, Râfiî, Hatîb-i Bağdâdî, Dârekûtnî, İbnü'n-Neccâr Hz. Ali Efendimiz'den ve bir başka kaynakta da Malik hazretlerinden rivayet edilmiş.
Bu hadîs-i şerîf de yine bir şeyi demekle ilgili.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men kâle fî külli yevmin miete merretin. "Bir günde yüz defa her kim şu sözü söylerse:"
Lâ ilâhe illallâhu'l-melikü'l-hakku'l-mübîn.
Zaten bir kısmını biliyorsunuzdur. Sadece kaydetmek lazım. Bu ilim kaydedilmezse karıştırılır. Biraz sonra kitabı kapatayım; akşamleyin ne denilecekti, evden çıkarken ne denilecekti, duaları karıştırırsınız. Yazınca karışmaz. Onun için, madem Peygamber Efendimiz'in hadisini dinlemeye geliyorsunuz, yanınızda bir defter olsun. Yazın, ondan sonra sabahları onu deyin, evden çıkarken bu duayı deyin, hasta olduğunu zaman şunu deyin, sıhhatli olduğunuz zaman bunu deyin de, faydasını görün de imanınız kale gibi olsun. "Tamam, ben İskenderpaşa'da şu hadisi dinledim, şöyle yaptım, böyle oldu. Cümle cihanın halkı karşıma dizilse ben bu imandan dönmem." dersiniz.
Şimdi bu güzel hadîs-i şerîfin güzel mânasını açıklayayım.
"Her kim bir günde yüz defa şöyle derse:"
Lâ ilâhe illallâhu'l-melikü'l-hakku'l-mübîn.
Kâne lehû emânen mine'l-fakr. "Bu sözü ona fakirlikten eman olur."
"Sen fakirliğe düşmeyeceksin. Al sana garanti kağıdın, hadi bakalım, tut eline, fakirlik görmeyeceksin sen." diye fakirlikten eman olur.
Fakirler gözünüzü açın! Kula el açmayın; benim gibi gelip gelip de kuldan istemeyin. Allah akıl versin size...
Ve ünsen min vahşeti'l-kabri. "Kabrin yalnızlığında yoldaş olur." Ve'steclebe bihe'l-ğınâ. "Onunla kişi zenginliği kendisine celbetmiş olur."
Balık tutarsın, sağa sola oynaya oynaya oltayı çekersin; ne yapacak palamut, yakalanmış ağzından, sana gelecek, çaresi yok. Onun gibi zenginliği çekersin, celbedersin. Nereye çırpınsın, zenginliğin elinde mi başka yere gitmek; sana gelecek.
Ondan sonra;
Ve'stakra'a bihâ bâbe'l-cenneti. "İnsan onunla cennetin kapısını çalar."
Böyle demekle cennetin kapısına gelip de "Açın, ben geldim." demiş olur.
Ne diyecekti?
Her gün yüz defa: Lâ ilâhe illallâhu'l-melikü'l-hakku'l-mübîn.
Mânası:
Lâ ilâhe illallah. "Allah'tan gayri mâbud, ilah yok; tapınılacak, önünde eğilinecek, boyun bükülecek, istenilecek, ibadet edilecek kimse, varlık yok. Allah var, Allah'tan gayri yok."
Nedir O?
el-Melik. Allah meliktir.
"Suudi Arabistan meliki var, bilmem filanca..."
Yoo, öyle melik değil. Melik, "hükümdar, sahip" demek; Farsça "hükmü sürüten, hükümran" demek. Yani mülk O'nundur; egemenlik, hakimiyet O'nundur.
Kâinatta kimin sözü geçer?
Allahu Teâlâ hazretlerinin hükmü, fermanı yürür.
"Peki neden öyle kâfir kâfirliğini yapıyor? Niye öyle zulümler, haksızlıklar oluyor?"
Hepsinin öyle hikmeti var ki anlasan her şeye hayran kalırsın.
Rahmetli anam anlatırdı...
Bazı şeyler benim kulağımda kitaptan değil de anamdan kalmış. Allah cümle geçmişlerimize rahmet eylesin. Cümlesini rahmetine garîk eylesin, gark eylesin.
Peygamberlerden bir peygamber;
"Yâ Rabbi! Bana işlerindeki hikmeti göster, anlayayım, sezeyim." demiş.
Musa aleyhisselam böyle dua etmiş. Demiş ki;
"Yâ Musa, git filanca çeşmenin başında, ağacın üstüne çık, dalların arasına iyice saklan, aşağıyı gözle."
Kim bilir hangi kitapta okudu rahmetli... Böyle okumuş, çocuklara masal anlatır gibi anlatırdı. Ama bak şimdi ben kaç yaşına geldim, torun sahibi oldum, ben de size hâlâ hatırımda kalmış da... Böyle şeyler hatırda iyi kalıyor. Çocuklara siz de anlatın ki hatırda iyi kalıyor.
Saklanmış o peygamber, aşağıyı gözlüyor. Atlının birisi gelmiş, inmiş, su içmiş, elini yüzünü yıkamış. Sıcak ya ortalık... Su içmiş, dinlenmiş. Ama tabii elini yüzünü vesairesini yıkarken kuşağındaki kesesini de oraya koymuş.
Biz olsak şimdi ne yaparız?
Saatimizi çıkartır koyarız.
Bir kaç defa saat kaybettik. Belki siz de [kaybetmişsinizdir].
Öyle olur. İnsan bir şeylerini koyuyor. Ondan sonra; "Aa, ben bir şey unutmuştum!' Dönüyorsun; bulursan bulursun...
Ben Almanya'da içinde pasaportlarım olan, 1500 mark olan, kalemlerim, evrakım olan çantayı kaybettim. Akşam bizim mahduma;
"Yahu ver bakalım benim çantayı..." diyorum.
"Baba sen bana hiç vermedin ki çantayı..."
Ne oldu?
Ertesi gün aynen geldi, elhamdülillah... Hiç eksiksiz geldi. Bazen gelir.
Oraya keseleri çıkartmış... Ondan sonra keyfi yerine geldi ya, suyu da içti, karnı doydu; atına atlamış, hızla sürmüş gitmiş. Kese orada kaldı, unuttu. Biraz sonra bir başka şahıs gelmiş. O da elini yüzünü yıkamış, su içmiş. Bir de bakmış orada kese var; oh içi altın para dolu. Almış, elinde bir okkalamış, kuşağının içine koymuş, yallah... O da sevine sevine bu tarafa gitmiş... Havuzun, çeşmenin başında bir kese altın buldu. Tabii bulunan şey alınmaz ama o almış gitmiş, ne yapalım...
Biraz sonra çeşmenin başına üçüncü bir şahıs gelmiş. O da atından inmiş, elini yüzünü yıkamış. Otururken birinci atlı bu taraftan 'dıgıdık dıgıdık' gelmiş gerisin geriye, adamın yakasına yapışmış;
"Ver benim keseyi!"
"Ne kesesi ya?"
"İşte buradaki para, altın kesesini ver!"
"Ben öyle bir şey görmedim."
"Sakladın değil mi?!"
"Ya ne saklaması, haberim yok."
"Yok ben bu tarafa gelirken hep dikkat ettim, bu yoldan başka kimse geçmedi. Benim arkamdan bir başka kimse geçmedi. Bu çeşmenin başında da sen varsın."
Halbuki ikinci adam keseyi başka tarafa aldı gitti...
"Verirsin, vermezsin... Saklarsın değil mi... Ben sana onu yedirtmem, içirtmem..." adamı orada öldürmüş. Ondan sonra yürümüş gitmiş.
Yukarıdaki peygamber dalların arasında dehşet içinde büzülmüş kalmış;
"Yâ Rabbi! Ben senin hikmetlerini yine hiç anlamadım ki... Birincisi keseyi bıraktı, ikincisi keseyi aldı götürdü, üçüncüsü onun yüzünden öldürüldü. Hiçbir şey anlamadım."
"Birincisinin ikincisine borcu vardı, o borcu ona verdirttim, hakkı kalmadı. Üçüncüsünün de birincisine kan diyet borcu vardı, o onun ailesine bir şey yapmıştı, o da oradan ödeşti." demiş.
Belli olmaz. İşlerin aslını faslını bilmediğimiz için bize dıştan ters gibi görünen şeylerin içinde bile hikmet vardır.
Bir hikâyedir ama böyle ibretler çıkıyor.
Fakirlikten garanti beratı oluyor. Kabirde yalnızlığına yoldaş oluyor. Bu sözle zenginliği kendisine celbediyor ve cennetin kapısını çalmış oluyor.
Lâ ilâhe illallah. "Allah'tan gayri ilah yoktur." el-Melik. "Hüküm O'nundur."
Her hükmü de hikmetlidir.
el-Hakk. "Allahu Teâlâ hazretleri Hakk'tır, zihnî bir varlık değildir."
Şimdi bazı entellektüel, münevverler var; hâkimmiş, savcıymış, mühendismiş, yüksek tahsilliymiş, doçentmiş, profesörmüş... Diyor ki;
"İnsan zihninden böyle şeyler tasavvur etmiş, din diye bir şey kurmuş."
Ya sen Peygamber Efendimiz'in sahabesini biliyor musun? Onlar zavallı zayıf insanlardı, sömürülen insanlardı. Sen ne anlarsın sosyolojiden, dünyadan, cemiyetten?!
Din güya onu sömürmüş... O sömürülenler zavallı dindarlardı... 70 tanesi bi'r-i mâune fâciasında katledildiler. Bütün kompradorlar, Kureyş'in zenginleri o mazlumların üzerine hücum ettiler. Sen ne anlarsın iktisattan, sen ne anlarsın [tarihten?..]
Lafları tarihe uymuyor. Ama tatlı olduğu için, ambalajı güzel olduğu için, yaldızlı olduğu için, bizim tarihinden kopmuş zavallı münevverler yutuyorlar. Tahsillerinde onlara öyle okutuluyor;
"Din afyondur, uyuşturur. Din, burjuvazinin emekçileri sömürme vasıtasıdır."
Avrupa'da öyle; kilise sömürüyor. Yıllar yılı sömürmüş. Sen onu görmüşsün, onu söylüyorun. Gel bir de Türkiye'ye bak. Gel bir de Peygamber Efendimiz'in zamanına bak. Gel bir de Musa aleyhisselâm'ın zamanına bak.
Firavun Musa aleyhisselâm'ın kavmini ne yapıyordu?
Bütün erkek çocukları kesiyordu!
Bütün çocukları kesiyordu! Erkek çocukları kesiyordu, kız çocukları bırakıyordu.
Var mı böyle şey? Sen Firavun'un taraftarı mısın? Yoksa o kesilen zavallıların taraftarı mısın?
Bunu herkes bilir, yalnız ben bilmem. Beni dinleyen bütün kardeşlerim Musa aleyhisselâm'ı da bilir, Peygamber Efendimiz'in zamanını da bilir de bir babayiğit çıkıp da;
"Ya sizin bu [söylediklerinizin] hepsi tepeden tırnağa saçma, hiç tarihî hâdiselere uymuyor. Gelin hangi tarih sayfasını açarsak, çevirelim bakalım, sizin dediğinize göre değil." diyemiyor.
Ve men lem yec'âli'llâhu lehû nûran femâ lehû min nûr. "Allah bir insana nur vermezse karanlıkta kalır, görmez."
Etrafını projektörlerle donatsan görmez.
İnsana Allah nur verecek.
O nasıl nur?
O basiret nuru. Allah insanın içine imanı verdi mi baktığı zaman dibini, köşesini görür, en karanlık yerini gösterir.
Fatiha-i şerife meal Besmele
Zikirle Uyuyan
Zikirle Gafletle Uyuyan
Yüz Salavat
Getirenin Mükafatı -
